Dolar 8,0580
Euro 9,6752
Altın 460,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
31°C
Parçalı Bulutlu
Pts 32°C
Sal 32°C
Çar 32°C
Per 27°C

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstiklal Marşı Milli Mutabakat Metnidir İslam Coğrafyasının Manifestosudur

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstiklal Marşı Milli Mutabakat Metnidir İslam Coğrafyasının Manifestosudur
REKLAM ALANI
A+
A-
26.02.2021
10
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy bir Osmanlı Cihan Devleti vatandaşı ve bu medeniyet hareketinin bir ferdiydi. Bir cihan devletinin hem ihtişamını görmüş bir alim, hem çözülmesini yaşamış bir muzdarip şair, bir sanatçı ve nihayet yeniden dirilişin bir oluşumu Türkiye Cumhuriyeti’nin de entelektüel çıtası yüksek bir aydını, bir yurtseveriydi.

İSYAN BASTIRAN MÜELLİF

Dolayısıyla hem 19. Asrı, hem de 20. Asrı görmüş ve yaşamıştı. Asya’nın tecrübeli aklıyla, Avrupa’nın taze fikirlerinin farkındaydı. Hep kendisi oldu. Hiçbir zaman kimlik ödünç almadı. Olduğu gibi göründü. İrfanı, imanı ve inancıyla ters düşmedi. Memleket severliği samimi, ilkeli, pazarlıksız ve bütüncüldü. Bu vatana ve insanımıza ait her güzellik, zenginlik ve değerler Akif’in şahsında ve eserlerinde mevcuttur. İşini her zaman en iyi yapan dürüst bir insandı.

Arnavut bir ailenin çocuğu olmasına rağmen, Türkçülerden fazla Türklüğünü seven bir milliyetçiydi. Ata dedelerinin toprakları olan Balkanlardaki parçalanmaları, göçleri, ihanetleri, yangınları ve katliamları yüreği kanayarak yaşamıştı. İstanbul’un batılı müttefik devletlerce işgal edildiğini görmüştü. Dört bir yandan kuşatılmış son vatan parçası Anadolu’nun İngiliz, Fransız, Yunan ve İtalyanlar tarafından işgal edilmesi üzerine başlayan İstiklal savaşımıza katılmıştı. Kara kışın ortasında İnebolu üzerinden Kastamonu ve Ankara’ya ulaştı. Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak halkı İstiklal Mücadelesine davet etti. Camilerdeki vaazlarında, ev ve kahvelerdeki sohbetlerinde halkı milli mücadeleye çağırarak onları yüreklendirdi. Hiçbir zaman ümitsiz olmadı, hep ümit var idi. Güven verir ve itimat edilirdi. Konya’da konuşmasıyla bu nedenle bir isyanı bastırdı. Bütün cephelere dağıtılan Sebilürreşat Dergisindeki şiir ve yazıları da aynı etkiyi yapıyordu. Çünkü Milletin ona inancı tamdı.

NEDEN KORKMA?

Türk yurdu işgal edildiğinde, milletin istiklal ve istikbali için bütün yürekler bir araya toplanmış, hep birlikte atıyordu. Şahsi ve indi husumetler ayaklar altına alınmış, meydanda sadece kardeşlik, dostluk, samimiyet bayrağı dalgalanmaya başlamıştı. Anadolu batılı işgal kuvvetlerine karşı tek bir yumruk olmuştu. Milli mücadele böylece kazanıldı. Mehmet Akif Ersoy Büyük Millet Meclisi’nin kurucu milletvekili olarak Burdur’dan mebus seçildi. Maarif Bakanlığı teklifini aşırı mütevaziliğinden dolayı kabul etmedi. İrşat Komisyonu Başkanlığına getirildi. Çünkü halkın, sokaktaki insanımızın eğitimi çok önemsiyor, cehaletle mücadele edilmesi gerektiğine inanıyordu.

Yarışmaya katılan onlarca şiirden, İstiklal Marşı dizeleri beğenilmemişti.  Akif, İstiklal Marşımızı onca ısrarlara karşı telif almamak üzere yazmayı kabul etti. Ortaya öyle bir metin çıkmıştı ki TBMM’nde defalarca ayakta alkışlanarak okundu. “Korkma” diye başlıyordu. Bu bir ayetti: “La Tahzen İnne Maal Asri Yüsran”. Kur’an Kerim’de Yüce Yaradan; “Üzülme, her zorlukta, birlikte bir kolaylık vardır. Kolaylık zorluğun içinde saklıdır” diyordu İslam Peygamberine. Nebi, Hazreti Ebubekir ile birlikte müşriklerden uzaklaşırken takip edilmiş, Hıra Mağarasında izine rastlanmıştı. Tam bu sırada bir güvercin yumurtası üzerine oturmuş, bir örümcek de mağaranın kapısına ağını sermişti. İz sürenlere ve müşriklere göre böylesi bir durumda İslam Peygamberi ve Hazreti Ebubekir’in mağaraya girmelerinin imkanı yoktu! Akif “Korkma” derken buna vurgu yapıyordu. Bütün yüreğiyle haykırıyordu. Ayrıca bilgisini, ilmini, birikimini, marifetini sergiliyordu.

İstiklal Marşımızdaki tema milli bağımsızlığımız, özgürlüğümüzdür. İnsanımızın ve ülkemizin temel düşünce ve kavramı bu marşta yatmaktadır. Mesela bayrak, mesela hakkı savunmak, iman ve vatan duyarlılığı, istikbale ümit ile bakmak, tarih şuuru ve fedakarlık. İşte bunun içindir ki en zor şartlar altında çeşitli cephelerde onca savaştan çıkmasına, yılgın ve yorgun olmasına rağmen, ümidini kaybetmeyen, yarınına güvenle bakan Türk Milletinin neler yapabileceğini hatırlatıyor İstiklal Marşımızda Mehmet Akif Ersoy.

MAZLUM VE MAĞDUR MİLLETLERİN MARŞI

Kor ateşin her zaman şafak şafak nasıl yakacağını göstermek mevcuttur İstiklal Marşımızda. Emperyalist Batılı Efendilere ve hempalarına insan ve medeniyet fotoğraflarını hatırlatmak vardır İstiklal Marşımızda. İstiklal Marşı’nda mey’us olmaya karşı meydan okumak vardır, sömürgeci Avrupalı ülkelere hürriyet ve “sömürüye hayır” dersi vermek vardır. İstiklal Marşı Milli Mutabakat metnidir. Türk milletinin bir uzlaşma kitabesi örneğidir.

İstiklal Marşımız İslam Coğrafyasının aynı zamanda bir manifestosudur.

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfımız İstanbul’da Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı Uluslararası Sempozyumu (10 Mart 2012) tertip etmişti. Kahire Şems Ayn Üniversitesi’nden genç akademisyen dostumuz Doç. Dr. Hazem Said Muhammet Montazir tebliğinde öyle bir husus hatırlattı ki hepimizin tüyleri diken diken oldu, ayakta selamladık bu delikanlı akademisyeni. Şöyle diyordu;

-Türk İstiklal Marşı sadece Türkiye’nin değil, bütün mağdur ve mazlum İslam coğrafyasının da İstiklal Marşıdır. Benim de İstiklal Marşımdır. Belki siz unuttunuz ama bugün Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı bu İstiklal Marşında hala Mısır’da kullandığımız onlarca kelime var, bunlarla günlük hayatımızda sürekli iç içeyiz. Birkaç örnek vermek gerekirse, mesela istiklal, mesela hürriyet, mesela şafak, mesela şüheda, mesela vatan, mesela millet.

İstiklal Marşı’nın kıtalarını kentlerimizin yönetimleri, aydınları mesela Eskişehir, Edirne, Kütahya, Uşak, Yeşil Bursa, Güzel İzmir, Balıkesir, Aydın ve İstanbul grafik ve resimlerle, kara kalemle çerçeveleyerek her biri ayrı ayrı bilgi ve belge taşıyan kart postal yaptı, özel günleri öyle kutladı. İstiklal Marşımızın 12 kıtasının konu edildiği son kart postal ise “Yadigar-ı Misak-ı Milli” adıyla arşivlerimize girdi (Mehmet Rüyan Soydan Arşivi).

TÜRKÇEYİ YÜCELEŞTİREN SANATÇI

Taklitten uzak, yeniliğe açık, sosyal gözlemci, medeni kalkınmacı, milleti için fedakar Akif’in kullandığı Türkçe, dilimizi yüceltiyor esasında. Dramalarında olsun (Meyhane, Kocakarı ve Ömer, Küfe, Hasta vs), destanlarında olsun ( Çanakkale, Asım vs.) Türkçenin en güzel örneklerini bulabiliriz. Buna tasavvuf, sokak, üniversite dahil 7 ayrı mekanda konuşulan Türkçemiz dahildir. Bulabiliriz diyorum çünkü bu Türkçe ile Akif’in Başyazarı olduğu önce Sıratımüstakim, sonra Sebilürreşat Dergileri aynı zamanda Yeni Delhi, Bakü, Kazan, Kırım ve Balkanlarda da hem yazarlara ve hem de okuyuculara sahipti. Hac Farizasını yerine getirmek üzere Mekke-Medine’ye doğru yola çıkan aydınlar önce İstanbul’a gelerek Eyüp Sultan’ı ziyaret ediyor, ardından hemen Cağaloğlu’ndaki Sebilürreşat Yazıhanesini. Sonra da güneye aşağıya doğru iniyorlardı. Bu Hac yolculuğu aylarca sürüyordu. Eğer Akif’in Türkçesine yeniden sahip çıkılsa Türk Dilini okuyan ve anlayanların sayısı da artacak. Tercüme faaliyetleri hızlanacak. Bugün UNESCO raporlarına göre; değişik şive ve lehçeye sahip olsalar da Türkçe konuşan insan sayısı 250 milyon, sıralamada da 5 veya 6.

İSKENDERİYE’DE İNGİLİZLERİN MÜSLÜMAN ESİR KAMPI

Her mısraı milletin hafızası olan İstiklal Marşı’nın Yazarı dürüst, ihlaslı, merhametli, vefalı, dost canlısı, cömert, cesur, inançlı, vatan sevgisi ile dolu, sır tutan, adil olan, itimat edilen, ilim, irfan ve iman sahibi, birkaç doğu ve batı dilini bilen Mehmet Akif Ersoy bir sene sonra seçime gidildiğinde ikinci dönem milletvekili olarak atanmadı! Üniversitedeki işine son verildi. İşsiz, parasız kaldı, karısı İsmet Hanım astım hastası idi ve Akif ayrıca sürekli tarassut altında takip ediliyordu. Kadim dostu Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’nın daveti ile Kahire’ye gitti, (1925) Hilvan’a yerleşti, Türk lobisi kurdu, üniversitede Türkçe öğretti talebelere. 11 yıl kaldı Mısır’da. Daha önce de (1912 ve 1924) iki defa Mısır’a gitmişti. Kahire Üniversitesi’nde ilk dersinde öğrencilerine şöyle diyordu;

-Sevgili Gençler.. Mısır’da 15 bin Osmanlı askerinin tutulduğu bir esir kampı vardı. Adı İskenderiye Seydülbeşer Kuveysna Osmanlı Usera-i Harbiye Kampı. 16. Tümen 48. Alay Osmanlı askerleri burada esirdi. Kampın komutanı İngiliz. Hekimi Ermeni. Bir müddet sonra Ermeni Doktor, İngiliz Komutana uluslararası arenada hiç dikkat çekmeyecek biçimde yağdan kıl çeker gibi bu kampın esirlerini halledeceğini belirtiyor! Bit ve mikrop kırma bahanesiyle krizol maddeli dezenfekte havuzu yapılıyor. Türk askerleri bu havuzlara sokuluyor. Başını suya sokan askerin gözü kör oluyor. Bunu fark eden diğer askerler havuzdan çıkmak isteseler de dipçiklerle yeniden başları suya sokuluyor. 15 bin asker görme özürlü oluyor ve sonra serbest bırakılıyor!. Aç, sefil, perişan bir vaziyette “Nereye giderseniz gidin!” deniliyor. Bu Milletlerarası esir hukukuna aykırı bir husus. Bunu unutmayın. Ülkenizi ve insanlarınızı sevin ve koruyun.

AKİF MESELENİN PEŞİNİ BIRAKMIYOR! ARAKAN MÜSLÜMANLARI DA NE?

Mehmet Akif Ersoy ilk defa Mısır’a gittiği yıllarda öğreniyor bu vahşeti. Milletvekili olarak parlamentoda görev yaptığı yıllarda diğer mebus arkadaşları Faik Bey, Edirne Saylavı Şerif Bey ve kendisi meclise bir araştırma önergesi veriyor (25 Mayıs 1921). Ancak İstiklal Savaşı ve yeni kurulan bir cumhuriyetin kurumlarının henüz oturmaması dolayısıyla bu araştırma önergesi kadük kalıyor.  Napolyon’un bu katliamı bildiği halde seyirci kaldığı, İngiliz General Sir İan Hamilton’un bölgedeki 135 bin kadar diğer esirleri de katarlarla Hindistan bölgesine Kalküta ve Yangon’a gönderdiği biliniyor. O yıllarda Pakistan yok, Hindistan var ve tamamen İngiliz işgali altında. Bölgeye İngilizlerce gönderilen 12 bin Osmanlı askerin de şehit olduğu sanılıyor. 1500 askerimizin mezarı bulundu. Bunların bir kısmı yavaş yavaş da olsa ortaya çıkarılıyor. Mektica’daki Türk Şehitliğinde 700 mezar olduğu arşivlere girdi. Bu gelişmeleri esir Tabip Binbaşı Necip Bey ortaya çıkarıyor. Bir mektup yazıyor. Mektuplar o dönemde önce Londra’ya gidiyor, sonra Kızılhaç aracılığı ile İstanbul Kızılay’a, buradan da eğer mümkünse ailesine ulaştırılıyor. Er Koşikavaklı İsmail de Balkanlardaki evine yazdığı mektuba cevap gelmeyince şüphe üzerine olay ortaya çıkıyor. Durumu İstanbul’a bir vesileyle bildiriyorlar. Merkezi hükumet böylece durumdan haberdar oluyor. Bu mektuplar hala İstanbul’da devlet arşivinde muhafaza ediliyor. Öte yandan başta Hindistan olmak üzere bölgeye getirilen Osmanlı esirlerine İngiliz komutan “Artık ülkenize döndünüz. Ancak savaşlar dolayısıyla her şey birbirine girdi. Aileler kayboldu. Sizler burada verilen toprakları işleyin, ürünlerinizi bizler satın alacağız. Evlenin, çoluk çocuğu kavuşun” diyorlar. Büyük bir bölümü de öyle yapıyor. İşte bunlar bugün yurtsuz ve vatansız olarak yaşamalarını acılarla sürdüren Arakan-Nyanmar Müslümanlarıdır. Nerede; merak ediyorum araştırmacılarımız, tarihçilerimiz, sinemacılarımız, romancılarımız, öykü yazarlarımız?

HASTA YATAĞINDA ANKARADAN ZİYARETÇİLERİ VAR

Bütün şiirlerinin ve çalışmalarının özeti olan İstiklal Marşı’nı Akif Safahat kitabına almadı. “Bu milletin malıdır.” dedi ve Kahraman Ordumuza ithaf etti.

“15 Gün daha vatanımdan uzakta gurbette kalsaydım, çıldırabilirdim” diyen Sanatçı Mısır’dan 16 Haziran 1936 günü Türkiye’ye döndü. İstanbul Karaköy rıhtımına yanaşan gemiden inen Akif’in sırtında uzun bir pardösü ve başında bir fötr şapka vardı!. Dostları karşıladı, dostları yerleştirdi. Her kesimden ziyaretçisi eksik olmuyordu.

Ankara hükumetine yakın önemli yazarlardan Hakkı Tarık Us ve Ruşen Eşref Ünaydın bir müddet sonra Akif’i hasta yatağında ziyaret ediyorlar. Hakkı Tarık Us diyor ki “Üstat, Gaziyle birlikte idim. Sizden sevgi ve sitayişle bahsetti. Güzel sözler söyledi. Ve hatta dikkat buyurun sözlerime “Kendilerine hissi bir adavetim yoktur. Eğer olsaydı, Türkiye’ye dönmesine müsaade etmezdim. İstiklal Marşı’nı da kaldırırdım.” Bu sözler karşısında Akif heyecanlanıyor ve Hakkı Tarık Us’a dönerek;

– Demek öyle. Hakkı Bey hatırlar mısınız? Biz Gaziyle harp sahalarında ön saflarda beraber gezdik, beraber yürüdük. Meclis’te kendilerini sonuna kadar destekledik. Bu böyle iken Gazi Hazretlerinin “adavet” kelimesini telaffuz etmesine hayret ettim. Beni memlekete sokmayabilirlerdi. Lütfettiler. Kendilerine minnettarım.

Mehmet Akif biraz dinleniyor, derin bir nefes alıyor ve sonra devam ediyor “İstiklal Marşına gelince onu kimse kaldıramaz! Nasıl kaldırılabilir ki? Meclis’te ilk okunduğu gün Tunalı Hilmi hariç herkes ayakta dinledi. Kendileri de dahil. İstiklal Marşı bir daha yazılamaz. Kimse de bir daha İstiklal Marşı’nı yazamaz. Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Ortalık biranda buz kesiyor.

2021, ON YIL ÖNCESİNE BENZEMEMELİ

Hamasetimiz, şehametimiz ve feragatimiz, gururumuz, yüksek seciye ve fazilet sahibi, insan-ı kamil İstiklal Marşı yazarı Akif!… Dilerim 2021 İstiklal Marşı’nın TBMM’de kabulünün yüzüncü yıldönümü 2011 Mehmet Akif Yılı’nda görülen hovardalığa, yalnızlığa, kısırlığa, bitmişliğe, yetersizliğe benzemez; ulusal ve uluslararası boyutta ses getirecek, yansıması güçlü olacak, her tarafta ve özellikle İstanbul’da İstiklal Marşı Yazarının hatıralarına sahip çıkılacak, Safahat’ın dünya dillerine tercümesi katlanarak artacak, dramaları sahnelenecek, Mehmet Akif Ersoy’un idealizmine ve karakterine uygun nesillere yatırım yapılacak bir yıl olur.

 

 

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.