Dolar 8,4613
Euro 10,0729
Altın 498,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Sıcak
Kilis
39°C
Sıcak
Cum 39°C
Cts 40°C
Paz 40°C
Pts 41°C

7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimleri Yaklaşırken

7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimleri Yaklaşırken
REKLAM ALANI
A+
A-
23.02.2015
34
ABONE OL

Mehmet YALVAÇ
Emekli Öğr. Üyesi

J.J. Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” adlı eseri 1756-1760 yılları arasında yazılmış. 1762’de basılmıştır. Kitap 1’de niyetim, insanları oldukları gibi, yasaları da olabilecekleri gibi ele alıp toplum düzeninde güvenilir ve haklı bir yönetim kuralı bulunup bulunmayacağını araştırmaktır. Bu araştırmada, adalet ile fayda birbirinden ayrı düşmesin diye, hakkın onayladığını çıkarın gerektiğiyle uzlaştırmaya çalışacağım.

Özgür bir devletin yurttaşı ve egemen varlığın bir üyesi olarak dünyaya geldiğim için, kamu işlerinde sözümün etkisi ne denli az da olsa, oy verme hakkım bana bu işleri öğrenmek görevini yüklenmeme elverir. Her ne zaman yönetim düzenlen üstünde düşünsem, araştırmalarımda kendi memleketimin yönetimini sevme konusunda yeni yeni nedenler bulup seviniyorum.

Rousseau eserinde çeşitli yönetim biçimlerini: Demokrasi, Aristokrasi, Monarşi ve Karma Hükümetleri ayrı ayrı açıklamıştır.

Demokrasi: Yasayı yapan, onun nasıl yürütülmesi ve yorumlanması gerektiğini daha iyi bilir. Onun için, yürütme gücünü yasama gücüyle birleştiren anayasadan daha iyisi olamaz gibi görünür: Ama aslında hükümeti birçok bakımdan yetersiz duruma düşüren budur. Çünkü birbirlerinden ayrılmaları gereken şeyler ayrılmamıştır. Kralla egemen varlık, aynı kişi olunca, adeta hükümetsiz bir hükümet kurmuş olurlar.

Yasaları yapanın onları yürütmesi iyi olmadığı gibi, halkın tümünün birden dikkatini kamu işlerinden çevirip özel işler üzerinde toplaması da iyi değildir. Özel çıkarların kamu işlerini etkilemesinden daha tehlikeli bir şey olamaz. Hükümetin yasaları kötüye kullanmasından gelecek kötülük, kişisel görüşlerin kaçınılmaz sonucu olarak yasacının ahlakça bozulması yanında, devlet özünde bozulduğu için, hiçbir yenilik yapılamaz.

Toplum düzeni bütün diğer hakların temeli olan kutsal bir haktır. Tabiattan gelme değildir, sözleşmelere dayanmaktadır. Bu sözleşmelerin neler olduğunu da bilmek gerekir. Güç hak yaratmaz ve insan ancak haklı güce boyun eğmelidir. Keyfe bağlı bir yönetimin meşru bir yönetim olabilmesi için, halkın onu kabul etmeye veya etmemeye yetkisi olmalıdır. Ancak o zaman, yönetim keyfi olmaktan çıkar.

Özgürlüğünden vazgeçmek, insan olma niteliğinden, insanlık haklarından, hatta ödevlerinden vazgeçmek demektir. Her şeyden vazgeçen insanın hiçbir zararını karşılama imkânı yoktur. Böyle bir vazgeçme insanın yaradılışıyla uzlaşmaz. İnsanın isteminden her türlü özgürlüğü almak, davranışlarından her çeşit ahlak düşüncesini kaldırmak demektir.

Ne çeşit bir yönetim altında olursa olsun, yasayla yönetilen her devlet cumhuriyettir. Çünkü o zaman işleri yöneten halkın yararıdır ve halk da önemli bir varlıktır. Her meşru hükümet cumhuriyetçidir.

Gerçek demokrasi hiçbir zaman var almamıştır ve olmayacaktır. Çoğunluğun yönetmesi ve azınlığın yönetilmesi doğal düzene aykırıdır.

Platon da “DEVLET” adlı eserinde adaletli davranmak gerektiğini şöyle açıklıyor:

– Adaletli davranmak herkese hak ettiğini vermektir.
– Başka insanlara zarar vermemek gerekir.
– Yasa yaparken çıkarların korunması gerekir.
– Adalet haklılıktan yana olmak gerekir.
– Devleti yönetenlerin kendilerine fayda sağlamaması gerekir gibi devlet yönetimi ile ilgili çeşitli konularda açıklamalarda bulunmuştur.

Montesquieu “KANUNLARIN RUHU” adlı eserini 1748’de bastırmıştır. Cumhuriyetle idare, milletin tümünün birden ya da milletin bir parçasının idareyi elinde bulundurmasıdır. Cumhuriyette, idare yetkisi tüm milletin elinde olursa buna demokrasi denir diyor.

Egemenliği elinde bulunduran millet layıkıyla yapabileceği her şeyi bizzat kendisi yapmalı, layıkıyla yapamayacağı şeyi de temsilcilerine yaptırmalı.

Bu temsilciler bizzat millet tarafından seçilmezse milletin malı sayılmazlar. Şu halde, milletin temsilcilerini, yani memurlarını seçmesi bu hükümet şeklinin temel düsturlarından biridir. Cumhuriyet hükümeti bir meclis ya da bir senato tarafından yönetilmeye muhtaçtır.

Siyasi devlette vatan sevgisi kişiyi iyi ahlaka doğru, iyi ahlak ise vatan sevgisine doğru yönetir. Özel tutkularımızı gidermek imkânlarımız ne kadar az olursa kendimizi o nispette genel tutkulara veririz.

Bir demokraside cumhuriyet sevgisi, demokrasi sevgisi; demokrasi sevgisi de eşitlik sevgisidir.

Demokrasi sevgisi bir de azla yetinme sevgisidir. Herkesin demokraside aynı mutluluğu, aynı menfaatleri olacağından, aynı zevkleri tatmaları, aynı umutları beslemeleri gerekir; bunu da ancak bütün vatandaşların azla yetinmesinden beklemek gerekir.

Azla yetinme sevgisi, bizde, ailemizin geçimini sağlayacak kadar kazanma, fazlasını da vatana verme sevgisini uyandırır. Fazla servet vatandaşın yalnız kendisi için kullanamayacağı bir kuvvet ve kudret sağlar ona; faydalanmağa kalksa eşitliği bozar. Fazla servet ona, faydalanmaması gereken bazı zevkler de sağlar; bu zevklerden faydalanmağa kalksa yine eşitliği bozmuş olur.

Nasıl din Tanrılara adanan şeyleri takdim edenlerin ellerinin temiz olmasını isterse, kanunlar da çoğunu vatanına vermek için kişide azla yetinmesini bilen bir ahlak ister.

Saltanat hükümetleriyle zorba devletlerde hiç kimse eşitlik iddiasında bulunamaz; hatta hiç kimse böyle bir’ şeyi aklından geçiremez.

HÜRRİYET NEDİR?

Doğru, demokrasilerde millet her istediğini yapıyormuş gibi görünür ama siyasi hürriyet her istediğini yapmak demek değildir. Bir Devlette, yani kanunları olan bir toplumda, hürriyet, ancak istememiz gereken şeyi yapmaktan ibaret olmalı yoksa istemememiz gereken şeyi yapmaya zorlanmaktan değil.

Bağımsızlığımızın ne olduğunu, hürriyetin ne olduğunu iyice kafamıza yerleştirmeliyiz. Hürriyet kanunların müsaade ettiği her şeyi yapmak hakkıdır. Bir vatandaş kanunların yasa ettiği şeyi yapabilseydi hür sayılmazdı o zaman. Çünkü öteki vatandaşların da aynı yetkiyi kullanmaya hakları olurdu.

Bundan 250 yılı aşkın: zamanlarda batılı filozofların demokrasi hakkındaki düşüncelerini çok kısa olarak vermeye çalıştık.

ÜLKEMİZDEKİ SEÇİM KANUNLARI

Ülkemizde çok partili döneme geçtikten sonra milletvekili seçimlerinde çoğunluk sistemi uygulanıyordu. Seçmen oy verirken istediği partiye oy verme hakkına sahipti. Milletvekili adayları önseçimle sıraları belirleniyordu. Seçmen oy verdiği partinin milletvekili sıralamasını değiştirdiği gibi başka siyasi partinin milletvekili aday veya adaylarını iptal ettiği adayın yerine yazabiliyordu. Bu sistem 1960 yılına kadar devam etti.

1960 yılından sonra yeni bir anayasa 1961 yılında yürürlüğe girdi. Bu anayasada seçim sistemi değiştirildi. TBMM iki meclisten oluştu. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan oluşmaktaydı. Seçim kanunu nispi temsili sistemdi. Milletvekili aday adayları parti delegelerinin katıldığı önseçimle belirlenirdi. Siyasi partilerin aldığı oyların hepsi değerlendiriliyordu. Bize göre daha demokratik bir sistemi. Bu sistemde de tercihli oy kullanmak suretiyle sıralama da değişebiliyordu. Alt sıralardaki bir adaya verilen tercihli oy nedeniyle üst sıradaki adayın yerine seçilebiliniyordu.

12 Eylül’den sonra 1982 Anayasası yürürlüğe girdi. Bugünkü seçim sistemi uygulanmaya başladı. Bu seçim sisteminde milletvekili adaylarını siyasi partilerin genel merkezleri belirledi. Son seçimlerde bir kısım siyasi partiler ön yoklama adı altında bir seçim yapmalarına rağmen aday adayı ne oy alırsa alsın son kararı yine parti genel merkezleri vermektedir. Bu uygulama demokratik bir yöntem değildir. Benzer durum rektör seçimlerinde de uygulanmaktadır.

Ülkemizdeki siyasi partilerin milletvekili aday adaylarını belirlemedeki ön yoklama veya önseçim sisteminin, gerekse demokrasiyi tam olarak temsil etmeyen % 10 barajlı seçim sistemi bundan sonraki seçimlerde değişmiş olur. Koalisyon hükümetlerinin geçmiş yıllarda hatları olmuştur. Yapılan hatalar bugünkü yönetimi iktidar yaptı. Koalisyonlar hata yaptı diye gerçek demokrasi nasıl yerleşecektir? Ülke olarak demokrasiden ayrılırsak yönetimin adı demokrasi olmaz. Yanlışı desteklemek de doğru değildir. Aydın bir vatandaş olarak gelişmiş ülkelerdeki demokratik yönetimin ülkemizde de uygulanmasını isteriz. Geçmişten günümüze ülkemize hizmet edenleri saygıyla anarız. Geçmiş dönemlerdeki yapılan hatalara tek taraflı bakmamak gerekir. Olayları karşılıklı ilişkiler içinde değerlendirmek bizleri doğruya götürür.

Ülkemizde 7 Haziran 2015 genel milletvekili seçimleri için yapılacak aday belirleme seçimlerinde, gerekse genel milletvekili seçimlerinde tüm seçime katılacak parti ve adaylarına başarılar dileriz.

Ülkemizde ve Kilis’te yapılacak aday belirleme yoklamalarında aday adaylarının birbirlerine karşı saygılı davranmaları gerekir. Birbirlerini kırıcı ağır eleştirilerden kaçınmalarını öneririm. Gerek ön yoklama sonunda ve gerekse genel seçim sonunda milletvekili seçilenleri diğer seçilemeyen adayların demokrasinin gereği olarak tebrik etmelidirler. Bu adayların yalnız kendi partileri için olduğu kadar, diğer parti aday ve milletvekili seçilenleri tebrik etmek bir erdemliliktir.

Basından öğrendiğimiz kadarıyla Kilis’te de milletvekili aday ve aday adaylarından tanıdık ve arkadaşlarımız vardır. Tüm adaylarımıza başarılar dilerken genel seçim sonuçlarının ülkemiz ve milletimiz açısından hayırlı olmasını dileriz. Allah ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmasın diyoruz.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.