Dolar 32,8221
Euro 35,1421
Altın 2.449,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 34°C
Hafif Yağmurlu
Kilis
34°C
Hafif Yağmurlu
Paz 37°C
Pts 37°C
Sal 38°C
Çar 36°C

Aforizma…

Aforizma…
A+
A-
09.10.2018
389
ABONE OL

Mahmut KANMAZ

 

Selam ve sevgilerimi sunarak, bir yazımda daha birlikte olmanın, kıvancını yaşıyorum sevgili arkadaşlarım.
Bugün, aforizmalar dünyasına girecek, çeşitli konularda söylenmiş birçok özlü ve hikmetli sözleri, beğenilerinize arz edeceğim kısmet olursa…
Ancak, daha önce kısa bir açıklama yapmama izin vermenizi rica ediyorum.
Bildiğiniz gibi, bundan önceki beş adet yazımı, (Makbuz, Mitral, Tombiko, Nişan ve Düğün) sevgili ve rahmetli eşim GÖNÜL’le benim, tanışmamızla başlayıp güzel bir düğünle neticelenen, döneme ayırmıştım. Ha bu arada dün söylemeyi unuttum. Eşimin ta çocukluğundan itibaren, hiç ayrılmadığı ve çok sevdiği arkadaşı, sevgili Hülya Çalışal Ekmekçi, düğünde de bir an bile yanından ayrılmayarak, onun adeta nedimesi gibi bir durumdaydı. Ona da sağlık ve güzellikler dilerim… Sağ olsun, söylemesem olmazdı.
Şimdi bunları, yani bizim Gönül’le ilgili konuları sürdürmek, belki arzu edilebilir. Ancak, kabul edersiniz ki, anıları yeniden gün yüzüne çıkarmak, bir “günlük” periyodunda bunları dile getirmek, manen beni çok yorar inanın. Zira her şey bana çok yeniymiş gibi geliyor. O günleri bir kez daha anımsamanın duygusal yükü, bana ağır gelebilir… Belki zaman içerisinde, bunları aralara serpiştirme şeklinde, bir şeyler yapılabilir. Kaldı ki, tam dört kez, çok önemli ameliyatlar geçirdi. Bunların anlatımı, bana çok zor gelebileceği kadar, sizleri de o atmosferin içine çekmeyi hiç istemem. Hayatımız hep mi hastanelerde geçti? Tabi ki hayır… Biraz da onun size farklı yönlerini, mizah anlayışını, kendine özel, orijinal yapısını belirtmek isterim.
Bir kere, inanılmaz pozitif bir insandı her şeye karşın. Güler yüzlü, yapıcı, çalışkan, zarif ve oldukça naif bir kişiliğe sahipti. Yaşama isteği anlatılamazdı.

Burçlardan pek anlamam ama 11 Aralık, doğum günü olarak, “Yay” burcunun bütün özelliklerine sahip olduğunu hep söylerdi.
Evet, dediğim gibi zamanla onun gerçekten çok özgün taraflarını sizlerle paylaşmak isterim. Ama şimdi değil.
Bugün sizlere, içerdiği derin anlamlarla yer yer bizleri düşündüren, bazen şaşırtan, bazen de gülümseten özlü sözlerden bir demet sunacağım değerli dostlarım. Yani çeşitli aforizmalardan seçmeler yapacağız hep birlikte…
Bir fikre sahip olmak için insanın, önce bilgiye haiz olması gerekir. Ancak her bilgi de, kişide gizli kalmamalıdır. Yani bilginin paylaşılması esastır. Onun için, Sadi Şirazi, “Ne kadar okursan oku, o ki bilgine yakışır şekilde davranmıyorsan, cahilsin demektir” diyerek bilginin önem ve değerini ortaya koymuştur.

Bertrand Russell da “Az şey bilenler, daha çok savunmada olurlar” açıklamasını yaparak, konuya açıklık getirir kendince.
“Cahil kişi, gülün güzelliğini görmez de gider dikenine takılır” diyen Hz. Mevlana, bu kez bir başka sözünde, eşine seslenir ve ona övgüler dizer.
“Sen benim bu günüme şükrüm, yarınıma dua edişim, azla yetinişim ve çoğa göz dikmeyişimsin.”
Hz. Mevlana yeri gelir bazen de nezaketten dem vurur ve gülmeyle nezaket arasındaki ince çizgiye dikkat çeker: “Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden de zekasını ve seviyesini anlayabilirsiniz” der.
Güzel, anlamlı, çarpıcı ve de aykırı söz söyleme sanatı olan, aforizmaların, hemen hemen bütün konularda söylenegeldiği bir vakıadır. Bilim ve bilgi, bunlar arasında başta gelir.
Çin bilim adamı Lao Tsu, “Bilenler konuşmuyor, konuşanlar da bilmiyor” derken, bazen de kişinin sahip olduğu zekâ potansiyelinin çerçevesini çizer bize. “Küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları ve büyük beyinler de fikirleri tartışır…” Çiçeron da, bilim ve ilimin olmazsa olmazı olan kitaplardan yola çıkarak şöyle der: “Bir bahçe ve kitaplığın varsa, hiçbir eksiğin yoktur.” Gerçekten de önemli bir konu kitap ve
okumak sevgili arkadaşlarım.
Clavdius adlı bir bilimci de “Her bildiğini söyleme. Ancak her söylediğini de bil” diyerek, bilmek ve söylemek üzerine görüşlerini ortaya koyar. Yine büyük alim, din bilgini ve düşünür Hz. Mevlana da, her işin başının sabretmekten geçtiğini ve sabır neticesinde, insanların hangi mertebelere varacağını şöyle özetler bizlere:
“Her şeyin sırrı sabırdır…
Acıya sabredersin, adı metanet olur
Açlığa sabredersin, adı oruç olur
İnsanlara sabredersin, hoşgörü olur
Dileğe sabredersin, adı dua olur
Duygulara sabredersin, gözyaşı olur
Özleme sabredersin, adı hasret olur
Sevgiye sabredersin, adı aşk olur
Yardıma sabredersin, minnet olur ve
Zulme sabredersin, adı tevekkül olur.”

 

Halk ozanı ve Hak aşığı, Yunus Emre de “Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi vardır” derken, bir başka öğüt içeren ifadesinde de “Küçük insanlar dengini, büyük insanlar ise kendini arar” buyurmuştur… Yine aynı Yunus, bu kez bizlere, yaşamın sihirli üç anahtarını veriyor değerli dostlarım: “Eğer ilerde bir gün keşke demek istemiyorsan, şu üç şeyi doğru seçmelisin, eşini, işini ve arkadaşını…”
Bir bilen demiştir ki; “Uğruna fedakârlık yapmadığın sevgiyi, yüreğinde taşıyıp da kendine boş yere yük etme…”
Ne güzel ve anlamlı bir söz değil mi?…
Charles Bukowski de “Üzülme, kaybettiğini sandıkların, belki de kurtulduklarındır” diyerek, her şeyde bir hayır aramanın faziletini ortaya koymuştur. Yine, Ariyeh Frimer adlı bir ilim adamı, kıyaslamanın erdemini anlatıyor bizlere…
“İyi bir soruyla yaşamayı, kötü bir cevapla yaşamaya tercih ederim.”
Bir başkası da sevgi dünyasına dalmış ve güzel duyguya ironik bir anlam getirmiştir. “Seni sevdiğim kadar ibadet etseydim eğer, cennette köşküm olurdu.”
Büyük ve ünlü şairlerimizden, Cemal Süreya da, aynı ironiye devam ediyor gibidir, bir öğretmen edasıyla;

“Yoklama alıyorum sessiz olun!…
Kaygı……….. “burada!…”
Hüzün……….. “burada!…”
Yalnızlık…….. “burada!…”
Mutluluk……. “YOK”!…”

Aynı şair, bu kez ‘sevgi’ üzerine eğilir: “Keşke şöyle yapsaydım, belki severdi deme. O senin için ne yaptı da, sevdin onu sanki… Akıl işi değil bu, GÖNÜL sevdi mi, gerisi bahane…”

Evet sevgili arkadaşlarım, yaşamın çeşitli aşamalarına yönelik olarak sizler için derlediğim, bir demet “aforizma” konulu yazımızı, yine denenmiş ve test edilmiş, çok değerli bir üçlü formülle, bitirelim istiyorum.
“Şu üç şeyi asla unutmayın: Sevgi, saygı ve güven… Saygının olmadığı yerde hakaret, sevginin olmadığı yerde nefret ve güvenin olmadığı yerde de ihanet vardır.”

Bir başka güzel konuda ve bir başka gönül dünyasında yeniden sizlerle birlikte oluncaya kadar, sevgi, saygı ve güven duyguları hiç eksik olmasın yüreğinizden.
Sağlıkla ve huzurla kalınız.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.