Dolar 8,1772
Euro 9,8359
Altın 468,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

Ağlama Yüreğim Yar Gelmez, Gelse De Artık Fark Etmez

Ağlama Yüreğim Yar Gelmez, Gelse De Artık Fark Etmez
REKLAM ALANI
A+
A-
10.01.2021
11
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

 

Yirmi sene gurbet kahrı az mıdır?

Bilmem ki ne için gezer ağlarım

Mevsimi şaşırdım bahar yaz mıdır?

Ayları yıllara dizer ağlarım…

 

Derdimi diyemem yürekten doldum

Yitirdim aklımı gayrı del’oldum

Hasret gözyaşına düştüm boğuldum

Azrail’e mektup yazar ağlarım…

 

Devran Baba ayrı kalmış yurdundan

Hasta yatağına düşmüş derdinden

Ölse ağlayanı yoktur ardından

Vefasız dostlara kızar ağlarım… (Âşık Devrani)

 

Selam, sevgi ve saygılarımı arz ederek, bir yazıma daha başladım bile değerli arkadaşlarım

Bugün, Âşık Devran Baba’nın dizelerinden de belli olduğu üzere, insani hallerimizin en yoğun yaşandığı bir durumdan söz edeceğiz kısmet olursa.

Ağlamak ve ağlatmaktan bahsediyorum.

İnsanın duygu yoğunluğunun en üst noktada olduğu zamanlardan yani…

İstemli ya da istemsiz olarak gözlerden akan yaşların nedenlerini araştıracağız.

Niçin ağlarız? Kimler ve neden ağlatır bizleri. Gözyaşlarımıza niçin hâkim olamayız bazen, işte bunlar olacak bugünkü yazımızın ilgi alanı.

Bunu da, her zamanki gibi kendi dağarcığımdaki bilgilerden yola çıkarak, şarkı ve türkü sözlerindeki hüzünlü öğeleri ifade ederek ve mevzu hakkında kelamları olan bilim ve ilim insanlarının değerli fikirlerini miks ederek yapacağız inşallah.

Ayrıca, yüreği katre katre duygu dolu olan bazı kıymetli şairlerimizin gönül dünyalarına misafir olarak da, bütün bu dediklerimizi bir potada eritmenin derdinde olacağız.

O zaman vira bismillah başlayalım…

 

“Dünya güzel olsaydı

Doğarken ağlamazdık

Yaşarken temiz kalsaydık

Ölünce yıkanmazdık…” demiş merhum şair Necip Fazıl Kısakürek.

Doğru değil midir?

Bence doğru. Zira her insan doğumundan itibaren, bir yaşam mücadelesi içine girmekte ve mutlu günleri de olsa, acılarla, gözyaşlarıyla daha bir cebelleşmekte sanki.

Zordur hayatın her aşaması. Binbir badireler atlatır insan.

Acılarla ve kayıplarla yüzleşir bir zaman. En yakınını yitirir ağlar, içine akıtır yaşlarını.

Ayrılıklar gelir başına. Hasretlik duyar o zaman. Yine ağlar.

Gurbet yollarına düşer hiç ummadığı bir anda. Zor gelir yaban ellerin halleri ona ve oturur ona da ağlar.

Yüreğine birileri gelip oturuverir apansız. Mutlanır. İçi içine sığmaz olur.

Bu sefer mutluluktan ağlar.

Her şey ne iyi gidiyor derken, çeşitli nedenlerle ayrılıklar yaşanır.

En sevdiğinden kopar, yüreğine kan otursa da. O zaman ne yapar?

En kolay yaptığı şeyi yapar ve yine ağlar.

Zira başka bir yolu yoktur bu işin.

Öyle düşünür ve der ki o zaman, “Ağlamanın çare olmadığını biliyorum aslında.. Ancak, ağlamaktan başka çarem olmadığını da…”

Yeri gelir bir durum muhakemesi bilem yapar insan. Kendi hal ve ahvalini koyar bir mercek altına ve kendiyle hesaplaşır sanki.

Her şeyi bilir aslında. Neden bu hallere duçar olduğunun farkındadır ve döker duygularını bir kâğıda, anlayana anlatır içinden geçenleri.

Acılar insanı daha güçlü kılar dediler;

Başladık her şeye “Eyvallah” demeye.

Gidene eyvallah…

Yorana eyvallah…

Kırana eyvallah…

Yerden yere vurana, eyvallah dedik.

Ne çok alttan aldık her sözü;

Ne çok tahammül ettik.

Güçlü olalım derken, suçlu olduk.

Göz ardı edildik.

Velhasılıkelam,

Hüzne hüküm giydik.

Suratlarımızla beraber,

Yüreklerimizi de idam ettik.

Biz, kendimize yazık ettik…

Evet, hüzünlü bir şair yüreğin duyguları aynen böyle sevgili arkadaşlarım. Ellerine ve yüreğine sağlık… Teşekkürler.

Ne yapsak olmaz bazen. Hani doluya koysak taşacak, boşa koysak dolmayacak bir hallerde olur durumlar. Geriye tek çare kalır o zaman da. Çekip gitmek bir yerlere…

Çözüm müdür uzaklaşmak? Bilmeyiz encamını ama dedik ya, yoktur bir başka oluru bu işin. Anlatır zaten sihirli dizeler.

Bazen gitmek istiyor insan, çok uzaklara.

İçine attıklarının silinmesi için.

Aklının durulup, yüreğinin dinlenmesi için.

Ve varlığıyla mutlu edemediği insanların, yokluğunda kıymetini bilmesi için.

Bazen mesafeye ihtiyaç duyuyor insan.

Tekrar kendine gelebilmesi için…

Giden gelir mi, kalan ona geri döner mi?

Bunlar birer muamma. Ama şunu iyi bilir ki, değişen bir şey olmayacaktır geri dönse de.

Çünkü kırılan ve kanayan bir kalbin tamiri çok zordur gerçekten.

Diyor ya sevgili Nilüfer bir şarkısında:

 

“Ağlama yüreğim yar gelmez

Gelse de artık fark etmez.

Ha döndü dönecek, ömür bitiyor

Kış ortasında bahar gelmez.

 

Kaçıncı darbe bu

Bu kaçıncı perde

Anlamıyor yüreğim

Gel de kendin söyle.

 

Bilirim son perde bu

Haydi git sakın durma

Tanıdım birçok gideni

Senden önce vefasızca…

 

Ayrılık kol geziyor

Acılar pek yakında

Bu filmi görmüştüm ben

Senden önce defalarca…”

 

Hep deriz, kadınlar naiftir diye.

Kırmaya incitmeye gelmez. Hele de üzüp ağlatmaya… Bir çiçektir onlar koklamasını bilene.. Bazen de al gonca bile olsalar, hoyrat ellerde koparılırlar dalından ve solmaya bırakırlar.

Kadın yüreği bilir bunları ve unutmaz kendini üzeni ve ağlatanı. Gönlüne söz dinletemese de, tuz basar yarasına ve sıfırlar her şeyi bir anda. Der ki bir kardeşimiz, tam da bu mevzuya vurgu yaparcasına.

“Zannetmeyin ki, bir kadın güçsüz olduğu için ağlar. Hayır!…

Ağlamak, bazı kadınlar için nadide bir meziyettir. Onlar elleriyle, hem akan gözyaşlarını ve hem de onu ağlatanları silerler hayatlarından…”

Ağlamak zordur aslında. Allah kimseyi ağlatmasın sevgili arkadaşlarım.

Ben mesela, öyle kolay kolay ağlayamam. Ama yaş ilerledikçe daha hassas oluyor insan. Şimdilerde, sanki dokunsanız dahi ağlayacak moddayım. Bilemiyorum.

Hayatın yükü çöküyor omuzlarınıza.

Taşımak için güç lazım. Hani gençlikte daha dirençli olurken, sonraları insanda ne direnç kalıyor ve ne de tahammül.

Bazen olur ya hani, ağlamak istersin de ağlayamazsın bile. Gözünden bir damla yaş gelmez olur. İçin kan ağlıyordur ama yüzün ifadesizdir, donuktur, tepkisiz ve anlamsızdır. Bilin ki o zaman, ne fırtınalar esiyordur derinlerde bir yerlerde…

Zaten söylemiş birileri, “Ne çok ağladım ben, bilir misiniz? Tek damla gözyaşı bile dökmeden…”

Çoğu zaman da iç çeker insan. Yani gözlerden yaş gelmemesine koşut olarak diyorum… O hallerde de, yaşları tutabilene aşkolsun. Bir pınar gibi boşalır ve akar.

Geceleri çeker yorganı başına kadar ve ısıra ısıra ağlar o yorganı. Hani kimselere de göstermek istemez gözyaşlarını. Bir de öyle bir durum vardır. Yaşayan biri, anlatır bu halleri…

“Ağlamak zor değil de, hani kimseler duymasın diye ve de nefesini tutarak, iç çekersin ya acı acı. İşte asıl odur zor olan şey.” Gözyaşlarının en büyük nedeninin yürek yangını, aşk ve sevda olduğunu çok iyi bilir herkes. Zira “Aşk ağlatır, dert söyletir” derler. Çok doğru bir sözdür bu.

Bakınız, İhsan Turhan adlı duygu yüklü bir şair kardeşimiz neler diyor. Buyurunuz:

 

“Biliyor musun sevgili?

Seni her düşünmem

Güller açtırmalıyken içimde

Bulutlar aşk mavisine

Rüzgârlar melteme dönmeliyken

Hayalinle şenlenmeliyken düşlerim

Tarifsiz bir fırtına ve

Vurgun saatleri başlıyor

Nedense içimde.

Gökyüzü ağlıyor

Tüm şehir ağlıyor

Hayaller ağlıyor benimle

Ve sen sevgili

Gözyaşım oluyorsun gözlerimde

Ve sen sevgili

Tarifsiz bir yangın oluyorsun yüreğimde…”

 

Allah herkese mutlu, huzurlu, ayrılıklardan uzak, güzel günler göstersin derken, bugünkü yazımızın da sonuna yaklaştığımızı hatırlatmak isterim.

Mevzu derin ve elde malzeme çok.

O zaman söylemek istediklerimizin geri kalanını bir sonraki yazımıza bırakalım izninizle. Yazı çok uzamasın. Okurken sıkılmayın. Arkası yarın kıvamında olsun her şey… Kısacası, tadımlık olsun bugünlük.

Yine bilindik bir konu ve yine gözyaşı içeren bir şarkının anlam zenginliğiyle bitirelim sözlerimizi. Hakan Altun’un çok sevilen bir eseri bu:

 

“Bir anda bırakıp gitti

Ardına bakmadan terk etti

Hain bir pusuda vurdu ikimizi

Yalnızlığımıza hapsetti.

Bu gönül oyununu beceremedik seninle.

Bizi yıktı mahvetti.

Ağlamak yok yüreğim

Sızlamak yok yüreğim

Ne acılar yaşadık biz seninle

Haykırmak yok yüreğim.

Yalvarmak yok yüreğim

Bu acıya da katlanırız seninle…”

 

Yüreğinizden sevgi, bedeninizden sağlık ve yüzünüzden gülümseme eksik olmasın. Ağlamak nedir, acı nedir bilmeyesiniz hiç.

Böyle umarım. Böyle isterim Allah’tan herkes için…

Tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalın ve Allah’a emanet olun değerli dostlarım ve sevgili arkadaşlarım.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.