Alâeddin Yavaşca’nın Musiki Dehasını Ortaya Koyan Eser: Kimseyi Böyle Perişan Etme Allah’ım Yeter

10 Oca 2018 Çar 9:36
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri:

Alâeddin Yavaşca’nın Musiki Dehasını Ortaya Koyan Eser: Kimseyi Böyle Perişan Etme Allah’ım Yeter

Metin MERCİMEK

 

“MÜZİĞİ SEVMEYENE İNSAN DEMEMELİ, ONU SEVEN ANCAK YARIM İNSANDIR; MÜZİK YAPANSA, TAM İNSAN.”
(GOETHE)

Ulusal kültürümüzün önemli bir değeri olan Türk Musikisi, Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri ve Yakın Doğu’da geliştirdikleri bir sistemdir. Bu sistem, belirli dönemlerde gelişme göstermek suretiyle başarıyla devam etmiştir. Günümüze kadar gelen bu sürecin son temsilcisi ise, Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca olmuştur.
Dahi kavramı denildiği zaman, meraklı, dikkatli, başarılı, açık fikirli ve hayal gücü gelişmiş kişiler aklımıza gelir. Aslında kimin dahi, kimin olmadığı tartışılabilir. Ancak titizlikle ele almış olduğum “Kimseyi Böyle Perişan Etme Allah’ım Yeter” eserinin hikâyesine bir göz attığımız zaman, tartışmaya açık bir yönü olduğunu görürüz. Dr. Rahmi Duman’ın başından geçen acı olayı, Alaeddin Yavaşca’nın hüzünlü bir şekilde bestelemesi, yani “Bir başkasının duyduğu acıyı kendi nağmeleriyle ortaya koymuş olması” düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Bu durumda besteyi yapan kişinin de, üstün bir dehaya sahip olup olmadığı tartışılabilinir.
Söz konusu gerçek hikâye, Dr. Rahmi Duman tarafından yaşanmış ve sözlerini de kendisi kaleme almıştır. Dr. Rahmi Duman, bu olayı yaşarken en iyi dostu ve meslektaşı olan Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca’yı haberdar etmiş ve ortaya çıkan üzüntüyü birlikte paylaşmışlardır. Kaleme alınan şiir, tamamen olayın kendisinden kaynaklanmıştır. Aruz vezni kalıbında ele alınan bu şiiri Yavaşca, Düyek usulünde ve Hicaz makamında 22 Haziran 1975 tarihinde İstanbul Büyükçekmece’de bestelemiştir.
Şimdi gerçek bir yaşamı ele alan “Kimseyi Böyle Perişan Etme Allah’ım Yeter” eserinin hikâyesi, İstanbul Kilis Vakfı Genel Kurul Toplantısı’nda, Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca tarafında hem icra edilmiş hem de anlatılmıştır. Acı dolu bir yaşam öyküsü içinde geçen bu eserin hikâyesini hep birlikte görelim.
Dr. Rahmi Duman, evliliğe çok geç adım atmış ve kendisinden küçük bir bayanla evlilik yapmıştır. Yıllarca çocuk hasreti çeken Rahmi Duman, bir evlat sahibi olmanın mutluluğunu çok arzu etmiş ve eşinin hamile kalmasıyla o dileği yerine gelmiştir.
Diğer taraftan, Alaeddin Yavaşca’nın  ve Dr. Rahmi Duman’ın hekimlikle ilgili beraberlikleri, her ikisine de güzel bir dostluk kazandırmıştır.
Bu iki değerli insanın dostlukları devam ederken, Rahmi Duman’ın hamile olan eşinin doğum kontrolünü Yavaşca üstlenmiş ve doğum yapılmak üzere hastaneye yatırılmıştır. Bu geçen zaman içerisinde, doğum yaptıran Yavaşca’nın eline çok sağlıklı bir erkek bebek düşer. O sırada sabırsızlıkla doğumhane kapısında bekleyen Rahmi Duman, baba olmanın mutluluk haberini duyunca öylesine sevinir ki, şaşkınlığı heyecana, heyecanı da mutluluğa dönüşür.
Aradan yıllar geçer, çocuk büyür 6 yaşına basar. O yıllarda yurdumuzun her tarafında boykotlar, adam kaçırmalar gibi olumsuz hareketler başlar. Bilhassa İstanbul ilinde bu olay, daha yoğun bir şekilde kendini gösterir. O sırada büyüyen 6 yaşındaki çocuk, bilinmeyen kişiler tarafından kaçırılır. Derin bir üzüntü duyan anne ve baba, çok zor buldukları bu evlatlarına kavuşabilmeleri için yoğun bir gayret gösterirler. Ne var ki, çocuktan hiç bir haber alamazlar.
Yıllarca evlat hasreti çeken ve sonunda bir evlat sahibi olan Rahmi Duman, çocuğunu kaybetmenin yoğun bir üzüntüsü içinde bir şiir hazırlar. Bu şiiri yazarken kendi olayını, Hazreti Yakup’la oğlu Hazreti Yusuf’un başından geçen olaya benzetir ve ana temayı bu çizgide oluşturur. Şimdi bu yaşanmış şiirin akışına geçmeden önce, Hazreti Yakup’la Hazreti Yusuf’a ait olan o ilahi hikâyeyi, kısa da olsa hatırlatmak istiyorum.
Bilindiği üzere, Hazreti Yakup’un 12 oğlu bulunmaktadır. Bu oğulların içinde, en çok Yusuf adlı oğluna daha değer vermekte ve daha çok sevmektedir. Özellikle ona karşı aşırı bir düşkünlüğü ve gönülden kopup gelen bir sevgisi vardır. Çünkü bu oğul, daha ağır başlı ve daha zeki bir yavrudur. Ne var ki, Yusuf’un diğer kardeşleri, babalarının Yusuf’a karşı gösterdiği ilgiyi görmekteler ve korkunç bir kıskançlık hastalığı içinde takip etmektedirler.
Bir gün, içleri kıskançlıklarla dolu olan kardeşleri, Yusuf’u babalarından izin almak suretiyle kıra götürürler. Issız boş yerde, birer ikişer ona saldırmaya, hatta vurmaya başlarlar. Bu arada bir kuyunun yanına yaklaşırlar. İçlerinden biri, Yusuf’un kuyuya atılmasını talep eder. Bütün kardeşler, bu karara karşı çıkmadan, ağzı dar ve içi geniş derin bir kuyuya Yusuf’u sarkıtırlar.
Daha sonra Yusuf’u kuyuda bırakan kardeşleri, bir koyun kesip, kanını Yusuf’un gömleğine sürerek babalarına götürürler. Onu bir kurdun yediğini söylerler.
Bu acı dolu olayı duyan Hazreti Yakup, sevgili oğlunun gömleğini ele alıp ağlamaya başlar. Öylesine büyük bir acı duyar ki, bunu anlatmak mümkün değildir. Bir baba canı kadar sevdiği oğlunu yitirecek ve onun hasretiyle yanıp tutulacak ve de gözlerini kaybedecek.
İşte Rahmi Duman, oğlu için gözlerini kaybeden Hazreti Yakup’un çektiği acıyı, kaçırılan evladında duyar ve şiirine aktarır. Derin anlam taşıyan bu şiirini doğruca çok yakın dostu olan Alâeddin Yavaşca’ya götürür. Kaybolan evladından duyduğu büyük üzüntüyü anlatır ve bu şiirin bestelenmesini özellikle ister.
Oğlunun kaçırılma olayını, Hazreti Yakup ve Hazreti Yusuf’a benzeterek güzel ve anlamlı bir güfte haline getiren Dr. Rahmi Duman’ın kaleme aldığı ve Alâeddin Yavaşca’nın Hicaz makamında bestelemiş olduğu bu eserin sözlerini hep birlikte görelim:

KİMSEYİ BÖYLE PERİŞAN ETME ALLAHIM YETER
UYKU TUTMAZ BİR UMUD YOK GELMİYOR HİÇBİR HABER

AĞLAMAKTAN GÖZLERİM ETRAFI ARTIK GÖRMÜYOR
HAZRET-İ YAKUB’A DÖNDERDİ BENİ HÜKM-İ KADER.

Gelelim bir babanın canı kadar sevdiği evladını kaybederek onun hasretiyle oluşturduğu şiirin, bir başkası tarafından aynı acıyı paylaşarak beste yapımına…
Herhangi bir şiirin asıl içeriğini ele alıp onu incelediğimiz zaman, o şiiri yazan kişinin duyduğu acıyı veya sevinci ne kadar algılayabiliriz, ne derece paylaşabiliriz ve de bunu notalara alıp da, hüzünlü bir nağmeye nasıl dönüştürebiliriz? Esas üzerinde durmamız gereken konu budur. Çünkü günlük yaşantımızda duygu haznemize acı, tatlı birçok olaylar yerleşebiliyor. Bu olayları, hem kendi görüş çizgimizde hem de karşı tarafın düşünceleri doğrultusunda değerlendirip yorum yapabiliriz. Ama sözünü ettiğimiz beste olayında, başkalarının duygularını paylaşmak suretiyle notalara almak ve hüzün dolu nağmelere dönüştürmek, o musikişinasın kendi dehasını ortaya koymaktan başka bir şey olmasa gerek.
Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Alaeddin Yavaşca, bir taraftan Rahmi Duman’ın derin evlat acısı, bir taraftan güftenin anlam dolu mısraları, bir taraftan da daha önce konu olan bebeğin ellerine düşmüş olması, onun duygu haznesinde güzel bir yer ettiğini göstermektedir. Özellikle onun yıllarca içinden eksik olmayan gönül sevgisi ile durmaksızın coşan nağmeler ve de Hicaz makamının hisli vurguları birleşince, doyulmaz güzellikte bir eser meydana getirmesine neden olmuştur.
Bu hikâyeyi, Laleli Zürih Oteli’nin büyük salonunda dinledikten sonra, merak konusu olan kaybolan çocuğun bulunup bulunmadığını, Yavaşca’ya sorunca almış olduğumuz cevap şöyleydi:

“Çalışma odamda besteyi tamamladığım anda, Rahmi Duman beni aradı, ‘çocuk bulundu’ demesi, beni hem sevindirdi hem de çok şaşırttı. Ben de ona, ‘senin diğer çocuk da dünyaya geldi’ dedim, o da çok şaşırdı.”

Bunun üzerine, ben de “Alâeddin Hocam, kaybolan çocuğun bulunması, sizin ele aldığınız ikinci çocuğun doğmasını bekliyormuş” dedim. O zaman gülerek “evet” cevabını verdi.
Dr. Rahmi Duman’ın acı dolu bir olayını, kendisi bizzat yaşamış gibi doyulmaz bir güzellikte besteleyen Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca’yı candan kutluyor ve onun “Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca’nın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri”nin bir başka güzelliğinde yeniden buluşalım diyorum.
Hoşça kalın.

Benzer Haberler

Kuraklığın en çok hissedildiği Kilis’te, 5 yıl öncesine kadar kurumayan dereler bu yıl kurudu....

Yorum 
0

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından terör örgütü PYD’nin kontrolündeki Afrin bölgesinin...

Yorum 
0

Kilis’te Afrin operasyonu nedeniyle asker ve sağlık çalışanlarının izinleri ikinci bir...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

HAFIZA Şempanzenin hafızası, insanlardan iyi çıkmış. Onun için daldan...

Tamamı Zehirlenen Millet

Mehmet NACAR   Taksitler halinde zehirleniyoruz. Tavuk aldınız. Hormonlu...

Başka Türkiye Yok

Alaiddin ÖZKAR Bölgemiz patlamaya hazır bir barut fıçısı gibi. Sanki fırtına...

Namık Kemal’in Heykeli Dikildi

Metin MERCİMEK “VATAN SEVGİSİNDEN MAKSAT, TOPRAĞA DEĞİL, ONUN ÜSTÜNDE...

Esnafımız Nasıl Kalkınmalı?

Enver KARAKILIÇ  Sevgili okurlarım; bugün sizlere insanlarımızın ve esnaflarımızın...

Kilisli Emekli Bir Öğretmenin Unutu...

Gurbette Bayram-34   Aysel MASMANACI BEŞOĞLU   KÖYÜME, ÖĞRENCİLERİME KAVUŞTUM...

DİLERSİN

Ela gözlerine kurban olduğum Can kuşu misali uçar gidersin Ayrılmaz kınalı...

BEKLER

Kuş yuvasında, Baharı bekler. Meyve dalında, Olgunlaşmayı… Bir çocuk...

KURAKLIK ALARMI!

Kuraklığın en çok hissedildiği Kilis’te, 5 yıl öncesine kadar kurumayan...

Sınır bölgesine büyük yığınak...

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından terör örgütü PYD’nin kontrolündeki...

İzinler ikinci bir emre kadar iptal...

Kilis’te Afrin operasyonu nedeniyle asker ve sağlık çalışanlarının izinleri...

Demir korkuluklar çalındı

Kilis’te 3200 metre uzunluğundaki Ali Fakı Kuşaklama Kanalının etrafında...

Kilis’te hayvanlarda şap hastalığı ...

Kilis’te bir çiftlikte çift tırnaklı hayvanlarda şap (dabak) hastalığı...

Gübre satışlarının yasaklanmasına ç...

Kilis Ziraat Odası Başkanı Abdullah Çelik, yüzde 33′lük amonyum nitrat...

Yerli ve yabancı basın Kilis’te

Kilis’te Afrin operasyonun nedeniyle sınırda yerli ve yabancı basın hareketi...

Ekmek fırınları denetlendi

Kilis Belediyesi Zabıta Ekipleri ve İl Gıda Tarım Müdürlüğü ekiplerince...

Vatandaşların çöp feryadı!

Kilis’in Yavuzlu köyü ile Hapse Mahallesi sakinleri, köylerinde birken çöp...

Kuzuini kurtarma kazısı

Kilis merkeze bağlı Kuzuini köyünde bulunan mozaiklerde kaybolan kültür...