Dolar 32,8909
Euro 35,8452
Altın 2.534,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Açık
Kilis
39°C
Açık
Sal 37°C
Çar 35°C
Per 34°C
Cum 35°C

Aldatılmak, Kandırılmak

Aldatılmak, Kandırılmak
A+
A-
22.01.2020
853
ABONE OL

Mahmut KANMAZ

 

“Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla…
Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla…” (Mehmet Akif ERSOY)

 

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak bir yazımla daha birlikte olmanın sevincini yaşıyorum sevgili arkadaşlarım.
Bugünkü mevzumuz çok önemli.
Önemi, sosyal yaşam içinde ve ikili ilişkilerde ki, etkisinin büyüklüğündendir bir bakıma.
Güven, itimat, doğruluk ve dürüstlük gibi güzel hasletlerin, tam da karşıtı bir davranış halini ele almaya çalışacağız.
Yani kısaca, aldatmak, aldatılmak, kandırmak ve kandırılmak gibi olumsuz durumları, farklı düşünceler ışığında, mercek altına almanın peşinde olacağız kısmet olursa bugün ve bu yazımızda.

Birine güven duymak, ya da kendine güven duyulmasının zeminini oluşturmak, ilkeli ve dürüst bir insanın olmazsa olmazı kabul edilip, bilinir herkes tarafından…
Hâlbuki aldatmak veya kandırmak ise, insan onuruna karşı gösterilmiş bir eylem şeklidir… Hem de çok kötü bir eylem.
Zira aldatmakla ve gerçeklerin üzerini örtmekle bir şey elde etmez kişi… Kısa zamanın karı tez geçer. Ama yıkılan umut ve hayallerin etkisi uzun yıllar unutulmaz.

“Oysa küçüktü yürek, gerçekleri kaldırmak için, çok küçük… Kendini kandırmak için ise, çok büyük” demiş Atakan Korkmaz usta… Diline sağlık.
Gerçek-yalan ikileminden yola çıkan büyük şair Can Yücel de der ki: “Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet…”

Kandırma ve aldatmanın temelinde, güven duygusunun sarsılması vardır her şeyden önce… Bakınız bir bilge kişi ne diyor mevzuya dair: “Eğer ki birini kandırmayı başardıysan, sakın onun aptal biri olduğunu düşünme.
Sadece, sana hak ettiğinden çok daha fazla güvenmiştir.” İşin aslı budur.
Konuyu daha radikal biçimde ele alanlar da olmuştur kuşkusuz. Buyurunuz; “Sen birini kandırdığında, aldattığında o, aptal ya da salak biri olmuyor. Olsa olsa sen, karaktersiz biri oluyorsun kesinlikle.”
İşte bazen böylesine amiyane ifadeler de, anlatılmak istenenlerin, en kestirme yolu olmakta değerli dostlarım…

Bir de, kendini kandırmak diye bir şey vardır bilirsiniz. Yaptığı yanlışlıklara ve beyninden geçen kötü düşüncelere, kişi kendini öylesine kaptırır ve buna kendini o kadar inandırır ki, ortaya da anlaşılamayan durumlar çıkar.
Bir uzmanımız da, hiç zaman kaybetmeksizin ve hemencecik tanısını da koymuştur zaten: “Kendi kendini kandırmak, bir insanın kendine olan ihanetidir.” Çok doğru.
Yine, Atakan Korkmaz var sırada. O da mevzuya direkt giriş yapmış gibidir: “Kendini kandıran insan, hırsızıdır kendi ömrünün.”

Aldatılmak eylemi dosttan gelmişse eğer, o zaman bıraktığı acı ve ızdırap daha bir fazla olur.
Hani çok bilindik bir kelam vardır, eminim sizler de duymuşsunuzdur. Şöyle ki: “Ağyarın açtığı yara belki iyi olurda, o ki dostun bir tek fiskesi, öldürür beni.”
Ne kadar güzel ve net bir sentez değil mi? Büyük İslam âlimi ve düşünür Mevlana Hazretleri de, sanki benzer bir çıkarımda bulunur gibidir: “Şu iki şey yıkar insanı. Birincisi dostundan gelen ihanet, diğeri de düşmanından gelen merhamet.”

İnsanın güvendiği, sevdiği ve itimat ettiği birinden gördüğü, adı ister ihanet olsun, ister kandırmak ya da aldatmak olsun hiç fark etmez, daha bir yaralar onu.
Bünye zor kabullenir, böylesi kalleşliği…
Yani anlatmaya çalıştığımız hal ve ahvalin, levha kıvamındaki bir söze dönüşmesi, çok da zor değildir aslında…
“Artık o kadarını da yapmaz diye düşündüğüm herkes, tam olarak da o kadarını yaptı.” Ne kadar dramatik değil mi sevgili arkadaşlarım.
En güvendiğiniz, rahatlıkla arkanızı döndüğünüz biri tarafından aldatılmak…

Bir başkası devam etmiş aynı konudaki sözlerine: “Hiç bilemezsin kim dost, kim düşman… Bazen tuttuğun eldir, seni arkandan vuran.” Allah korusun hepimizi böylesi kişilerden.
Hele bir de kendini aldatan kişiye hâlâ güven duyabilmek, olayın farkında olamamak yok mudur, bu da olayın bir başka yönüdür aslında. Burada da safiyane duygular vardır. Kendisinden böyle bir şey umulmayan kişiye beslenen, tertemiz insani duygu ve düşünceler vardır. Durumu yine büyük mütefekkir Hazreti Mevlana özetler ve buyurur ki: “Dünya kurt, insansa kuzu… Kurdun derdi, kuzuyu mideye indirmek, kuzu ise kurda aşık!…” Ne derin anlamlara gebe bir kelamdır bu… Özümsemek lazım.

Ünlü Fransız yazar ve filozof Voltaire şöyle buyurur bir ironik kelamında: “Bazı insanlar hayatının ilk döneminde kandırılabilir. Ancak ikinci bölümde ise, bu kez kendileri kandırırlar. Bir başka deyişle, dünyaya kuzu olarak gelip, tilki olarak ta giderler.”
Yine bir başka yazar Mark Twain de der ki: “İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten daha kolaydır.”

Kandırma ve aldatılma gibi olumsuz davranışlar, aşk meşk, yani gönül işlerinde daha bir fazla görülürler. Zira işin içinde, kıskançlık, güven eksikliği ve sevgi erozyonu gibi durumlar olduğu sürece, böylesine istenmeyen hallerde sıklıkla meydana gelecektir.
Oysa beklenir ki seven yürekler, daha duyarlı ve hassas olmalıdır. Karşısındakini üzmemeli ve incitmemelidir. Tıpkı, şu kelamda olduğu gibidir hissiyatın ahvali: “İnsan seviyorsa şu iki şeyi asla yapmaz ve yapmamalıdır da. Aldatmamalı ve ağlatmamalı… Çünkü aldatmak insan onuruna, ağlatmak ise insan yüreğine yapılmış en çirkin saldırıdır.”

Sevginin gücüne inanmış, ancak terkedilmenin ve öncesinde de aldatılma ve kandırılmanın azizliğine uğramış olan bir kardeşimizin şu sözü, aslında yüreklere düşülmüş bir not gibidir değerli arkadaşlarım. Bir bakalım mı?
“Ağırdır sevmelerim, her yürek taşıyamaz. Büyüktür umutlarım, her omuz kaldıramaz. Her şeyi unutur da şu gönlüm, bir seni, bir de bırakıp gidişini unutamaz…”

Büyük şair rahmetli Can Yücel’de sevgi ve ayrılmaları, kendince o kadar ince ve öylesine bir lisan-ı münasiple anlatır ki, üzerine tek kelam dahi etmek, gerçekten israf olur sevgili arkadaşlarım.
“Aklında bulunsun sevgilim, sen beni kandırmadın, ben yalnızca inanmayı seçtim.”
Mevlana Hazretleri de buyururlar ki: “Gönül gözüyle gören bir insanı asla kandıramazsınız. Zira onlar sizi açık bir kitap gibi okurlar.”

Bazıları aldatma ve kandırma işini, adeta bir alışkanlık haline getirmişlerdir.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu bir karakter sorunudur. İnsanın dürüst ve doğru yoldan ayrılıp, böylesi hallere duçar olması, hem düşündürücü ve hem de üzücüdür. Güven ve itimat duyguları yok olduğu gibi, sosyal ilişkilerinde bundan zarar görmesine neden olurlar.
Bakınız birileri demiş ki: Kimilerini bir, kimilerini de yüz defa aldatabilirsiniz. Ama herkesi, her zaman kandıramazsınız.
Aynen de öyledir yani. Yalan söyleyen ve onu tekrarlayan birinin artık karşıdakine güven verebilmesi çok zordur. Belki de ona istinaden edilmiştir şu kelam: “Bir kez yalanını yakaladığın birinin, bin kez doğrusunu sorgularsın.”
Ünlü yazar Stefan Zweig de der ki: “Birini aldatan, herkesi aldatabilir.”

Ancak sanılmasın ki kandıran ve aldatanın her yaptığı yanına kâr kalır… Hayır. Çünkü bu dünya, yapma bulma âlemidir. Herkesin yaptığı ve ettiği, gün olur bir gün karşısına çıkar. Ama bugün, ama yarın. Ama burada, ama diğer tarafta… Hepimiz inanmış insanlarız.
İşin kurtuluşu yoktur kesinlikle…
Ne demiş atalarımız: “Bugün seni aldatan, yarın başkasında aldanır.”

Şimdi çok ilginç olacak ama iki örnek söz vereceğim art arda… Bunların ilkinde aldatmak mı güldürmek mi, diğerinde de kandırmak mı dürüst olmak mı daha kolaydır. İlki ünlü Fransız oyun yazarı Moliere’e ait. Şöyle demiş Moliere: “İnsanları aldatmak, onları güldürmekten daha kolaydır.”
İkincisi bizden biri… Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Profesörü, ünlü psikolog ve eğitimci Üstün Dökmen.
Sayın hocamız buyurmuş ki: “Sevdiklerimizi kandırmak, onlara karşı dürüst olmaktan her zaman daha kolaydır.” Nokta…

Dedik ya, aldatılma eylemiyle güven duyguları da yok olur. Aldatılan tarafta bu kez pişmanlık hisleri çoğalır ve vaziyet şöyle bir sona evrilir sanki: “Keşke tanımasaydım demiyorum seni. Ama keşke tanıdığım gibi kalsaydın.” Ne acı değil mi? Sevdiği ve güvendiği biri tarafından kandırılmak…
Bir başkası da şöyle der aldatılma ertesinde: “Üzülme, en azından kiminle hayal kurmamam gerektiğini öğrendim.”
Sevda acısına duçar olmuş bir kardeşimiz de, dertli mi dertlidir terk eden birilerinin ardından… Duygularını da kâğıda döker ve dert yanar çaresizce: “Bir de hem aldatırlar ve hem de hakkını helal et derler giderken, yani haram ettikleri hayattan, helallik isterler.”

Aldatılmak ve kandırmak gibi, iki uçlu bir eylem halini ele alıp incelemeye ve çeşitli uzman kişilerin görüş ve kelamları eşliğinde bunu yansıtmaya gayret ettiğim bugünkü yazımın sonuna yaklaşırken, sözlerimi, ünlü İrlandalı yazar George Bernard Shaw’ın, güzel bir tespitiyle noktalamak istiyorum. Şöyle diyor ünlü edebiyatçı. “Yalancının cezası, kendine inanılması değil, onun kimseye inanamamasıdır.”

Bir başka konuda yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden yaşama sevinci ve arzusu, yüreğinizden sevgi, bedeninizden sağlık ve afiyet ile eviniz ve hanenizden huzur, saadet ve mutluluk hiç eksik olmasın inşallah.
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım ve kıymetli dostlarım.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.