Dolar 32,2769
Euro 35,1348
Altın 2.402,40
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Açık
Kilis
39°C
Açık
Cum 38°C
Cts 35°C
Paz 35°C
Pts 36°C

Alın Yazısı

Alın Yazısı
A+
A-
19.09.2019
602
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

“Her şeyin yalan riya
Hayat sanki bir rüya
Bıktım usandım senden
Kavanoz dipli dünya…”

Birçok Türk sanat ve fantezi müzik sanatçılarının seslendirdiği, bir zamanların dillerden düşmeyen şarkısının yukarıdaki sözleriyle, girizgâh yaptım bugün…
Öncelikle herkese sağlık ve afiyetler dilerim sevgili arkadaşlarım.
Böyle destursuz bağa girer gibi olduğu için de, ayrıca affınızı rica ederim…
Ama biraz sonra anlatacaklarıma şahit olunca sanırım hak vereceksinizdir.

İnsanlar doğarlar, iyi kötü yaşarlar ve bir vakit sonra da mutlaka ölürler.
Bu değişmez bir doğa kanunu… Ama bir yandan da yüce Yaradan’ın başını ve sonunu kendi uhdesinde tuttuğu, bir ilahi nizamdır aynı zamanda, varoluş ve yok oluş denilen şey…
Doğmaya hiçbirimizin dahli yok, burası kesin. Tamamen mucizeler ve takdir söz konusudur burada…
Bakın, önemli bir tıp adamının kaleme aldığı, yaradılışın şifrelerini ve aşamalarını tıbben ama ilahi bir çerçeveden anlattığı bir eserde, insanın anne karnına düştüğü ilk noktadan başlayarak, inanılmaz evreler sonucunda doğuma doğru giden bir süreci okuduğumda, tüylerim diken diken olmuştu. Hem de görsellerle birlikte…

Hani alınyazısı denir ya hep duyarız, işte onu bile görüntülemişler bir şekilde…
Bebeğin daha cenin halinden gelişme anına doğru, dış deri henüz tam anlamıyla oluşmamışken, bütün vücut çeperi kıpkırmızı kılcal damarlarla kaplanmış bir halde değerli arkadaşlarım. İşte o sıralarda, alında da o karmakarışık, harita gibi yazımsı gibi şekiller görünmekte.
Daha sonraki zamanlarda onun üzerine deri oluşmakta ve normal cilt haline gelmekte. Tabi onu okuyup ta değerlendirebilmek, kimin ne haddine…
Sadece yüce yaratıcının, Cenab-ı Allah’ın mucizelerinin, küçücük bir emaresi ya da görmek isteyenlere bir işareti denebilir belki de… Ötesi bizi aşar.

Bu biraz da yoruma bağlı, kimileri onun biyolojik bir gelişme olduğunu söyleyebilir, kimileri de bunu saklı tutmak kaydıyla, olaya bir ulviyet bahşedebilir.

Peki, o zaman ben de sormak isterim, nedir alın yazısı denilen şey? Bu ifade neden insanlık var olduğundan beri söylenir durur? Olmayan bir şey mi var ortada? Ya da sözün gelişimidir bu söylenenler? Ben pek dte öyle değil diye düşünenlerdenim.
Evet, sadece içeriğini yüce yaratıcının bildiği bir yazgısı vardır herkesin.
Hiçbir şey rastlantı ve tesadüf değildir, burası kesin. Yine başka bir kaynaktan öğrendiğime göre de, ilk insanın varlığından bu yana geçen sürede, tahminen 110-120 milyar insan yaşamış ve ölmüş, bu kavanoz dipli denen dünya üzerinde… Şu anki dünya nüfusunun 7 milyar civarında olduğu düşünülürse, olayın mukayesesi, sanırım daha net yapılabilecektir.

“Yani, kimler gelmiş, kimler geçmiş bu fani dünyadan… İslamiyet’in kurucusu, sevgili peygamberimiz de 61 yıl yaşamış bu dünya denilen yerde. İstanbul’u genç yaşında fetheden büyük padişah Fatih Sultan Mehmet de bir ömür geçirmiş bu topraklar üzerinde…
O Fatih ki, Peygamberimizin bile sekiz asır öncesinden bildirdiği ve bir hadisle ifadesini bulduğu bir şerefle taçlanmıştır.
“Şüphesiz İstanbul’da fethedilecektir… Onu fethedecek kişi, ne güzel bir insandır ve de ne güzel bir kumandandır” müjdesini vermiştir sevgili Peygamber Efendimiz. Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Viyana kapılarına dayanan Kanuni Sultan Süleyman da bir zamanlar nefes alıp vermiş ve Hürrem’in aşkından, dört binden fazla beyit kaleme almıştır Anadolu topraklarında. Cumhuriyeti kurup, bize bu güzel ülkeyi bırakan, büyük kumandan ve devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk de, 57 sene zorlu bir yaşam geçirmiş canından aziz bildiği bu kutsal topraklarda. Ayrıca, Çanakkale’de biz torunlarına, bağımsız bir ülke bırakmak adına, 250 bin, evet 250 bin şehadet şerbetini içmiş ata ve dedelerimiz, yaşamadılar mı? Allahuekber Dağlarında 90 bin askerimiz donarak şehit olmadı mı? Yani dediğimiz gibi, kimler geldi ve kimler geçti buradan… Bir süre sonra bizlerde aynı kaderi yaşayacağız inanın.
Bazen bakıyorum da bazı kimseler hiç ölmeyeceklermiş gibiler. Kardeşliği, iyiliği unutup, olumsuzluğa yelken açanlar hiç bilmezler mi ki, büyük şair, Necip Fazıl Kısakürek’in bu küçük şiirini:

 

“Ölüm güzel şey,
budur perde arkasından haber…
Hiç güzel olmasaydı,
ölür müydü peygamber?”

Bütün bunları ne için yazdım dersiniz? Yazının sonunda, size yine kendi köklerimden bir nostaljik fotoğraf arz edeceğim de işte ona istinadendi tüm meramım.
Dünyanın yalan olduğu, bizlerin de onun üzerinde 70-80, hadi bilemedin 90, ya da biraz zorlarsan, 100 yıl ancak yaşadığımız ve oyalandığımız bir arenadır bu âlem… Birbirimizi boşuna kırıp incittiğimiz, güzelliğine ve cazibesine kandığımız bir süreçtir ömür ve bu ömrü geçirdiğimiz dünya denilen topraklar…
Daha önceki bir yazımda da ifade etmeye çalışmış ve demiştim ki, “şöyle bir etrafımıza bakalım ve inanın 50-60 yıl sonra, şu an gördüğümüz birçok kişinin o gün, belki de hayatta olmayacağını bilelim ve ona göre yaşayalım…”

Buna ispat mı istiyorsunuz, alın size tamı tamına, 67 yıl önce çekilen bir fotoğraf… Ne mi var o fotoğrafta? Benim canım ciğerim olan bütün büyüklerim ve akrabalarım var da ondandır bu gayretim…
Kilis’te, annem ve babamın düğün töreni için bir araya gelmiş, bu siyah-beyaz fotoğrafta, tamı tamına 22 kişi arzı endam etmekte, yani bir zamanlar onlar da yaşıyorlardı ve nefes alıp veriyorlardı diyeyim, daha doğru bir ifade olur.
Varlardı diyorum, zira bugün yalnızca onların içinden üçü hayatta. Uzun ömürler dilerim onlara da… Diğer 19’u, Kilis’in kırmızı ve verimli topraklarında ebedi olarak istirahat ediyorlar. Rahmet olsun.

Kimler mi o 22 kişi? Fotoğraf çok eski ve yıpranmış olduğu için, ben size yardımcı olmaya çalışayım o zaman…
Ayakta soldan itibaren, yakın akrabalarımızdan Nihal, Nezihe ve Yücel Özbek (Baydın) kardeşler, Nejdet Kanmaz teyzem, Aliye Özbek büyük hala, ninem Arife Kanmaz, kucağında çocuğuyla Zekiye Dağdelen Kanmaz teyzem (yalnız Zekiye Teyzem Ankara’da yatmakta), yanında Kadriye Kanmaz Özkan yengem, halamın eşi Ali Gürbüz enişte, halam Perihan Gürbüz, şapkalı Mehmet Kanmaz amcam, en sağda da babaannem Hatice Kanmaz (Haççe nenem)…
Önde en başta çömelen, büyük amcam ve Nejdet teyzemin de eşi olan Abdurrahman Kanmaz ve yanında da altı çocuk… Kuzenlerim, Ayçin, Mehmet Ali, Haluk, Yılmaz, Necmettin Kanmaz (Hani o, “beş diş beş diş, büyük carradan büyük carradan diyen zatı muhterem. Önde sağdan üçüncü, siyah tişörtlü) ve genç yaşta talihsiz bir kalp rahatsızlığından daha 14 yaşında yaşamını kaybedip, annesi, yani Perihan halamın tüm yaşamı boyunca evlat acısıyla gözyaşı dökmesine neden olan, evladı Şükrü Gürbüz…
Tabi fotoğrafın asıl öznesi olan, gelin ve damat, yani annem Kifayet Kanmaz Yazıcı ve babam Mustafa Kanmaz’ı zaten biliyorsunuz, çok bahsi geçmişti…
Halen o fotoğraftan yalnızca Mehmet Ali, Haluk Kanmaz ve Zekiye teyzemin kucağında olan kızı Yaşar Dağdelen Akkiraz kaldılar. Allah’tan onlara da sağlıklı uzun yıllar vermesini diliyorum.

Demek ki neymiş, herkesin bir hikâyesi ve alın yazısı varmış, bu dünya boş ve yalanmış… Tek gerçek ölümmüş…
O yüzden kimseyi kırmamalıymışız, her yaratılanı sevmeliymişiz, yani en azından Yaradan’dan ötürü…
Sözlerimi, en başta verdiğim şarkının ikinci ve biraz da ironik bir dörtlüğüyle bitirelim istiyorum:

 

“Ah felek, zalim felek,
Kime ceket, kime yelek…
Herkese kavun yedirdin,
Bana da yedirdin kelek.”

 

Tekrar birlikte oluncaya kadar, her şey gönlünüzce olsun diyorum sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.
Sağlıcakla ve huzurla kalın.

——————————————————————
Fotoğraf çok eski, yıpranmış ve küçük ebatta olduğu için, anlaşılabilmesi açısından, iki parça halinde arz ediyorum.
Birleşince, bütün hale gelecektir.

 

kanmaz1 kanmaz2

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.