Dolar 32,3565
Euro 34,4292
Altın 2.435,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 21°C
Hafif Yağmurlu
Kilis
21°C
Hafif Yağmurlu
Paz 24°C
Pts 27°C
Sal 28°C
Çar 29°C

Anılarda Kilis

Anılarda Kilis
A+
A-
09.06.2021
708
ABONE OL

Uğur ELHAN

“Gendi eyi bilir n’edeceğini, hikmetinden sual olunmaz Yüce Rabb’imin.” derdi ninem.

Eski bir Kilis evi olan Akcurun’daki büyüdüğüm evimizde her olayı, her oluşumu sükûnetle karşılardı. Namazını kıldıktan sonra tağanın önünde oturur, havuşa bakarak tesbih çekerdi. Ak tülbentiyle hafif hafif sallanışını şu an bile görüyor gibiyim. Bana her konuda bilgi verecek kadar bilgeydi. Birçok atasözümüzü ezbere bilir, konuşmasının uygun bir anında araya örnekleme olarak serpiştirirdi. Havuşa yağan yağmurları, çörtenden akan rahmeti gülümseyen bir yüzle seyreder; “Arpa, buğdayağorOğur’um! ” derdi.

Bu yıl Ramazan soğuk ve yağışla başladı. Ben çocukluğumda yaşadım bu tür sonbaharları. Sokağın ortasından akan yağmur suları, küçük bir dere oluştururdu. Her evin önünde, dama çekilmeyi bekleyen yığınla zeytin pirleri, çocuk oyunlarımıza oyuncak olurdu. Çellik değnek, ok yayı, üstüne bineceğimiz oyuncak at ve daha neler neler…

Zeytin toplama mevsiminde Kilis’in havası bile zeytin kokardı, zeyt kokardı. Mahserelerin önünden geçerken, mutlaka birkaç saniye duraklar, taze sıkılmış zeytinyağı kokusunu ciğerlerime çekerdim. Dünyanın en güzel kokuları kokardı eski Kilis’te. Kaynatılan taze telbis pekmezin kokusu, sıkılan taze zeytinyağı kokusu, kaynatılan hediğin kokusu, kaynatılan şire(şıra) kokusu, kaynatılan domates salçasının kokusu v.b.

Sokağımız, aynı zamanda mutfak kültürümüzün de odağıydı. Vakıfa Abla, Deli Şükriye, Lütfiye Abla, Emine Aba, Firdevs Deyza, PerizatDeyza, Cansız At, Hido, Kifo, Ayto ve bütün komşular ve ninem Fatma Kadın, annem, teyzelerim sokağımızın kahramanlarıydı.

Ara sıra uğruyorum eski sokağımıza. Evimiz duruyor eskisi gibi ama kapısı kilitli. Asması bakımsız, her yanı dökülüyor. Bomboş, yaşanmayan bir yer olmuş, düşlerin bile uğramadığı bir halde. Evimizi andıkça ve şimdiki halini de düşündükçe gözlerim doluyor, burnumun direği sızlıyor.

Her Ramazan ayı coşkuluydu, her bayram benim bayramımdı o evde. Ya şimdi! Çocuklar gibi oturmuş ağlıyorum. Dedem yok, ninem yok ve evimiz baykuşlar yurdu olmuş. Köpeğim Tonton, kedim Minnoş vardı. Tabakada, direkler arasında kırlangıçların çamurdan yuvaları vardı. Kırmızı ağızlı, çatalkuyruklu kırlangıçlarım vıcır vıcır konuşurlardı. Rüyalarımda onlar gibi uçmaya çalışırdım. Ya bir çınara ya da bir elektrik direğine çarpardım çoğu zaman. Uyandığımda alnım sızlardı, çünkü eşiğe yuvarlanmış olarak bulurdum kendimi.

Tokmak deresi uşaklarıyla “Tıkma” oynardık. Her çıkmazın, her kapı girintisinin bir siper olduğu sokağımız, seslerimizle çınlardı. Yaşamın ta kendisi vardı orada. Yaşlılarımız gülümseyişle severlerdi bizi. Allah’ın nuruyla aydınlanan güler yüzleri, sevgilerini esirgemezlerdi bizlerden. Uzaktan korkunç gelen Fadıl Emmi, Fırıncı Abdulla Emmi, Kör Ali bile yakından bakınca, tanıyınca oldukça müşfik insanlardı. Bir keresinde Kurtlu Bucak’ta top oynarken; Ayı Musa Emmi topumuzu kesmişti bağ bıçkısıyla. Kel Haci de hep kovalardı bizi. Benim dedem Halfeoğlu Ali Hoca, Kuyucu Nuri’nin oğlu. Hafız-ı Kelâm’dı. Olgundu, munis ve sakindi. Sabırlıydı, kızmazdı her şeye. Yavaş sesle konuşur ve herkese can kulağıyla dinletirdi kendini tatlı tatlı. Şimdi kendimle kıyaslıyorum dedemi, ben o denli olgunluğu yakalayamadım daha ne yazık!

Vakit öğle üzeri, tavlanmış zeyt kokuları geliyor havuşlardan. Kölük aşı, eşkilimalhıta, müceddere, iç katması sıra sıra kapılarda. Hes turşusu, balcan turşusu, acir turşusu hele hele koruk salatası yok mu; naneli, sarımsaklı aman Allah’ım! Yeme de yanında yat.

Kasım ayı hüzünlü ay; babam gitmiş Atatürk, Mevlana, Namık Kemal ve daha nice değerli insanlar hep bu ayda ölmüşler. Bu ayı sevmeyişim belki de bir önyargı. Ancak bu yıl sevmek zorundayım. Kuraklığa “dur!”, yağmura “yağ!” diyen bir ay oldu Kasım 2001. Her yerde sel, tufan, felaket var. Kilis’imde rahmet, bereket ve huzur dolu bir mevsim var. Şükürler olsun Allah’a; felaketzedelerin de yardımcısı olsun diyorum.

Birkaç gün sonra bayram, Ramazan Bayramı! Gerebiçler, kahkeler, kurabiyeler hazır. Her Kilisli kendi halince karşılayacak bayramı. Önemli olan yemeğin türü değil istenen, yerken hissettiğimiz yürek sevinci ve kaşık sesinin keyfi. Yeter ki o yaşama sevinci eksilmesin yüreklerimizden. Ayrılık vakti geldi artık. Bedenler ayrı da olsa, ruhlarımız birdir bizim.

Her ne kusur eyledikse affola!

İyi bayramlar efendim!

(2002 Kilis-Kilisli Olmak kitabından)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.