Dolar 8,3468
Euro 10,1165
Altın 491,94
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Az Bulutlu
Kilis
30°C
Az Bulutlu
Çar 31°C
Per 32°C
Cum 33°C
Cts 33°C

Anıların İçinden-11

Anıların İçinden-11
REKLAM ALANI
A+
A-
15.03.2021
20
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

 

1974-75 yılında babam kumaş mağazamızı devretmişti. Anneannesi (Haco nenem), annesi (Fatma nenem) ve annemle birlikte Hacca gitmek için son sürat hazırlıklara başladılar. Onlara söz vermiş sizleri de götüreceğim diye. Babam o sıralarda 35 yaşında idi. Bizleri Naci amcam ile Elif yengeme emanet ederek onlar yola düştüler. Biz beş küçük kardeş evde kalmıştık. Onlar iki ay orada kaldılar. Biz de evimizde Elif yengemin o yıl dünyaya gelmiş olan bebeği Salih ile oynaşarak birbirimizi avutarak vaktimizi geçirdik.

Babamlar dönmeden önce dış kapımızın üst kısmına, (Kilis’te Hacca giden herkesin evinin dış kapısına yağlı boya ile yapılan) Kâbe resmi boyanmıştı. Bu Kilis’e özgü bir uygulamaydı. İki ay sonra öyle çok hediyeler ve öyle çok anılarla dönmüşlerdi ki. Sürekli onları dinliyorduk.

Hatta orada yanlarına gelip oturan bir dervişin anneme söyledikleri o kadar heyecanlandırıyordu ki beni. Annem her anlatışında onun sessizce yanına sokulur yüreğim çarparak onu dinlerdim.

Anlattıklarına göre derviş dördüne de ayrı ayrı bir şey söylemiş. Annemle babama dediği ise: ”Sizin beş çocuğunuz var ancak biri devlet kapısında çalışacak ve o size çok büyük destek olacak. Bir diğeri de devlet kapısında olacak ama çok sonra” demiş.

Dinlerdim öyle. Hep bunu anlatırlar sonra da olsa olsa Mesut bunu yapar derlerdi. Çünkü Ümit abimin okumakta gözü yoktu. Biz kızları da ilkokuldan sonra okutmayacaklarını dillendirmeye başlamıştı babam. Eee bir de Hacc’a gitmişlerdi. Artık içimde farklı duygular ile sessiz bekliyordum.

1975-76 yılları ilkokuldan on yaşımda mezun olduğum gün, babam anneme; Kur’an okumayı da öğrenmem için, (Halep’ten gelip Kilis’e yerleşmiş olan) Samiye Hoca’ya beni götürüp teslim etmesini istedi. Annem: ”Her şeyi öğrenmelisin kızım bak benim okuma yazmam yok. Kör cahil kaldım. Sen öğren her şeyi” diye beni Samiye hocanın evine götürdü. Tipik Bir Kilis eviydi. Yüksek duvarları olan komşuların birbirini görmediği bitişik nizam bahçeli, bahçesinde kuyusu bulunan çift taraflı birbirine bakan taş bina idi. Bodrum katta çocukların sesi geliyordu. Hoca, anneme haftalık (hâmislik) kaç lira göndermesi gerektiğini, küçük bir minder göndermesini, öğlenleri de orada kalmam gerektiği için her gün yiyecek koyup göndermesini söyledi. Annem “tamam” deyip beni orada bırakarak gitti.

Aslında ilkokulda dört dörtlük bir eğitim aldığım söylenemezdi. Çünkü kız çocuklarını okumaya heveslenmesin diye pek desteklemiyordu babam. Kardeşlerimin dergi ve kitap paralarını yatırıyor beni boş veriyordu. Okulda öğretmen sürekli bana kızıyor ben de derdimi ona anlatamıyor susuyordum. “Babam verecek öğretmenim” deyip yutkunuyordum. Ödevlerimi yapamadan gidiyor çoğu zaman dayak yiyordum. Evde korkumdan anlatamıyordum. Beni okuldan alırlar sanıyordum. Sokağın diğer tarafında Zerrin vardı. Babam evde yoksa koşarak ona giderdim dergisinden ödev yapayım diye. Ona da her zaman gidemezdim. Annesi bana kızardı. Doğrudan söylemezdi bunu ama hâl ve tavırlarından anlardım. Eksildim birçok konuda eksik kalıyordum. Ancak bunu ifade edemiyordum kimseye. Sessiz sessiz bekliyordum. Annemin okuma yazması olsa beni yönlendirir bana destek olurdu. Abimin de benden kalır yanı yoktu. Onun ders kitapları çantası vardı ama o da ders çalışmayı sevmez sokaklarda oyun oynardı sürekli. İlkokul öğretmenim bazı çocuklara çok iyi davranıyor ilgileniyor ama beni görmezden geliyordu. Çok güzel bir bayandı. İstanbulluydu. Eşi de gümrük muhafazada müdürdü. Sınıfta bilgisini tavus kuşu gibi sergiliyordu. Benim eğitimim ise İsviçre peyniri gibi kocaman deliklerle doluydu. Okulda dayak yiyip azarlanıyor evde kıvranıyordum. Annem babama pek bir şey diyemiyordu. İyi kötü o beş yılı küçücük yüreğime travmalar yükleyerek bitirdim. Babam zengindi aslında. O dönemde kitap ve dergimi almayan babam okulun bando takımına girmeme izin vermiş ve Ermeni bir bayan terziye beni annemle gönderip bando takımının pelerinli giysisini diktirtmişti. Annem kıyafetlerini hep onlara diktirirdi. Bahçelerinde kebbat ağacı vardı. Kocaman kocaman meyveleri olurdu. Ne portakala ne greyfurta hiçbir şeye benzetemezdim. Anneme sorduğumda ”Bu yenmez kızım acı olur. Reçeli yapılır bunun o da zor olur” derdi.

anılar

 

Böyleydi babam anlamıştım, ilkokuldan sonra bana hayat yoktu. Okumak hayaldi benim için. Çünkü elimden imkânlarım bilerek alınıyordu. İçimde hevesim kalmasın diye bando takımına para verip girmemi sağlıyor ancak dergi kitap vs. masraflarımı karşılamıyordu. Nasıl başardım nasıl ilkokul diplomasını aldım Hâlâ şaşıyorum. Hiçbir şey bilmiyordum. Hatta o zamanlar bitirme sınavı vardı. Müdür beyin de içlerinde olduğu bir komisyonun önünde sınava girmiştik. Tek tek isim isim bizi içeriye alıyorlardı. Nasıl da korkuyordum. Elim ayağım titriyordu. Sınıf öğretmenim bana ters ters bakıyordu. Komisyon önünde onu mahcup edeceğimi biliyordu. Acı acı yutkunuyordum. Müdür bey o kadar babacan bir insandı ki benim o halimi anında anlamıştı. ”Korkma evlâdım. Senin beyaz kurdeleni kim saçlarına tutturdu böyle. Lüle lüle saçlarına ne de güzel yakışmış ” dedi. Şok oldum. Benim ruhumu bugüne kadar hiç kimse böyle güzel sözlerle okşamamıştı. ”Annem” dedim. ”Ben seni çok iyi hatırlıyorum. Baban küçük olmana rağmen elinden tutup getirmişti ve yaşını büyülttürüp seni okulumuza aldık. İlk günkü o zeki halinle bakalım okulumuzu dereceyle bitirebilecek misin? Okulumuz sana neler kazandırmış” dedi. Ben ağlıyordum. Hem korkuyor hem ağlıyordum. ”Başaramayacağım, mahvoldum” diyordum. Öğretmenim şaşkın şaşkın bir bana bir müdür beye bakıyordu.

Müdür bey iç dünyamı bilmediği için heyecandan ağladığımı sanıyordu. ”Sana beş soru soracağım ama önce koş elini yüzünü yıka gel bekliyorum” dedi.

Lavaboda ağlayıp ağlayıp durdum. Beni bekliyorlardı. Elimi yüzümü yıkadım. Ne olacaksa olsun dedim. Girdim içeriye.

İlk soru devletimizin ismi nedir ve kurucusu kimdir?

Aaaa! Bu da soru muydu?

“Türkiye Cumhuriyeti. Mustafa Kemal Atatürk” dedim.

İkinci soru “İstiklal Marşının yazarı kim ve ikinci dörtlüğü ezbere oku.” Oldu.

Ben bana kolay sorular denk geldi diye düşünerek onu da cevapladım.

İsmin hallerini belirten bir cümle verdiler. Onu da hâl eklerini göstererek başardım. Âmik ovası ve Torosların yerini göstermemi istediler. Ohoooo! Ben bunları gözüm kapalı bulurdum ki. Son soru havuz problemi. Ve çözdüm ağlayarak. Öğretmenim başı öne eğik o da ağlıyordu. Başarmıştım onu utandırmamıştım. Diplomayı hak etmiştim. Büyük bir sevinç ve umutlarla koşa koşa eve yollandım.

Bakalım zaman bizlere neler hazırlayacaktı?

Haftaya buluşmak dileği ile…

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.