Dolar 32,5369
Euro 34,8647
Altın 2.429,13
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 32°C
Açık
Kilis
32°C
Açık
Çar 32°C
Per 31°C
Cum 31°C
Cts 31°C

Anıların İçinden-21

Anıların İçinden-21
A+
A-
02.06.2021
390
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Kıbrıs dönüşü biraz daha huzurlu idik… Babam getirdiğimiz eşyaları pasaja götürüp satmıştı. Dükkânımıza biraz daha sermaye olmuştu bu kazanç. O yıl Maya halamın oğlu Ali abi, amcasının torunu Şükran ile nişanlayıp evlendirdiler. Şükran, olağanüstü çalışkan biriydi. Koca hanay olan evin işini bir başına çekip çeviriyordu. Annesi Şefika yengenin birçok çocuğu vardı. Peş peşe doğmuşlardı. Köy işi ve gelen gidenlerin yükü çok fazlaydı. Ama hepsinin üstesinden geliyorlardı. Hele de bizim köylerde amcaoğlu isterse amcakızını başkasına yâr etmezlerdi.

Biz o yaz tatilinde Fatma nenemle birlikte Osmaniye’ye Hatice halamı görmeye gittik. Bir daha da zaten “büyüdün artık” diye hiçbir yere göndermediler.

On üç yaşından on dördüne giren ben onların gözünde gelinlik kız idim.

Osmaniye’ye limon portakal turunç kokuları arasında girdik. Muhteşem kokular yayılıyordu havaya. Halamların evinin yan tarafı koskocaman bir narenciye bahçesi idi. Gündüzleri orada ağaçlar altında oturup sohbet ediyorlardı. Biz büyümeye yüz tutmuş çocuklar oynasak mı otursak mı ne yapacağımızı bilemiyorduk. Yusuf ile Asiye benden küçüklerdi. Yine de birlikte oynaşır sohbet eder gezer ve o yörenin meşhur bici bicilerini kaşıklardık. Halamın evinin bahçesinde çok güzel ortancalar vardı. Renk renk. Demir tozu koyuyorum bunların diplerine. Ondan böyle güzelleşiyor renkleri derdi halam. Gündüz anormal bir sıcaklık oluyordu. Çiçekleri gece vakti sulardı halam.

O gece herkes uyuduktan sonra anormal bir ağrı hissetmeye başladım. Ateşim yükselmişti. Sık sık lavaboya gidiyordum. Her seferinde sadece bir damla, ama o bir damla bile içimi kavurup öyle çıkıyordu. Belki yirmi kez lavaboya gittim. Halam uyandı. Sordu anlattım. “Ben ölüyorum hala!” deyip ağladım. “Beni Kilis’e gönder bari evde öleyim!” dedim. Halam güldü. ”Sanırım sen taş düşürüyorsun” dedi. Bana bir ağrı kesici verdi. Sabahı zor ettim o ağrı ile. Sabah ezanı okunmadan az önce lavaboda tık diye düşen taşın sesini duydum. Ben daha küçücük idim bu taş nasıl benim bünyeme girip büyümüştü ki… Nihayet birazcık uyuyabildim. Uyanınca neneme yalvardım. Kilis’e dönelim diye. Sanki orada kalırsak yine sancım olur diye düşünüyordum. Çocuk aklı işte…

Hatice halam ak benizli, uzun boylu, becerikliydi ama nenemin yanında onun da çocuklaştığına tanık oldum. Neneme nazlanıyordu. Demek ki dedim insan kaç yaşına gelirse gelsin annesine hep nazlanabiliyor. Ama acaba ben aynı nazı yapabilir miydim anneme?

Yok kıyamazdım. Benim annem kimsesiz büyümüş. Bir de ben naz edip ona yük yüklemem. Hatta sabaha kadar ne çok acılar çektiğimi, onu bile anlatmayacağım. Benim annem hiç üzülmesin dedim.

Hafta sonuna eniştem biletimizi aldı. Ve biz Kilis’e döndük. Fatma nenem bir gün Kilis’te bizimle kaldı. Ninem bizde ne zaman kalacak olsa annem mutlaka mangal açar nenem çok seviyor diye ona kübülmüş ve künefe pişirirdi.

Abim terziliği bırakmış dükkânımızda bekliyordu. Babam alacak verecek işleri ile uğraşıyordu. O arada Kırıkhan ‘dan Telli’lerden akrabamız olan Nazlı ablalar Kilis’e tayin olmuş gelmişlerdi. Eşi halk bankası müdürü idi. Ali Balkız!

Nasıl panikledim, nasıl korktum o an. Ben ortaokulu bitirdiğim gün okulda duyuru olmuştu.” Halk Bankası bir sınav açmış. Şubeye gidip orada sınav sorularını çözün. Ankara’ya gidecek sonuçlar sonra açıklanacak” demişlerdi. Ben de sınava girmiştim ama ne olur ne olmaz diye aileme haber vermemiştim. Ali amca babama söylerse sonucumu diye ne kadar paniklemiştim.

Hakikaten de bir hafta sonra Ali amcalar bize geldiğinde, “Sen sınava mı girdin” diye sorunca elim ayağım çözüldü. Rengim değişti. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Başım önümde “evet” dedim. Babam, “Bizim neden haberimiz yok?” dedi. “Babacım tüm ortaokullar girdi de vs.” kem küm ediyordum.

Ali amca, ”Tebrik ediyorum. Kilis’ten en yüksek puanı sen almışsın. Bankamızın bursunu hak ettin. Lise bitinceye kadar sana bankamız burs verecek” dedi. Ve o dönem için muhteşem bir rakam idi. Neredeyse üniversite öğrencilerinin aldığı burs parası kadar bir meblağ idi.

Gözlerimden süzülen yaşlar arasında konuşamıyordum. Hıçkırarak ağladım. Babam gelip bana sarıldı. O an âh o an hiç bitmese idi. Babam bana hep öyle sarılıp kalsa idi!

Ben o parayı hiç alıp harcamadım. Hep babama verdim. Okulda ihtiyacım olursa söylerdim. Zaten babam karşılardı.

Lise birde okul formalarımız değişiyordu. Gri bir tişört üzerine lacivert formamız vardı. Onu terziye diktirdik. Ayakkabım alındı. Babama başörtü meselesini anlattım. Kıbrıs ‘ta ne kadar rahatsız olduğumu, okulda o kadar kişi içinde sadece dört beş kişi böyle gittiğimizi, zaten okulun yanına varmadan açtığımızı, çünkü öğretmenlerimizin izin vermediğini anlattım. Babam kaşının birini kaldırarak bana baktı… Baktı… Önce sustu. Sonra da “peki tamam!” dedi. Bu işi de çözmüştüm. Bana saç değil yürek lâzımdı.

Babam gibi yiğit, anam gibi dobra ve çalışkan olacaktım.

Yenecektim yokluğu yoksulluğu. Başaracaktım ama önümde daha uzun yıllar vardı. Hayatla mücadelemin daha yeni başladığını nereden bilebilirdim ki?…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.