Atatürk’ü Anlamak

07 Kas 2019 Per 21:43
ArtıYazı BüyüklüğüEksi
Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı

Al sancağı temsil etti Allah’a ısmarladı

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana

Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana

 

Atatürk’ü Anlamak

 

Şevket AYÇİN

Emekli Edebiyat Öğretmeni

 

10 Kasım 2019…

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fani hayattan ayrılıp gönüllerimize göç edişinin 81. yıldönümü…

Cesur ve yenilmez bir asker, büyük bir devlet adamı olan bu eşsiz insanın aziz hatırasını tazelemek, kendisini gençlerimize daha iyi tanıtmak istiyoruz.

Eşsiz önderimiz “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir; beni fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” demişti.

Onu tanımak ve anlamak bizler için kutsal bir görevdir.

Ne var ki bu büyük insanı kısacık bir yazı ile tanıtabilmek olası değil; bunun için ciltler dolusu kitap gerek. Bu nedenle yazımızda onun salt bir yönünden, gerçekçiliğinden ve hep doğrulanan öngörülerinden söz edeceğiz.

Evet, Atatürk gerçekçi bir liderdir; hayalle ve maceracılıkla hiç mi hiç alışverişi yoktur.

29 Ekim 1914’de başlayan I. Dünya Savaşı dört yıl sürmüş, 30 Ekim 1918’de Osmanlı’nın yenilgisi ile sonuçlanmıştır. Bu savaşta ordularımız dokuz cephede kahramanca çarpışmış, Çanakkale ve Kutülammare zaferlerine imza atmış. Buna rağmen 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile yenilmiş sayılmışız.

Antlaşma imzalanınca Mustafa Kemal Paşa’nın komuta ettiği Suriye’deki Yıldırım Orduları lağvedilmiş, kendisi de İstanbul’a çağrılmıştır.

Paşa 13 Kasım 1918’de yanında yaveri Cevat Abbas Beyle İstanbul’a gelir. İşe bakın ki, kendisi şehre ayak bastığı gün İstanbul fiilen işgal edilmiştir. İstanbul sokaklarında Senegalli askerler, entarili İskoçyalılar, başı sarıklı, sakallı Hintli askerler, süslü üniformalarıyla İtilaf subayları cirit atmaktadır.

Çok küstahtırlar.

Kadınlara sarkıntılık ediyor, insanlarımızı aşağılıyor, onları tokatlıyorlardı.

Bu İstanbul Kemal Paşa’nın bildiği İstanbul değildir artık.

Yüzlerce yıldan beri zenginlik ve rahatlık içinde yaşayan azınlıklar, kendilerine bu olanakları sağlayan Türk Yönetimine sırtlarını dönmüş, işgalcilere tazılık etme yarışına girişmişlerdi. Pera Caddesi başta olmak üzere azınlıkların yoğun olarak yaşadığı sokaklar İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayraklarından geçilmiyordu. “Zito” ve “Hurra” naraları İstanbul semalarını sarsmaktadır.

Mustafa Kemal İstanbul’a geldiği zaman Pera Palas otelinde kalırdı. Bu otel şehrin en ünlü ve lüks oteliydi. Adana treniyle geldiği Haydarpaşa’dan oteline gitmek üzere yaveriyle birlikte bir deniz motoruna atlar. Dolmabahçe açıklarında ne görseler iyi! Daha üç yıl önce Çanakkale’yi kendilerine dar ederek kaçırttığı düşmanın altmış bir parçalık dev donanması, Padişah’ın kalmakta olduğu Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirlemiş, toplarını da saraya yönlendirmiştir.

Bu durumu gören Mustafa Kemal Paşa, kendisine üzgün gözlerle bakmakta olan Yaver Cevat Abbas’a dönerek kızgın bir sesle:

- Geldikleri gibi giderler, der.

Bu bir öngörüdür.

Bu öngörüyü duyan Cevat Abbas Bey’in gönlüne güvenle karışık bir rahatlama gelir. Yıllardır birlikte olduğu Paşasının boş konuşmayacağını, öngörülerinin hep gerçekleşeceğini adı gibi bilmektedir.

Nitekim dört yıl sonra emperyalistlerin maşası olan Yunan ordusu İzmir’de denize dökülür. 13 Kasım 1914’te fiilen, 16 Mart 1920’de ise resmen işgal edilen İstanbul’u işgal eden İtilaf Devletlerinin son birlikleri, 2 Ekim 1923’te düzenlenen bir törenle şanlı bayrağımızı selamlayarak şehirden ayrılmaya mecbur olur.

Mustafa Kemal Paşa’nın öngörüsü doğrulanmış, işgalciler geldikleri gibi gitmişlerdir.

Tarih Paşamızı haklı çıkarmıştır.

***

            Mustafa Kemal’in yerleştiği Pera Palas Oteli, İstanbul’un en ünlü ve lüks otelidir. O gün İstanbul’u işgal eden sömürgeci subaylardan seksen kadarı da aynı otelde oda ayırtmıştır. Bu subaylar gece yarısına doğru otele gelirler. Onları Levanten kadınlar, cilveli Rum kızları, Ermeni dilberleri karşılar.

Masalara yerleşirler.

Viski ve şampanya su gibi akmaktadır.

Bu sırada İngiliz İşgal Kuvvetleri Kumandanı General Harrington da yanındaki beş generalle otele gelir. Sonra da bara geçerler.

Harrington’un masası beş dakika içinde viski, şampanya ve en nadide mezelerle donatılır.

Ve şampanya kadehleri havada tokuşur: “Konstantinopolis’in şerefine!”

İstanbul beş yüz yıllık Türk yurdudur. Yurdumuzun gözbebeğidir.

Şu anda Pera’nın barında eğlenenler ise Türk’ü kendi yurdunun gözbebeğinde boğup yok edecek ve yıkılmış Bizans’ı yeniden canlandıracak olan kahraman(!) subaylardır. Şimdi beş yüz yıllık “İstanbul” adı, bir günde “Konstantinopolis” olmuştur.

Bu kahramanlar(!) babalarının evindeymiş gibi yiyip içmekte ve eğlenmektedir.

Kadınların şuh kahkahaları, kaba gülüşmeler, masadakilerin kendi aralarındaki konuşmaları salonda bir uğultu oluşturmuştur.

Biraz sonra birdenbire bu uğultu kesilir ve salon sessizliğe bürünür.

Şaşıran General Harrington ne olduğunu anlamak için salona göz atınca salondaki tüm gözlerin kapıya yöneldiğini fark eder.

Üzerine iyice oturmuş Paşa üniforması, omuzlarındaki apoletleri, göğsündeki madalyaları ve her adımda gıcırdayan parlak çizmeleriyle bara çok yakışıklı bir Türk subayı girmiştir.

Arkaya taranmış sarı saçları ve keskin bakışlı mavi gözleriyle bu Paşa bütün bakışları üstünde toplamıştır.

Otel müdürü Mösyö Martin, masasına yerleştirmek için bu Türk subayının önünde saygıyla yürümekte, siparişlerini almak üzere iki garson da arkadan gelmektedir. Türk subayı masasına oturunca Mösyö Martin saygıyla geri çekilir.

İki garson, bu sarışın subayın siparişlerini alarak uzaklaşırlar.

General Harrington ve masasındakiler büyük bir meraka kapılmıştır: Salondaki uğultuyu kestiren ve güzel kadınlara iç çektiren bu adam acaba kimdir? Otel müdürü neden ona herkesten çok saygı göstermiştir? Bu arada garson, Türk subayının ısmarladığı küçük rakı şişesiyle bir tabak beyaz leblebiyi masaya bırakmış dönmektedir.

Merakına yenilen General Harrington garsonu yanına çağırır. Garson gelince de ona, hizmet ettiği subayın kim olduğunu sorar.

Aldığı karşılık onu şaşkına döndürür; çünkü bu adam Çanakkale’de kendilerine iyi bir dayak atmış olan Binbaşı Mustafa Kemal’dir. Şimdi artık Mustafa Kemal Paşa’dır.

Generalin içinde onu yakından tanımak isteği doğar. Garsona:

- Hemen gidiniz, Mustafa Kemal Paşa’yı masamıza davet ediniz, der.

O zaman garson daveti bildirmek üzere Paşa’nın masasına yönelir. Paşa, çağırmadığı halde kendisine yaklaşan garsona sorar:

- Bir şey mi var çocuk?

Garson saygıyla eğilir:

- Zatı alinize bir daveti iletmekle görevlendirildim Paşa hazretleri.

Mustafa Kemal “Hmm” diye gülümsedikten sonra sorar:

- Nasıl bir davetmiş bu?

Garson, barın köşesindeki masayı gösterir.

- General ve arkadaşları sizi masalarına davet ediyorlar efendim.

Mustafa Kemal Paşa başını o yana çevirince, onlar başlarını hafifçe eğerek kendisini selamlarlar.

Paşa da bir baş eğmesiyle selama karşılık verdikten sonra garsona döner:

- Harrington cenaplarına saygılarımı iletiniz; lakin onların benim masama gelmeleri gereklidir. Lütfen kendilerini masama davet ettiğimi söyleyiniz. Burada ev sahibiolan biziz, kendileri misafirdir.

Misafir. Yani gidici.

Taş gediğine oturmuş, işgalci subaylar donakalmıştır.

 

Reddedilmekten çok “misafir” diye nitelendirilmek zorlarına gitmiştir. Oysaki onlar İstanbul’dan bir daha çıkmamak, Türkü de devletini de batırmak niyetindedir.

Mustafa Kemal Paşa’ya karşı içlerindeki kin daha da büyür.

Aradan dört yıl bile geçmeden, emperyalistlerin maşası olan Yunan ordusu İzmir’de denize dökülmüş, Kurtuluş Savaşı Türkün zaferi ile sonuçlanmıştır.

Artık abbas yolcudur!

İstanbul’u 13 Kasım 1918’de fiilen, 16 Mart 1920’de de resmen işgal etmişlerdi. Zaferden sonra 2 Ekim 1923’de İtilaf Devletlerinin son birlikleri, düzenlenen bir törenle şanlı bayrağımızı selamlayarak İstanbul’dan ayrıldı.

6 Ekim 1923’de Şükrü Naili Paşa komutasındaki Üçüncü Kolordu İstanbul’a girip yönetimi devraldı.

Gayri 6 Ekimler İstanbul’un “Kurtuluş Bayramı” olarak kutlanacaktır.

Öngörüsü bir kez daha doğrulanmış, tarih Mustafa Kemal Paşa’nın haklılığını teslim etmiştir.

 

***

            Sevgili gençler!

Aşağıya aldığımız anekdotonu tanıyabilmenize yardımcı olacaktır kanısındayız.

Zafer kazanacaklarına kesin olarak inanan İngilizler savaşmak üzere Çanakkale’ye gelmiştir. Her biri yüzen bir dağı andıran gemileri en son teknoloji ile donatılmıştı.

Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Burada Binbaşı Mustafa Kemal komutasındaki ordumuzdan iyi bir ders aldılar.

Ve arkalarına bile bakmadan çekilip gitmek zorunda kaldılar. Ordumuz destansı bir mücadele vermişti.

Bu yenilgi üzerine Başbakan Lloyd George Lordlar Kamarasında sorgulanmakta, hesaba çekilmektedir.

Milletvekillerinin her biri bir yandan bağırıyordu:

- Hani Boğazlar bizim olacaktı!

- Ege Yunan denizi haline gelecekti; Batı Anadolu İtalyanların olacaktı!

- Bu kadar altın, bu kadar asker heba edildi!

- Tüm bu olanların tarihi sorumluğunu nasıl taşıyacaksınız!

O zaman Lloyd George kürsüye çıktı ve kendisini şöyle savundu:

- Elbette sizler kadar ben de üzgünüm. Fakat şunu unutmayınız: Dünyaya her yüzyılda bir dahi gelir. Bu yüzyılın dâhisi maalesef Türklere nasip olmuştur. Çanakkale’de karşımıza Mustafa Kemal adındaki bu dâhi çıkmıştır. Ne yapabilirdik!

Sevgili gençler!

En büyük şeref, düşmanları tarafından bile takdir edilmek değil midir?

İşte Atatürk düşmanlarınca da takdir edilen en büyük asker ve devlet adamıdır. O bir dâhidir.

Her zaman olduğu gibi bugün de kendisini saygı, minnet ve şükran duygularımızla anıyoruz.

Yazımızı Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın güzel bir şiiriyle sonlandırıyoruz.

 

MUSTAFA KEMALLERCE

 

Atılıyorduk kâfire,

Hepimizin bir yanı hilal gibi…

Bir göz vardı üstümüzde göklerden.

Mustafa Kemal gibi!

 

Savaşırken yaşamak,

Anam sütü kadar helal gibi,

Ölüm hem büyüktü hem kolaydı,

Mustafa Kemal gibi!

 

Atılıyorduk bir devre.

Tarihten süzülmüş bir hal gibi;

Hepimiz, hepimiz,

Mustafa Kemal gibi!

 

Benzer Haberler

Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ Çukurova Üni. Ziraat Fak. Em. Öğrt. Üyesi   Değişim, doğanın...

Yorum 
0

YALAN Yalancı kış gelmiş. Zararı yok, yalancı politikacılar gelmesin de!… *** MANŞET...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Biz kendimizi bildik bileli, eski deyimle “kalubeladan beri” Kilis halkı...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

Kilis’te Değişimin İzleri

Prof. Dr. Mehmet BİÇİCİ Çukurova Üni. Ziraat Fak. Em. Öğrt. Üyesi  ...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

YALAN Yalancı kış gelmiş. Zararı yok, yalancı politikacılar gelmesin de!…...

Sıcağı Sıcağına Zeytinciliğimiz...

Sabahattin YARAR   Biz kendimizi bildik bileli, eski deyimle “kalubeladan beri”...

Yaşarken Nasıl Bir Amacımız Olmalı?...

Metin MERCİMEK “YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ...

Neyi Paylaşamıyoruz?

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, günümüzde çağdaş toplumların sıkıntısı,...

Nefs-Nefis

Mahmut İhsan KANMAZ “Hep nefsim çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem…...

ANA BENİM KARNIM AÇ

Aney benim karnım aç Getir bege yemekten İç katması öcceden Eğer yoksa...

Vali Soytürk’ten Emniyet Müdürlüğün...

Kilis Valisi Recep Soytürk, İl Emniyet Müdürü Mahmut Karabulut’u ziyaret...

Kadir Topbaş Kilis’te okul açılışın...

İstanbul Büyükşehir eski Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Kilis’te okul...

7 düzensiz göçmen yakalandı [ASAYİŞ...

Kilis’te, Suriye’den Türkiye’ye geçiş yaptıkları belirlenen 7 düzensiz...

Boğazı kesilen Suriyeli hayatını ka...

Kilis’te çıkan kavgada Suriyeli Suriyelinin boğazını kesmişti. Suriyeli...

Bayram Memiler toprağa verildi

Kilis’te vefat eden emekli öğretmen Bayram Memiler toprağa verildi. Bayram...

Garnizon Komutanı Cihanoğlu Başkan ...

Garnizon Komutanı Piyade Albay Mehmet Cihanoğlu Belediye Başkanı M. Abdi Bulut’u...

İnşaat bilgilendirme toplantısı yap...

Kilis Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce inşaatçılara, değişecek...

İl Özel İdaresine öğrencilerden ziy...

Nihat Başoğlu Ortaokulu öğrencileri İl Genel Meclisi Başkanı Şıhmehmet...

Mahkûmlara “Peygamberimiz ve Aile” ...

Kilis L Tipi Kapalı Cezaevinde hükümlü ve tutuklulara yönelik yapılan programda...

Diyabet Günü kapsamında halı saha m...

Kilis’te Dünya Diyabet Günü etkinlikleri kapsamında halı saha maçı oynandı....

Obama, Anıtkabir Özel Defterine Ne ...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, ABD Başkanı Barack Obama, 06 Nisan 2009...