Dolar 32,2009
Euro 35,0822
Altın 2.535,28
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Az Bulutlu
Kilis
31°C
Az Bulutlu
Sal 32°C
Çar 30°C
Per 25°C
Cum 25°C

Atatürk’ün Kilis’e Gelişinin Önemi

Atatürk’ün Kilis’e Gelişinin Önemi
A+
A-
30.10.2019
401
ABONE OL

Doç. Dr. Serhat KUZUCU

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, 28 Ekim 1918’de 7. Ordu Komutanı iken Suriye üzerinden Kilis’e gelişi tarihimiz açısından oldukça önemlidir.
Zira bu dönemde vatan topraklarının durumu hiç iç acı değildi. Osmanlı Devleti 20. Yüzyılın başında Anadolu ve Rumeli’de mühim toprak kayıplarına uğramıştı. Kıbrıs, Mısır, Tunus ve Cezayir, Bosna Hersek, Bulgaristan ve Girit elden çıkmış, Trablusgarp Savaşı sonrasında ise artık Kuzey Afrika’da Osmanlı varlığı son bulmuştu.
Devletin bu sıkışık ve buhranlı dönemini fırsat bilen Balkan Devletlerinin başlattığı savaş sonunda ise artık Osmanlı Devleti Trakya hariç Avrupa kıtasından atılmış durumdaydı.
Bu kötü gidişata bir son vermek isteyen Osmanlı Devleti ise bir taraftan ordu ve donanmasını yeniden yapılandırırken diğer taraftan da bloklaşan Avrupa’da yalnız kalmamak için bir takım diplomatik girişimlerde bulunmaya başlamıştı.
Zaten önünde iki seçenek vardı: Ya İngiltere ve Fransa liderlik ettiği İtilaf Devletleri safına katılacak ya da Almanya’nın liderlik ettiği İttifak Devletleri yanında yer alacaktı.
Bu dönemde kendi toprakları üzerinde emelleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kurduğu itilaf grubunda yer alması mümkün gözükmemekteydi.
Durum böyle olunca geride kalan son ve tek seçeneğe yöneldi ve 2 Ağustos 1914’te Almanya ve Avusturya-Macaristan ile ittifak antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti, bu ittifak antlaşmasını imzalamadan kısa bir süre önce yani 28 Haziranda 1. Dünya Savaşı başlamıştı bile.
10 Ağustos tarihine gelindiğinde ise 2 Alman savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlı Devleti’ne sığınmış ve daha sonra Yavuz ve Midilli adı verilen bu gemiler 27 Ekim’de Karadeniz’e açılıp Rus gemilerini batırdığı gibi Sivastopol ve Novorosis limanlarını topa tutmuştu. Böylelikle Osmanlı Devleti de resmen bu savaşa katılmış oldu. Lakin 1. Dünya Savaşının seyri hiçte Osmanlı Devleti’nin istediği gitmedi. Almaya önderlik ettiği İttifak kuvvetleri İtilaf devletleri karşısında cephelerde başarısız sonuçlar almaya başladı. Artık 1. Dünya Savaşının sonucu belliydi. Hatta İngiltere, Fransa ve: Rusya savaş sürerken Sykes-Picot Antlaşmasını (16 Mayıs 1916) imzalayarak aralarında Osmanlı topraklarını pay etmişlerdi.
Buna gör Suriye’nin kıyı bölgesiyle Kilis, Antep, Maraş, Urfa, Adana ve Mersin Fransa’ya veriliyordu. Basra ve Bağdat vilâyetleriyle, Hayfa ve Akkâ limanları İngiltere’ye bırakılıyor, Dicle ve Fırat sularının etki bölgelerinde ortak kullanımı garanti ediliyordu. İskenderun serbest liman ve Filistin uluslararası bölge oluyordu. Arabistan toprakları, Akkâ-Kerkük çizgisiyle ikiye bölünerek kuzey kısmı Fransız, güney kısmı İngiliz nüfuzuna bırakılıyordu. Musul vilâyetini içine alan Fransız nüfuz alanı İran sınırına kadar uzanıyordu. İngiltere’nin etki alanı ise Filistin’den Mezopotamya’ya kadar geniş bir bölgeyi kapsıyordu.
İngiltere ve Fransa kendi paylarına düşen bölgeleri işgal etmek adına 1. Dünya Savaşı’nın sonlarında Suriye-Filistin Cephesindeki faaliyetlerini artırmışlardı. Bu yüzden 1918 yılı sonlarında bütün cephe ve bölgelerde çatışmalar durmuş olmasına rağmen, Filistin Cephesi’ndeki mücadele, Mondros Mütarekesi imzalanıncaya kadar devam etmiştir.
Filistin Cephesinde İngilizler yanlarına Mekke Emin Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal komutasındaki Arap ordusunu da alarak ilerlemekteydi. Cephedeki durumun kritik bir hal alması üzerine, bizzat Padişah Vahdettin tarafından Mustafa Kemal Paşa bu bölgede bulunan 7. Ordu Komutanlığına atanmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusunun sağlam bir Türk toprağına ayak basmadan düşmana karşı direniş hattı oluşturmasının sakıncalarını düşünerek bir keşfe çıkmıştır. Suriye’deki Arapların artık zihnen Osmanlı’dan koptuğunu gören Mustafa Kemal Paşa 5 Ekim 1918’de 7. Ordu karargâhını Halep’e, oradan da Kilis’in 20 km uzaklıktaki bir köy olan Katma’ya taşımıştır.

28 Ekim günü ise yani tam 101 yıl önce bugün sabah saat 04.00 civarında Kilis’e gelerek burada Kilisli gençlerden kurulan milli direniş çeteleri ile görüşmüştür. Kilisliler tarafından bir süre Mevlevihane Dergâhında ağırlanan Mustafa Kemal Paşa buradan Kaymakamlık binasına geçmiş, Kilislilerin kendisine ve Türk Ordusuna gösterdiği ilgiden dolayı duygulanmıştır. Türk sınırlarının başladığı bu noktadaki milli hislere ve fedakârlığa sahip Kilislilerle seslenen Mustafa Kemal Paşa, “İLK AYAK BASTIĞIM TÜRK TOPRAĞINDAKİ BU UYANIKLIĞA CİDDEN HAYRAN KALDIM. VE BİR DAHA İMAN ETTİM Kİ BU MİLLET ASLA ÖLMEYECEKTİR. VAR OLUN AZİZ KİLİSLİLER!” demiştir. Bu söz her Kilisli için bir gurur, bir şeref payesidir.
Mustafa Kemal Paşa; Kilisli milli direniş çetelerine gerektiği kadar silah ve cephane göndereceğine dair teminatta bulunduktan sonra aynı gün Kilis’ten ayrılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa; Kilis’in güneyde oluşturduğu savunma hattı ile Katma Meydan Savaşında Arap ve İngiliz Müttefik Kuvvetleri Kilis’in güneyinde durdurmuştur. Bu zafer sayesinde 30 Ekim’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasına kadar İngilizlerin Toroslara ve Anadolu içerine kadar ilerlemesi önlenmiştir.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.