Dolar 32,2924
Euro 35,1002
Altın 2.409,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Açık
Kilis
39°C
Açık
Cum 38°C
Cts 36°C
Paz 35°C
Pts 36°C

Barış ve Huzura Hasretiz

Barış ve Huzura Hasretiz
A+
A-
18.04.2016
354
ABONE OL

M. Yahya EFE

Sevgili okurlarım, insan olarak, günümüzde barış, huzur ve güvene hasretiz.

Önüne gelen barış, huzur ve güvenden bahsediyor ama iş uygulamaya geldiğinde sözler hep havada kalıyor.

Herkes bu konuda konuştuğu zaman mangalda kül bırakmıyor.

Barış, en kısa tanımıyla bir ülkede veya dünyada yaşayan insanların savaş halinde olmaması durumudur.

Bu açıdan bakıldığı zaman tüm gelişmelerin, tüm buluşların barış içinde yaşayan insanlar arasında boy gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Barış içinde yaşayan insanların oluşturduğu toplumlar ise, sağlıklı toplumlardır. Her türlü yeniliğin anası barış diyebiliriz.

Peki, barış sadece kendi ülkemizde mi olmalıdır yoksa tüm insanlık için gerekli bir şey midir?

Atatürk’ün de dediği gibi; barışa sadece bir ülkenin ya da milletin değil, tüm insanlığın kesin ihtiyacı vardır.

İnsanlığı bir vücut olarak kabul edersek, nasıl ki vücudun herhangi bir yerindeki sızı tüm bedeni olumsuz yönde etkiliyorsa, herhangi bir milletteki savaş hali de tüm insanlığı olumsuz yönde etkiler.

Sosyal ve sorumlu birer varlık olan insanların topluluklar halinde yaşamaları kaçınılmazdır. Bu insanın tabiatının gereğidir.

Onun için insan etrafındakilerle iyi geçinmek, iyi ilişkiler içerisinde bulunmak ve onların haklarına saygılı olmak mecburiyetindedir.

Bunlar, hayatta huzurlu ve mutlu yaşamanın kaçınılmaz şartlarıdır. Huzur ve güven toplumu olabilmenin şartı da, barış içinde birlikte yaşamaktır.

Geçmişimize baktığımızda; Türk milletinin toplumsal barışın ve bir arada yaşama kültürünün asırlarca mimarı olduğunu görürüz. Asırlar boyu farklı din, dil, mezhep ve etnik kökene mensup toplumları bünyesinde barındırmıştır.

Milletimizin bin yıllık bir arada yaşama kültürü çatışma ve ayrışma üzerine değil, barış ve birlikte yaşama anlayışı etrafında şekillenmiştir.

Türk milletinin bu bin yıllık kardeşliğimizden rahatsız olanlar var. Bunlar boş durmuyorlar. Ülkemizde toplumsal huzursuzluk ve çatışma alanları oluşturarak, bu kardeşlik bağlarımızı bozmak istiyorlar.

Oldukça tehlikeli bir ayrışma ve farklılaşma zeminine çekmeye çalışanlar var. Bunlar, toplumsal huzursuzluk ve çatışma alanları oluşturarak, kardeşlik bağlarımızı koparmaya çalışıyorlar.

Onun için hepimize büyük görevler düşüyor. Hepimiz toplumsal barışı ve birlikte yaşamamızı zedeleyici hareketlere karşı tedbirli ve uyanık olmalıyız.

Dünya’nın neresinde olursa olsun savaş, gözyaşı ve akan kan dinmeli, barış tesis edilmelidir. Terör örgütlerine karşı işbirliği yapılarak dünya’da barış ve dostluk ortamı sürekli hale getirilmelidir

Karşılıklı sevgi ve saygı, karşılıklı anlama ve anlaşılma kültürünü hayatımıza hâkim kılmalıyız. Bunun için de, bir birimize karşı sevgi ve saygı çerçevesinde; adaletli, yapıcı, kaynaşmayı ve paylaşmayı bilen insan olmalıyız.

Günümüz Türkiye’si kalkınma hamlesini başlatmış ve bu yarışta oldukça mesafe kat etmiş bir ülkedir. Böyle bir ülkenin vatandaşları olmaktan gurur duymaktayız.

Din, dil ve mezhep farkı gözetmeden barış içerisinde yaşamasını bilmeliyiz. Komşularımızla iyi geçinmeliyiz. Barışa ve huzura ihtiyacımız var.

Karanlık hain güçler bizleri iç savaşa, kardeş kavgasına sürüklemek istiyor.

Bu oyununa gelmemeliyiz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.