Bedenin Yorgunluğu Değil, Asıl Ruhun Yorulmasıdır Önemli Olan

05 Oca 2021 Sal 9:29
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

 

Kanadı kırılmış bir kuştan farksızım şu aralar.

Ne yürümeye takatim var ve ne de kimseyi dinlemeye gücüm.

Elimi uzatıp aman dilemiyorum hiç kimseden.

Kanayan yüreğime teselli de istemiyorum.

Çareler arayıp feryadı basmıyorum.

Yeter ki yaralarıma dokunmayın benim

Kendimle kalmak istiyorum biraz.

Sükûnet istiyorum artık bundan böyle.

Yalnızca ve sadece sessizlik…

Hayatın benden aldığı o güzel yılları

Geri istiyorum belki de.

Belki de onarmak istiyorum zavallı ruhumu kim bilir.

Çünkü yorgunum artık, çok yoruldum.

Yeter ki dokunmayın yaralarıma ve

Beni kendi halime bırakın ne olur!…

 

Selam, sevgi ve saygılarımı arz ederek, bir yazıma daha başladım bile sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

Bir şair dostumuzun az önce dile getirdiği muhteşem duygu fırtınasından da anlaşılacağı üzere, bugünkü mevzumuz, yorgunluk olacak.

Ama yorgunluğun bünyede değil de, daha çok gönüllerde bıraktığı halleri ele almaya çalışacağız kısmet olursa…

İnsan koşar, yorulur. Ağır yük taşır, yorulur. Yokuş yukarı çıkar yorulur, hatta düz yolda yürümekten bile yorulur.

Bunlar anlaşılabilir şeyler…

Diyor ki bilim insanları, yorgunluk denilen şey, bir bakıma vücudun zehirlenmesi gibidir. Yani çalışmaktan ve efor sarf etmekten yorulan adalenin, yani kasların “Laktik asit” salgılaması halidir.

Gün içinde yorulan kasların oluşturduğu laktik asitle, biz kendi kendimizi zehirlemiş oluruz. Tabi bunu istemsiz yapar bünye.

Kan dolaşımı yoluyla da, bu toksinler bütün vücuda yayılırlar.

İşte yorgunluğun en yalın hali bu…

Biraz dinlenince bu toksinler etkisini yitirmekte ve beden tekrar eski haline dönmekte zaten, bilinir.

Hani uzun süre tembellik edip de, sonra birden çalışmaya başlar ya insan, ardından da tez yorulur ya…

Ne deriz hemen? “Hamlamışım”…

Aslında az önceki olayın tezahürüdür söylenmek istenen. Kasların toksinlerle zehirlenmesi, ya da güç kaybetmesi ve yorulması olayının halk dilindeki karşılığı…

Ama bugün bizim asıl mevzumuz, böylesi yorgunluklar olmayacak.

Biz bugün, yürek yorgunluğunu, gönül yorgunluğunu ele almanın derdinde olacağız. O zaman vira bismillah diyelim ve başlayalım söze…

Büyük İslam âlimi ve mütefekkir Mevlana Hazretleri buyururlar ki, “Gönül yorgun düştüğünde, yürek dilsiz kalır ve ter bedenden değil de, gözlerden akar o zaman.”

Bedeni yorgunluk normal bir haldir.

İnsanın her halinden belli olur bu ve oturup dinlenmek istenir. Oysa gönül yorgunluğu öyle kolay kolay anlaşılmaz. Suskunlaşır insan. Kimseyle konuşası gelmez. Kendini hapseder iç dünyasına. Ama olayın farkındadır yine de.

Yani düşüncesi şudur aşağı yukarı

“İyi miyim, değil miyim bilmiyorum ama ruhumun yorgun olduğu kesin…”

Evet, budur hissedilen halet-i ruhiye.

Zordur yürek yorgunluğu. Çaresi ve ilacı da yoktur üstelik. Kimselere bir tavrı da yoktur kişinin. Kendi dünyasında yaşar ne yaşarsa artık. Ama üzgün ve kırgındır onu yoranlara karşı. Hatta nedenini bile bilir çoğu zaman. Ünlü şairlerimizden Cemal Süreya da der ki bu durumda: “Bazen, sadece yorgun oluyor insan.

Ne küs, ne yalnız ve ne de âşık…” Böyle demiş büyük şair. Bir başka kelamında da, bıkkınlığını ve mış gibi davranmaktan yorgun düştüğünü anlatır.

“Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye, gülümsemekten yoruldum artık.”

Bıkkınlık ve yılgınlık deyince, yine güzel bir söz geldi aklıma. Önemli edebiyat insanlarından Edip Cansever buyurmuş: “Bu yorgun, bu hüzünlü yüreği sanki benim değilmiş gibi ve kimseler görmeden şöyle bir yol kenarına bırakasım var.

Doğrudur. Bazen böyle hisseder kendini insan. O yorgunluğundan bir an önce kurtulmak ister. Ama bu dert sadece bir kişinin başında değildir. Hemen hemen herkes düşünür bunları ve nedenlerini. Yani yara da kendi içinde ve dermanda yine kendi özündedir.

Bir bilge insan Mehmet Aygün derler ki:

 

“Bir yorgun ben varım sanmayın sakın.

Herkesin başında bir yarası var!…

Bir yaralı ben demeyin sakın.

Herkesin sırtından bir vuranı var.”

 

Bazen de şarkılar anlatır en iyi, yorgunluk denilen halleri…

Merhum, ama ölümsüz ve de nadide sanatçılarımızdan Zeki Müren, bakın neler diyor bir güzel eserinde:

 

“Her dilden Tanrı’ya dualar ettim.

Duamın hiçbiri kabul olmadı.

Gözlerim yollarda, kulağım seste

Günlerdir kapımı çalan olmadı…

Gönlümdeki bahar geçti, kış geldi.

Gülmeyi beklerken, neden yaş geldi

Aylara yıllara bir telaş geldi

Sevgilim sen bana hala gelmedin.

Bir yığın hatıra bırakıp gittin.

Geri dönmemeye yemin mi ettin?

Bir inat yüzünden, inan sevgilim

Ölümsüz sevgimi, sen haram ettin.

Hayat yordu beni, yıllar yordu beni.

Yollar yordu beni, koşmaktan

y o r g u n u m…

Kader vurdu beni, hasret yıktı beni

Aşkın yaktı beni, sevmekten

y o r g u n u m…

“Bazı kadınların hikayesi yorgundur” der bir kardeşimiz ve devam eder sözlerine, “Çünkü onların saçları hüzün kokar, gözleri vefa ve yılları da cefa.”

Doğrudur. Hatta daha fazlasını başka birileri de söyler ve der ki o da,

“Mücevher gibidir bir kadının gözyaşları.

Onlar damladıkça, kendisini ağlatanın değeri, sıfıra düşer.”

Nüktedan bir kardeşimiz olaya kendi penceresinden bakar ve yorgunluğunun hal ve ahvalini şöyle dile getirir…

“Pili bitmiş bir fotoğraf makinesi gibiyim artık. Kimseyi çekemem, kusura bakmayın.”

Ünlü yazar Elif Şafak, yorgunluk mevzusunu çok güzel ortaya koymuştur.

Bakalım ve görelim neler demiş:

“Kaç hayat yaşayınca yorulur insan?

Kaç seneden sonra, ya da

Kaç hezimetten sonra bezgin

Kaç sevdadan sonra kalpsiz ve

Kaç kelimeden sonra, lal olur kişi.”

Yorgunluk bedende olsa kolay…

Dinlenirsin geçer. Ama yürekteyse o yorgunluk ve aşk ise onun nedeni, durum biraz vahimdir o zaman sevgili dostlarım.

Yine Mevlana Hazretleri ve yine muhteşem çıkarımlar… Buyurunuz: “Yorulacaksan, eğer sıkılacaksan, keşkelere sığınacaksan ve söze, ama diye başlayacaksan, hiç girme AŞK yoluna.

Aşk der ki, yolumdaysan başım fedadır yoluna. Ama bil ki, senin de başını isterim yoluma.

Kahır, kapris gelecekse senden, amenna… Ama ayağına diken batarsa, ah edip vahlanma.

Çünkü aşk, bilek gücü değil, yürek işidir.

Eğer yüreğin yetmiyorsa, sakın düşme aşk yoluna…”

Olay budur sevgili arkadaşlarım.

Sevda işleri, aşk duyguları kolay şeyler değildir aslında. Sevdim zannedersin, âşık oldum diye bilirsin. Ama onu taşıyamadıktan sonra, iki gün sonra geri dönüşler yaşadıktan sonra, bence bırakın bu işleri. O olsa olsa, bir geçici hevestir.

Ona sevda denmez. Aşk hiç denmez.

Dediğim gibi, onun adı boş hevestir.

İşte Mevlana Hazretleri buyurmuşlar en doğrusunu. Az önce okudunuz…

Ötesi yorar insanı böylesi duyguların.

Üzer ve yalnızlığa mahkûm eder.

Sabır lazımdır, istikrar ve istek lazımdır yürekte.

Demiş ya bir bilge insan:

 

“Her gece daha yorgunum

Her sabah daha üzgün

Ama her gün biraz daha yalnızım…”

 

Hatta daha da artar yorgunluğu ve o zaman da der ki: “Kimsenin anlayamayacağı kadar ve kimselere anlatamayacağım kadar yorgunum bu günlerde…”

En çok da kendinden yorulur insan.

Öyle bir noktaya gelir ki bazen, şu cümleyi bile kurar olur yani.

“Ey hayat, o kadar yorgunum ki, oturup ta ağlayasım ve ölüp te dinlenesim var.”

Bir bilge kişi deminden beri dediklerimizi bir cümlede toplar ve şöyle bir çıkarımda bulunur…

“Yorgunluk sadece bedende olmaz… En çok da yürekte, hayallerde ve umutlarda olur.”

Gönül yorgunluğu ve yalnızlık duyan insan çoğu zaman dualara sığınır.

Açar ellerini Rabbine ve şöyle dua eder huşu içinde.

“Kapına geldim yorgun ve kırgın yüreğimle. Huzurundayım en daralmış halimle. Ey Rabbim, bana vereceğin her güzel şeye ve her hayra muhtacım.”

Ondan sonra iç huzuru duyar insan.

Çünkü bilir ki Mevla neylerse güzel eyleyecektir. Buna inanır bütün yüreğiyle ve huzur duyar tüm benliğiyle.

Sonrasında da şu kelamı eder bütün saflığıyla…

“Benim neyim mi var? ‘Bittim’ demeye fırsat kalmadan, “Yettim ey kulum” diyen bir Rabbim var. Daha ne isterim ki.”

Evet, yorgunluğu ama ruh ve gönül yorgunluğunu konu edindiğimiz bugünkü yazımızı, mevzuyla alakalı bir ölümsüz şarkının, içerik zenginliğiyle noktalayalım istiyorum.

İllaki bilirsiniz. Rahmetli Adnan Şenses’le özdeşleşmişti adeta:

 

“Baharı beklerken, ömrüm kış oldu.

Gözümde her zaman, biraz yaş oldu

En güzel duygular, bana düş oldu.

Yorgunum dostlarım, yoruldum artık

Vefasız yıllara, dargınım artık…

 

Tutmadı ellerim, sıcak elleri

Duymadım aşk denen, tatlı sözleri

Taşıdım gönlümde, acı izleri

Yorgunum dostlarım, yoruldum artık

Vefasız yıllara, dargınım artık…

 

İçimde ateşler söndü, köz oldu

Aşk bahçem kurudu, sanki çöl oldu.

Yar bildim, o bile bana el oldu

Yorgunum dostlarım, yoruldum artık

Vefasız yıllara, dargınım artık…”

 

Bir başka konuda ve bir başka güzelliklerde yeniden birlikte oluncaya kadar, ben diyorum ki, gönül bahçeniz şen, yüreğiniz sevgi dolu, bedeniniz sağlıklı ve bulunduğunuz yer gülşen olsun…

Esen kalın ve ruh yorgunluğu sizden çok uzak olsun. Hatta hiç uğramasın yanınıza yörenize…

Sevgilerimle kalın ve Allah’a emanet olun sevgili arkadaşlarım ve kıymetli dostlarım.

Benzer Haberler

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın diye mi?!…...

Yorum 
0

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes, kamu giderlerini...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ ARADIM KADEHLERDEKİ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BURUN Çok konuşan adamın burnunu kesmişler. Acaba her şeye burnunu sokmasın...

Tortum Hidroelektrik Santralinin Öz...

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı...

Kayseri Havalimanı – Şehir iç...

 Kayseri Havalimanı – Şehir Merkezi – Otogar ve tersi yönde yapılacak...

Türkiye’de Vergi Adaleti Var mı?...

Alaiddin ÖZKAR   Anayasanın 73’üncü maddesinin de vergi adaletini “Herkes,...

İspanyol Meyhanesinde Seni Aradım

Metin MERCİMEK “BU AKŞAM, BÜTÜN MEYHANELERİ DOLAŞTIM İSTANBULUN SENİ...

Hatim Düğünü

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   Adıyaman/Besni’den yaz olunca Kilis’e...

Kişiliğin Özü Sevgidir

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım; sevgi, yeryüzündeki tüm canlılara bahşedilmiş...

2021 Yılında Hatırlatma; Türk İstik...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İstiklal Marşı Yazarı Mehmet Akif Ersoy...

İstanbul’da Milli Emlak Daire...

Mülkiyeti İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Avrupa Yakası...

Hz. Fâtımâ (Aleyhisselam) İyi Bir Ö...

Uğur KEPEKÇİ   Dinimiz İslâm bize gelinceye kadar onu taşıyan Ehl-i...

6 YILDIR ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI

Kilis’te 2002 yılında yapılan ve yıllarca otel, restoran, toplantı ve sergi...

“Organik bal üretiminde marka olaca...

Kilis Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Ali Rıza Açıkel, Kilis’in daha...

Eşini darp ederek altınlarını aldı ...

Kilis’te Suriyeli bir şahıs, eşini darp ettikten sonra altınlarını aldı....

Kilis’te 2 bin 151 daireye yapı ruh...

TÜİK tarafından yapılan açıklamada, yapı izin istatistikleri 2020 yılı...

İlkbahar dönemi şap ve LSD (çiçek) ...

Hayvan Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrol Genelgesi gereğince...

Sinema salonları 1 ay daha kapalı

Valisi Recep Soytürk başkanlığında toplanan Kilis İl Umumi Hıfzıssıhha...

Katar Kızılayı ile işbirliği

Kızılay Kilis Şube Başkanı Adnan Erdoğan, Katar Kızılayı ile işbirliği...