Dolar 32,2020
Euro 35,0069
Altın 2.504,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Az Bulutlu
Kilis
30°C
Az Bulutlu
Paz 30°C
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 30°C

Bilanço-Döküm

Bilanço-Döküm
A+
A-
22.12.2019
387
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

Selam, sevgi ve saygılarımla bir yazıma daha başladım bile, sevgili arkadaşlarım.
Bugün, biraz serbest takılalım. Yani, bir konuya bağlı olmayalım istiyorum. Umarım okuyunca düşünceme katılırsınız.

Ne yapalım diyecek olursanız eğer, mesela 2019 yılının son günlerini yaşadığımız bu günlerde, ben izninizle, bir sayım, ya da döküm yapmak, bir hasılatın sonucunu irdelemek niyetindeyim açıkçası. Tabi ki bu, yazılarım kapsamında olacak haliyle…
Bir bakıma, yapılanları ve bıraktığı etkileri, şöyle bir ele almaktır bugünkü muradım…Sözün özü, bir bilanço tahlili ve sunumu yapabilmektir bütün gayretim anlayacağınız.

Bildiğiniz gibi yaklaşık iki yıldır sizlerle yazılarım noktasında birlikteyiz.. Bazen gün oldu hergün, yeri geldi iki günde bir, ama en geç üç günde bir, mutlaka bir şeyler yazmaya gayret ettim. Zira şunu iyi bilmekteyim ki, “paylaşılmayan bilgi, kişiye yüktür, manevi bir eziyettir adeta.”
Bunun ayırdında olaraktır ki, bildiklerimi ve öğrendiklerimi, siz değerli dostlarımla birlikte paylaşmaya çalıştım, halisane bir çabayla…
Artık başarılı oldum mu, olamadım mı, yararlı olabildim mi, bunun takdiri sizlerdedir. Bu konuda pek te fazla bir şey diyemeyeceğim.

Ama gereksiz tevazuu bir yana bırakacak olursak, ben sanki amacıma ulaşmışım gibi düşünmekteyim naçizane.
Hani bilinen bir kelam vardır, “Fazla tevazu gösterme, sonra gerçek sanırlar”mealinde.Egoya ve övünmeye kaçmadan, yapılanları değerlendirmek ve görebilmek, hiçbir zaman büyüklük değildir bana göre.
Amaç, yalnızca olanları yansıtmak ve göstermektir… Yani, malumun ilanından ibaret olacak herşey bir bakıma.

Şimdi, bu bir buçuk, iki yıl içerisinde bugüne kadar, evet sıkı durun, tamı tamına 318 adet yazı yazmış ve paylaşmışım.
Hepside birbirinden bağımsız, tek başlık altında, tam 318 yazı… Dile kolay…
Neredeyse, iki günde bir yazı ortalaması yani…
Yazılarımın fiziki uzunluğu ve hacmi malum… Hani, şu bildiğimiz A4 kâğıdı var ya, işte onu baz aldığımızda, en az 4-5 sayfa tutan bir yazı boyutu…
İstense her yazı, dörde beşe bölünüp verilebilirdi. Ama o zamanda anlam bütünlüğü olmayacak, belki anlatılmak istenen meram ortaya konamayacaktı.
İşte zaman zaman uzunluğundan şikâyet edilen yazıların, neden böyle kurgulandığının gerekçesi, bence bu…

Basit bir mantıkla şu sonuca ulaşmak mümkündür sevgili arkadaşlarım.
Ortalama bir punto hesabıyla, 300 sayfalık bir kitap kapasitesi gözönüne alındığında, totalde dört kitap edecek kadar, bir yazı toplamından sözedebiliriz.
Yani, yazıları başından sonuna kadar okuyup ta takip eden biri, bugüne kadar farkına bile varamadan, en az dört tane kitap okumuş olmakta…Burası kesin.

Bu bile başlı başına bir başarı ölçütü.
Okumakla pek te aramızın iyi olmadığı gözönüne alındığında, durumun önemi ve etkisi daha iyi görülebilmekte…
Bazı ablalarımdan şöyle bir özeleştiri alırdım zaman zaman: “Ben okumayı pek sevmezdim. Ama yazılarınızın müptelası olduktan sonra, bu halim değişti. Şimdi sizin yazılarınızı dört gözle bekler oldum. Allah sizden razı olsun.”
Şimdi sormak isterim size, bunun adı nedir diye? Bence bu, amacın hâsıl olması halinin tam da karşılığıdır.Daha ne olsun. Tevazu ötesi bir durum bu… Bir vakıa yani… O bakımdan gururluyum.

Bir de tarzım gereği, her yazımın içinde, en az otuz kadar, bir “özlü kelam” zenginliği vardır ki, bu da ayrı bir durum.
Kuyumcu hassasiyetiyle çeşitli kaynaklardan ayıklanıp seçilmiş, tam otuz tane hikmetli söz yer almakta, her yazımın muhtelif yerlerinde.Tabi ki de aralara serpiştirilmiş olarak haliyle…
Hepsi de alanında uzman kişilere ait bunlar. Bazen tarihsel derinliği olan sözler ve tasavvufi anlamı haiz, muhteşem çıkarımlar. Konuyla ilgisi sabit olan bu kelamların aranıp derlenmesi ve sunulması, ayrıca eğer biliniyorsa, yani anonimleşmemişse, sahiplerinin mutlaka zikredilmesi de, ayrı bir titizlik ve prensip hali benim için… Zira mevzu hakkında çok duyarlı olduğumu, emeğe saygı açısından, özellikle belirtmek isterim.

Bu durum gözönüne alındığında da şöyle bir sonuca ulaşmamız pekâlâ mümkün görünmekte…
Her yazıda ortalama otuz kelam desek, toplamda onbine yakın bir hikmetli söz kullanıldığı ortaya çıkar ki, basit bir hesap yapılsa bile yani… Bu da işin bir başka, hoş ve övünç duyulacak tarafı…

Hz. Mevlana’dan, Yunus Emre’ye, Eflatun’dan çeşitli edebiyat ustalarına, Cemal Süreya’dan, Necip Fazıl Kısakürek’e, hatta Kanuni, Fatih ve Yavuz Sultan Selim gibi cihan padişahlarının şiirlerinden, Mehmet Akif Ersoy’a, Dale Carnegie’den, Konfüçyüs’e, oradan İbn-i Sina’ya, La edri’den, Albert Einstein’e, Şems-i Tebriz’i den, Von Goethe’ye kadar, daha birçok değerli âlim, bilgin, ulema, şair, yazar, mütefekkir, filozof ve ağırlığı olan kişilerce edilmiş kelamlar, yazılarım içinde sıklıkla yeralmışlardır. Dediğim gibi, bunların hacimleri de, toplam 318 yazım değerlendirildiğinde, yaklaşık olarak onbin civarında bir sayısal büyüklüğe ulaşmakta.
Şimdi bu da bir başka ayrı kazanım ve zenginlik, sevgili dostlarım… Bugüne kadar ele aldığımız konu çeşitlemelerine gelince, orası daha bir değer ve kıymet içermekte…
Şöyle söyleyeyim ki, neredeyse ele alınmadık hiç bir mevzu kalmadı denilse, kesinlikle yanlış bir söylem olmaz.
Buna sizlerde yakından tanıksınızdır diye tahmin etmekteyim.
Duygusal konu başlıklarından, sosyal yaşam içindeki yaygın kural, örf ve adetlere, türkülerin anlam içeriklerinden, şiirlere, Karacaoğlan’dan, Pir Sultan’a, genel kültür konularından, felsefi ve tasavvufi mevzulara, bilimsel boyutu olan çıkarımlardan, edebi değer taşıyan konu başlıklarına kadar, hemen hemen her husus bizim inceleme alanımıza dâhil oldu sayılır…

Yine günlük hayat içindeki trajikomik hallerden, turistik önemi haiz yerlere ve diğer bilimum mevzulara el attık ve o konuda bildiklerimizi ve okuyup öğrendiklerimizi, sizlere sunmanın derdinde olduk ta denilebilir rahatlıkla sevgili arkadaşlarım…

Tabi burada ayrıcalıklı bir duruma da yer verdik, bilerek ve isteyerek hem de… Doğduğumuz ata toprakları olması hesabıyla, serhat şehrimiz, evliya ve şehitler yatağı Kilis’imize, ayrı bir hak ve imtiyaz tanıdık denebilir… Yani Kilis’e tabir caizse, “pozitif ayrımcılık” yaptık.
Helal olsun. Tabi o da işin şakası…

Rahmetli anneannemin yani nenemin özelinden hareketle, çocukluk anılarıma sık sık yer verdim. Amaç, Kilis’imizi yurdun dört bir yanına tanıtmak, onun adetlerini, yeme ve konuşma şeklini, tören ve çeşitli ritüellerini bilmeyenlere anlatmak, unutanlara hatırlatmak, yeni nesillere eskinin nostaljik dokusunu sunmak ve Kilisli olup da gurbet ellerde sıla özlemi içindeki hemşehrilerimize, memleket hasretinin giderilmesine azıcık ta olsa, yardımcı olmak. Oraları görsel unsurlarla tanıtmaya vesile olabilmek…

Tabi sadece Kilis’le sınırlı değil bu kültür hizmeti gayretlerimiz.Bir şekilde yolumun kesiştiği, ekmeğini yiyip, suyunu içtiğim, sözgelimi Trabzon, Ankara, Antalya, Kars, Ağrı, Isparta, Erzincan, Erzurum, Kadirli ve Bodrum gibi yurdumuzun cennet köşeleri de, zaman zaman yazılarımın öznesi oldular. Yine çeşitli görsel materyal eşliğinde oldu bütün bu çabalarımız…
Belirttiğim yerlerin her biriyle bir anım olmuştur. Kiminde doğmuşumdur sözgelimi, kiminde çocukluğumu ve gençliğimi yaşamışımdır.Bazılarında yatılıokumuş, kimilerinde bir köy şirinliğinde, öğretmenlik yapmışımdır. Yine kiminde, vatani görevimizi ifa etmiş, kiminde evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuşumdur.

Kiminde sevdiğimiz birini, hatta aklımızın ve yüreğimizin yarısını üzülerek te olsa, toprağın altına gömmüşüzdür. Sevgimizi, anılarımızı o yerlere emanet etmiş, bu arada tarifsiz ve sonsuz acılara, elemlere gark olmuşuzdur. Kiminde de ekmeğimizin peşinde olmuşuzdur. Olurken de, çeşitli anılar biriktirmiş, vefa adına, şükran hisleri adına, bunları yazıya kaydetmiş ve sizlere takdim etmişiz, sizlerde okumuşsunuzdur. Övücü ve yüreklendirici kelamlarla beni göklere çıkarmışsınızdır. Ne söylesem azdır inanın…Tek kelimeyle, evet yalnızca bir tek kelimeyle, “minnettarım” hepinize… Hissiyatım her daim sizlere birlikte…

Bu arada, türküler de deyivermişiz, şarkılar söylemiş ve olağanüstü şiirlere yer vermişiz çoğu zaman… Yeşil gözlümün anılarıyla bazen ağlamış, bazen de gülünecek hallere duçar olmuşuz… Yaşamda da yokmudur ki zaten? Gözyaşı ve kahkaha, birlikte yan yana durmazlar mı? Gülerken gözlerden yaş gelmesi buna kanıt değil midir?… Birbirine zıt durumların içiçe geçmesi gibi durumlar olmaz mı hiç yaşamlarda?…
Biraz absürd olsa da hani denir ya, “Sevgi ile nefret arasında, çok ince bir çizgi vardır” diye.. Aynen o hesap, her şey zıttıyla kaimdir denilen haller bile, yeri geldi yazılarımıza özne oldular bazı bazı…
Gülmek-ağlamak, sevmek-sevmemek, özlem duymak-kavuşmak, ölmek-doğmak, acımak-zalim olmak, sevinmek, üzülmek gibi gibi…

Evet, bu 318 yazı içinde tam da bunlar yapıldı ve bu mevzular ele alındı…
Ama hiç te kolay olmadı bütün bunlar. Uzun ve yorucu çalışmaların sonucunda ortaya çıktı bütün ürünler… Sizler de çok çok sağolun, hakkını teslim ettiniz ve hiç azalmayan, hatta giderek artan bir ivme ve teveccühle karşılık verdiniz yapılanlara…
Sonsuz sayıda müteşekkir ve minnettarım sizlere, Allah razı olsun hepinizden.
Lakin, bütün bunların, yani daha iyiyi sunma isteği ve aşırı titizliğinde beni biraz yorduğunu, tahmin edebilirsiniz diye düşünmek isterim sevgili arkadaşlarım.

Aslında, hazır yeri gelmişken, bundan sonraki yazılarımdan birinin konusunun da bu olacağının kopyasını, şimdiden vermiş olayım bu sayede…”Yorgunluk, yorulmak, gönül yorgunluğu, yürek yorgunluğu…”

Tekrar birlikte oluncaya kadar, yüreğiniz hiç yorulmasın, yüzünüz hep gülsün derken, selam, sevgi ve saygılarım da sizlere gitsin isterim…
Hoşça kalın, hep sağlıklı olun inşallah sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.