Bir Çift Terlik

20 Eyl 2017 Çar 10:12
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Aysel MASMANACI BEŞOĞLU


Sevgili okurlar; çok yakın bir arkadaşımın başından geçen bir anıyı öyküleştirdim. Bu yaşanmışlığı sizlerle paylaşmak istiyorum:
***

Nuray dar gelirli bir ailenin tek çocuğudur. Orta eğitim kurumunda Matematik öğretmenidir. Aynı okulda, aynı branşta çalışan Ahmet ile 3 yıllık evlidir. 2 yaşında Nur topu gibi dünya tatlısı bir de kızları vardır: Yaren…
Nuray, hiçbir sosyal güvencesi olmayan yaşlı annesine bakmakla yükümlüdür. Nuray’ın annesinin dizlerinde eklem romatizması olduğundan sürekli diz ağrılarından sızlanır durur. Çalışan kızına hiçbir şekilde yardımcı olamaz. O yüzden her çalışan anne gibi, Nuray’ın çocuğuna 2 yaşına kadar bakıcılar bakarlar. Her kış başlangıcı olduğu gibi o yıl annesi Esma Teyze’nin diz ağrıları giderek dayanılmaz hale gelir. Nuray annesini Ortopedi doktoruna belki onuncu kez yeniden götürür. Doktor,  kaplıcayı önerir. Çiftehan kaplıcalarının romatizmaya iyi geleceğini tavsiye eder.

İyi de annesini nasıl götürecek? 21 banyo yaklaşık 10 gün. Çocuğunu kimin yanına koyacak? Kayınvalidesi aynı şehirde olsa çocuğu ve eşi orada kalabilirdi, lakin o şansı da yok!
Çaresiz belindeki ağrı için kendisi de doktora gider ve bir heyet raporu çıkartır. Babasını da annesine refakatçi olarak yazdırır ve çocuğunu da yanına alarak Çiftehan yolunu tutarlar.
1+1 küçük bir pansiyon odasına yerleşirler. Nuray çocuğu, annesi ve yaşlı babası daha uyurken erkenden kalkar, kahvaltılık malzemeleri gider alır, kahvaltıyı hazırlar, önce kızının sonra anne ve babasının kahvaltılarını yaptırır.
Kızını babasına bırakarak her sabah annesinin koluna girerek sıcak su havuzunun bulunduğu hamama götürür.
Hamama girince annesi O’nu soru yağmuruna tutar.
- Şimdi kaç para vereceğiz bu hamama?… Su sıcak mı? Nasıl gireceğim ben bu sıcak suya? Ya gövdem yanarsa?…
- Annecim, önce ayağını batır, sonra vücudun alışır.

Nuray’ın koluna asılarak adeta kolunu kırarcasına ayağını havuza sarkıtarak avaz avaz bağırmaya başlar.

- Oy yandımmm! Oyyyyy!… Çıkar beni buradan!
- Anneciğim ne olur biraz dayan, suya girmezsen dizlerinin ağrısı nasıl geçecek?

- Yok, çabuk çıkar beni buradan!

Yaşlılığın bütün huysuzlukları, tüm kaprisleri annesinde mevcut sanki!
Kızcağız katlanacak çaresiz. Ta memleketten buralara kadar gelmişler.
Havuzdan sonra annesini banyo bölümüne sokar, bir güzel banyosunu da yaptırdıktan sonra giydirir, pansiyona getirir. Yatağına yatırdıktan sonra, küçük ocağın üzerinde çayı demler, anne ve babasına içirir. Sonra da öğle yemeğini hazırlamaya başlar. Bu defa babasını hamama yollar. Küçük kızının şımarıklıkları ile cebelleşmeye başlar.
- Ben babamı isterim… Eve gidelim… Yemiycemm… Burası kötü…

Ona yemek yedirebilmek için akla karayı seçer. Daha sonra terleyen annesinin çabucak çamaşırlarını değiştirir, yenisini giydirir. Sonra babası hamamdan gelir ona da çay içirir, terlemeye yatırır. 1 saate kalmadan onun da sırtını değiştirir.
Öğle yemeği esnasında annesi yine sormaya başlar.
- Eti kaça aldın? Domates kaça? Ekmek burada kaç lira?
Nuray içinden “ya sabır” çekerek ve sakin olmaya çalışarak:

- Ya anne kaça aldımsa aldım! Ne yapacaksın? Sen yemeğini yemene bak!
Babasının kızgın bakışlarına aldırış etmeden yine sorar:
- Burada et kaç lira?
Nuray’ın artık dayanacak hali kalmaz:
- 30 TL. anne oldu mu?
- Amaaan ne pahalıymış! Almasaydın keşke!

terlik
Öğle yemeği faslından sonra Nuray sofrayı toplar, bulaşıkları yıkar, çocuğunu yine babasının yanına bırakarak, biricik Yaren’inin arkalarından avaz avaz ağlamalarına içi burkularak annesini hamama götürür. İşte 10 gün süresince günde iki defa bu yaşam devam eder. Nuray bu koşuşturmalardan 6 kg. verir, yanakları çöker, gözlerinin altında mor halkalar belirir.
10 gün sonra üç hamamı da yaparak 21 banyoyu tamamlarlar.

Artık memlekete dönüş günü gelir. Sabah erkenden, Nuray akşamdan hazırladıkları iki valizi resepsiyona bırakır. Pansiyonun yönetmelik gereği yarı parasını öder ve bir taksi çağırır. 9 trenine yetişmek üzere istasyona doğru giderler. Valizleri tam yerleştirirlerken, annesi Nuray’ın kolunu tutar.
- Amaan kızım, terliklerimi odada bırakmıştım, orada unuttum, çabuk bir koşu al da gel.

- Anne nasıl olur, trenin gelmesine yarım saat var, yetişemem, der Nuray.
- Ne olur yalvarıyorum git. O terlikleri annem bana Hac’dan getirmişti, hatırası var onların.

Neredeyse ağlayacakmış. Nuray’ın yanında oturan bir kadın da:
- Kızım anneni üzme, pansiyon yakın, koş bir koşu git de gel. Babası:
- Ver çantanı ve Yaren’i. Hadi kızım, terlikleri al da gel. O terlikler annen için çok kıymetlidir, der.

Nuray babasının da ısrarlarına dayanamaz, koşa koşa pansiyona gider. Kaldıkları odayı hizmetliler temizliyorlarmış. Terliği de pansiyonun kayıp eşyalarını koydukları ardiye odasına koymuşlar. Ardiye odasını sormuş Nuray, orada terlikleri arayıp bulana kadar 15 dakika zamanı geçmiş. Koşa koşa istasyona varmaya çalışmış. 50 m. kalmış ki tren hareket etmiş gidiyor.
İstasyona geldiğinde nefes nefese, kalbi koşmaktan duracakmış gibi çarpıyor, kaçan trenin ardından yere diz çökmüş katıla katıla ağlıyor, ağlıyormuş. Dağın başında öylece kala kalmış. Ağlayan gözlerle sağa-sola bakınıyor, çaresizce belki tanıdık birine rastlayacak, ondan medet umacak. Ama gördüğü herkes ona yabancı, üstelik yanında çantası da yok. Bütün parası, kimliği, kredi kartları, hepsi çantasında! Aklına çantasının babasında kaldığı gelince daha da hıçkırıkları sıklaşıyor, kendini yerden yere atmak istiyormuş…
Daha o ana dek hiç bu kadar çaresiz hissetmemiş kendini.
- Allah’ım ben ne yapacağım şimdi? Bunlar nasıl ana ve baba? Bir çift terlik yüzünden hiç bilmediğim yerlerde, dağın başında parasız pulsuz kaldım. Ben şimdi Antep’e nasıl gideceğim? Çocuğumu da aldı götürdüler kim bilir şimdi acıkmış mıdır, susamış mıdır, ağlıyor mudur? Ağlıyormuş zavallı arkadaşım. Gözleri kan çanağı.

Arkasında kalın bir erkek sesi ile irkilmiş ansızın:
- Hoca hanım, hayırdır?
Nuray başını geriye çevirdiğinde tanıdık bir sima ile karşılaşır. Bu yüz, bu ses ona hiç de yabancı değildir. Ağlamaktan şişmiş göz kapaklarını elinin tersi ile silerken çölde gördüğü bir serap misali Mehmet Bey o an karşısında duruyormuş. (Mehmet Bey; Ortaeğitim Milli Eğitim Müfettişi. Daha bundan 15 gün önce Nuray’ın dersine girmiş, dersini çok beğenmiş, kendisine teşekkür etmiş ve “çok iyi” derece ile puan vermiş. Eşinin belinin ağrıdığı için kaplıcaya geldiklerini söylemiş. Nuray’ın istasyona doğru hızla koşması ve uzaklaşan trenin ardından yere diz çökerek ağlaması hanımıyla ilgilerini çekmiş. Kadına yaklaşınca dersine girdiği öğretmen olduğunu anlamış. İyice emin olunca da Nuray’a, “Ne geziyorsun buralarda hoca hanım” diye seslenmiş ama Nuray ruhi sarsıntı içinde olduğundan Mehmet Bey’i duymamış bile…
Nuray başından geçenleri anlatınca, “Hiç üzülme kızım, iyi ki karşılaştık… Bu durumlarda tedbirli olacaksın? Sen çantanı babandan alacaktın. Ne olurdu sanki o terlikler otelde kalaydı… Yazık değil mi sana! Koluna girmiş eşine, “Görüyor musun hanım, hayatta neler oluyor…” Eşi de teselli etmiş Nuray’ı; “Geçmiş olsun, üzülmeyin artık.”

Mehmet Bey cüzdanından çıkardığı 2 tane 50 lirayı Nuray’a uzatmış ve bir de taksi çağırmış. “Çok teşekkür ederim” demiş Nuray, “Bir şartla alırım bu parayı Hocam. Antep’e gidince geri vermek kayıdıyla (sanki şart koşacak durumdaymış gibi).”  “Tamam” demiş müfettiş “Öyle olsun.”

- Şimdi bu taksiye bin, annenleri Niğde Aksaray istasyonunda yakalarsın.

Nuray daha orada durur mu? Binbir teşekkür ederek taksiye binerken Mehmet Bey’e yaptığı duaları hayatında hiç kimseye yapmamıştı belki de…
Takside, Aksaray’a varana kadar içinden dualar ediyormuş. Aksaray’da istasyonda inmiş taksiden, görünürlerde tren falan yok!
Sormuş gardaki memura. Aldığı cevap şu:

- Kızım sen gelmeden 5 dakika önce kalktı o tren. Acele edersen, Adana garında yakalayabilirsin.
Artık trene asla yetişemeyeceğini anlayan Nuray umudunu iyice kesmiş ve Adana Ekspres’ten Antep’e gitmekte olan trene telsizle anons yapmalarını, Esma ve Kerim Çınar çiftinin Adana garında inmeleri ve kızları Nuray’ı beklemeleri bildirisini söylemiş.
Nuray Adana garına geldiğinde de yine bulamıyor. O zamanın hükmü ile baya değerli olan 100 Liradan, ancak otobüse binebilecek kadar parası kaldığını görünce Adana otobüs terminalinden Antep’e gelen bir otobüse biniyor. Antep’e gelirken inşallah tren garında durup beni beklerler de eve beraber gideriz, diyor.
Nuray gara geldiğinde annesi garda bir banka oturmuş ağlıyor. Babasının da kucağında çocuk perişan halde, ayağında ayakkabısının bir teki yok, örgülü saçının bir bölüğünün kurdelesinin bağı çözülmüş, saçları dağılmış… Çocuğunu o vaziyette gören Nuray, babasının kucağından çocuğunu uyandırmadan alıyor. Kızgınlığından anne ve babasına söyleyecek tek bir kelime etmiyor. Sadece babasına:
- Kocam şimdi evdedir. Şu köşedeki dükkândan bir jeton al, ilerideki telefon kulübesinden eve telefon aç, kocam gelsin bizi alsın, diyor.
Aradan 15 dakika sonra Nuray’ın kocası geliyor. Gülümseyerek Nuray’a sarılıyor:

- Hoş geldin hayatım, nasıl geçti, diyor.
Zavallı Nuray, içinde kopan öfke fırtınalarına rağmen eşi bir şey anlamasın diye zordaki gülümseyerek, “Hoş buldum canım” diyor. “İyiydi. Belimin ağrısı hafifledi.”

Anne ve babasına dönerek:
- Ya siz nasıl oldunuz?
- İyiler, iyiler. Hadi sen geç kalıyorsun, bir an önce evimize gidelim, diyor Nuray.
Eşi önce anne ve babasını evlerine bırakıyor, sonra kendisini. Eşi okuluna gidiyor. Nuray çocuğunu besleyip uyuttuktan sonra annesine telefon açıyor.
- Bir terlik için bu kadar bana çile çektirmeye değer miydi? Siz beni beklemeden çocuğumu da alıp nasıl gidersiniz? Üstelik dağın başında parasız kaldım. Ya başıma bir şey gelseydi? Sizi bu yaptığınızdan dolayı asla affetmeyeceğim.
Esma teyze telefonda ağlıyormuş:
- Kızım ne olur bizi affet! Bize oradakiler, kızınızın bileti kesildi. Bir sonraki durakta size yetişir, dediler. Biz de ona göre bindik. Şimdi sen bu olanları kocana anlatma, sonra bize karşı saygısı olmaz. Bir daha seni bizimle bir yere göndermez.
Buna rağmen eşine bir şey söylememiş. Akşam olunca Nuray’ın eşi eve gelmiş. Kapıyı Yaren koşmuş açmış babasına. Baba-kız birbirlerini o kadar özlemişler ki baba kızını öpücük yağmuruna tutarken küçük kız:
- Babacım biliyor musun, annem bizim trende yoktu. Gelmedi ben ağladım!

Nuray’ın eşinin gülen yüzü birden bire düşmüş, “Ne demek bu şimdi?” demiş. “Yok canım olur mu öyle şey. Sen hep uyuyordun ya!” diye durumu kurtarmış.
Ertesi sabah erkenden Nuray Milli Eğitim Müdürlüğüne giderek müfettişini buluyor. Bir zarfın içindeki parayı Mehmet Bey’e veriyor ve teşekkür ediyor, “Allah sizden razı olsun. Siz olmasaydınız ben ne yapardım Hocam? Allah’ın şanslı kuluymuşum ki Allah sizi karşıma çıkardı.”
- Kim olsaydı aynı şeyi yapardı. Bir daha temkinli olun. Size ait olan eşyanızı babanıza dahi emanet etmeyin!
- Teşekkür ederim, dedi Nuray.

Daha sonra bu kadar üzüntüye neden olan o bir çift terliği çantasından çıkarttığı gibi yolda gördüğü yalınayak gezen yoksul olduğu her halinden anlaşılan bir kadına verdi. Zira artık annesinin ayağında ya da evinin herhangi bir köşesinde görmek istemiyordu o bir çift terlikleri…

Benzer Haberler

KART Çalıntı kredi kartları, internette satılıyormuş. Olmaya oldu, ihaleye çıkarsalardı!…...

Yorum 
0

Nejat TAŞKENT Kilis Vakfı Erkek Öğrenci Yurdu 20. yılını doldururken yüzlerce öğrenci bu...

Yorum 
0

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri: “Hocamız Alâeddin...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KART Çalıntı kredi kartları, internette satılıyormuş. Olmaya oldu, ihaleye...

Kilis Vakfı’nda 2017 Ders Yılına Ki...

Nejat TAŞKENT Kilis Vakfı Erkek Öğrenci Yurdu 20. yılını doldururken yüzlerce...

“Hocamız Alâeddin YavaşcaR...

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri:...

Teröristlerle 101 Gün Hayatın Cehen...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İstanbul Platformu 11 yıldır her ayın...

CANIM TİLHABEŞ

Elbeyli çatında hududa yakın Aklımı başımdan aldı Tilhabeş Ovanın ortası...

Muhtarlar Günü kutlandı

Kilis’te, Muhtarlar Günü düzenlenen törenle kutlandı. Kilis Muhtarlar...

93 bin nüfuslu ilde Enerjisa’da bir...

Kilis’te Enerjisa’de personel yetersizliğinden dolayı vatandaşlar saatlerce...

Urup fiyatları yükseldi

Kilis’te urup fiyatları 255 TL’ye yükselmesi nedeniyle düğünlerde takı...

Muhtarlardan Vali Tekinarslan’a ziy...

Kilis Valisi Dr. Mehmet Tekinarslan, 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla muhtarları...

Belediye 2018-2019 yılı çalıştayını...

Kilis Belediyesi değerlendirme ve 2019 yılı çalıştayı toplantısı Antalya’da...

Tezgâhları süsleyen balık çeşitleri...

Kilis’te balık pazarındaki tezgâhları süsleyen onlarca çeşit balık müşteri...

MHP’de birlik ve beraberlik toplant...

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kilis Kadın Kolları Yönetim Kurulu, istişare...

Koordinasyon Kurulu toplantısı yapı...

Kilis’te 2017 yılı İl Koordinasyon Kurulu 4. Dönem Toplantısı Vali Dr....

Organ bağışına ilgi azaldı

Kilis İl Sağlık Müdürü Dr. Turgay Happani, Kilis’te organ bağışına...

İşsizlik hurda toplamaya yöneltti...

Kilis’te son zamanlarda çöp kutularından kâğıt, plastik, demir ve...

Gebe okulu ve anne uyum odası açıld...

Kilis Devlet Hastanesinde Gebe Okulu ve Anne Uyum Odası hizmete girdi. Gebe Okulu;...

Motosiklet yayalara çarptı: 4 yaral...

Kilis’te yolun karşısına geçmeye çalışırken motosikletin çarptığı...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

ARTIŞ Kâğıt fiyatları artıyormuş. Tabi artar… Para basmaya kâğıt...