Bir Savrun Kenarı Yürüyüşünün Anımsattıkları

17 Haz 2020 Çar 11:31
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

Coğrafya kitaplarından hatırlarsınız sanırım. Şöyle denirdi “Akdeniz Bölgesi iklimi” için: “Kışlar ılık ve yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer… Bitki örtüsü ise, tipik kısa ve bodur ağaç görünümlü, makilik ve çalılıklardan oluşur. Toprakları oldukça verimlidir. Özellikle, buğday, mısır, arpa ve pamuk tarımı yaygındır.”

Bilmem benim anılarımda kalan bilgi kırıntıları bu şekilde… Sizde de vardır mutlaka…
Lafı nereye bağlamaya çalışıyorsun diye sorarsanız, hemen arz edeyim dilerseniz sevgili arkadaşlarım…

Dün yine olağan, Kadirli’nin can suyu Savrun Çayı kenarı yürüyüşüm için işbaşındaydım öğleden önce…
Her türlü donanım tamam. Güneş var ama çok da etkili değil. Zira son yağmurlarla biraz direnci kırıldı gibi sanki.
İn cin top oynuyor… Nerede bu insanlar diye sormayın… Bir kısmı tatilde… Bir kısmı köylerinde, büyük bir kısmı da yayladalar… Asıl kalabalık, şehir merkezinde ve Uzun Çarşı civarında…

Madem Kadirli dedik, Savrun dedik, orada azıcık durup, bir “İnformation” çalışması yapalım izninizle olur mu?
Hem memleketin bu şirin köşesini, bir nebzecikte olsa sizlere anlatmış olalım… Buyurunuz…

Kadirli’nin ana caddesi Uzun Çarşı’dır.
Burası 60 yıldır böyle… Çok çok öncesi de var illaki. Ben kendi bildiğim ve hatırladığım şeklini söyledim. Bu caddenin en baba yerinde, yani en ortalık yerinde bir dükkanımız vardı. Rahmetli Hacı Yusuf Yazıcı babamın dükkanından söz ediyorum sizlere. Mahsere’den. Çamlı Kahve karşısı.

Ne mahseresi? Tahin, küncü ve türevlerinin üretilip satıldığı bir işletme diyelim günümüze uyarlayarak… Daha doğrusu, küçük ve minicik bir gıda atölyesi belki de…
Dükkânın arka tarafında, tozlar ve örümcek ağları arasında çürümeye terk edilmiş, devasa küncü, yani susam işleme ve ezme silindirlerinin enkazı dururdu. Bunlar ve diğer teçhizatlar, benim oyun alanım oldular bir süre…

İçine girer, o koca taşları ittirmeye çalışırdım ama heyhat. Kımıldatamazdım bile. O kadar ağır ve hacimli idiler. Sanırım atlarla falan döndürülürmüş, ya da insan gücüyle. Tam da emin değilim. Onu soramadım Yusuf babaya. Yoksa o kadar çok detay vardı ki sorulması gereken. Ama çocukluk ve gençlik çağları işte. Akılların bir karış havada olduğu zamanlar. Affola… Bu dediğim havuzcuk, çok geniş, dairevi bir alan içindeydi. İçinde üç tane dev kütleli beyaz silindir taş mevcuttu. Buradan da anlaşılıyor ki, üç adet güç merkezi marifetiyle, havuzdaki ürün, ezilmeye ve yoğurulmaya çalışılırmış, bu taşlar ha bire döndükçe…
Zaten oranın da arkası handı. İnsan ve hayvanların gecelediği. Şimdinin oteli ya da pansiyonları gibi düşünün lütfen…

Neredeyse bundan 100-150 sene önceki ortam… Osmanlı’nın son demleri, Cumhuriyetin de ilk yılları… Rahmetli Yusuf Babamın alacak verecek defterine her şeyin eski yazıyla yazıldığı zamanlar… Gerçi yeni Türkçeye de çok hakimdi ama herhalde yılların alışkanlığı, eski Türkçe yazılar ve rakamlar daha bir kolaya gelirdi.
Hatırladığım, “1″ gibi işaretin yine bir anlamına geldiği, sıfıra benzeyen işaretin de, beş olduğu falan…
Neredeyse ben bile öğrenecektim.

Mahserede, cevizli şeker sucukları, çeşit çeşit lokum, tahin helvası ve bunlarla alakalı yan ürünler imal edilirmiş.
Ben sadece paslanmış edavatları görmekle yetindim. Yani işin sonuna vasıl oldum ancak. Rahmetli Hacı Babam anlatırdı yapılanları. Ondan duyardım hep.

kadirli

Hatta dükkanın bir bölümünde, üç-dört adet, üstü muşambalı masacıklar varmış.
Tarım işçileri, alışveriş için köylerinden Kadirli’ye günübirlik gelen köylüler ve acıkan herkes, burada oturur, ekmek arası taze tahin helvası veya mis gibi tahin pekmez karışımını yerlermiş. Yusuf Baba bakır sahanlarda sunduklarını söylemişti. Çalışanlar da varmış o zaman. Ben hatırlamıyorum haliyle.

Zaten dükkânın bitişiği, “Rağbet Fırını” da olunca, taze ekmekle, bu dediğim şeylerin yenmesi, damak çatlatan tarzda olurmuş. Ne de olsa her şey doğal ve taze. Tahin sıcak sıcak yeni çekilmiş.
Helva biraz önce yapılmış. Geriye ne kalıyor? O küçük masalara ve hasır iskemlelere oturup, bakır sahan ve kaşıklarla tahin pekmez yemek. Ya da taze sıcacık somunun içine tahin helvası koyup yemek. İşte eskinin, “Fastfood” yeme kültürü böyleymiş… Halen bile taze somun ekmek arasına tahin helvası koyup yemeyi çok severim. Yüksek enerjili bir besin…
Evet, mahsereyi geride bırakıp, dönelim yine kaldığımız yere…

Uzun Çarşı, Çamlı Kahve, Hükümet Konağı, Postane ve Üçgen Park havalisi, şehrin sayısal nüfus yoğunluğunun fazla olduğu lokasyonlar… Buralar hem çarşı ve mağazaların ve hem de bankaların toplu halde bulunduğu yerler…
Aynı Kilis gibidir Kadirli’de. Eskiye göre nüfus üçe beşe katlandı ama cadde ve sokakların fiziki halleri aynen durmakta.
Haliyle bir kalabalık ve bir yoğunluk söz konusu buralarda da…

Kilis’te de öyle değil midir? Kadı Camisine Kilis’in ana merkezi dersek, etrafındaki Cumhuriyet Meydanı ve Caddesi, Hükümet Konağı, Tekke Camisi, Kadı Camisinden sonra, ilerde sağlı sollu pasajlar, mağazalar, Emirgan Çay Bahçesi, Ayşecik Parkı, 7 Aralık Parkı, Büyük Postane ve Hacı Cümbüş Camisine kadar olan bölge, Kilis’in en hareketli ve insan yoğunluğunun en fazla olan yerleridir…

Devam edelim yine Kadirli’yi anlatmaya…
Kadirli’nin ünlü ve tarihi Ala Camisi vardır. Benim okuduğum 7 Mart İlkokulu’nun hemen yan tarafında. Şimdilerde restorasyon çalışmaları yapılıyor burada… Karşı alanlar, “Muallim Bağı” koruluğudur. Yürüyüşlerin yapıldığı, yazın piknik ve mesire alanı olarak kullanılan bir güzel yeridir Kadirli’nin Muallim Bağı. Oksijen deposudur yörenin.

Kadirli’nin aşağı Savrun kesimlerinde “Sülemiş” tepesi bulunur. Burası da gezi ve dinlenme tesislerinin olduğu yüksekçe bir yerdir sevgili arkadaşlarım. Tepenin eteklerinden kıvrıla kıvrıla Savrun Çayı akar. Kışın yağmur ve kar sularıyla beslenen ve de coşan Savrun, şimdilerde incecik bir dere kıvamında süzülmekte taş ve kayaların arasından. Tıpkı ünlü yazar Yaşar Kemal’in, “İnce Memed”i gibi…
Sahi bu arada rahmetli Yaşar Kemal’in de Kadirlili olduğunu söyleyelim.

Sülemiş deyince benim çocuk aklıma niyeyse o senelerde yaşayan, “Cıngıllı Çavuş” gelir. Allah rahmet eylesin.
Sülemiş tepesi içindeki bir mağarada yatıp kalktığı söylenirdi. Siyah gözlüklü, haki askeri bir takım elbise giyer ve ceketinin yakasında yüzlerce madalya, nişan şangur şungur dolaşırdı Uzun Çarşıyı… Onun içindir adının, “Cıngıllı Çavuş” olarak bilinmesi. Biraz meczup denirdi ama hiçbir taşkınlığı olmazdı. Son derece ciddi, az konuşan ve para kabul etmeyen bir yapısı vardı…

Kadirli’nin meczup kişileri çoktur.
Hepsinin de ayrı ayrı özellikleri mevcuttu. Sözgelimi en ünlüsü, “Deli Yavuz” olarak bilinenidir. Yavuz çok sinirli ve saldırgan bir meczup kişiydi, afedersiniz.
Suçun olsun olmasın, onun tokadını yemeyen yoktur Kadirli’de. En sinir olduğu şeyde, diyelim kaldırımda karşılaştınız ve siz onun gözlerine baktınız değil mi? Tamam bittiğinizin resmidir. Pata küte girişir, olmadı metrelerce kovalardı.
Koltuğunun altında yaylalardan ve dağlardan topladığı çalı çırpı demeti olurdu.
Genelde, toptancı hal civarı köşe başlarında öylece beklerdi. Bir yandan da kendi kendine bir şeyler mırıldanırdı. Onu görünce biz öğrencilerin beti benzi atar, akımız bilmem neyimize karışırdı. Yolumuzu değiştirirdik. Zira sağı solu belli olmazdı Yavuz’un. Hele bakışlarınız kesişti mi, kurtuluş yoktu elinden. Söylenerek kovalar veya yanından geçenlere aniden, “şap” diye silleyi yapıştırırdı. Herkes bildiği için, yadırganmazdı.
Yalnız kadınlara, kızlara ve yaşlılara ilişmezdi. Genç ve çocuklar ana hedefiydi.

Davut, kendini trafik polisi zanneder, nereden bulduysa ağzında bir düdük gelen geçen araçlara yol verir ya da durdururdu. O da öyle biriydi işte.

“Deli Müftü” adıyla maruf bir yaşlı dedemiz vardı, esnafları tek tek dolaşır, her bir ürüne işaret parmağını değdirip dudaklarına götürürdü, yani öperdi. Onun da huyu öyleydi. Mekânları cennet olsun.

Destancımız vardı sözgelimi. Elinde bir tomar basılmış, yani teksirle çoğaltılmış acıklı gerçek yaşam hikayesini ağıt şeklinde okuyarak, caddeyi bir aşağı bir yukarı dolaşırdı… Şiirde kendine aitti.
O zamanların haberleşme yöntemi böyleydi. Çevrede ve yakın köylerde olup bitenlerin halka duyurulması…
Yani ayaklı gazete nevinden…
Bir sayfalık destan 25 kuruşa satılırdı taze taze. Aynı günlük gazete gibi düşünün…
Sonradan bütün ülkede adı duyulan ve çok sevilen bu halk şairi kimdi biliyor musunuz? Abdülvahap Kocaman… Rahmet olsun cümlesine de…

Evet, turp diyarı şirin Kadirli’yi sizlere dilimin döndüğünce tanıtmaya çalıştım.
Bu kadar mıydı Kadirli?… Hayır tabi ki de… Dağarcıktaki kültürel öğelerin binde biri belki bunlar. Yeri ve zamanı geldiğinde, sıra gelir tahmin ediyorum onlara da…

İki saatlik bir yürüyüşün bizlere getirisi ve kazancı bu oldu anlayacağınız… Ama bence fena da olmadı hani… Kültür turu devam edecek inşallah, sonraki yazılarımızda…
Beğendiyseniz mutlu sayarım kendimi… Bir gazeteci ve yazar, mesleğini ve işini, her yerde yapabilmelidir… Yürürken bile… Hayalinizde yazının çerçevesini, yani şablonunu oturtur, eve gelince de onu ete ve kemiğe büründürürsünüz. Hele şimdi akıllı telefonlarda var. Fotoğraflar anında emrinizde. Onlarla da, mevzuya magazin lezzeti katarsınız… Olay bu…
Nacizane olarak, ben de onu yapıyorum…

Bir başka konu veya konularda yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden yaşama sevinci ve arzusu, yüreğinizden sevgi ve merhamet, bedeninizden sağlık ve afiyet hiç eksik olmasın inşallah…
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

Benzer Haberler

TEHLİKE 28 kurşun yiyen 55 yaşındaki adam ölmemiş. Allah uzun ömürler versin ve trafik kazasından...

Yorum 
0

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Öyle kişiler vardır ki, herkesin hayatında önemli bir...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK   “GÖZLERİNİN İÇİNE BAŞKA HAYAL GİRMESİN BANA AİT ÇİZGİLER DİKKAT...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

TEHLİKE 28 kurşun yiyen 55 yaşındaki adam ölmemiş. Allah uzun ömürler...

İstanbul’da Uluslararası Anıt Bir V...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Öyle kişiler vardır ki, herkesin hayatında...

Sanat Güneşimiz Zeki Müren ve Sanat...

Metin MERCİMEK   “GÖZLERİNİN İÇİNE BAŞKA HAYAL GİRMESİN BANA...

Hoşgörülü İnsan Olalım!

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, her sabah uyandığımda önce spor yapar,...

Vay Be Denizanası!

Adviye ERTEKİN YÜKSEL   Bu yıl yazlıklara gelişimiz çok erken oldu....

İslam’a Ters Akımların Ortaya...

Uğur KEPEKÇİ   Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) Efendimiz bir hadisi...

GÜL BENİZLİM

Çağlayandan akar gelir suyumuz Senin ile aynı bizim huyumuz Atadan dededen...

BİLEMEDİM BEN

Feleğin sillesi sert deydi bana. Tebdilim dolaştı bilemedim ben. Bu dünyada...

Kilis’in tarihi evleri turizme kaza...

Belediye Başkanı M. Abdi Bulut, Kilis’teki tarihi evlerin Sokak Sağlıklaştırma...

Zeytinyağı fark desteği ödemesi yap...

Kilis Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Nuri Kökçüoğlu, Zeytinyağı Fark...

HES kodu alma uygulaması başladı

Kilis’te Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında getirilen düzenlemeyle...

Kilis’te koronavirüs hasta sayısı...

Kilis’te bugün itibariyle koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden kişi...

İŞ-KUR kuraları bugün çekilecek...

Çalışma ve İş Kurumu Kilis İl Müdürlüğü ile Milli Eğitim Müdürlüğü...

Bölgemizde yoksulluk oranı düşük...

TÜİK Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada bölgemizde...

Gençlik ve Spor İl Müdürü Yetim, Ka...

Gençlik ve Spor İl Müdürü Bahattin Yetim, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü...

Kilis’te tehdit ve darp olayları ar...

Kilis’te son günlerde ortalama 4-5 tehdit, hakaret ve darp olayı yaşanıyor....

Sağlık çalışanlarına şiddete tepki...

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Kilis Şubesi Başkanı Mehmet Karaoğlan,...

DEVA Partisi Kilis İl Başkanı Yedil...

Deva Partisi Kilis İl Başkanlığına Mustafa Yavuz Yedilioğlu atandı. DEVA...