Dolar 18,5819
Euro 18,4082
Altın 1.026,06
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Açık
Kilis
30°C
Açık
Per 28°C
Cum 25°C
Cts 24°C
Paz 27°C

Bir Yudum Kilis

Bir Yudum Kilis
A+
A-
15.02.2019
170
ABONE OL

Hüseyin TOPRAK

 

(Aşağıda okuyacağınız yazım, ilk kez Zeytin Dalı Dergisi’nin Nisan–Mayıs–Haziran 2001 tarihli sayısında yayınlanmıştı. O tarihte hangi duygular içinde yazdığımı anımsıyorum. Bir de bugünkü Kilis’e bakıyorum, içim sızlıyor. Bugün böyle bir yazı yazabilir miyim? Bilemiyorum.)

 

Susayınca bir yudum Kilis içiyorum şimdilerde.

Ya da sessiz sedasız Kilis’i şöyle bir dolaşıp dönüyorum.

Enikonu da tiryakisi oldum bu işlerin.

Yurdun çeşitli yörelerinde, özellikle de

İstanbullarda yaşayan Kilislilere öneririm.

Şimdi, “o da ne demek? Nasıl oluyor bu iş?” diyeceksiniz.

Çok kolay.

Bakın anlatayım;

Sıkıldınız mı?

Kendinizi “Leylit’in çeminde” ya da “Kalleş’te” bir zeytin ağacının altında düşünün.

Susadınız mı?

“Akpınar”da ya da “Kurukastel”de elinizi yüzünüzü yıkarken, bu arada avuç avuç su içtiğinizi düşleyin.

Daraldınız mı?

“İçeribahçe” de, “azim” bir ceviz ağacının gölgesinde, “yan yatıp” uzandığınızı düşleyin…

Dünyanın hangi ikliminde olursanız olun, gözlerinizi kapadığınızda, bir yudum Kilis gelsin konsun dallarınıza.

Çocukluk, ilk gençlik günlerinin uzayıp giden “Cumhuriyet Caddesi”ni,

“Hudarcılar Çarşısı”nı, “Odunpazarı”nı, “Havlı”yı, “Dolapbazarı”nı, “Arasa”yı, şimdilerde bir-iki tane ancak kalabilen “kabaltı”ları, “Karataş’ın eteği”ni, “Cibilarş Deresi”ni şöyle ucundan kıyısından aklınıza getirin.

Üzüm gözlü, zeytin gözlü kızların, “dal kimi” oğlanların platonik aşlar yaşadığı, tarihin derinliklerinden gelen antik sokaklarda, “ahmakıslatan” yağmurlarla, “sudan çıkmış sıçana dönmüş”lüğünüzü düşleyin.

Çocukluk yıllarınızın çoook gerilerde kalan “muraharal”lı, “höllükıllı”lı, “eşlerimeş”li, “şakıbilbilim”li günlerini düşünün.

“Duzlu mayanalı hedik” yiyin, “helva tuda kap getir” diye bağıran “hudarcı”ya uğrayın.

“Kelek turşusu” ile “kölükaşı” üstüne de bir “kemreli kavun…”

Siz isterseniz düşlemeyi sürdürün.

Bakın o zaman “orada bir uzaktaki köy”, nasıl size kadar gelmiş, dizinizin dibine bağdaş kurup oturuvermiş.

Gitmeseniz de görmeseniz de düşlemeyi de mi beceremiyorsunuz?

Haydi bakalım, gerçekle düşün birbirine karıştığı günümüzde buyurun düş kurmaya!…

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.