Dolar 31,0790
Euro 33,6788
Altın 2.023,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 16°C
Az Bulutlu
Kilis
16°C
Az Bulutlu
Cum 17°C
Cts 19°C
Paz 14°C
Pts 12°C

Bir Zembil Üzüm

Bir Zembil Üzüm
A+
A-
07.01.2023
386
ABONE OL

Sabahattin YARAR

Anımsadığıma göre; 1986 yılının Ağustos ayının sonuydu. Bir hafta sonu, yine Hatay’a büyüklerimizi ziyarete gidiyorduk. Gaziantep’te görevli idim o yıllarda…
İçimdeki özlemi gidermek, kısa bir dost söyleşisinde bulunmak için Kilis’e, oradan Hatay’a geçmeye karar vermiştim. Zaman kaybını da gözeterek, Gaziantep’ten sabahın erken saatlerinde çıkmış, Kilis’e doğru yol alıyordum. Şimdiki Organize Sanayi Bölgesi civarına geldiğimizde; yemyeşil bağları, zeytinleri, üzerinde “lomba” gibi parlayan “hayirleri” (incirleri) ile incir ağaçları sıklaştı, gittikçe de aralıksızlaştı. Bu görünümü, gençliğimdeki bağ şenliklerini, üzüm kesmeyi sermeyi, toplamayı gözlerimin önüne getirip, izlemeye başlamıştım. Onun için arabayı çok yavaş kullanıyor, eşime ve çocuklarıma; bağ, sergi, hayir ve bildiğim üzüm çeşitleri konusunda bilgi aktarıyorum.
Kilis’in bu mevsimdeki cennet görünümüne dalmışken, çocuklarımın dikkatini başka birşey çekmişti… Hemen her bağda bulunan, siyah ve yuvarlak koruma taşlı, demir bir çerçeveye oturtulmuş bekeresi, lastikten ipi, yine lastik kovaları ile KUYULARI soruyorlardı: “Bunlar nedir, o insanlar ne yapıyorlar’ diye… Tam o sırada, Oylum yokuşunu tırmanıyorduk. Tepeyi aşınca, hemen sağda, yolun kıyısındaki bağdaki kuyuya yanaşıp durdum. “Gelin, ne olduğunu göstereyim” dedim. Gelip geçenin, zeytin toplayanın, bağa çıkanın, sergi serenin, kuşların ve hayvanların susuzluğunu giderdiği kuyunun başına geçtim. Boş kovayı aşağı salarken, öbür koyanın dolu çıktığını gören çocuklarıma, buranın su kuyusu olduğunu ve işlevini bir güzel anlattım. Kovayı önce ben, sonra da onlar, dudaklarımızı dayayarak buz gibi suyundan içtik. Onlar su çekmeye ve yandaki curuna boşaltmaya bir müddet daha devam ettiler…
Henüz sabahın ilk saatleri idi. Güneş bir adam boyu ya vardı, ya yoktu. Kuyusunda durduğumuz bağda bir kafla insan tiyektentiyeğe dolaşıp, yanlarındaki zembillere, kestikleri üzüm salkımlarını dolduruyor ve sergi yerine taşıyorlardı. Uzun zamandır görmediğim şu çalışmayı izlemek, iki salkım üzüm kesmek için onlara yaklaştım. Kan-ter içinde, elleri dıbık, yüzleri tozlu hemşerilerime; “Kolay gelsin, bereketli olsun” dileklerimi ilettim. “Sağolasın, Allah razı olsun, hoşgeldin…” cevabını aldım. Hem çalışıp, hem de iki şerit hanekten sonra, kuyuya, çocuklarımın yanına döndüm…
Artık, kuyuyu görmüş, tiyeklerdeki üzümlerin toplanmasını ve serilmesini izlemiştik, hareket etme zamanı gelmişti. Bağdan, “Emmi… Emmi… Bir dakke dur hele!…” diye gelen sesle arabaya binmekten vazgeçip o yana döndüm. On yaşlarında bir çocuk, zembil ağzına kadar üzümle dolu geldi, “Babam bunları gönderdi. Almalımışsın” dedi. Ben birkaç salkım alayım yeter dedimse de dinletemedim. Bagajı açtım ve zembili boşalttım. Teşekkür ettim. Bu sevecenlik, gözü bolluk, konukseverlik beni bir anda aldı, yıllar öncesine götürdü.

Ege’nin bağlarla dolu, Balıkesir, Denizli arasındaki bir köyünden geçerken, köyün çıkışındaki çeşmede durmuş, susuzluğumuzu gidermiştik. Çeşmenin hemen yanındaki bağda siyah ve çekirdeksiz üzüm tiyeğini ilk kez görmüştüm. Beyazını zaten biliyordum bağın sahibi olduğu belli, bağın içinde oturan köylüye, siyah ve çekirdeksiz üzümü ilk kez gördüğümü, bir salkım alıp alamayacağımı sormuştum. Yüzüme tuhaf bir bakış fırlatıp: “Karşıda, şu ilerideki ağaçların altında satıyolaa… Ordanalıveee!…” demişti.
Eee!… Şimdi bir ZEMBİL üzümü zorla bagaja koyan hemşerimle, bir salkım üzümü esirgeyeni ben hiç aynı kefeye koyar mıyım? Kalender, insan sevgisi ve hoşgörü ile dolu, delikanlı Kilisliyi, o gibi insanların topuna değişir miyim? Gurbette görev yaptığım birçok yerlere, hemşerilerimin insanlığını, kişiliği, konukseverliğini, çalışkanlığını ve cesaretini övünçle anlatmış, “BİR ZEMBİL ÜZÜMÜ” hiç unutmamışımdır.
(ZeytinDalı Dergisi, Sayı: 14)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.