Dolar 12,4902
Euro 14,1332
Altın 720,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 18°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
18°C
Parçalı Bulutlu
Paz 18°C
Pts 19°C
Sal 20°C
Çar 15°C

Bülent Arınç ve Bir Düğün

Bülent Arınç ve Bir Düğün
A+
A-
20.04.2016
73
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Muhterem Bülent Arınç benim yarım asırlık dostum.

Ankara Hukuk Fakültesinde okuyordu. MTTB Hukuk Fakültesi Yönetimindeydi. Hatırımda kalan diğer isimler ise halen dostluğumuzun sürdüğü Kemal Düzkale (Avukat) ve Beşir Atalay (Prof. Dr. Van Milletvekili) da aynı yerde öğretim görüyorlardı. 1967-68’li yıllarda İsmail Kahraman (TBMM Başkanı) 48. Dönem MTTB Genel Başkanımızdı. Her Başkent’te gittiğimizde Ankara’daki üyelerimizle birlikte olurduk. Kadim bir dayanışmamız mevcuttu hiç bir beklentiye girmeden. Hepimizin ustası, üstadı ve mensubiyeti ise başta Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu Ekolüydü. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın açtığı siyasi yürüyüş de bizim nesil üzerinde önemli bir etki ve yapı bırakmıştı. Herkes ve hepimiz bunlardan nasiplenmiştik.

KARŞILIKSIZ BİR DOSTLUK

Daha sonrasında Bülent Bey avukat olarak Manisa’da göreve başladı. Ağabeyi Ümit Doğay Arınç (Prof. Dr.) ise İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuyordu ve ortak bir ekole mensuptuk. Her hafta sonu mutlaka Süleymaniye Kirazlı Mescit 46 nodaki derslerde hazır bulunuyorduk. Dostluğumuz ve muhabbetimiz oldukça kavi idi. Manisa’da o yıllarda Dayım Sadullah Güvenir de hakim olarak vazife yapıyordu. Bir bakıma artık Manisalı olmuştu. Benim de bir ayağım çoğu zaman Manisa’da oluyordu. Her gidişimde de önemli bir dil, Türkçe ve üslup ustası, inancının hatibi Bülent Arınç Bey’in yazıhanesinde muhabbetler gerçekleştirirdik. Resul Tosun’un (Tokat Milletvekili) yayınladığı ve benim de yazı ailesinden olduğum Yörünge Dergisi’ne de abone olmuştu Bülent Bey. Her görüşmemizde yazılarımı dikkatle okuduğunu belirtir, daha önce yayınladığım 163 isimli çalışmamın da bir başucu eseri olduğunu hatırlatırdı.

Zaman hızla geçti ben Tercüman Gazetesi ve TRT’de habercilikle uğraşırken, Bursa’da doğan (1948) ve astsubay babasının görevi gereği bütün Anadolu’yu baştan başa dolaşan Hukukçu Bülent Bey de muhafazakâr demokratik siyasetin ayrılmaz bir parçası oldu. Milli Görüş harekatının lokomotifi Refah ve Fazilet Partisinden birer dönem, daha sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi’nden üç dönem milletvekili seçildi, TBMM Başkanlığı, Başbakan Yardımcılığı yaptı. Bütün bu görevleri sırasında kendisinden hiç bir talebim olmamış, TRT’den sorumlu bakan iken bile mesafem değişmemiştir. Dostluğumuz ise devam etmektedir.

POLİTİKA İNSANA YATIRIM YAPMIYOR

28 Şubat 2016’da günün de önemine binaen Genel Merkezi İstanbul’da olan Milli Türk Talebe Birliği’nde bir konferans vermişti. Ben de davetli idim. Balkondan not tutarak izledim konuşmayı. 1916 yılında kurulan MTTB yıllarca siyasi iktidarların yan kuruluşu olarak çalışmıştı. Rasim Cinisli ile başlayan İsmail Kahraman, Burhanettin Kayhan, Ömer Öztürk ile devam eden zaman dilimlerinde MTTB asli görevine kavuşarak bir yenilenmeye mühür basmıştır. Bülent Arınç bu hususları hatırlattıktan sonra yakın tarihte şunlara dikkat çekmişti.

* Siyaset insan yetiştirmiyor. Siyasetçi de insan yetiştirmiyor. MTTB yıllarca insan yetiştiren, insana yatırım yapan bir kurum oldu.

* Gençler dilimizi, tarihimizi, dinimiz iyi öğrenmeli. İstanbul Türkçesi konuşmalıdırlar. Hele Türkiye’nin birkaç misli 114 ülkeden katılımların olduğu bildirilen İŞİD veya diğer adıyla DEAŞ belasından sonra dinimizi daha iyi öğrenmeliyiz. Anadolu’da yaşayan Müslümanlık bütün dünyaya örnek olmalıdır.

* Resmi ideolojiler tarihi ve gerçeği gerektiği gibi yansıtmadı. Bundan dolayıdır ki Tarih kitabı yazarı Emin Oktaylar gitti, Yalan Söyleyen Tarih Utansın diyen Mustafa Müftüoğlu gibi yazarlar geldi.

* 28 Şubat’a gelince günümüzde Milli Güvenlik Kurulu değişti. Sivil üye sayısı arttı. Sivil-asker toplantıda kıdem sırasına göre oturuyor. Askeri Şura’da artık Başbakan tek başına oturuyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Ben de bir imam hatip mezunuyum” diyebiliyor bütün yüreğiyle.

* Tarihimizi iyi bilmeliyiz. CHP yıllarca parti devletti. Mustafa Kemal Paşa İstiklal Savaşımız için önemli kararlar aldı. Dersim Mebusu Diyap Ağa da “Ankara’ya ölmeye geldik” dedi. Birinci Meclis’te Milletvekilleri “TBMM Kayseri veya Konya’ya gitmez, gitmeyecek” diyerek sözlerini tuttular ve ilk 1921 Anayasası’nı yaptılar.

* İkinci Anayasa (1924) daha mükemmeldi.  İsmet Paşa Anayasadan “Dini İslam’dır ve Ahkamı Şer’iyyenin Tenfizi maddesini kaldırttı.

* SSCB’de de yönetime itirazlar başladı. Soljenitsin’in Gulak takım Adaları ses getirdi. “Dua et sadece Allah işitsin” algıları arttı.

“ARTIK ÖNÜMÜZÜ GÖREBİLİYORUZ”

* 27 Mayıs Darbesinden sonra bütün başbakanlar karşılarında hep darağacı resmi gördüler.

* Refah Partisi kurulurken 12 Eylül yöntemine 30 isim verildi. 19 isim veto oldu. Her listede yeni vetolar oldu. Cevat Ayhan Bey baktı ki olmuyor “6 köylü ismini yazıp verelim.” demek durumunda kaldı. Her yeni dönemde “Bir İhtilal Daha Var” şarkı haline geldi. Ancak zaman geçti 35 yıl sonra da olsa 12 Eylül Darbesini yapanlar  hesap verdi. 28 Şubatçıların davası ise devam ediyor. Darbecilerden hesap soranlardan Allah razı olsun.

* TBMM Başkanı oldum. Eşimin başörtüsü için hakaretler edildi. Kızlarımız psikolojik rahatsızlıklar geçirdi. Prof. Dr. Gülsen Ataseven ve Doçent. Dr. Sevgi Kurtulmuş üniversiteden atıldı. Merve Kavakçı olayını unutmadık. Bugün ise iki kurum hariç bürokraside başörtüyü mevcut. TBMM’nde bugün 9 başörtülü milletvekili hanım var.

* Resmi toplantılardaki ikramlarda davetliler bana ve Recep Tayyip Erdoğan Bey’e istihza ile bakarlardı. Tansu (Çiller) Hanım bile “Bunlar PKK’den bile daha tehlikelidir” dedi. Sonra da Rahmetli Erbakan ile havuz kurdu, bankaların kamuyu hortumlamasına mani oldular. Dolar endeksli eşelmobil sistemine geçildi. Sakıp (Sabancı) Bey “Artık pencereyi açınca önümüzü görebiliyoruz” demişti.

OYUN İÇİNDE OYUN

* Sonra tanklar yürüdü, Aczimendiler ve Leyla Şahinler organize edildi. Işıklar yanıp söndürüldü evlerde, tencere ve tavalar çalındı. Hükümeti zorlamaya başladılar. Korgeneral Erol Özkasnak ve Orgeneral Çevik Bir “Demokrasiye balans ayarı yaptık” dediler. Başbakan’ın iftar yemeğinde İrtica büyüyor, kamusal alan çiğneniyormuş. Oramiral Güven Erkaya hakaret etti hükümete.

* STK’lar zapturapt altına alındı. Kesintisiz eğitime 8 yıl mecburiyeti getirildi. İmam Hatip Okulları ve Kur’an Kursları denetim altına alındı. Oysa imam hatip mezunları çok başarılıydı. Siyasal Bilgiler, ODTÜ, Boğaziçi’ni kazanıyorlardı. İHD mezunlarına “Cenaze yıkayıcısı mı olacaksınız?” diyorlardı.

* ANASOL-D Hükümeti kuruldu. Çiller ve Demirel cumhurbaşkanlığı seçiminde içeri girmediler. BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu 8 milletvekili ile REFAHYOL hükümetine destek verdi. Ancak MNP, Selamet ve Refah’tan sonra Fazilet Partisi’ni de kapattılar. 2001’de 20 bankanın içini boşalttılar. İrtica brifingleri verildi. Büyüme eksi 9 olmuştu. Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu “28 Şubat bin yıl sürecek” dedi. 10 yıl devam edemedi. Peki ne oldu?

* 7 Parti Meclis dışında kaldı, AK Parti seçimi kazandı ve iktidara geldi.

* Anayasa’da 76 madde değişti. İnşallah yeni ve sivil bir anayasa yapılacak. 28 Şubat acı bir dönemdi. Siyasetin önü kesildi, vurgunlar arttı. 2005’de ise sabırlı demokrasi üstün geldi. Üç özgürlük yerleşti. Bugün içimizde ve dışımızda acı olaylar yaşıyoruz. 28 Şubatlar bir daha olmayacak ve hep aydınlıklara çıkacağız.

KARDEŞ KARDEŞİ VURUR MU?

MTTB’de salonu dolduran herkes ayakta alkışladı Bülent Arınç’ı.

Aynı gün ve saatlerde Bülent Arınç’ı bir linç girişimi başlamıştı mahut medyanın; havuz medyası ve yandaş medya dediği yayın organlarında. Buna bazı milletvekilleri de dahil oldu. Öyle bir kampanya başlamıştı ki “Derviş Vahdetinin torunu” deniyordu, “Manisalı Lawrence” yakıştırması yapılıyordu, “paralel yapının avukatı” iddiası ortaya atılıyordu, hatta bir vekil böylesiler için “bir rehabilitasyon merkezi kurulmasını” salık veriyordu. Aman Allahım! Belki ben ve benim gibi düşünenler bile Bülent Arınç’tan daha fazla üzülmüşlerdi. Sayın Arınç ise bunlara medyaya yansıdığı kadarıyla “Aktroller” ve ”troliçe” diye cevap vermişti. Gerilimi artırmamıştı. Devlet adamı tavrı göstermişti. Gelinen noktayı bir hatırlamak, bin düşünmek gerekiyor. Bu ülke ve bu insanlar hepimizin.

Geçen hafta Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı değerli muallimimiz ve yerel yöneticimiz Sadi Kurtulan’ın kızı Zeynep Hanım kızımız ile Öğretmen Sıtkı Bey oğlumuzun düğüne konuk olduk. Birkaç bin kişilik salondaki protokol masasında bendeniz de Muhterem Bülent Arınç ve en büyük ağabeyi, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur ve çok sayıda belediye başkanı ile beraber oturdum. Salonda çok da tanıdığım aydınlarımız ve politikacılarımız vardı.

Halk adeta kuyruğa girdi Bülent Arınç ile resim çektirmek için. Yaşlısı genci, kadını erkeği öyleydi. Bülent Bey yemeğini bile yiyemedi, çayını içemedi. Biri gelip biri gidiyordu. Sonra da nikah şahidi oldu. Bir şey dikkatimi çekti salonda. Türkiye’nin muhtelif illerinden konuklar vardı. 40 yıllık bazı dostlar ve tanıdıklar mümkün mertebe bizim masa ile göz göze bile gelmek istemiyorlardı. Bir kısmını çok iyi biliyorum bir makam, bir unvan, bir referans için Bülent Bey’in asansörle çıktığı kata merdivenlerden kan ter içinde vararak saygılarını ve taleplerini iletiyorlardı. Çoğu da muradına erdi. Bugünkü tavırları ne ola ki? Bizim masaya gelirlerse konumlarını mı kaybedeceklerdi acaba? Galiba Allah’tan korkmak ve kuldan utanmak da bir güzellik olsa gerek.

AİLE REİSİ ANA BABA ODASINI AYIRIYOR

Manisa Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Çelik anlatmıştı. “Elazığ’dan kız kardeşim aradı, acilen memlekete gelmemi istedi. Aklıma herhalde eniştem ile aralarında bir limonilik var diye geçti. İlk uçakla gittim. Kız kardeşim beni görünce ağladı. Birbirimize sarıldık. “Mesele nedir?” diye sordum. Dedi ki “70 yaşındaki Annem ile 80 yaşındaki babam konuşmuyorlar. Küstüler, odalarını ayırdılar. Adeta kanlı bıçaklı oldular. Biri diğerini paralelce, diğeri partici olmakla suçluyor ve imanlarının zarara uğradığını iddia ediyorlar.”

Taşrada maalesef bu tür örnekler keskinleşerek artıyor. Mustafakemalpaşa’daki düğünde şahsen MTTB ve Antalya’dan eskimez dostum Nasuh Boztepe ile musafaha etmek isterdim. Sağlık olsun. Bülent Arınç ile kahvaltıda da birlikte olduk. Yazdığım kitaptan dolayı yargılanmama önce “Sen de en duyarlı noktaya temas etmişsin” dedi ve “Cübbemi yeniden giyeyim mi?” diye sordu. Gülüştük. Sonra Arınç ve ekibi Beşiktaş Stadının açılış töreni için İstanbul’a hareket etti. Orada Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte olacaklardı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.