Bumerang Serisi-5 Hastalık & Sağlık

01 Eyl 2020 Sal 10:10
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

 

“Hastalık hissedilir, ama sağlık hissedilmez…” (Alvan T. FULLER)

Tekrar birlikte olmaktan son derece mutluyum sevgili arkadaşlarım.

Serimizin bugünkü mevzusu, yine her daim olduğu üzere çok çok önemli…
Sağlığı ve onun en uç kısmı, hastalığı ele alacağız bugün…
O varken pek ayırdında ve farkında olamadığımız, sağlıktan bahsediyorum.
Ayrıca, o elden gittikten sonra ki, hastalık halinden de…

Yine olumlu olandan başlayalım söze.
Yani iyilik hali ve sağlıktan, salahtan…

“Sağlık, insanoğlu için en kıymetli bir hazinedir. Ta ki, onun değeri bilininceye kadar” diye bir girizgâh yapalım izninizle.
Peki, ne zaman bilinir değeri? Tabi ki, onu kaybedince, hastalıkla yüzleşince…

Onun için öncelikle, henüz o eldeyken ne yapılması gerektiği üzerinde duralım,
Yani meselenin özü, “Gücün ve mutluluğun ilk şartı sağlıktır” denen olgudan söz etmeye çalışıyorum.

Daha da ötesi, “Ondan büyük bir servet yoktur ” denilen değerden.

Zira biliriz ki, “Sağlıklı olanın umudu, umudu olanın ise, her şeyi vardır.”
Şimdi sağlık böylesine önemliyken, neden bizler onun kıymetini bilmiyoruz, diye basit bir soru sorayım izninizle…

Önce ben cevaplayayım bunu… Günlük yaşamın ağır sorunları karşısında, adeta görünmez bir savaş veririz… Ne için? Sağlığı korumak adına… Bazen unuturuz, her şey gibi sağlığımızı da… Sağlık ihmale gelir mi ki? Hayır asla. Ama dediğim gibi dünya gailesi, yaşam mücadelesi derken, sağlığa gerekli özen gösterilemez maalesef. Bu durum herkes için geçerli.

Gün olur, olaylara ve bizi çileden çıkaran haksızlıklara karşı öfkeleniriz.
Düştüğümüz hallere üzülürüz… Yersiz stres yapar, karalar bağlarız. Endişeleniriz belki de… Olanlar korkutur bizi…
Peki ne olur o zamanda?… Şu olur: Öfke hali karaciğerimizi, üzüntü ve tasa akciğerimizi, stres kalp ve beynimizi, endişe midemizi ve korku girdabına kapılmamızda, böbreklerimizi zayıflatır.
Daha ne olsun!…

Ondan sonra da, daha çok para kazanmak uğruna sağlığımızı, sonrasında da, sağlığımızı korumak içinde, yine o kazandığımız paracıkları harcarız. İyi mi?

Ne demişti büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman, bir bakalım mı?:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…”

Yani, hayat sevinç ve mutlulukla, acı ve sıkıntılarla iç içe yaşanır. Öyle değil midir ki? Pek çok dert ve problem de çıkabilir insanın karşısına. İş odur ki, sağlığımızın farkında olalım. Zorluklarla mücadele edelim. Onu kaybetmeden önce, nasıl elde tutarımın derdinde olalım.

Bence önemli olan budur.
Cennetmekan Kanuni’nin de muradı, bundan farklı değildir sevgili arkadaşlarım.

Bir şeyi kaybetmeden, onun farkında olmayız genelde. Bu her yerde ve her koşulda böyledir. Bakın birileri ne demiş bu mevzuya dair…

“Şu iki şey elden gitmedikçe değeri bilinmez. Bunlardan birincisi gençliktir, diğeri ise sağlık…”
Çok doğru… Yalnız ben izninizle buna bir de zamanı eklemek istiyorum.
Zira geçen zamanı da geriye almak mümkün değildir…

Hatta bunları genişletmekte mümkün…
Sözgelimi, sevgi olabilir, para olabilir, evlilik olabilir, sevilen birinin kaybı olabilir ve daha birçok şey olabilir.
Hepsinin de, varken değer ve kıymeti bilinmez, ancak elden gidince, yani o yok olunca, varlığının önemi anlaşılır.

Mutlaka sizlerin de vardır bu gibi pişmanlıklarınız sevgili arkadaşlarım…
O nedenle bunların farkında olmalı ve fırsat henüz eldeyken de, korunmaya ve kaybetmemeye çalışılmalıdır.

Sağlıklı ve dinç bir bünyemiz varken, kendimize iyi bakalım derim naçizane…
Yoksa Paul Heyse’nin dediği gibi, “Hastalık denilen şey, atla gelir, yaya gider” gibi bir hal ile yüzleşiriz maazallah.
Yani dertler ve ızdıraplar koşarak gelir, ama zor terk ederler bedeni…

Bunun için ne yapılmalı peki?…
Ünlü bilgin El-Razi veriyor reçeteyi…

“İnsan her daim kendine bir uğraş ve meşguliyet yaratabilmeli. Bundan daha iyi bir tedavi şekli yoktur.” O kadar yani.

Bir başka gönül insanı da demiş ki, “Sağlıklı olmak istiyorsan, az yiyip çok tefekkür etmeli, saygın olmak istiyorsan da, az konuşup, çok dinlemelidir…”

Çocukluğumuzdan beri hep duyarız; “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.”
Ne demektir bu?
İyi düşünüp, zihni yormamalıdır. Güzel şeylerle meşgul olunursa, bedende rahat eder ve hastalıklardan uzak olunur.”

Çünkü “Vücut, beynin söylediği her şeyi duyar ve algılar.”
Bir de her daim ümitli olmak lazımdır.
Hastalık hallerinde, iyileşmeye inanmak ve ümit etmek çok önemlidir.
Yani maneviyatı yüksek tutmak gerekir. Boşuna denmemiş, “Umut, iyileşmenin yarısıdır” diye…

“Eğer hastalığı siz istemezseniz, o da sizi istemez” demiş bir bilen kişi.
Doğrudur, maneviyat, umut ve istek bir araya gelirse, sağlıkta oracıkta olur…

Bir de şöyle denir halk arasında.
“Allah düşürmesin oraya, ancak eksik de etmesin…” Neresi orası?
Kastedilen yer malum. Hastaneler…

Oralarda cansiperane çalışan sağlık ordusunun varlığını ve değerini bugünlerde, yani şu içinde bulunduğumuz pandemi döneminde, bir kez daha yakinen görmüş olduk sevgili arkadaşlarım.

Doktoruyla, hemşiresiyle ve diğer yardımcı personeliyle birlikte, fedakârca çalışmalarına şahidiz. Çok fazla kayıp verdiler bu arada. Onun için üzgünüz.

Sırf başkaları yaşasın diye, kendi sağlıklarını riske ettiler. Onlar sağlık şehitleridir. Hepsinin de mekânları cennet olsun inşallah. Nurlar içinde uyusunlar.

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk dememiş midir ki, “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” diye Evet, tam da öyle demiştir. Onun ve bütün şehitlerimizin de ruhları şad olsun.

Çünkü bilir ve inanırız ki, “Gerçek doktor, her hastasıyla yaşayıp onunla ölen kişidir.” Emekleri ödenmez. İyi ki varlar ve iyi ki, bu mesleği seçip, insanlara en büyük hizmeti etmekteler. Allah razı olsun onlardan…

Sağlık, bizler için bir nimet ve bedenimiz de Allah tarafından yine bizlere verilen bir emanettir aslında. O nedenle onu iyi korumalıyız…
İlk islam halifesi Hazreti Ebubekir buyurur ki, “Bir insana sağlam ve güçlü bir imandan sonra verilen en büyük nimet, sağlıktır.” Nokta…

Büyük yazarlardan Peyami Safa da şöyle der: “Büyük bir hastalık halini yaşamayanlar, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.”
Öyledir bir bakıma. Başa gelen türlü sıkıntılar ve hastalıklar, insanın yaşama bakış açısını değiştirir. Onu bıçak gibi biler adeta. Daha bir tolerans sahibi olur ve vicdan duyguları ile birlikte, yüce yaratıcıya olan aşk ve muhabbeti daha bir fazlalaşır.

Bu düşüncelerimizi destekleyecek en güzel sözü, Hasan-ı Basri Hazretleri etmiş ve demiştir ki: “Eğer, fakirlik, hastalık ve ölüm olmasaydı, insanoğlunun başı kibirden ötürü, eğilmez olurdu…” Değil mi ama?

Hastalık halleri zordur değerli dostlar.
Bunu annesinden olsun, eşinden olsun, yakından yaşamış biri olarak söylüyorum… Gerçek…

İşte o zaman, bazı şeylerin anlamsız ve bomboş olduğunu görüyorsunuz.
Yaşamla yok olma arasında, çok ince bir çizgi olduğunun ayırdına varıyorsunuz.
Gidenlerin, gerçekten gittiklerine ve asla geri gelmeyeceklerine, dahası bu işin şakasının hiç olmadığına inanıyorsunuz.
İnanmakla da kalmayıp, bizzat gözlemliyorsunuz gelişmeleri.

O nedenle, mevzuya dair edilen bütün kelamları lütfen bir kez daha okumanızı ve anlamına iyicene vakıf olmanızı istirham ederim.

Bakın, ünlü filozof Euripides diyor ki: “Acının ve hastalığın erişmediği hiçbir ölümlü yoktur.”

Döne döne ve defalarca belirttiğimiz gibi, hastalık halleriyle yüz yüze olmadan, sağlık denen değerin bilincinde olalım.
Demek istediğim o…
Onu koruyalım ve iyi bakalım kendimize. Yoksa bu işin hafife alınır tarafı yoktur yani, iyi biline…

Şimdi gündemde, malum Covid-19 denilen bir virüs ve bir salgın var…

Uzmanlar, yetkililer ve hastalığı bir şekilde yenmiş olanlar anlatıyorlar…
Bu işi gereğinden fazla önemseyin diyorlar. Tedbir, tedbir ve yine tedbir diyorlar.

Maskesiz dolaşmayın,  onu bir aksesuar gibi, çenenizin altına, cebinize, çantanıza veya kolunuza takmayın diyorlar. Sosyal mesafe kuralına uyun diyorlar… Gerekmedikçe dışarda boş boş dolaşmayın diyorlar… Diyorlar da diyorlar…

Sizin belki bağışıklık sisteminiz güçlüdür, size bir şey olmayabilir. Ama bir başka kardeşimizi ve bağışıklığı senin kadar güçlü olmayan birini riske atmaya, ne hakkımız olabilir ki. Düşünelim bunu…
Lütfen…

O, entübe denilen operasyonun ne denli zor bir süreç olduğunu, benim gibi sanırım sizlerde bilmektesiniz…

Sağlıklı nefes alıp vermenin gerekliliği elzem bir şey… Eğer entübe olmuş, yani solunum cihazına bağlanmış yakınınız olduysa geçmişte, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız… Tekrara düşeceğiz ama, büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın o ünlü ve ölümsüz sözünü bir kez daha anımsayalım mı?…

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi… Olmaya devlet cihanda bir NEFES sıhhat gibi.” Başka söz yok…

Özür dilerim, amacım sizleri üzmek değil. Sadece mevzunun önemine dikkat çekebilmek… Bilmem beni anlayabiliyor musunuz? Tekrar affola derken, bugünkü yazımı, İranlı büyük şair Şeyh Sadi Şirazinin, çok çarpıcı bir kelamıyla bitirmek isterim… Buyurur ki ünlü şair ve ulema: “Gecelerin ne kadar uzun olduğunu, ancak hasta olanlar bilir…” Nokta.

Hakkınızı helal edin lütfen. Sizleri yine üzdüm. Ama isteyerek değildi bu, biliniz.

Hepinize sağlıklı, huzurlu, mutlu ve sevinçli günler diler, Allah’a emanet olmanızı can-ı gönülden temenni ederim.

Bir başka seride yeniden birlikte oluncaya kadar, afiyetle kalın sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

Benzer Haberler

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de, et yiyen insanların nesli...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlar, bir yaz boyu kuraklık sonrası, sonbaharda da yeterince yağış...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK   “BEN SENİ UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM GÜLMEN AYRILIK DEMEKMİŞ BİLMEDİM BEKLEDİM...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

NESİL Et yemeyen bir köpek türünün nesli tükeniyormuş. Bizde de, et yiyen...

Her Yerde Kar Var

M. Yahya EFE   Sevgili okurlar, bir yaz boyu kuraklık sonrası, sonbaharda...

Sevgi Unutulmaz “Ben Seni Unu...

Metin MERCİMEK   “BEN SENİ UNUTMAK İÇİN SEVMEDİM GÜLMEN AYRILIK DEMEKMİŞ...

… Mış Gibi Yaşamak!

Mahmut İhsan KANMAZ   “Sen sustuğuma bakma. Yuttuklarım ve içime attıklarım...

Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nun...

Mehmet KILIÇOĞLU   Biz, Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nda okuduğumuz...

İslam’ın Temel Vasıfları-1

Uğur KEPEKÇİ   Dinin doğru anlaşılması için temel kaynak ve o kaynakların...

Mutasyonlu virüs Kilis’te de görüld...

Kilis Valiliği’nden mutasyonlu virüs açıklaması   Kilis’te bir...

Evleri basın lağım fareleri ile Bel...

Gazetemize açıklamalarda bulunan Kilis Belediye Başkanı Servet Ramazan, Sabah...

Yeni rektör belli oluyor

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından Kilis 7 Aralık Üniversitesi’ne...

Bakan Varank Kilis’e gelecek

Sanayi ve Ticaret Bakanı Mustafa Varank partisinin 7. olağan il kongresine katılmak...

Jandarma dedektiflerinden bağ evi h...

Kilis’te son dönemde artan bağ evlerinden hırsızlık olaylarının aydınlatılmasına...

2021 yılı köylere hizmet yılı olaca...

Kilis İl Genel Meclis Başkanı Şıhmehmet Yalçın, 2021 yılının köylere...

Kızılay ihtiyaç sahibi ailelere ula...

Kilis Kızılay Şubesi ekipleri, soğuk kış günlerinde ihtiyaç sahibi ailelere...

Kalorifer kazanı çalındı! [ASAYİŞ H...

Kilis’te kullanılmadığı için garaja bırakılan kalorifer kazanı çalındı....

Elektrik direği içerisinde yetişen ...

Kilis’te Şehit Sakıp Mahallesi Tekel Suma Fabrikası civarında bulunan elektrik...

Gıda Bankasından hijyen paketi dağı...

Kilis Belediyesi’ne bağlı Gıda Bankası ekipleri, pandemi sürecinde sağlıklı...

Kilis’te en çok sevilen tatlı: KÜNE...

Antepfıstığı fiyatlarının artışı ile alıp başını giden baklava fiyatları...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KADER Odun kiloyla satılıyormuş. Gazyağı da damlayla!… *** DİNLEME...