Dolar 31,3414
Euro 33,9414
Altın 2.069,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 16°C
Açık
Kilis
16°C
Açık
Cts 14°C
Paz 16°C
Pts 17°C
Sal 13°C

Burca Bayrak Kumaşı veya Sultan Fatih Nesli

Burca Bayrak Kumaşı veya Sultan Fatih Nesli
A+
A-
20.06.2015
454
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

“Fatih Sultanlığından ziyade acaba nasıl bir insandı?” suali soruluyor bana.

1953 yılıydı. İstanbul’un Fethi’nin 500. Yıldönümünü Başbakan Adnan Menderes’in programa aldığı biçimde Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri ve arkadaşları hayata geçiriyordu.

8 yaşındayım ve babam rahmetli Şevket Bey’in omuzlarında İstanbul Beyazıt Meydanı’ndaki Fethin 500. Yıldönümü etkinliklerini izliyorum aklımın erdiği kadarıyla. Beyazıt Meydanı o günlerde koskocaman bir meydan. Tramvayların ilk durağı… Ortasında bir fıskiyeli havuz var. Osmanlı Cihan Devleti’nin Genelkurmay Başkanlığı İstanbul Üniversitesi olarak meydanı selamlıyor. Türk Bayraklarıyla donatılmış her taraf. Tramvay seferleri sadece bu program süresince iptal edilmiş. Babam konuşmaları dinliyor ve zaman zaman alkışlıyor. Ben ise sadece ve sadece; her şeyi ama her şeyi görmeye çalışıyorum. Küçük hafızamda kalan tek şey mehter takımı oldu. Aman Allah’ım büyük bir şevk ve heyecanla dinliyor ve izliyorum. Muhteşem bir gösteri… Nakaratlara ben de katılıyorum. Mehterin zil sesi adeta kulaklarımdan hiç eksilmiyor. Kendimi bir anda savaş meydanlarında zannettim.

HEM TARİH Mİ, HEM TARİHÇİ ZENGİNLİĞİ Mİ?

O güne kadar bildiğim ve öğrendiğim tek şey İstanbul’un Fethi’nin karadan yüzdürülerek Haliç’e indirilen gemilerle olduğu. İnanılır gibi değil ama resimler, gravürler öylesine güzel anlatıyor fethi. Tablolarda 21 yaşındaki genç Fatih Sultan Mehmet beyaz bir at sırtında, yanında Hocası Akşemsettin ve onlarca sakallı komutan ve pala bıyıklı yeniçerileri. Askerlerin üzerinde yarım yelek şeklinde bir giysi var. Kaslarından gücünü belli eden kolları meydanda, göğüsleri apaçık ortada… Fetih Şenliklerini bu resimle beynime nakşetmişim. Bazen önüme daha uzun boylu adamlar gelince bir şey göremiyorum, babam ellerimden tutarak beni omzunda ayağa kaldırıyor. Ancak ikimiz de düşebileceğimden endişeli bekliyoruz. Fakat hiçbir şey olmuyor.

Gazetelerde ikinci gün haberler çarşaf çarşaf. Çağ açıp çağ kapattığımız yazıyor. Bazı yazarlar ise Osmanlılarla alakalı tartışılacak haberler yayınlamayı sürdürüyorlar. Kitaplarında yer veriyorlar. Devletin bekası için kardeş ölümlerini, haremlerinde çok sayıda İslam’ı sonradan kabul etmiş hanımlar olduğunu, erotizmin yayıldığını savunuyor, Fatih’ten fazla Sultan Cem’i öne çıkarıyorlardı. Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun hamaset romanlarının yanında Ziya Şakir’in, Turhan Tan’ın,  Feridun Fazıl Tülbentçi’nin, Zuhuri Danışman’ın, Emin Oktay’ın, Enver Behnan Şapolyo’nun, Enver Ziya Karal’ın kitapları değişik iddialar içeriyordu. Hangisine inanmak gerekti?

Ders kitaplarındaki Osmanlı aleyhtarlığı ister istemez herkesi etkiliyordu. Bugün bile “Fatih Sultan Mehmet nasıl bir insandı, sultandı, şairdi, komutandı ?” tartışılıyor. İtalyan ressam Gentile Bellini’ye portresini yaptırıyor. Bana göre iyi ki de yaptırmış. İtalyan Angiolello ve Franz Babinger Fatih’in sarayında erotik resimler asılı olduğunu yazsa, hemencecik bu iddialar İstanbul’a çirkin biçimde yansıtılıyor. Günümüzün önemli Tarihçisi Halil İnalcık bunların tümünün iftira olduğunu üzerine basa basa karşı çıkıyor. Gaye İslam toplumun duyarlı olduğu bir konuda algı operasyonu yapmak… Hâlâ da tartışılıyor bu iddialar.

Fatih Sultan Mehmet yetiştirdiği çocukları itibariyle iyi bir aile babasıydı. Osmanlı Cihan Devleti’ni Balkanlara kadar genişleterek, bölgeye adalet götüren adil biriydi. Rum mimarın kolunun kesilmesi kararının haksız olduğu ortaya çıkınca Fatih’in de kısasa kısas olarak Kadı’nın verdiğini karara boğun eğmesi de insan haklarına verdiği önemi ortaya koyuyor. Şair bir insandı, sanatseverdi. Güzel sanatlara alakası büyüktü.

SUAL İKİ, CEVAP MUHTELİF

Peki, dünyanın en büyük devlet adamı mıydı?

Bu sualin cevabı çağdaşı devlet adamlarıyla, sonra bugünkülerle kıyas edersek iki şartta da “Evet büyük devlet adamıydı!” diyebiliriz. Fatih Kararnamesi bunun en bariz örneği. Fethedilen yerlerdeki ahaliye “can, mal, dil, din, ibadet, inanç” konusunda en büyük güvence veriliyor, ayrıca “Müslüman olmak isteyenlere ise bazı vergilerde muafiyet getiriliyor.”

İstanbul’un Fethi olayı da öyle… O güne kadar defalarca İstanbul Fethedilmek istenmesine rağmen başarılı olunamamıştı.

Küresel politikadaki yeri sualine gelince; bizatihi hayatı ve uygulamaları belki de “küresel politikanın icadı”nın tarihi olarak bile kabul edilse yeridir! İtalya Seferi bunun bir arka planı mahiyetindedir. Kan dökmek yerine anlaşmalar yapmak mesela. Günümüz küresel siyasetinin Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, Libya’da, Mısır’da, Myanmar’da milyonlara varan can kaybı, sakatlar, göçler, ilticalar,  açlık ve hastalıklar göz önüne alındığında Fatih’in küresel siyasetinin insan endeksli olduğu ortaya çıkar. Balkanları fethe giden Osmanlı askerlerinin üzümünü yediği bağ kütüklerine parasını bıraktıkları, en iyi esnaf temsilcilerinin buraya yerleştirildikleri, bayındırlık ve eğitim hizmetlerinin Anadolu’dan daha fazla Balkanlara yapıldığı bu küresel politikanın hala dikkat çeken örnekleridir.

FATİH’İN DİNİ ve MÜCADELESİ

Fatih’e Papa Hıristiyanlık teklif etti mi? Gayri Müslimlerle ilişkileri nasıldı? Bu konuda o kadar çok yayın var ki hangisi doğru tartışılır. Bunların bir kısmı temenni kabilinden çalışmalardır. “Ah Fatih bir Hıristiyan olsaydı” gibi. Batının tavrı kesinlikle yine değişmeyecek, bir müddet sonra kendi içinde gizlenmiş bir düşmanlık halinde patlayacaktı. Cem Sultan için de böylesi iddialar hâlâ yazılıyor, tartışılıyor.

 

“İmtisali Cihadü fillah oluptur niyyetim

Dini islamın mücerret gayretidir gayretim!”

 

diyen bir Osmanlı Hakanı var Hıristiyan dünyasının karşısında. Batının düşmanlığı İslam’a bitmeyen bir kini içerir. Haçlı seferleri bunun örnekleriyle doludur. Bütün Hıristiyan dünyası birleşerek hücuma geçiyor, yine de başarılı olamıyorlar Konya Ovası’na kadar gelmelerine rağmen. Bu haçlı seferleri üstelik örtülü veya açık hala sürüyor. George W. Bush’un New York’ta ikiz kulelere yapılan terörist saldırılarının ardından yaptığı “Haçlı seferleri artık yeniden başlamıştır” biçimindeki açıklama ve bu daveti sonradan yorumlamaya kalksa da bile çirkin yüz bir kere daha ortaya konmuştur.

Hıristiyanlık teklif edilen veya edilmeyen Fatih Sultan Mehmet günümüz Türkçesiyle, “O Ki O Yüzden Varız”a yakarırken şöyle diyordu:

 

“Sen kokmayan gülü neyleyeyim?

Neyleyim sensin baharı!

Sen doğmayan günü neyleyeyim?

Neyleyeyim sensiz bu dünyayı!”

 

Gayrimüslimlerle Fatih ilişkilerine bir örnek de şöyle: Rum Mimar Fatih’in projesinde değişik yapınca kolunu kestiriyor. Rum Mimar Kadı Efendi’ye giderek şikâyette bulunuyor Hakanı! Rum Mimara göre, Fatih’in istediği biçimde yapı inşa edilirse sağlamlığı sıkıntıya girer. Can ve mal kaybına uğrayabilir bir depremde veyahut tehlikede. Bilirkişi de mimar hakkında olumlu rapor verince, Kadı Fatih’in kısasa kısas olarak kolunun kesilmesine karar veriyor. Fatih’in yüzüne karşı da karar okununca, tam kolu kesilecek iken Rum mimar böylesi bir adalet karşısında davasından vazgeçiyor. Sonra da Müslüman oluyor. Portresini gayri Müslimlere yaptırıyor Fatih. İtalyan Ressam Gentile Bellini bunun bir başka örneği.

 

 

GİZLİ BİR ANLAŞMA MI MEVCUT?

 

“Ayasofya ne ifade ediyor?” diye sorarsanız, bunu en güzel Şair Ali Ulvi Kurucu özetle şöyle ifade eder:

 

Ürperdi hayalim, bu nasıl korkulu rüya?
Şaştım, neyi temsil ediyorsun Ayasofya?
Çöller gibi ıssız, ne hazin ülke muhitin,
Yâd el gibi, yurdunda garib olmalı mıydın?
Beş yüz senelik bezmine ermekti ümidim,
Çöller gibi ıssız, seni ben görmeli miydim?
Bayram, Ramazan, Cum’a, mübarek gecelerde,
Avize değil, mum bile yanmaz mı içerde?

Çan sesinden, seni kurtarmış ezanlar nerde?
Hani bülbül gibi Kur’ân okuyanlar nerde?
0 ezanlar, bütün İslâm’a şerefler verdi,
Sanki her pencere, lâhuta bakan gözlerdi!
O İlâhî yüce sesler, yine gelmez mi dile?
Şimdi artık, işitilmez mi, sönük nağme bile?

Çağıdır ağlamanın, ey Ulu Mâbed, ağla!..
İntikam aldı firenkler, seni ağlatmakla!

Bu elim fâcia, billâhi, yürekler acısı,
Müslüman Türkün evet şimdi bu en kanlı yası!
Ey derin fâcia, manzumeye sen sığmazsın,
Tutuşup yanmada kalbim, seni târih yazsın!

 

Ayasofya’nın ifadesi böyle… Bu konuda Müslüman yönetimler duyarlı. Ancak imkân ellerinde olduğu zaman bu duyarlılık nedense bilinmez kayboluyor. Fakat muhalefette olunca hem siyasi ve hem de sivil naramız “Ulu Mabet”in bu halinden, kabrindeki atalarımızın kan ağladığı vurgulanır. Bir gizli anlaşama mı var acaba uluslararası veya üyesi olduğumuz ittifaklarda? Yoksa Topkapı Sarayı’ndan daha fazla milyon dolarlık turistik girdi sağladığı için mi müze olmakta devam eder? Devlet sırrı gibi bilinmez. Ancak böyle devam etmesi de doğru değil, yeni bir düzenleme getirilmeli. Peki ama nasıl? Bunu hükümet ve sivil toplum tartışmalı.

HAKANLARIN KILICI ve KALEMİ!

“Avni” mahlasıyla yüreğindekini dizelere döken Fatih Sultan Mehmet iyi bir şair ve gönül adamı. Dertli biri, sırları ve gönül yarası var, aşk ile yanmakta, gözyaşı dökmekte. Ağlayabilen, gülebilen, yakaran, yanan, kızabilen, üzebilen biri… Üstelik unutulmuş aruz kalıplarını kullanıyor.

Sakiya mey sun ki bir gün lalezar elden gider,

Erişir fasl-ı hazan bağ-u bahar elden gider!

Siz bir hakanın böyle deyişine ne dersiniz bilmem ama “Senden büyük Allah var Padişahım” dedirten birine de yakışıyor.

 

Ağlasa derd-i derunum çeşm-i giryanım sana,

Aşikâr olurdu galip ey şem-i şebistanım sana!

 

Bu beyti okuyunca Osmanlı Cihan Devleti hakanlarının tümünün mutlaka bir sanatçı yanı olduğunu hatırlıyorum, günümüzdekilerle de kıyas ediyorum. Savaşır gibi konuşmuyor, gönül telini titretiyor.

 

Bade-i nab ile buldu ruh-ı canan revnak,

Guyiya güller ile buldu gülistan revnak!

 

Sezai Karakoç’un “Ey Sevgili” diye başlayan dizelerini özledim Avni’den sonra. Arada bir fark var mıdır sizce?

 

Bağda gülden bahseden, yanağını kasteder,

Serviden söz açanlar endamını kasteder!

 

Bir iktidar partisinin sloganında vurguladığı “kimsesizlerin kimsesi olmak”ı seçmesi belki de Avni’yi iyi algıladığından mıdır nedir? Bakın nasıl bir benzerlik var:

“Hiç kimse yok kimsesiz / Herkesin var bir kimsesi / Ben bugün kimsesiz kaldım / Ey kimsesizler kimsesi / Kim ise aradığın yollarda / kimsesizlik kimsem oldu / Dinsin artık bu hicranım cana / Kimse aradığım yollar / Kimsesiz kimselerle dolu!”

FATİH ve FETİH ANITI

Fatih ve Fetih nesline gelince nasıl olur, nasıl olmalı?

Fatih Sultan Mehmet kalemi ve kılıcı iyi kullanan bir aydın, bir devlet adamı. Asrının en güçlü lisanlarını ve halkının kullandığı 7 dili biliyor; Türkçe, Rumca, Boşnakça, Sırpça, Arnavutça, Arapça, Farsça. Babasına söylediğini hatırlarsak “Ben padişahsam emrediyorum ordunun başına geç, sen padişahsan zaten bu görevin!” Böyle bir sorumluluğu var. “İstanbul’un Fethi Planını sol kulağım duysa keser atarım” diyecek kadar sır saklayan komutan. Hocası Akşemsettin’in “Ben sizin ahiretinizden de sorumluyum. Gururlanır, halka zulmedersiniz diye İstanbul’a birlikte girmedim” diyen Şeyhülislamın elini öpen bir öğrenci. Düşünür, sanat ve sanatçı dışarıda da olsa İtalyan Bellini, Rum mimar gibi bulup getirtiyor. Hem adil, hem aleyhinde karar da verse adalete saygılı. Okuyan ve okutanlardan… Ailesine bağlı, eşini, çocuklarını sevebilen ve şefkat gösteren bir baba… Mesleğinde en iddialısı… Çağdaş…

Yıl 1966 idi. Beyazıt Meydanı’nda Rasim Cinisli’nin başkan olduğu MTTB Fetih mitingi düzenlemişti. Ustalar Fatihi ve fetihi anlatmıştı. Mustafa Yazgan’ın o gün muhteşem konuşmasını hatırlıyorum. Abdullah Işıklar Fetih Gazetesi yayınlanmıştı. Bu toplantının ardından Rasim Cinisli Fatih Anıtı için kampanya başlattıklarını açıkladı. Katkılar büyüdü. Yasal süre dolup MTTB yönetimi değişince öğrencilere burs veren Fatih Gençlik Vakfı kuruldu(1971). Panorama 1453 kadar insana yatırım yaptı mı acaba?

YILDIRIM GÜRSES’TEN REPERTUVARIN SON MEHTER MARŞI

Fetih ve Fatih nesli önce isminin manasını öğrenmeli. Lügat ve harita da okuyabilmeli. Bir doğu ve bir batı dilini bilmeli. Akıllı telefon, televizyon ve internete teslim olmamalı. Mesleğinde en iddialısı olmalı. Hekim ise mesela kanser ilaçlarından birini bulmalı. Teknik ise bir şey icat etmeli. Hukukçu ise dünya kamuoyunun kabullenebileceği, insan hukukuna endeksli tezler ortaya çıkarmalı. Çağdaş ve yurtdışı tecrübe edinmeli. Üstad Arif Nihat Asya bunu daha da sorumlu hale getiriyor:

 

Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın,

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın,

Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.