Carpe Diem

26 Mar 2019 Sal 8:44
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

Sağlık ve esenlik dileklerimle bir yazıma daha başlıyorum.
Kaynağı, Latin edebiyatının ünlü ozanlarından Horatius’a dayanan bir güzel özdeyişi, kendimize başlık yaptık bugün…

“Carpe diem”, yani gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, günü yaşa, gibi anlamları içeren bu sihirli deyimin, en etkili ve yaygın söyleniş biçimi, hiç kuşkusuz “anı yaşa” olmuştur sevgili arkadaşlarım…

Biz toplum olarak genelde, hep geçmişe takılı olarak yaşarız. Geçmişin acılarından, olumsuzluklarından, kötü deneyimlerinden beslenip dururuz. Bir türlü geçmişi unutamayız. Karı koca anlaşmazlıklarının en büyük nedenidir belki de, bu geriye dönük anılar.
Hep dünde kalırız. Öyle ki, bugünü bile tadınca yaşayamayacak kadar kalırız geçmişte… İşte tipik ev hali diyalogları…

“Sen, bana evlendiğimizden iki yıl sonra, şunu şunu yapmıştın” ya da, “Hatırlıyor musun, annen bana şöyle şöyle demişti…” Aradan geçmiş onca yıl, hala aynı mevzular… Bunu kadında yapıyor, erkekte… Aslında ne gerek var, gününüzü yaşayın, yaşamın güzel yanlarını keşfedin, gezin, yiyin için, keyfini çıkarın değil mi? Geçmişin deneyimlerinden yararlanmayın demek değildir bu söylenenler… Ama takılı kalmayın orada… Şu anki yaşamı ıskalamayın.
Geleceği zaten bilemiyoruz… Onun bilgisi, yalnızca Yaradan’a ait…
O yüzden diyoruz, “Carpe diem” diye…

O kadar diyoruz ki, sanki bugünü, yaşamınızın son günüymüş gibi yaşayın diyoruz…
Ömür bir muamma… Ecelin ne zaman ve nerede tecelli edeceği belirsiz… Bilen var mı?….On yıl sonra mı, yirmi yıl sonra mı, ya da yarın mı, veya bir ay sonra mı, kimsenin uhdesinde değil bunlar…
Bir bakıyorsunuz, kaldırımda yürürken yukarı binadan bir levha, bir taş, bir sıva parçası düşebiliyor başımıza Allah korusun… Veya kontrolünü kaybeden bir araç çıkabiliyor kaldırıma ve bizi bulabiliyor apansız, bilinir mi? Onun için vakit eldeyken, sevdiklerimizin değerini bilelim… Ne demiş birileri, “Yaşam, fazla ciddiye alınamayacak kadar önemlidir…”
Doğru değil midir? Bence çok anlamlı…

O sözünü ettiğimiz insan, yani kaldırımda yürürken başına yukarıdan bir şey düşen kişiden söz ediyorum, kim bilir o insanın, ne gibi amaçları ve geleceğe dönük, ne denli güzel ve pembe hayalleri vardı… Belki, yarım saat sonra eşine bir sürpriz yapmayı düşünüyordu, hatta akşam onu yemeğe götürmeyi bile planlıyordu… Ya da tersine düşünelim bu kez, evden çıkarken, bir şekilde tartışarak ayrılmışlardı ve “ben çıkıyorum, ne halin varsa gör” deyip kapıyı sertçe kaparken, diğeri de ardından, “git, cehennemin dibine kadar yolun var” demişti. Ne oldu şimdi? Biri talihsiz kazaya uğradı, diğeri, bütün ömrü boyunca unutamayacağı bir travma yaşayacak, pişmanlık içinde…
İşte onun için diyorum, vakit eldeyken sevdiklerimizin değerini bilelim, onları sevelim, ama herkesi sevelim, sevgiyi, yaşamımızın ana itici gücü yapalım. Bunu kendimize şiar edinelim…
Her şey için çok geç olmadan. Geçmişe takılmadan, geleceğin bilinmezliğini hesap ederek, bugünün yani, anın tadını çıkaralım. Benim naçizane fikrim böyle…

Yaklaşık iki yıl kadar önce kaybettiğim sevgili eşim Gönül’ün ardından, ben de benzer halleri yaşadım…
Yani geçmişle bugün arasında kalmıştım…
Her şey iyi gidiyor derken, bir anda böylesi bir acıyla karşılaşmayı, dilerim kimse yaşamaz.. Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki, 45 günlük o hatırlamak dahi istemediğim son sürecin ardından, uzunca bir süre, olanlara inanamamış ve kabullenememiştim bir türlü… Kaybının ardından haftalarca hastaneye taşınıp, doktorunu soru yağmuruna tutuyordum… Kardiyoloji Profesörü Dr. Hüseyin Yılmaz, bıkmadan usanmadan aynı açıklamaları yapıyor, ama ben duyuyor, fakat inanamıyordum…
En sonunda adamcağız bir gün bana dedi ki, eliyle dışarıda yürümekte olanları göstererek, “Şu insanları görüyor musunuz Mahmut Bey?” “Evet” dedim. “İşte bunların hiçbiri, belki de elli yıl sonra hayatta olmayacak…” “Yani” dedim… “Yanisi şu ki, Gönül Hanım’ın vadesi bu kadarmış, biz elimizden geleni yaptık, ama olmadı” dedi. “Siz de artık bunlarla kendinizi çok fazla üzmeyin, biliyorum zor, kolay değil ama çocuklarınız ve kendiniz için bugünü yaşayın, hepimiz gün gelince teker teker öleceğiz. Lütfen bunu unutmayın!” dedi.

İşte ondan sonra, anladım yaşam denilen şeyin gelip geçici bir şey olduğunu, her şeyin başının sevgi ve yine sevgi olduğunu… Zaten biraz da ona istinaden, bugünkü yazımın kurgusunu oluşturdum.
Çünkü geçmişin kötü izleri, bizleri çok etkiliyor, bence ona bu şansı vermemek lazım, tamam, güzel anıları çoğaltalım, bizi mutlu edecek güzel anları yaşatalım, ona eyvallah… Sözüm, bizi geren, geriye götüren kötü anılara… Hani hep denir ya, “olanla, ölene çare yoktur” diye. Oralara sık sık dönüş yapıp, yaşamımızı çekilmez hale getirmeyelim lütfen…
“Peki, sen bunu başarabildin mi?” diye sorarsanız, “kısmen” diyebilirim.
Zaten dokuz yıldır yaşadığımız Antalya’yı bırakıp, Kadirli’ye yerleşerek bir nevi, mekân değişikliği yapmamın nedeni de oydu belki de… Geçmişin travmatik izlerini, birazcık ta olsa unutabilmek…

Ne demiştim yazımın başında, bugünü sanki yaşamımızın son günüymüş gibi yaşamak gerekir.
Gerçek te bu doğrusu… Kendini mutlu edebilmek, etrafımızdakileri sevgiyle kucaklamak, yaşamı ve insanları sevmek, huzur duymak yaşamdan, bir çocuğun başını okşamak, bir çiçeğe su vermek, bir kediyi kucağına almak, tanımasak ta, gelip geçenlere selam vermek ki, o da sünnettir biliyorsunuz…
Şimdi selam deyince aklıma yaz geldi, durup dururken iyi mi?

Yazın, Bodrum Gündoğan Koyu boyunca her sabah yürürken, insanlar tanısın tanımasın, kadın erkek, yaşlı genç, açık kapalı fark etmeksizin herkes birbirine “günaydın” demeden geçmez. Bunu ilk yaşadığımda çok tuhaf bulmuş ama çok ta hoşuma gitmişti. Tuhaf bulmuştum derken, selamsız sabahsız biri olduğumu düşünmenizi istemem… Sadece iki saat boyunca, yüzlerce insana selam vermenin, bünyeye bir uyum sıkıntısı yaratmasından söz ediyorum yalnızca… Neyse, artık bizde de alışkanlık oldu, herkesi selamlamadan yürüyemez olduk, sonraki günlerde…
Bunlar gayet insani ve güzel şeyler, ayrıca dediğim gibi, sünnettir selamlaşmak…

Sözün özü, yaşamı güzel kılacak her şeye açık olalım, hobilerimiz olsun, sevgi dolu olalım, ne geçmişe takılıp kalalım ve ne de geleceğe dönük, uzun vadeli planlar yapmayalım diyorum.
Allah’ın bize bahşettiği bu kısa yaşamı, dolu dolu ama hayırla ve olumlu bir şekilde geçirelim. Kimseyi üzmeden, kırmadan, gıybetini yapmadan, hasetlik etmeden ve severek, sayarak sürdürelim.
Ardımızdan, “Allah ondan razı olsun, çok iyi bir insandı” dedirtelim…

Böylesi kişilerden olmayı herkese temenni ederken, ben de artık yazımı noktalayalım istiyorum…
Bir başka konuda yeniden birlikte oluncaya kadar, sağlık, mutluluk ve huzur bedeninizden, Allah sevgisi de eksik olmasın yüreğinizden diyorum…
Esen kalın sevgili arkadaşlarım…

 

Benzer Haberler

Mehmet Şenay TAŞKENT   Gerek ulusal ve gerekse yerel basında her zaman dile getirdiğim ve önemsediğim...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY, HATADIR.” Hemen hemen hepimizde...

Yorum 
0

60-70 Yıl Öncesi Çocukların Okulda ve Sokakta Oynadıkları Oyunlar   TOPAL KÖPEK OYUNU                                                                                  ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

KENT’te Yazarlar Dayanışması

Mehmet Şenay TAŞKENT   Gerek ulusal ve gerekse yerel basında her zaman dile...

Her Şeyde Neden Acele Ediyoruz? “Ac...

Metin MERCİMEK “ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY, HATADIR.”...

TOPAL KÖPEK OYUNU

60-70 Yıl Öncesi Çocukların Okulda ve Sokakta Oynadıkları Oyunlar   TOPAL...

Kavgayı Bırakalım, Paylaşmayı Bilel...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Ekmeğini...

Kilis Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ...

Hasan BİTKEN   Kilis Kültür ve Turizm Müdürlüğü, iki seneye yakın...

Kadirli Savrun

Mahmut İ. KANMAZ   Su, bir şehrin, bir kentin yaşam pınarıdır, kültür...

DÖN GEL

Yâr sana yazayım arzuhâlimi Aklımı başımdan almadan dön gel Hayatın çilesi...

SEVİNÇ DOĞAR (Şarkı)

Pencereme güneş doğmuş, Uyandım mahmur gözlerle Dost bilene, kapım açık,...

“Kilis’in sorunlarını biliyoruz”...

Vali Soytürk, gazetemize konuştu:   “Kilis’in sorunlarını biliyoruz”...

Kilis’te ilk defa çörek otu üretild...

Kilis’te Tıbbi Aromatik Bitki yetiştiriciliğini arttırma çalışmaları...

“Çocuk ve Eğitim: Atölye Çalışmalar...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde “Çocuk ve Eğitim: Atölye Çalışmaları”...

Öğrencilerden hayat kurtaran yenili...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik...

Üniversitede sosyal duyarlılık proj...

Kilis 7 Aralık Üniversitesinde sosyal duyarlılık projeleri gerçekleştirildi....

Cumhuriyet Başsavcılığından eğitime destek

Cumhuriyet Başsavcılığından eğitime...

Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından “Hükümlülerin...

Başkan Yardımcısı Tohumcu’dan...

Kilis Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Tohumcu, belediye birimlerinde gece...

“Minik Yüreklerden, Büyük Hünerler”...

“Minik Yüreklerden, Büyük Hünerler” İlkadım Çocuk Gelişim Akademisi...

Kilis’te yaz Kur’an kur...

Kilis’te, Müftülük tarafından açılan yaz Kur’an kurslarına yoğun...

Kaybolan koyunları jandarma buldu [...

Kilis’in Elbeyli ilçesinde ahırdan kaçan 10 küçükbaş koyun jandarma...