Dil Yarası ve İbret-i Âlem Haller-1

23 Tem 2019 Sal 10:22
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

Kim bilecek daha neler neler bekliyor ikimizi…
Belki de çok mutlu olacaktık, tutsaydık dilimizi…
Bu inat, bu kapris, bu kavgalar, yıprattı sevgimizi…
En acı sözler bile söylerken, tutmadık dilimizi…
Belki de çok mutlu olacaktık, tutsaydık dilimizi…
Tam aşkı bulduk derken, nasıl da kaybettik sevgimizi…
Aşka doğru ilk adımlar, ne ümitle doluydu…
Seviyorum seni demek, gönlümün tek yoluydu…
Hasret bizi bekler, sevmek bizi bekler…
Kaybolan tek biz değiliz, bunca yıllık emekler…
Dil yarası, dil yarası, en acı yara imiş…
Dudaktan kalbe bir yol var ki, sevgi ve şefkattenmiş…

 

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, bir yazıma daha başladım bile değerli arkadaşlarım.
Hem de, Orhan Gencebay’a ait, benim de her seferinde dinlemekten büyük bir keyif aldığım, çok güzel bir şarkının söz zenginliğiyle…

Bugün, değişik bir konuyu ele almaya çalışacağız kısmet olursa…
Yeri gelir yürekleri pareleyen, yeri gelir kalpleri kırıp, yer ile yeksan eden, dil yarasından söz edeceğiz. Aralarda da yine yaşam anahtarı olabilecek tarzda ki, ibret-i âlem haller ve öğüt içeren ibretlik durumlardan derlediğimiz altın formüller, ana konumuz olacak.

Bir olaydan alınacak ders, nasihat ve örnek alma, ya da ibret hali, birçok güzel ve mana derecesi yüksek kelama kucak açmıştır.
O sözün içinde ibret ifadesinin geçmesi değildir önemli olan, bünyesindeki ders alınacak yol kılavuzu niteliğindeki sihirli şifrelerdir, asıl onu değerli kılan…
Sözgelimi, La Edri’nin şu ünlü sözünde olduğu gibi yani:

“Mutlu olmak mı istiyorsun, o zaman,
- Her arkandan konuşana kulak asma…
- Her söz vereni, sözünü tutar sanma…
- Her gördüğün insanı, kendin gibi görme…
- Hiç kimseye hak ettiğinden daha fazla değer verme… Ve sen sen ol,
- Mutsuz edeni değil, huzur vereni bil…”

Sırada, çok enfes ve de ibret alınası söz-öğüt karışımı bir kelam var.
“Yaz geçmiş, kış geçmiş, can eskimiş, ruh yıpranmış, akıp giden zaman ömrün bahanesiymiş… Çok uzun yaşamak değil, dolu dolu yaşamak, en güzeliymiş…”
Ne kadar anlamlı değil mi?
“Şikâyetçi olup ağladığım nice günler oldu. Fakat zaman geldi ki ağladığım günlere ağladım bu kez” diye buyurmuş ilk İslam halifesi Hazreti Ebubekir.

Ağlamak, insani bir duygu boşalımıdır bana göre. Bunun erkeği kadını yoktur.
Bu noktada da, sevgili Nilüfer’e maalesef katılamıyorum. Ne diyordu bir şarkısında Nilüfer:

“Erkekler ağlamaz, sil gözyaşını…
Kaçırma gözlerini benden, suçlu suçlu
Erkekler ağlamaz, insanız unutma…
Sustururum zamanla içimdeki bu acıyı.”

Ağlamak kadar, onun bir öncesi olan, üzülmekte çok yorar insanı her daim… Bakınız, bir bilgemiz ne diyor böylesi haller için: “Üzülme bir gün herkes ölür. Ama kimi toprağa, kimiyse de yüreklere gömülür.”
Ölüm demişken, konu üzerine edilmiş şu kelamı da unutmamak lazımdır diye düşünürüm.
“Ey insanoğlu, cenneti istiyorsan istenilen gibi yaşa, yok eğer cehennemi istiyorsan o zaman da istediğin gibi yaşa.”

Küfür, benim hiç sevmediğim ve bu yaşıma kadar da kullanmadığım bir kötü alışkanlık veya kem sözdür değerli arkadaşlarım. Ama bazıları bunu sıradan bir şeymiş gibi sarf etmekten çekinmez. Hatta bazı yerlerde, küçücük çocukların bile yarım yamalak küfür etmesi, aile meclislerinde bir gülmece unsuru olmuştur çoğu zaman… Tabi o çocuğun ilerde, sıkı bir küfürbaz olması mukadder olacaktır, bundan haberleri olmaz, o ayrı.
Bir uzman kardeşimiz der ki, tam da bu mevzu hakkında.
“Birine küfür ederken, hele hele aile üyelerine bunu yaparken, şunları iyi düşünmek gerekir güzel kardeşim…
- Kadın, cennettir, hatta cennet onların ayakları altındadır… Bilmez misin?
- Kadın, annedir, kadın ailedir… Senin hiç ailen, ya da annen yok mudur?…
- Kadın, kız çocuğudur, kadın iffettir ve
- Kadın, peygamber efendimizi de doğuran anadır… Hadi şimdi gel de, o küfrü etmeden önce, en az iki kere düşün bakalım…” Nokta…

Küfür büyük bir sıkıntı bence… Bir an önce bundan uzaklaşıp dillerimizi, güzel sözlere alıştırmak lazımdır.
“Ben Allah’ın ‘A’sını bile, küçük harfle yazmaktan korkarken, ama birileri çıkıyor ve haşa, ‘Allah yok’ diyebiliyor” diye hayıflanmış bir kardeşimiz… Gerçi herkesin inancına saygılıyızdır ama yine de Allah ıslah etsin demek gerekiyor. Bunlar da mevzuyla doğrudan alakalı, ibretlik konulardır.
Yine ibretlik bir kelam var sırada…

“Ben eşi de gördüm, dostu da, kardeşi de ve arkadaşı da gördüm… Ardımda kalan postu da gördüm. İyi günümde bana koşanları, kötü günümde ise yalın ayak kaçanları da gördüm.” Çok güzel…

Kelebekler oldum olası çok ilgimi çekmişlerdir. O incecik kanatlarında, rengin binbir tonunu sergilemekten azade değillerdir hiçbir zaman… Baharın müjdecisidirler onlar… Estetiğin ve umudun tam karşılığıdır bu zarif şeyler…
Çiçekten çiçeğe yapraktan yaprağa kanat çırparlar gün boyu büyük bir heyecanla… Sanmayın ki, ertesi gün de aynı şevkle uçacaklardır doğanın kucağında… Ama bilmezler ki, bir gündür onlara biçilen ömrün tutarı… Yani bir gün sonra ve yarın olmayacaklar bu fani dünyada… Ölmüş olacaklar… Kendilerine bahşedilen bir tek günü bile heyecanla, umutla ve sevgiyle yaşamaktalar o yüzden… Vardır onun da bir hikmeti, bizim bilgimizin ve fevkimizin çok üzerinde, derin konulardır bunlar…
Sevgileri çağrıştıran kelebeklerden söz ederken, aklıma birden bir kıssa geldi değerli arkadaşlarım… Onu sizinle de paylaşmak isterim. Buyurunuz…

“Vaktiyle ülkenin bir yerinde bir bilge kişi yaşarmış.. Çok bilgili, arif ve ileriyi gören nur yüzlü, bembeyaz kar gibi sakallı, bir pir-i faniymiş bu kişi…
Sohbetinden feyz alırmış insanlar, anlattıklarını ağızları açık dinlerlermiş…
Ama her yerde ve her zaman olduğu üzere, bazı kendini bir şey zanneden ukala kişilerde peydah olmuş etraflarda…
İşte bunlardan bir tanesi, bir gün bu dedenin yanına gelip ve sözüm ona, tepeden bakarcasına konuşmaya başlamış…
- Söyle bakalım ihtiyar, demiş, sohbeti yarıda kesercesine…
- Şu avucumun içinde bir kelebek var.
Bil hadi bakalım, diye ünlemiş…
- Bu canlı mıdır, yoksa ölü mü?
İçinden de geçiriyormuş ki, canlı olan kelebeği, eğer bilge canlıdır derse, avucunu sıkıp onu öldürecek, yok ölü derse de, avucunu açıp onu göğe savuruverecek… Yani her halükarda kazanan kendisi olacak… Tabi sonunda da, bilgeyi küçük düşürüp, güya onu herkesin içinde rezil edecek ve diyecek ki,
- Bakın gördünüz mü, çok sevip değer verdiğiniz şu ihtiyar, böylesine basit bir soruyu bile doğru dürüst bilemedi. Daha ne diye dinlersiniz onu, hala ne beklersiniz ondan, o bir söz cambazı, hiçbir bilgisi olmadığını nasıl görmezsiniz… Sizi bir türlü anlayamıyorum, diyecek… Sözüm ona!…

Bilge kişi, şöyle bir adama bakar önce ve cevabı yapıştırır suratına….
- Ey gafil evlat, o sorunun cevabı, senin elindedir. Senin iradene ben hükmedemem ki!… Avucunu sıkarsan onu öldürürsün, açarsan da salıverirsin. Şimdi anladın mı? Sen sen ol, kendini oldum sanma… Kimseye de kendince ders vermeye kalkışma… Sonra ders alanlardan olursun da, böylece ortada kalıverirsin işte… Hadi şimdi git, Allah ıslah etsin seni.

Beklemediği bu yanıtı alan ukala kişi, ardına bile bakmadan uzaklaşır oradan…”

İbret-i âlem konular ve kelamlarla ilgili bugünlük söyleyebileceklerimi, yine levha kıvamında bir güzel anonim sözle bitirelim istiyorum.
“Bak ta ibret al, yere düşen yaprağa,
O da eskiden, ta yukardan bakardı toprağa…”

İşin özü, ne oldum değil, ne olacağım demeli insan… Öyle değil mi ama?

Bu derin mevzuya bir sonraki yazımda devam edeceğimi ifade ederken, sizlere her şeyin en iyisini ve en güzelini dilerim.
Yaşamdan tat alanlardan, bizlere bahşedilen ömür yollarında, düşmeden, tökezlemeden yürüyebilenlerden olmayı temenni ederim herkes için…
Sevgiyle ve sağlıkla kalın değerli arkadaşlarım ve dostlarım…

Benzer Haberler

TEK Tek “ders”ten kalanlara son bir hak verilecekmiş. Demokrasi dersinden kalanlar yandı!…...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Türk tarihinde İslam öncesi ve sonrası şehitlik ve gazilik...

Yorum 
0

Nejat TAŞKIN   1951 Yılı sonlarında Ankara Ana Tamir Fabrikasına atandığım zaman o zaman...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

TEK Tek “ders”ten kalanlara son bir hak verilecekmiş. Demokrasi dersinden...

Şehit ve Gaziler Onur Abidemizdir

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Türk tarihinde İslam öncesi ve sonrası...

Merhum Ethem Nejat Yetişal’ı Anmak ...

Nejat TAŞKIN   1951 Yılı sonlarında Ankara Ana Tamir Fabrikasına atandığım...

Dilek Ağacı

Mahmut İhsan KANMAZ “Benim gözümün nuru, dertli başımın tacı. Kalbimin...

İlgi…

Aysel MASMANACI BEŞOĞLU Günümüzde dikkat eksikliği, hiperaktif hastalığı...

BAYRAM OLA TİLHABEŞ

Yirmi dört ağustos beş yüz onyedi Kurtuluşun kutlu olsun Tilhabeş Yavuzl,u...

GÖNÜL

Sevda sevilince güzel Yar olmalı sana özel. İlkbaharda oldun gazel. Gözün...

Mercidabık Zaferi ile Fırat Kalkanı...

Kilis’te Mercidabık Zaferi’nin 503. Yıldönümü ve Fırat Kalkanı Harekâtının...

“Eğitim oyuncak oldu”

Kilis’te Mehmet Zelzele Fen Lisesi geçen yıl Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği...

HASTANE YAPILACAK MI?

Yapımı yılan hikâyesine dönen Kilis Devlet Hastanesi ile ilgili baş döndüren...

Devlet Hastanesinde hasta yoğunluğu...

Kilis Devlet Hastanesi’nde son günlerde yoğunluk yaşanmaya başlandı....

Lüksemburg Büyükelçisi’nden Kilis B...

Lüksemburg Büyükelçisi Georges Faber, Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut’u...

Kilis’te konut satışı azaldı

TÜİK Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, 2019...

Okul servis şoförleri bilgilendirme...

Kilis’te öğrenci servis şoförlerine yönelik ‘Bilgilendirme Toplantısı’...

Oyun gruplarının tamiri yapıldı...

Kilis Belediyesi tarafından Resul Osman Dağı Mesire alanındaki oyun gruplarının...

Kaymakam Avcı’dan veda ziyaretleri...

Kilis’in Musabeyli İlçe Kaymakamı Ertuğrul Avcı, veda ziyaretlerini sürdürüyor....

Kuva-i Milliye Derneğinden Özdemir&...

Kilis Kuvay-i Milliye Mücahitler Derneği Başkanı Reşit Yetimoğlu ile yönetim...

Biber sezonu başladı

Kilis’te kış hazırlıkları durmadan devam ediyor. Domates salçasını...