Dilek Ağacı

26 Ağu 2019 Pts 9:31
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İhsan KANMAZ

“Benim gözümün nuru, dertli başımın tacı.
Kalbimin senden sonra, yıkıldı gönül tacı.
Ne olur bir şey söyle, artık bana da acı..,
Bağlamışlar çaputları, sanki dilek ağacı…”
Sabahları yürüyüş yaptığım Bodrum / Gündoğan koyunda, yıllardır orada öylece duruveren mini bir ağaççık vardır. Hem de kumların içinde… Belki yapay bir figür de olabilir, tam da emin değilim ama önemli olan kimilerince, ona atfedilen ilgi ve beklenti daha ziyade…
İşte, yukarıda sadece bir dörtlüğünü verdiğim ve bestesi, sayın Veli Erdem Karakülah’a ait şarkının, bende çağrıştırdığı duygusal ortamı, izninizle ele almak istedim bugün değerli dostlarım…

İnsanlar öteden beri buna benzer ritüellere başvurmuşlar, olmasını istediği arzularını ve yaşamdan beklentilerini, böylesi görüntülerle dile getirmeye çalışmışlardır. Bu bilinir herkesçe…
Tabi ki bunların hiçbirinin dini yönden bir karşılığı yoktur… Zira daha önce, bazı yetkili âlim ve uzmanların, konu hakkındaki görüşlerini duymuştum da ona istinaden böyle söyledim zaten…

Tamamen iyi niyetli bir beklenti hali bu belki de… Ağacın dallarına bağlanan her çaput bir umudu, bir isteği ve bir dileği yansıtır… Bazen bez değil, naylon renkli poşet parçaları da olabilmekte bunlar… Hatta her rengin farklı istekleri simgelediği de söylenir….
Sözgelimi, sevgiliye kavuşma arzusu pembe ve kırmızıyı, ev edinme isteği yeşili… Hani yeşil murattır denir ya hep… Sarı, bir arabaya sahip olunmasını, beyaz, bir işe girilmesi halini ve iyi bir okulu kazanma arzusu da maviyi simgeleyebilir, umudu çağrıştırması nedeniyle…
Bunlar sadece birer tahmin ve sıradan tespitler. Yoksa kesinlik yoktur. İnsanların bu tip inanış ve uygulama davranışları, bugünün işi değildir haliyle…
Çok eskilere uzanan bir geçmişi vardır dilek dileme şeklinin…
Öyle ki, ta Orta Asya’ya kadar gider sözün bir ucu. Yüzyıllar öncesinde Altaylarda yaşamını sürdüren Türklerin, sıklıkla başvurduğu bir davranış ve bir ritüel uygulamadır, dilek tutma ve buna benzer beklentiler… Bir Şaman geleneği olsa gerektir bunlar…

Yalnızca biz Türklerin değil, daha birçok toplumların da sık olarak inandığı ve de gerçekleştirdiği bir geleneksel davranış halidir dilek tutmacalar…
Ben Antalya’da bile görmüştüm buna benzer şeyler…
Madem öyle yeri gelmişken, orada da, yine nedense hep yürüyüş yaparken karşılaştığım, bir dilek dileme şeklinden birazcık ta olsa söz etmek isterim…

Kadirli’den önce, yani Gönül’le birlikte iken, yaşadığımız yer olan Antalya Lara semtinde, tam dokuz yıl kalmıştık…
Sabahları, yürüyüş güzergâhım üzerinde olan, Çağlayan’da ki “Düden çayı” ve o çayın üzerindeki köprüden geçmek zorunda olurdum hep… Zaten, Düden suyunun biraz daha ilerleyip te, meşhur falezlerden aşağı denize, yükseklerden döküldüğü ve adına da “Aşağı Düden Şelalesi” denilen yerden bahsetmeye çalışıyorum anlayacağınız…

Hıdırellez günlerinde, bazılarının işte bu sözünü ettiğim, köprüden aşağı Düden suyuna, içinde olması arzu edilen şeylerin yazılı olduğu kâğıt parçalarını attıklarına şahit olurdum… Artık ne dileniyor ve isteniyorsa bilemiyorum… İnşallah gerçek olmuştur hepsi de…

Yani vardır böylesi adet ve uygulama şekilleri Anadolu’da…
İnsanlar, kendileri için önem arz eden bazı talepleri, dualarla Allahtan istedikleri kadar, böylesi yöntemlerle de dileme yoluna gitmişlerdir her daim. Bunu herkes bilir…
Temelinde beklenti vardır, niyetlerin gerçekleşmesi ümidi vardır her daim…
Daha önce de dediğim gibi, hiçbir zaman bunların ilahi bir değeri yoktur belki de. Güzel dinimizin külliyen menettiği fal açma, niyet dileme kapsamındadır bunlar. Ancak, içinde kötü bir davranış olmadığı için çok da, tu kaka denilemez sanki…
Ama doğrusu nedir derseniz, bütün bunların yalnızca ve de yalnızca, yüce yaratıcıdan talep edilmesi arzusudur… Ben sadece bir geleneksel davranış halini ve öteden beri yapılagelen bir uygulama şeklini ortaya koymaya çalışıyorum. Yani bir nevi, mesleğimi icra ediyorum, ya da gazetecilik yapıyorum demek isterim.

Şimdi dilek ağacı olur da, hiç “dilek taşı” denen şey olmaz mı? Olur tabi ki… Uğur getirdiğine inanılan bazı sayı ve objelerin yanı sıra, dilek taşı da aynı manadadır sevgili arkadaşlarım…
Hatta inanır mısınız, otobüsle yolculuk ederken, yol boyunca gözüme çarpan tabelalardan bazılarında, benzer şeyleri çağrıştıran tesislere, sıklıkla tanık olmuştum…
İşte ne bileyim, “Uğur Böceği Moteli”, “Dilek Taşı Oteli”, “Niyet Market”, “Bir Dilek Tut Pansiyonu” vs. Daha çok vardır belki de… Sizler de görmüş olabilirsiniz…

Şimdi laf lafı açıyor denir ya hep, “Dilek Taşı” derken birden aklıma bir zamanların unutulmaz şarkısı geliverdi hemencecik… Gerçi halen de güncelliğini ve beğenilirliğini korumakta…

Yalnız şarkıya geçmeden, önemli bir mevzuya değinmeden geçemeyeceğim…
Belki hatırlayacaksınız, zira önceki yazılarımdan bazılarında da bahsetmiştim.
Öğretmen Okulu bitimiyle, Gazetecilik eğitimi arasında, tam iki yıl da “Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde” klasik müzik ağırlıklı akademik bir öğrencilik dönemim olmuştu… Ne yazık ki bitimine bir yıl kala, müziği bırakıp, çok istediğim bir başka okula geçiş yaparak, oradan mezun olmuştum daha sonraları…
Bunları ne için söylüyorum derseniz, bir konuya açıklık getirip, kendi beğeni ve görüşlerime de berraklık kazandırmak gayesinden başka bir şey değildir.

Bana göre müzik müziktir… Kulağa hoş gelen her tını ve ezgi, eğer ki senin ruhuna hitap edebiliyorsa, sorun yoktur.
Yani şunu demem hiçbir zaman, ben arabesk dinlemem. Hayır tam tersi güzel örneklerini zevkle dinlerim… Yoz müziğe ve manasız, belden aşağı anlamlara gelebilecek söz içerikleri olanlara kapalıyımdır o kadar. Caz da dinlerim pop da… Türkü zaten benim sevdam olmuş, Türk Sanat Müziği de aynı şekilde. Hiçbir kıstasım yoktur. Dediğim gibi, yeter ki ruhuma dinginlik versin ve gönül telimi titretsin…

Yani, yanık bir Anadolu ezgisi işittiğimde gözlerim dolduğu gibi, 9/8’lik bir oyun havasında da kanım kaynayabilir.
Ya da, “Bir bahar akşamı rastladım size,
Sevinçli bir telaş içindeydiniz…
Derinden bakınca gözlerinize,
Neden başınızı öne eğdiniz?…” adlı ölümsüz Türk Sanat Müziği eserinde ise, inceliğin, zarafetin ve sevdanın güzelliğine hayran kalabilirim.. Bilmem meramımı anlatabildim mi?

Bu gerekli ve önemli açıklamadan sonra, tekrar dönelim kaldığımız yere…
Bestesi Sayın Ali Tekintüre’ye ait bir şarkı vardı, eminim ki bilirsiniz… Değerli sanatçı Gülden Karaböcek çok güzel yorumlar bunu. Hatta ismiyle özdeşleşmiş bile denebilir. Hakkını yemeyelim, rahmetli Ferdi Özbeğen de çok sık olarak okurdu… Sanırım hatırladınız “Dilek taşı” adlı bu doyumsuz şarkıyı.
Söz içeriğine de bir bakalım mı izninizle.

 

“Gözümde canlanır koskoca mazi
Sevgilim nerede, ben neredeyim…
Suçumuz neydi ki ayrıldık böyle?…
Kaybolmuş benliğim, bak ne haldeyim

Bir hayal tufanı eser başımda
Hangi yana baksam durur karşımda.
Artık tüm umutlar yabancı bana
Seni aramaktan bak ne haldeyim…

Efkârım birikti sığmaz içime
Bin sitem etsem de azdır kadere…
Gülmeyi unutan yaşlı gözlere
Mutluluktan haber ver, DİLEK TAŞI…”

 

Bu güzel ve duygulu kelamların üzerine laf söylemek, sanırım kelime israfı olur diye düşünerek, sözlerimi bitirmek isterim.
Bir başka konuda yeniden birlikte oluncaya kadar, yüreğinizden her türlü sevgi, gönlünüzden güzellikler ve güzel duygularla, bedeninizden sağlık ve ruhunuzdan huzur, hiç eksik olmasın inşallah…
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım…

——————————————————————
Not: Bodrum / Gündoğan Koyu balıkçı barınağı, Yat limanı, Siteden Gündoğan ve Apostol adasıyla, “Dilek Ağacı”nın, sabahın erken saatlerindeki dingin hali.

 

dilek ağacı

Benzer Haberler

TELEFON Cep telefonu sağır ediyormuş. Herhalde görüntülü telefon da kör eder!… *** KAYIP...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “DÜŞÜNCELERİN KELİMELERE İHTİYACI VARDIR. KELİMELERİN DE SESE.”...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, paylaşma kültürümüz noksan. Paylaşmayı bilmiyoruz. Paylaşmayı...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

TELEFON Cep telefonu sağır ediyormuş. Herhalde görüntülü telefon da kör...

Türk Çalgılarının Dili

Metin MERCİMEK “DÜŞÜNCELERİN KELİMELERE İHTİYACI VARDIR. KELİMELERİN...

Vefalı İnsan Olalım

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, paylaşma kültürümüz noksan. Paylaşmayı...

Vali Soytürk Devlet Hastanesi inşaa...

Kilis Valisi Recep Soytürk, inşaatı devam eden Yeni Devlet Hastanesinde incelemelerde...

Vali Soytürk tarihi mekânları gezdi...

Kilis Valisi Recep Soytürk, Oylum Höyük’te bulunan, Aidesim Mozaikli...

“Kilis’in her türlü sor...

Kilis Belediye Başkanı Av. M. Abdi Bulut, SöğütlüdereGöl Restoran’da...

Fıstık ile kaymağın buluştuğu eşi b...

Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil yapılan Kilis’e özgü cennet...

Emlakçılara yeni düzenleme anlatıld...

Kilis’te 5 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Taşınmaz Ticaret...

Milletvekili Dülger mezun olduğu ok...

Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger, mezun olduğu okul olan Kilis Lisesini...

Bulvarların ve refüjlerin bakımları...

Kilis Belediyesi Park ve Bahçe Müdürlüğü tarafından bulvarların ve refüjlerin...

Kilis’te silah operasyonu: 1 gözalt...

Kilis’te jandarma ekiplerince, 5 adet ruhsatsız tabanca, 14 adet 9 milimetre...

Baro’dan aşure ikramı

Kilis Barosu tarafından Muharrem ayı nedeniyle Baro üyelerine ve adliye personeline...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KASA Hamamın kasası çalınmış. Tası yerinde duruyor mu sen ona bak!…...

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine Dai...

Mehmet Şenay TAŞKENT   Girne dâhil,Güzelyurt ve Lefke ilçelerine zamanla...

Gönlümüzde Bir Işık, Düşüncemizde S...

Metin MERCİMEK “SEVGİDEN ACILIKLAR TATLILAŞIR. SEVGİDEN BAKIRLAR ALTIN...

Mesleki Teknik Eğitim Okulları

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, ülkelerin gelişmesinde ve kalkınmasında...

KİLİS GÜLLERİ

Kucaklarsın; uçmasın sarı güller Çiğdem çiçek narsın; ötsün bülbüller...