Dolar 8,1546
Euro 9,8169
Altın 466,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Annem… Senin Kadar Kimse Sevmiyor Annem

Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Annem… Senin Kadar Kimse Sevmiyor Annem
REKLAM ALANI
A+
A-
25.02.2021
10
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

Merhaba sevgili arkadaşlarım,

Bundan birkaç gün önce ebediyete uğurladığımız değerli psikolog ve hocamız Doğan Cüceloğlu diyordu ki bir anısını anlatırken: “Ben annemi on yaşımda iken kaybettim ve o zamanlar, henüz olan bitenin ayırdında değildim. Zira çocuktum ve çok küçüktüm. Ancak geçen yıllar bana şunu öğretti: Yaş kaç olursa olsun, anne demek her şey demekmiş. Ve onun yokluğunu hissettiğim her zaman diliminde, şunu iyice anladım ki, annesiz olmak demek, kimsesiz olmak demekmiş. Yani, annen yoksa eğer, sen de yoksundur.”

Evet, tam da böyle diyordu rahmetli Doğan Cüceloğlu… Çok duygulanmıştım.

Annen yok, sen de yoksun… Gerçekten de öyle değil midir sevgili arkadaşlarım?

Bir sevgi kulesi varsa şu dünyada, en tepede yer almaz mı analarımız?

Bir umman gibi uçsuz bucaksız değil midir anne sevgisi?

Sahra çölündeki her kum tanesinin saymakla bitmeyen toplamı değil midir analarımızın yüreklerimizdeki karşılığı?

Peki, niye ki bütün bunlar?

Zira anne var edendir, anne koruyandır, anne sevendir, anne her ne olursa olsun evladının yanında olandır.

Evladı için gözyaşı dökendir onun zor günlerinde.

Canını tereddütsüz vermeyi isteyendir anne. Onun için yoluna kurban olandır.

Evladı kaç yaşında olursa olsun, hala onu küçük bir çocuk gibi görendir anne.

Onun büyüdüğünü görmek istemeyendir.

Sevgi ve şefkat kanatlarını sonuna kadar açan, kanatsız bir melektir anne.

Yemeyip yediren, içmeyip içirendir.

Melek deyince aklıma bir kıssa geldi sözün burasında, anlatmak isterim.

Ölürken adam Hazreti Azrail’e sormuş: “Ölüm anında melek olarak sen geliyorsun da, peki doğum anında niye bir melek yok?”

Cevaplar Azrail Aleyhisselam: “Annen var ya!…”

kanmaz anne

İşte konunun özeti ve hatta toplamı budur sevgili arkadaşlarım. Anne var ya!…

Melektir bütün analar.

Tıpkı çocuklarımın anası yeşil gözlümün mezar taşında yazılanlar gibidir demek istenen şey…

“Sen zaten dünyada iken bir melektin, şimdi ise gerçek bir melek oldun.”

Bir anneye yazılabilecek en iyi ve en anlamlı son kelamdır bu ifade.

Nur içinde uyusun o ve cümlesi…

Benim anam da bir melekti sanki.

2 yaşımda babasız kalan beni yanından ayırmayıp, kol kanat geren, sevgi ve şefkatini yaşadığı sürece gösteren bir değerli varlıktı Kifayet Annem.

Kilis’ten ayrılıp, yeni yuvası Kadirli’ye gelen ve orada analığının her noktasını sergileyen bir diğer kanatsız melekti o.

Uzun yıllar yaşadığımız Kadirli’deki o ahşap konağı her gördüğümde, sanki anılar canlanır gözümde. Hatıralar bir film şeridi gibi akar gözlerimin önünden.

Yıllara inat hâlâ dimdik durmakta o bomboş ve metruk ev.

Bakmayın şimdi oranın sessiz ve sakin göründüğüne. Mahallenin bütün çocuklarının toplanıp, bazen sönük bir topun peşinden koşturulduğu, bazen de çelik çomak oynandığı bir meydandı o gördüğünüz yerler. Şimdi viraneye dönmüş gibi. Ah ne var, bir dili olsa da konuşabilse o ev demek isterim.

Neler yaşadığını ve neler gördüğünü bir dile getirebilse. Kaç anaya ev sahipliği yaptığını bir anlatabilse.

Sözgelimi, yıllarca bir alt katımızda oturan Kilisli hemşehrimiz Memduha Hatabay teyzeyi bir tarif edebilse bize.

Bundan birkaç yıl önce yüz küsur yaşında, Kilis Bölük Mahallesindeki evinde rahmana kavuşmuştu bu güzel teyzemiz. Mekânı cennet olsun hem onun, hem annemin ve hem de bütün annelerin.

İşte, akortsuz çocuk seslerinin ortalığı yıktığı, bağırış çağırışların birbirine karıştığı, mızıklanmaların dakikalarca sürdüğü bir oyun alanıydı o, Kadirli Bağ mahallesindeki konağın önü…

Balkondan annemin canhıraş bağırmalarının duyulduğu ama benim bir türlü işitmediğim bir mekândı o konak ve önü…

“Mahmuuutt, Mahmuutt duymon mu beni? Akşam oldu, de gel artık. Yemek yiyicik!…”

“Kime dorum ben? Sen gelmicin mi daha? Hele bir gel, aha terlik elimde beklorum seni!…”

Hiç yitirmediği tatlı Kilis şivesiyle bana sesini duyurmaya çalışan Kifayet anam, sanmayın ki eve gidince elinde terlikle bekleyecek. Hayır, o dedikleri, sadece beni çağırmaya yönelik, masum tehditlerdi. Başka ne yapsındı ki…

Kıyar mıydı ki bana. Hele iki yaşında yetim kalmış evladına. Yapamazdı hiç.

Kanmaz mezar

Nur içinde uyusun. Keşke şimdi olsa da sesini duyabilsem… Varsın kızsın bana, bağırıp çağırsın ne çıkar? Yeter ki yine yanımda olabilseydi. Ama ölümlüyüz hepimiz. Kabullensek de etmesek de, bir vakıa bu. Vakti gelen, bir saniye bile daha kalamıyor bu fani dünyada çok istese de.

O yüzden, varken kıymetlerini bilelim onların. Hem anaların ve hem de babaların. Çünkü giden gelmiyor geri.

Kara toprak asla vermiyor aldığını…

Hani bazen babalar öpmek ister ya evladını. Evlat da huysuzlanır ve izin vermez ya ona.

“Baba, sakalın batıyor” derler ya… Ancak gün olur devran döner, bu kez evlat öpmek ister babasını. Fakat ona da kader izin vermez bu kez.Çünkü vakit çok geçtir artık… Durum budur.

Yüce Allah Kur’anı Kerim İsra Suresi 23 ve 24. Ayeti kerimelerinde buyurur ki:

“Rabbin, kendisinden başkasına kulluk yapmamanızı, anne ve babaya iyilikte bulunmanızı emretmiştir. Onlardan birisi veya ikisi, yanında yaşlanacak olursa, sakın onlara “Öf” deme ve onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle…

İkisine de merhametle döşeli kanat indir ve de ki: Rabbim, beni küçükken terbiye ettikleri gibi, sen de ikisine merhamet buyur!…”

Bir başka Surede de yine ana babaya hürmeti ve güzel davranışı emreder yüce Rabbimiz. Lokman Suresi, ayet no: 14: “Gerçi insana, ana babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu, güçlük üstüne güçlükle taşıdı; sütten kesimi de iki sene içindedir. Bana ve ana-babana şükret ki, dönüş banadır.”

Hatta sevgili peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde aynı konuya değinirler ve buyuyurlar ki, “Cennet anaların ayakları altındadır.” Ne güzel bir ifade değil mi?

Anaları anlatan ve onların değerini yücelten sözler, mukaddes kelamlar…

Anne hakkı denen bir şey vardır hep, tıpkı süt hakkı gibi… Hani denir ya,

“Sütümü helal etmem” diye.

Bu, annelerin ne denli kutsal ve ne denli sevgi böcüğü olduğunun işaretidir.

Her şeyden geçilir ama anadan asla.

Hatta bir söz vardır bu mevzuyla alakalı. İllaki duymuşsunuzdur: “Anne hakkı ödenmez, onu sevmeye bir ömür yetmez. Bütün dünya senin olsa, bir tek anne etmez…”

Çünkü, en ağır yükü anneler taşır.

Nasıl mı?

Dokuz ay karnında.

Bir yıl kucağında.

Yıllarca sırtında.

Ve bir ömür boyu yüreğinde… Hep taşır.

İnsan bütün hayatı boyunca bir anne sıcaklığını ve sevgisini arar durur kıymetli arkadaşlarım. Ama hep arar onu. Yanında olsun ister. Yaşı önemli değildir. Seksen yaşında da olsa yüreğinin en derininde dahi onu duyumsar. Yalnız bu arama hali, ecelin izin verdiği süre kadardır.

Asla şaşmaz bu kural. Daha öncede dediğim gibi, her insanın bir yaşam süresi vardır ve o zaman gelince de bulamaz onu yanında. Yani şöyledir durum.

10 yaşında, “Anne seni çok seviyorum” denir…

13 yaşında bu kez, “Anne yine ne var” olur…

16 yaşında, “Anne beni rahatsız etme” şekline dönüşür.

18 yaşında, “Ben bu evden gitmek istiyorum artık” cümlesi kurulur.

25 yaşında akıllar yavaş yavaş başa gelmeye başlar ve o zaman da,  “Haklıymışsın anne” denir.

30 yaşında, yaşamın acı gerçekleriyle yüzleşilir ve “Yetti gari, annemin evine geri dönmek istiyorum” noktasına gelinir.

50 yaşında, “Annemi hiç kaybetmek istemiyorum” diyerek ona sıkıca sarılmak istenir ve 70 yaşında da, şu sevimsiz kelam edilir: “Keşke annem hep yanımda olaydı.”

Evet, “Keşke o hep benimle olaydı.”

Neden edilir bu sözler? Çünkü yaşayarak ve deneyerek görülür ki, hiç kimse anne kadar sevemez birini.

Kimseler onun kadar sevgi veremez evlada. Onun gibi fedakâr ve onun gibi cefakâr olamaz asla…

Sevgili Kibariye der ya bir şarkısında:

 

“Rastlarsa gözlerin yaşlı, yavruna

Suçunu bağışla sarıl boynuna

Biz bize yaşarken geldik oyuna

Eller kadir kıymet bilmiyor annem

Senin kadar kimse sevmiyor annem…

Bir yar için seni terk edip gittim

Vicdanıma bir sor, ne acı çektim

Kendimi ben sana emanet ettim

Eller kadir kıymet bilmiyor annem

Senin kadar kimse sevmiyor annem.

Ne sevgiler geldi geçti kalbimden

Kimse anlamıyor garip halimden

Senin hasretini duydum derinden

Eller kadir kıymet bilmiyor annem

Senin kadar kimse sevmiyor annem…”

 

İşin aslı astarı budur sevgili arkadaşlarım. Hiç kimse anne kadar sevemez.

Onun kadar yüreği sevgi ile dolamaz. Hiç kimse bir anne kadar ağlayamaz ve bir anne gibi sarıp sarmalayamaz evladı.

Biliyorum sizi bugün yine hüzünlendirdim ve belki de ağlattım, üzdüm. Lütfen hakkınızı helal edin. Ama mevzu anne olunca bunlar kaçınılmaz olmakta. Başka türlü anlatılamaz duygular. Dile gelmez başka türlü, özlemler ve yoğun sevgiler. O nedenle yaşarken kıymetlerini iyi bilelim analarımızın. Sevgimizi ve hürmetimizi esirgemeyelim ondan. Sonra benim gibi onu Kilis Asri Mezarlığında ziyaret edersiniz yüreğiniz kan ağlayarak ve içiniz burkularak. Devamında şunlar geçer aklınızdan ve yaşarsınız bunları an be an: Gecen gündüze, hüznün gözyaşlarına karışır ve bir film şeridi gibi izlersin yaşadıklarını. Yani şöyledir hissettiklerin: “Önce ağlarsın, sonra sessiz hıçkırıklarını kapkara geceler duyar sadece ve sadece yastığın saklar gözyaşlarını. Zaman geçer aradan. Aylar hatta yıllar geçer. Özlersin ve sızlar yüreğinin sol köşesi. Anlatmak istersin özlemini tüm dünyaya. Tüm dünya seninle birlikte onu özlesin istersin, ama anlatamazsın hiç kimseye.

Belki de o özlemi ifade edecek bir kelime yoktur. Ve düğüm düğüm olur boğazın, yutkunursun acı acı geçsin diye.

Nafiledir bütün bunlar. Zira çözülmez o düğüm ve sonrasında birikmiş özleminle birlikte, bir dağ gibi büyümüş sevgin, akar gözlerinden usul usul ve damlar o kara toprağa. Dökülür annenin üzerine, sularsın onu gözyaşlarınla. Yeşerir üzerinde sarılı morlu kabir çiçekleri.

Dudaklarından dualar dökülür, rahmet dileklerinde bulunulur Allah’a. Eller duada kalır dakikalarca. Ve onu ne kadar çok sevdiğini anlarsın buruk bir şekilde.

Hüznünü ve anılarını orada bırakarak ayrılırsın yanından, veda edersin…”

Kifayet anneme ve kaybedilen bütün annelere rahmetler olsun. Mekânları cennet olsun hepsinin de… Nur içinde yatsınlar. Melekler yoldaşları olsun.

Halen hayatta olan bütün sevgili annelerimize de sağlık ve afiyet dilerim Allah’tan. Uzun ömürleri olsun onların da.

Evet, bugün anaları anlattık. Onların sevgi dolu yüreklerini göstermek istedik sizlere. Ağladık, hüzünlendik bazen.

Yine kendi üzerimden ve kendi yaşanmışlıklarımdan beslendik. Nostalji trenine bir kez daha bindik ve yine eski anılara daldık hep birlikte.

Ancak süremizin de sonuna geldik ve artık demek isterim ki, bir başka mevzuda yeniden birlikte oluncaya kadar, yüreğinizden sevgi ve bedeninizden sağlık hiç eksik olmasın.

Hoşça kalın ve Allah’a emanet olun sevgili arkadaşlarım, değerli dostlarım.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.