Dolar 8,4783
Euro 10,0536
Altın 493,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 41°C
Sıcak
Kilis
41°C
Sıcak
Per 41°C
Cum 39°C
Cts 38°C
Paz 36°C

Elma Şekeri

Elma Şekeri
REKLAM ALANI
A+
A-
13.03.2021
80
ABONE OL

Adviye Ertekin YÜKSEL

 

2011 yılı Nurdağı Nogaylar köyünde ilk göreve başladı kızım. Antalya’da oturduğu halde bu yörede olursa çocuğuna bakarak yanında olabileceğimi söylediğim için. Kızım bu yörede istekte bulundu. Köy, yol güzergâhında olduğundan gelişmiş. Geneli Çerkez kökenli bir nüfusa sahipti. İçinden bir dere geçiyordu. Tarımcılık, pamuk, soğan, sarımsak, buğdayın yanında yer fıstığı biber ve bazı sebze ve meyvecilik üzerinde yoğunlaşıyordu. Hayvancılık da büyük baş ve kümes hayvancığı idi…

Bu köye ilk gidişimiz bir Ramazan Bayramı’nın 3. gününe rastladı. Köy dışında yaşayan köylüler de bayram nedeni ile köyde idi.

Biz lojman binasının önüne geldiğimizde, geleceğimizi haber alan köylüler toplanarak eşyaları indirmek için bekleşiyordu. Daha önce köylü kadınlar el birliği ile lojmanı temizlemişlerdi. Hemen orada bekleyen gençler tarafından eşyalar lojmana taşınarak, büyük eşyalar konulacağı odalara göre yerleştirildi.

Hemen sonrasında da bizleri yemek için Çerkez kökenli bir ailenin evine götürüldük.

Bayram yemekleri, Antep’le aynı ve bildiğimiz şeylerdi.

Sağ olsunlar, yemekten hemen sonra bizimle gelen gençler odalara yatakları kurdu üzerlerine döşeklerini de koyarak bize yardım ettiler.

Sabah mutfağımız hazır olmadığı için bizi bir başka aile kahvaltıya aldılar.

Nihayet okul müdürü de bayram tatili bitince Adana’dan döndü. Biz de evi oturulur hale getirmiştik. Torunum henüz yürümeye başlamıştı. Biz burada soba yakacağımız için çocuğu sobadan nasıl uzak tutarız diye kızım endişeleniyordu.

– Kızım düşünme bir türlü çare buluruz, dedim.

Ertesi günü, kızım kendi sınıfını temizleyerek grafik ve diğer araç gereçlerini de yerleştirdi. Artık görev için hazırdı.

Nihayet okulun ilk günü idi. İstiklal Marşı ve Andımız okutuldu. Sınıflara geçildi. Kızım çok heyecanlı bir şekilde sınıfındaki 15 çocukla dershanesine girdi. Ben torunumla lojmana geçerek gündelik işimizi yapmaya başladım.

Kızım dershanesi yakın olduğu için teneffüslerde çocuğuna gelip bakarak bana yapmam gereken beslenme şeklini anlatarak gidiyordu. (Torunumun reflü sorunu olduğundan dolayı ne ve nasıl yedireceğim konusunda)

Artık ben de yediğini çıkarmasın diye dikkat ediyordum.

Köylü bize alışmış biz de onlara alışmıştık. Geceleri biz gittiğimiz gibi onlar da bize misafirliğe geliyorlardı.

Köyde bir bakkal, bir cami ve köy odası vardı. Zaten de birbirine yakın olarak dört komşu köy idiler.

Okula işçi olarak gelen ailelerin de çocukları geliyordu. Az da olsa gelenler çadır ve Hayma denilen çardaklarda yaşıyorlardı. Köyden sabahları ilçeye bir dolmuş gidiyordu. Çoğunuzda kendi arabaları vardı. Sebze eken köylü kendilerinin sebzesi çıkıncaya kadar, köye gelen çerçiden alış veriş yapıyordu. Biz de ilçeye veya İskenderun’a sık gitmediğimiz için çerçiden alıyorduk. Çadırda yaşayan bir ailenin 1. sınıfında okuyan bir çocuğu (Urfalı bir aile) Azzet, babasının ilçeden kendisine getirdiği elmalı şekeri yalayarak bahçede dolaşıyordu. Diğer çocuklar da ona imrenerek bakıyorlardı.

Ben mutfak penceresinden olanları gözlerken, bir de ne göreyim? Diğer çocuklar da elmalı şekeri sırası ile yalamıyor mu?

elma

Hemen torunumun elinden tutarak bahçeye çıktım ve çocuklara yaklaşarak bunun yanlışlığını anlattım. “Artık bu şeker yıkanamayacağı için atın!” dedim. İster istemez çocuklar attılar şekeri.

“Ben sizin hepinize elmalı şeker yapacağım” dedim.

O gün günlerden perşembe idi. Eşim İskenderun’dan gelecekti. Ona telefon ederek küçük boy 40 tane elma seçerek almasını istedim.

– Hayırdır ne olacak, deyince.

– Sen Belen pazarında yayla elmaları olur ondan al getir, dedim. Biraz da kırmızı gıda boyası al, dedim.

Cuma günü siparişlerim geldi. Ben elmaları yıkadım kuruladım. Çöp şişleri ikiye bölerek onları elmalara sap yaptım. Daha sonra tencereye şekeri koydum. Su ve gıda boyasını da ekleyerek ağdalaşan şekere elmaları batırıp bir tepsiye dizdim. 4 tepsi elmalı şekerim pırıl pırıl parlıyordu. Torunum da isteyince bir tane de ona verdim. Oh yalayarak sevinç içinde gülüyordu.

Birer tane de eşim ve kızım aldı.

Pazartesi günü tören sonu sınıflarına geçen çocuklar, ilk teneffüse çıkmadan okul öncesi sınıftan başlayarak tüm elma şekerlerini dağıtmıştım. Öyle güzel bir manzara oluşturmuşlardı ki… Bahçede elma şekerlerini yalayarak dolaşan bir dolu sevinç içinde o çocuklar da bana şeker gibi gelmişti.

Çocukların mutluluğu ise beni daha da mutlu kılmıştı.

Köyde bu duyulunca veliler teşekkür için geldiklerinde, “Bu bizim için zevktir” dedim. Bu olay köylü ile bizleri daha da yakınlaştırmıştı.

O köy bizi bizler de o köyü çok sevmiştik. Halen o köye gittiğimiz zamanlar oluyor. Onlar da bizleri hep arar ve sorarlar.

Yüreğiniz sağlıklı olsun. Hoş kalın, hoşça kalın.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.