Dolar 32,7682
Euro 35,0901
Altın 2.459,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 38°C
Açık
Kilis
38°C
Açık
Cts 35°C
Paz 35°C
Pts 37°C
Sal 38°C

Evvel Zaman İçinde Kilis Tandır Keyfi

Evvel Zaman İçinde Kilis Tandır Keyfi
A+
A-
18.09.2019
554
ABONE OL

Hasan BIYIKBEYOĞLU

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir varmış bir yokmuş diyerek, dedem hikâye anlatmaya başlar başlamaz, keyiften dört köşe, kıble evdeki sıcak tandırın yorganları altına biraz daha sokulur, uzun ve keyifli geçecek bir kış gecesinin, ninemin sürpriz ikramlarıyla ağzımızın tatlanacağı hayaliyle, dedemin anlatmaya başladığı hikâyeyi dinlemeye başlardık.

Eskiden Kilis kışları daha soğuk, daha karlı ve uzun geçerdi. Şimdiki gibi kalorifer, taşkömür ya da gaz sobaları yoktu. Televizyonla henüz tanışmamıştık. Herkes kendi ekonomik durumuna göre çok amaçlı döküm odun sobası ya da tenekeden yapılmış sobalarda, zeytin odunu ya da bağ çubuğu hatta pamuk ya da susam saplarını dahti yakıt olarak kullanırlardı. Sobalar genellikle (eğer tarla bağ veya zeytinliklerde çalışmaya gidilmeyecekse) bir sabahları bir de akşamları yakılır. Oda ısınınca ve yanan şeylerin alevi geçince kalan közler mangala ve kocacığa çekilirdi. (Kocacık; kilden yapılmış içinde köz ateşi muhafaza edebilecek ve ısısını çevreye verebilmesi için delikleri bulunan kapaklı bir kap) Kocacık; 60×60 dört köşe sadece üstü kapalı, ağaçtan yapılı tandır kürsüsünün içine konur, üzeri atık bezlerin birbirine yamanarak yapıldığı ağır tandır yorganıyla örtülür. İnsanlar altlarında minder, arkalarında yastık oturarak ayaklarını bu yorganın altına sokarak ısınırlardı. Tandır yorganının üzerine ilave yorganlar serilerek oturum alanı genişletilebildiği gibi, bu ilave yorganların altında boydan boya yatılabilirdi de.

Yaşamayana bunun zevkini anlatabilmek mümkün olmaz sanırım. Belki eskiden kışları biraz üşüyerek biraz zahmetli geçirirdik ama aile bağlarımız, komşuluk ilişkilerimiz daha kuvvetli ve güzeldi. Aile bireyleri ve komşularımızla dayanışma içerisinde, sevgi ve saygıya dayalı daha mutlu bir hayat yaşardık.

Dedemin anlattığı hikâyelerin sonu da hep mutlulukla biterdi. Eskiden hikâyelerimizde bile karamsarlığa yer yoktu. Dedem hikâyenin en heyecanlı yerinde hikâyeye ara verir, nazlanır, bizden ısrar beklerdi.

İşte bu hikâye aralarında ninem boynunda asılı koynunda sakladığı mahmilin (dolabın) anahtarını çıkarır, dolabı açardı. Dolabın içinde neler mi vardı? Neler yoktu ki! Yazdan hazırlanmış kendi yetiştirdiğimiz bağların üzümünden, cevizinden, fıstığından, bademinden hazırlanmışsucuklar, bastıklar… Bastıklarla yapılan, içine ceviz içi ve çeşitli baharatlar doldurulmuş nuskalar, irmik ve üzüm suyundan pişirilip kurutulmuş kesmeler… Yaz sıcağında kurutulmuş kapkara humusu, üzüm kuruları, ceviz, antepfıstığı, badem içleri, daha neler neler… Azar azar tadımlık pay ederdi, herkese eşit bir şekilde verirdi ninem. Azar azar bol çeşit üç çenet sucuk, fıstıklı, cevizli, bademli, bir nuska bir kesme, az bastık. Biraz ceviz ya da badem içi bol kepçe kuru üzüm. Kuru üzümde sınırlama yoktu; çünkü kuru üzümümüz her zaman çoktu. Okula giderken bile cebimizi doldururdu ninem. Az da leblebiyle harika olur kuru üzüm yemesi.

Bu tatlıların üretiminde ve hazırlanış aşamasında, küçükten büyüğe herkesin emeği olduğundan, bana daha bir lezzetli gelirdi. Kilis’te şimdilerde bu gelenek çok azaldı, evlerde pek yapılamıyor, hazır alıyoruz. Yazın hazırlanan bu tatlıları bize yedirmezler, saklarlardı. Ne zaman yeneceğini sorduğumuzda develer dama çıkınca yenir, denilirdi. Çok küçükken buna gerçekten inanırdık. Develer dama çıksa da, bu tatlılardan yesek diye develerin dama çıkmasını beklerdik.

Şimdi Kilis’te bu tatlıları her zaman mağazalarda bulmak mümkün, imkân da var ama o tadı bulamıyorum. Hâlbuki eskiden ne zevkle yerdik tandır başındı. Az olduğundan mı nedir, yavaş yavaş çiğner, yediklerimizin tadını tam almaya çalışırdık. Çocuklar arasında paylarımızı değişebilir, bu paylarımızı yarınki vazifelerimizi devretmede, rüşvet olarak kullanabilirdik. Mesela İpşir Paşa Çeşmesi’nden getirilecek içme suyunu kim getirecekse, başkasına sucuklarını vererek iş ona devredebilir. Ahırdaki hayvan yemleme kimin işiyse, o da payının bir kısmını vererek öbürüne devredebilirdi.
Bu küçük alış veriş oyunları, her kafadan curcuna seslerle sürerdi. Yediğimiz tatlıların ağırlığı ile gecenin sonuna yaklaşıldığımızda dedemin anlattığı hikâye ninni yerine geçerdi.
Alttan bacaklarımızdan tüm vücudumuzu saran tandırın sıcaklığının verdiği rehavetle, ailenin tümünün bir arada olmasının verdiği güvenle, tatlı, mutlu, derin bir uykuya dalardık.
Tandır keyfi bir başkaydı…

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.