Dolar 32,4756
Euro 34,7626
Altın 2.478,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 24°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
24°C
Parçalı Bulutlu
Cum 24°C
Cts 24°C
Paz 24°C
Pts 28°C

Eyvah!

Eyvah!
A+
A-
30.08.2021
360
ABONE OL

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

Lise son sınıftaydım. Ümit abim komşumuzun kızı Gülay ile evlenmiş ve bir oğulları dünyaya gelmişti. O sırada küçük kız kardeşim on aylıktı. Abimin askere gitme yaşı gelmiş ve onu askere uğurlamıştık. Babam son dönemlerde sağlığını epeyce kaybetmişti. Henüz kırk yaşında olmasına rağmen, sanki ellili yaşlarda gösteriyordu. “Antep’e gidip birkaç gün tedavi görüp geleceğim” dedi.Çantasını eline alıp gitti. Annem hem bakkala koşuyor hem evde kızkardeşime ve abimin oğlu Mustafa’ya bakıyordu. Gülay’a hiç kıyamazdı. Annemin bazı geceler, Gülay rahat uyusun diye abimin oğlu Mustafa’yı Emine bacım ile birlikte emzirdiğine şahit olmuştum. Bizlerden üstün tutardı onu her zaman. Herkes imrenirdi onların gelin kayınvalide ilişkisine.

Babam gittikten bir kaç gün sonra Meryem nenem bize geldi. ”Haydi Fatma gidelim Mustafa’yı orada yalnız bırakmayalım. Ziyaret edip gelelim” dedi.

Neneme bende yalvardım. “Ne olur ben de geleyim babamı göreyim” diye.

Veysel dayım, Necati dayım, nenem, annem, ben ve Emine bacım hastaneye babamı ziyarete gittik.

Kalabalık almıyorlarmış. Önce Meryem nenem ile dayım girdi içeri.

Annem dışarda bacımın karnını doyurmaya çalışıyordu.

“Sen bakarsın ben gidip gelinceye kadar” dedi ama benim içimde bir şey kaynıyor ve ben imkânı yok bekleyemeyeceğim.

”Anne hemen geleceğim” deyip içeri koştum. Meryem nenemi koridorda görüp babamın odasını öğrendim. Görevlilere yakalanmadan babamın yattığı koğuşa girdiğimde, bir kasetçalardan türkü sesi geliyordu.

“Yaralandım gurbet elde hallarımı sormaya gel…”

Beni görür görmez babam yataktan doğruldu.

“Tülay seni nasıl bıraktılar buraya.Çocukların girmesi yasak kızım” dedi.16 yaşımda idim. Babam beni hâlâ çocuk görüyordu.

Kimseye sormamıştım ki.

Babam iyice halsizleşmiş yorgun düşmüştü. Gözlerinin feri kalmamıştı. Ben onu o halde görünce boğazıma bir düğüm oturdu sanki. Daha ağzımı açamadan hemşire hışımla odaya geldi. “Yasak çık dışarı hemen” diye beni azarladı.

Çok bozuldum ama çıktım. Annemin kucağından bacımı aldım. Annem de içeri girdi. Bacım çok hassastı.Daha bir yaşında değildi ama insanın ta gözlerinin içine bakıyor sanki ruhumuzu okuyordu. Üzülmesin diye gülümsedim. Kollarımı salıncak yapıp onu sallamaya başladım. Annem babam ile görüşüp geldi.

Kilis’e bu hüzünlü sessizlik ile hiç konuşmadan döndük. Bir hafta sonra babam eve dönünce bakkal dükkânımızda ne kadar eşya varsa satılığa çıkardı. Eline geçen parayla Naci amcamın iş yerine gitti.” Ben senin muhasebe işlerine bakayım kardeşim”dedi.

Aslında hiç hâli yoktu ama var gücüyle hayata tutundu. Bir süre de orada çalıştı.

Bir gün geldi ki artık nefes almakta zorlanmaya başladı.Abim o arada izine gelmişti.

Babamda kalp yetmezliği baş göstermişti. Oksijen tüpüne bağladılar onu. Ara ara düzeliyor sonra yine kötüleşiyordu. Geceleri uyuyamıyor oturarak geçiriyordu. Sessiz sessiz inliyordu.Ben karanlıkta üzüntüyle onu izliyor sessiz gözyaşlarım ile ona eşlik ediyordum.Elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Meryem nenem ve Naci amcam, “Bu böyle olmayacak. Adana da bir tanıdık profesör var ona götürelim” diye Abdulkadir dayımın arabayla Adana’ya götürdüler babamı.

Doktor görür görmez, “Çok yazık çok genç ama işi bitmiş bir an önce evine götürün” diye gerisin geri yollamış.

Dayım babamı eve yetiştirmek ve bizleri görmesini sağlamak için sürekli frene basmış. “Geliyoruz” diye telefon etmişlerdi. Hısım akraba çoğu bizim havuşta oturmuş yol gözlüyordu.

Yatsı ezanı okunmuş vakit hayli ilerlemişti. Babama ne söylediler acaba şifa olabilecek miydi doktor? Biz kapının önünde abimle birlikte bekliyorduk. Araba geldi gelmesine ama, tam o anda içimden öyle bir acı geçti ki…

Abimle birlikte koşup arabanın arka kapısını açtık. Babam başını Meryem nenemin dizine koymuş alnında boncuk boncuk terlerle bana bakıyordu.

“Baba dedim.Babaaa!”

Bir damla gözyaşı indi gözünden ve son nefesini verdiğini gördüm.

O anda abim”Eyvah!”diye bağırmaya başladı.Bir vaveyla koptu. Nuray kendisini yerden yere atıyordu. Ben hiçbirşey hissedemiyordum. Boş bir çuvala dönmüştü ruhum.

Babam gitmiş giderken sanki benim ruhumu da arkasından sürükleyip götürmüştü.

Babamın cansız bedenini ağıt figanlarla içeriye taşıdılar. Maya halam bir saat önce kızının evine gitmişti.

O arada babamın arkadaşı olan Neco amcanın küçük oğlunu gördüm. Tuttum elinden

“Gel benimle”deyip yalınayak koşarak o zifiri karanlıkta imam hatip okulunun yanındaki mezarlıktan geçerek Maya halamın kızı Zeynep ablamın evine vardık. Maya halam oradaydı. “Babam geldi” dedim. Halam çıplak ayaklarıma baktı. “Sen nasıl geldin bu karanlıkta”dedi. “Bilmiyorum bu çocukla geldim” dedim. O çocuğun elini sımsıkı tutuyordum. Arabaya binip eve geldiğimizde tüm mahalle halkı kapıya yığılmıştı.

Ağıtlar, feryat figanlar yeri göğü inletiyordu.

Ağlayamadım. Boğazımda bir yumru gitgide büyüyüp beni boğuyordu. Sadece Emine bacımı deli gibi ağlarken gördüm.Onun ağlamasına hiç dayanazdım.Sabaha kadar kollarımı salıncak yaptım ona.

“Sen ağlama kara gözlüm hiç ağlama ben varım.Bak ben ağlamıyorum. Sen de ağlama olur mu?”diyordum.

Ağlayamadım. Gözlerimden yaş gelmedi ama yüreğim kan ağlıyordu. Sustum senelerce. Yutkundum sustum bu güne kadar.

Ölüm yüz yaşında olanlara gelir sanıyordum. “Erkendi. Babam 40 yaşında idi neden” diyordum. “Ya biz?Biz ne olacağız? eyvah!”diyordum.

Annemin kaderine ağlıyordum için için.

Babamın gençliğine ağlıyordum yürekten.

Bir buçuk yaşındaki kızkardeşime ve diğer beş kardeşime…

Eyvah diyordum EYVAH!

Eyvah ki ne eyvah!!!

Biz simdi ne yapacaktık?

YOLUNU BULUR

Tuzak kurmuş felek ağı olur mu?

Hep böyle gelip de mazlum mu bulur

Babasız uşağın dağı olur mu?

Yaslanayım deme yıkılıp kalır

Dünya yalan imiş ben ne söyleyim

Gönülü acıyla gamla eyleyim

Kalmadı gözümde dünyaya eğim

Felek emanetin böyle mi alır

Ağlayıp da durun garib haline

Ak bahtlar yazıp da verin eline

Acıyı sürmeyin masum diline

Su akıp mutlaka yolunu bulur

Tülay SARICABAĞLI ŞİMŞEK

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.