Dolar 8,0837
Euro 9,6757
Altın 453,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 16°C
Çok Bulutlu
Kilis
16°C
Çok Bulutlu
Çar 18°C
Per 21°C
Cum 22°C
Cts 24°C

Figen Kasap Olursa…

Figen Kasap Olursa…
REKLAM ALANI
A+
A-
14.01.2021
6
ABONE OL

Adviye ERTEKİN YÜKSEL

 

Babam, “Çocuklarım!” diye seslenerek dış kapıyı açtı. Dehlizi geçip kapıyı açtığımızda babamı ve kapıda bir eşekli hamalı gördük.

Babam:

– Hadi bakalım şu telleri siz, ben de tahtaları taşıyalım.

Ben ve kardeşlerim aval aval bakarken babam bize:

– Hadin bakayım, diyerek tahtaları elimize tutuşturdu. Kendisi de kafesli telleri alarak havuşa taşıdı.

Hamala parasını verirken bizler de eşeği biraz sevdik.

Üç kız kardeş evdeydik. Annem ile erkek kardeşimiz de İskenderun’daydılar o sıra.

O yıl Devlet Su İşlerinden ayrılarak, Kilis Belediyesinin babama yaptığı teklifle Kilis’e taşınmıştık biz. Ben orta üçe geçmiştim. Kilis’te hiç okumamıştım şimdiye kadar. Allah kısmet ederse orta 3. sınıfı burada okuyacaktım.

Babam bizi yanına çağırarak:

– Gelin bakalım kızlar bugün iki derecin altını sizinle kümes yapacağız. Anneniz gelince onu sevindirmiş oluruz.

Ben:

– Baba annem buna sevinmez fakat çok üzülür ve kızar. “Havış pislenir” der.

– Yaaa işte onun için, o yokken yapalım diyorum ya… Zaten onları dışarı çıkartmayız. Havuş da kirlenmez.

Karşılıklı iki merdiven altına önce tahtaları çaktı. Sonra bu tahtaları da petekli tellerle kapladı. Alt kısmını da tahta ile bir karış kadar kapattı.

– Eh buradan hayvanlar çıkamaz artık, dedi ve oturdu “Bir su verin bakalım” diyerek.

– 3-4 tane çulluk, 5 tane de tavuk 1 de horoz alırım. Ne güzel taze yumurta yeriz, dedi.

Biz de şaşkın şaşkın babamı dinledik:

– Baba biz nasıl bakacağız bunlara, deyince;

– Yaa yemlerini önlerine atarız, su kapları yapacağım onlar da yerler ve içerler, dedi.

Ertesi günü babam, kümese konacak hayvanları getirdi. Sulukları baş aşağı duran, altında bir büyük tabak olan kavanozdu bu. Su içildiği zaman eksildiği kadar su akıyordu. Yemlerini de bir tahta kutuya koydu babam.

Artık iş bize bunları nasıl besleyeceğimizi öğretmek kalmıştı.

– Bakın yemleri ölçü kabı ile serpeleyeceksiniz. Bir yere atılmaz. Suları bitince kabın içini dışını iyice yıkadıktan sonra dolduracaksınız, denildi.

Annem geldi sonunda ve en küçüğümüz Figen, “Anne babam kümes yaptı!” diyerek müjdeyi zamansız verdi.

Annem:

– Ne kümesi Ahmet, dedi.

İçeri girince havuştaki kümesleri görünce;

– Bu ne böyle, dedi

Ninem de:

– Kele bu Ahmet ne yapmış böyle? Fakat çok güzel düşünmüş. Kele Şükriye taze taze yumurta yersiniz. Bol bol da tavuk eti yersiniz.

Annem:

– Anne havuş berbat olur. Bunlar çıkarsa dışarıya çocuklarımla mı uğraşayım bunlarla mı uğraşayım?

– Dee büyütme Ahmet senden çok bakıyor çocuklara. Bunlara da bakar, dedi.

Artık kümesi seyretmek bize neşe veriyordu. Karşılıklı kümeste horozlar ötüyor, culluklar (hindiler) gulu gulu deyi karşılık veriyordu.

Babam hindilere ara ara cevizleri kabuklu olarak yutturuyor, suluklarına damlalıkla tentürdiyot damlatıyordu. Tavukların yemlerine karabiber katıyordu.

Gerçekten de bol bol yumurta yiyor, tavuklar da doğurmayınca yeni civcivler büyüyünce tavuk eti de yiyorduk.

Henüz hindilerden iki tanesinin yavrusu olmuştu. Bazen:

– Kabaramazsın kel hindi, diyerek onları sinirlendiriyorduk. Komşuların çocukları da hindilere bakmak için bize geliyorlardı.

Bazen çocuklar ayakkabılarının çamuru ile gelince annem kızıyor fakat bir şey de diyemiyordu.

Babam:

– Çocuklar, gelirken bundan sonra gelirken dış kapının yan tarafına bir çamur sıyıran demiri çaktım. O demir de ayakkabınızın altını iyice sıyırın, dedi.

– Bunu da hallettik Şükriye, diyerek annemle gülüştüler.

tavuk

O kış ve ertesi yaz derken kümesin epeyi alışkını olduk. Evde bir de kedimiz vardı adını her birimiz ayrı ayrı çağırıyorduk. Fakat kedicik kim ne isimle seslenirse seslensin “miyav, miyav…” diyor, hiçbirimizi kırmıyordu.

Anne gezmede, okul çağında olanlar ise okulda. Ninemle Figen küçük (5 yaş-6 yaş) okula gitmiyor olduğundan evde.

Bir ara tavuklara yem veren ninem, birkaç dakika sonra tavuğun birinin gıdıklayarak kendini yerlere atmaya başladığını görmüş.

Ninem:

– Kız Figen bu tavuk parpazlayıp duruyor. Şimdi mundar gidecek! Kapıya çık da bir adam görürsen çağır da tavuğu kestirelim.

Figen kapıya çıkmış ama kimseyi görememiş. Bir daha çıkmış bakmış, bir adam geliyor:

– Amca gel şu tavuğu kes ölecek.

Adam:

– Ben kesemem, diyerek gitmiş.

Bir-iki bakınmış kimse yok.

Ninem:

– Kele kimseyi bulamadın mı Figen?

– Durmuyorlar nine. Demin Hopurların oğlu geçti. Söyledim inanmadı başımı okşadı gitti.

Artık ninem kapıya çıkmış. Fakat tavuk daha da hızlı çırpınmaya başlayınca, Figen mutfaktan bıçağı almış tavuğun iki ayağına basarak boğaz bölgesindeki tüylerini de yukarı sıyırıp, ‘Bismillah’ diyerek tavuğu kesmiş.

Ninem bir adamı çevirip içer girmiş ki Figen’in elinde bir tavuk başı diğer elinde de bir bıçakla yüzüne sıçrayan kanlara rağmen:

– Nine bak kestim, demiş.

Tabi gelen adam ve ninem şaşmışlar.

“Kızım nasıl kestin?” diyen nineme;

– Ayaklarına bastım, boynundaki tüyleri de elimle sıyırdım. “Bismillah!” dedim kestim, demiş.

Gelen adam da şaşırmış:

– Hatice teyze kadın kesmez, haram, demiş.

Figen:

– Haram sensin ben “bismillah” dedim, diye adamı terslemiş.

Neyse ninem bizler gelince anlattı.

Figen:

– Yaaa baba Dana Mahli Amca benim kesmeme haram dedi. Çok üzüldüm. O kesse başka mı kesecekti, dedi.

Ninem:

– Ben gideyim şu Esat Hocaya sorup geleyim, diye çıktı. Biraz sonra:

– Darda kalınınca kadın kesebilirmiş, bir de bu daha sabi bir çocuk. Yiyebilirsiniz, demiş.

Figen:

– Siz yemezseniz yemeyin. Ben kestim ben yerim valla, dedi.

O yaşlarda ‘r’ harflerini söyleyemediği için “ben kestim ben yeyim” dedi bizler de güldük.

Figen şu an matematik öğretmeni, Konya’da yaşıyor, iki çocuk annesi.

Bizim için o yine o günkü “tavuk kasabı”.

Arada bir yine ‘r’ harfini yalar yutar. Tavuk yemekten de hiç mi hiç vazgeçmez.

İşte kardeşlik ve anılar…

Bugünlük de Size Figen’in kasaplığını anlattım.

Sağlıkla kalın, hoşça kalın.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.