Dolar 33,0791
Euro 36,2594
Altın 2.615,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 38°C
Açık
Kilis
38°C
Açık
Per 37°C
Cum 36°C
Cts 37°C
Paz 38°C

Gayret, Emek ve Sonuç İkiz Bebekler

Gayret, Emek ve Sonuç İkiz Bebekler
A+
A-
18.04.2021
767
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

İyi günler sevgili arkadaşlarım…

Hepinize benden yürek dolusu selam ve sevgiler olsun. Sağlık dilerim herkese.

Yazıma tam olarak başlamadan evvel, bir şeyi itiraf edeyim ki, sosyal medyayla geç tanışanlardanım.Yani, hepi topu dört yıllık bir geçmiş var ortalık yerde.

Daha açığı, Gönül’den sonra başladım desem yanlış olmaz düzenli ve periyodik yazı yazma işine.

O nedenledir zati, sembolik olarak bütün yazı ve dosyaların ona adanması.

Her şeyin ona ithaf edilmesi halleri.

Şimdi bu sosyal mecraya, bu sanal dünyaya bir girdin mi, sonra çıkabilene aşkolsun.

Hani denir ya, “Giren bir pişman, girmeyen bin…” diye. Aynen de öyle.

Veya “İçi seni yakar, dışı da beni…” gibi.

Aslında zaman zaman düşünmedim de değil hani.

Bazen her şeyleri dondurup, hiçbir şey yapmadan oturasım ve kendimi inzivaya çekesim oluyor.

Fakat diğer yandan, sizin teveccühünüz böylesine sürerken, çok zor bırakmak bu işleri.

Onun da farkındayım, iyi biliyorum.

O nedenle, Allah’ım izin verdiği ölçüde devam ederiz inşallah.

Benim için yazdığınız her güzel şey için, bana karşı gösterdiğiniz dostluk ve arkadaşlık için, anlam kattıklarınız için minnettarım hepinize ayrı ayrı.

Rabbim razı olsun sizlerden.

Evet, sizlerin beğeni ve takdirleriyle, giderek sanki daha bir yoğunluk kazandı bu gayretlerim.

Sizler tarafından değer atfedilip şımartıldıkça, beni de daha bir yazma isteği sardı, burası kesin…

Ben de, durumdan vazife çıkarıp, devam etmekteyim zaten.

Tabi meselenin özünde, çok da emek ve mesai var. Bunu da bir dipnot olarak eklemek isterim. Sizlerle, bildiklerimi ve öğrendiklerimi, günümün önemli bir kısmını da harcayarak, dahası dilimin döndüğünce ve aklımın yettiğince paylaşmaktayım naçizane olarak…

Demeye gerek yok biliyorsunuz her şeyi…

Ondan eminim…

“Zahmetsiz rahmet olmaz” der eskiler.

Çok doğrudur.

Ben de öyleyim bir bakıma.

Yani çok dikkatli ve titizlenerek yazarım yazılarımı. Bu anlamda biraz nazlıyımdır.

Önce benim içime sinmeli. Ben beğenmeliyim ki, âlem beğensin.

“Yazdım oldu” anlayışında olmadım hiç.

Seçici ve mükemmeliyetçi bir yapım vardır.

İsterim ki, hiç hata olmasın. Hiç yanlış yapılmasın. Ama mümkün müdür bu?

Değil… Çünkü insanız. Hata da bizler için, sehvi durumlarda.

Bilinir ki, “İnsan beşer, bazen şaşar.”

Yeter ki, hoşgörü ve iyi niyet olsun.

Bunlar tolere edilebilir şeyler…

Rabbim başka sıkıntı vermesin…

Şöyle bir dönüp geriye baktığımda, dört yıldır yüzlerce yazı yazmışım.Bunların tamamı da, yöremizin gururu ve Kilis’imizin gözü ve kulağı olmuş olan,

KENT Gazetesinde yayınlandı…

Arada bir sizlere de sunmaya çalıştım.

Tamamını olamasa da bir kısmını paylaştım. Hem de gazetemi tanıttım…

Koyacak yer bulamadığım bir çoklukla birikti bu gazeteler. Aslında eşsiz bir arşiv ve kaynak olmakta benim için bunlar.

Sağolsun sevgili editörümüz Mustafa Sağ kardeşim, zaman zaman onları bana ulaştırır toplu olarak.

Çoktur onun emeği.

Bazen yazılarıma, gazetenin arşivinden görsel zenginlikler katar. Okuyucunun göz zevkine yönelik olarak… Ya da, mevzunun gerektirdiği düşüncesiyle… Müteşekkirim o nedenle kendilerine…Sağolsun…

Evet, bu kısa reklamdan sonra dönelim tekrar konumuza ve devam edelim kaldığımız yerden…

Yazılarımdan söz ediyordum…

Şimdi en baştan söyleyeyim ki, hemen hemen her konuyu ele almaya çalıştım bu yazılarımda sevgili arkadaşlarım…

Ama daha çok, duygusal anlamda, ya da sevgisel hallere dair bir şeyler yazıp çizmeyi tercih ettim.

Bunun farkındasınız umarım…

Çünkü sevgi, saygı, vefa, güven, vicdan ve merhamet duyguları ilgi alanım içinde oldu her daim… Onları hep önemsedim.

Sevgi ve mutluluk kadar, acılar, dertler, üzüntüler, ayrılmalar, yürek yangınları, birilerine özlem duymalar ve son vedalar da, yazılarımda sıklıkla yer buldu kendilerine.

Çoğu zaman özne ben oldum.

Kendimden yola çıktım.Kendi yaşadıklarımı anlatırken, yazının şekli şemali de belirir diye düşündüm.

Dil bilgisi ve yazım kurallarına dikkat etmek ilk gayem oldu hep.

Tabi daha önce de dediğim gibi, klavyeden kaynaklanan sehvi hallerin sizler tarafından hoşgörüleceği inancıyla.

Yazının manşeti yani başlığı ne diyorsa, mevzu da o minvalde yürümüştür.

Dağınık, amaçsız ve savruk yazım şeklini hiç benimsemedim.

Ele almaya çalıştığım konuyu, sanki yüzyüze sohbet ediyormuşçasına ifade etmeye gayret ettim.

Herkesin anlayabileceği bir dille…

15 yaşındaki bir yavrumuzda, 86 yaşındaki Hacer teyzemde okuyabilmeli ve hatta yorum bile yapabilmeliler diye yola çıktım.

Tıpkı sizler gibi, o güzel teyzem de yazıyor düşüncelerini zaman zaman.

Önceleri ben çocuklarına veya torunlarına yazdırıyor sanıyordum.

Sorunca öğrendim ki, meğer kendisi yazıyormuş. Maşallah ona binlerce.

Hürmetle ellerinden öperim onun.

Allah’tan sağlık ve afiyet dilerim pamuk teyzeme. Seviyorum kendisini.

İşte budur yazı yazmamın amacı.

Gönüllere seslenebilmek ve okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulmasını ummak.Ortak gayede ve güzelliklerde birleşebilmek… Sevinçleri de, acıları da paylaşabilmek… Daha ne olsun ki?…

Hedef, detaylı, kapsamlı ve destan gibi uzun yazıları okurken kimseyi sıkmamak…Yazının tamamını okutabilmek…

Sizlerden dua almak ve Allah razı olsun dedirtebilmek. Olay budur yani…

Ayrıca, sahip olduğumuz milli ve manevi müşterek değerlerimizi ve kültürel birikimlerimizi derleyip sunmak.

Bu anlamda, çoğu zaman duyarız.

“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez” diye…Doğrudur da.

Ona binaen de, çocukluk ve gençlik anılarım sık sık paylaşıldı.

Özellikle ninemlerin Kilis Şıh Abdullah’taki havuşlu ve kuyulu evleri çok fazla anlatıldı, eskiler yâd edildi.

Aynı şekilde çocukluğumu yaşadığım Kadirli Bağ Mahallesindeki hatıralarım ve komşu arkadaşlarımla oynadığım oyunlar da hep dile getirildi.

Savrun’daki çimmelerimiz bile yazılara konu oldu.

Hatta serin sularında her gün yüzdüğümüz ve günboyu çocukça eğlendiğimiz,bir yerde bizim denizimiz diye bildiğimiz, o güzelim SavrunÇayı’nın bugünkü halini de size resmettim, yazımın sonunda, bilginiz olsun diye…

Tabi eskiden suyu daha çoktu ve tertemizdi.

Sebep, yaşanmışlıkların unutulmaması ve aramızdan ayrılanların da hayırlarla anılmasıydı.Çünkü o yıllardan bu güne, birçok değerlerimiz erken veda ettiler bu fani dünyaya. Nurlar içinde uyusunlar.

Yazı yazarken, araya yabancıveya popüler kelimeler eklemekten kaçınırım…

Konuştuğum gibi yazarım. Abartı ve müphem ifadeler olmaz.Nettir her şey.

Bazen özTürkçe, bazen de dilimize yerleşmiş, kanıksanmış yani herkesin bilip anladığı bir söylemle ifa etmek isterim bütün bunları…

Anonim, özlü ve hikmetli sözler ve konuya dair görüş belirtmiş, bilim ve edebiyat insanlarının kelamları da yer almıştır mutlaka satır aralarında. Hem de sıklıkla.

Bunların hepsini bir düzen ve yazım kuralları çerçevesinde ele alırım daima.

Çünkü yılların imbiğinden süzülüp gelen deneyimlerimden ve TRT gibi bu konuda gerçek bir okul olmuş olan bir dev kurumun, bana kattıklarından beslendim her daim.

O nedenledir ki, kurumuma olan gönül borcum bakidir…

Yine, örnek olsun diye söylüyorum.Mesela, geçtiğimiz aylarda, belki hatırlayacaksınız, onbeş dizi boyunca, bir “BUMERANG SERİSİ” yapmıştım…,

Yaşamın zıtlıklarını ve her şeyin bir geri dönüşünün varolduğu gerçeğini gösterme amacında olmuştum. Bir hayli de beğenilmişti sanırım.

Malum, madalyonun iki yüzü gibi, gülmek kadar ağlamak da, kavuşmak kadar hasret çekmeler de, doğmak kadar ölümler de bir vakıadır hayatımızda.

Bunlarda hep olagelmiştir daima.

Onun için, en çok böylesi duygusal ve insani halleri ele almanın derdinde oldum.

Yeri geldi, sevgisini ve aşkını ifade edemeyenlerin veya çekingenlik gösterenlerin içsesi oldum.

Seven yüreklerin duygu ortağı oldum.

Çünkü biliyorum ki, her şeyin başıdır sevgi. Onsuz yaprak bile kımıldamaz.

Sadece insanları değil, yaratılan her canlıyı sevin istedim. Kediyi, köpeği, tilkiyi, kuzuyu, kurdu bile.

O ki, Allah onları yaratmış, vardır bir hikmeti diye inandım. Hep öyle düşünelim diye sıklıkla vurguladım bütün bunları.

Onların da bir yaşam hakkı olduğunu bilelim istedim.

Bence, doğada var olan her şey bir sebep üzerinedir. Her bir ağacın, bitkinin görevi farklıdır.Kimi meyve verir, kimi gölgelik yapar, kimi oksijen kaynağıdır, kimi de kâğıt ve kalem ihtiyacımızı karşılar.

Yaşlı ve kurumuş olanları da, milli ekonomimize hizmet ederler.

Görsel zevkimizi tatmin etmeleri ayrı…

Hayvanlar da öyle.

Hepsinin bir misyonu vardır doğada.

Hiç uzağa gitmeye gerek yok.

En sevimsiz ve çoğumuzun görmeye bile tahammül edemediği yılanın bile bir görevi ve yaşam gayesi vardır.

Yüce Allah nedensiz yaratmaz hiçbir şeyi.

Vardır onlarında yapacağı işler.

Vaktiyle bir köyde, çoğalan yılanlardan bizar kalan insanlar çareyi, onları gördükleri yerde öldürmekte bulmuşlar sözüm ona.

Ama bu seferde tarlalarına musallat olan farelerin çoğalmasıyla, daha fazla zarar görmeye başlayınca, anlamışlar meselenin öyle olmadığını.

“Doğal seleksiyon” denilen bir kavram vardır bilim dünyasında. Bu bir döngüdür.

Vahşi doğada her canlının yaşaması için bir başka canlıya gereksinimi vardır. Avlanma manasında…

Doğada bu kendiliğinden olur. Her şey bir denge içindedir.Siz dışardan o dengeyi bozarsanız, başınıza daha çok dert alırsınız, yılan-fare durumunda olduğu gibi…Nokta.

Gelelim sadede.

Bildiğiniz üzere, en baştan bugüne kadar, ben bütün yazılarımın çıktılarını almakta ve onları spiral cilt halinde dosyalamaktayım.

Anımsarsanız, sizlerle de paylaşmıştım geçmiş dönemlerde.

Daha önce iki dosya olmuştu…

Şimdi biriken yazılarımla birlikte, nur topu gibi, bir ikiz doğumu daha gerçekleşti…

Bu daha çok yeni…

Yazının başlığındaki göndermenin sırrı bu işte… Bir anda iki dosya birden…Artık ne zaman kitap haline gelip de hizmete sunulurlar, inanın bilemiyorum.

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci de buna ket vurdu bir anlamda.

Ama gayret benden, takdir Allah’tan deyip, bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağımı söylemek isterim.

Bu dört dosyada, toplam 500 civarında bir yazı var. (A/4) formatında…

1000 küsur sayfa ediyor tamamı.

Kitap olsa bile, kanımca her dosyadan iki kitap çıkacak kadar bir malzeme var elde. Yazılarımın hacmi ve uzunluğu gözönüne alındığında, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır diye düşünürüm.

Evet, sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım, hal ve ahvalimi bu şekilde özetledikten sonra, ben müsaadenizi isterim.Çünkü yazı bayağı bir uzadı.

Son olarak, sizlere pandemiden azade, sağlıklı,huzurlu ve güvenli bir yaşam dilerim öncelikle.

Sonrasında da, sevgi, saygı, güven, itimat, vefa, vicdan, merhamet, sadakat, hoşgörü, azim, gayret, ama tehlikeli hırs ve egodan arınmış bir gayret halini temenni ederim. Dahası, huzur, paylaşma, sağlık ve mutluluk üzerine yapılanmış, inşa edilmiş, uzun bir yaşam dilerim herkes için. Dilerim her muradınız ve dileğiniz gerçek olur.

Selam, sevgi ve saygılarımla…

Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.