Gaziantep ve Kilis’te Atılım Güzellemesi

24 Haz 2019 Pts 11:01
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

Birkaç yıldır Gaziantep Kitap Fuarı’na konuk olarak katılıyor, kitaplarımı imzalıyorum. Son yayınlanan eserim “Tut Elimi Killize” ile birlikte yeni okuyucularımızla tanışıyor ve sohbet ediyorum. Günümüzde aşk ile kitap almak, aşk ile kitap okumak, aşk ile kitap yayınlamak bir fedakârlık haline geldi maalesef. Devlet adamlarımız okusa, etrafındaki bürokratlar da kitap sahifelerini karıştıracak, vatandaş da merak saikasıyla kitap alıp bakacak en azından. Tabii ki kitap alacak gücü varsa. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal Ten Ten okurdu, Ten Ten yok satardı.

TALEBELERE KİTAP KUPONU

Kitap Fuarları bunun uygulanabilecek en güzel yeri.

Görkemli açılış yapanlar 10 dakika sonra pır kayıplara karışıyorlar.

Sayın vali, belediye başkanı, üst bürokratlar okumasa bile üç-beş kitap alsa kendisinden sonrakilere örnek olacak. Sonra muhterem belediye başkanları açılış konuşmasında kitap ve kültür fuarlarını önemsemekle yetinmeyip, gençlerin, öğrencilerin okumasını teşvik etmek için bir iftar yemeğinin parasını okullarda kitap kuponu olarak dağıtsa daha şık olmaz mı? Mesela 20 liralık bir kupon olsa bir talebe en az bir iki kitap alabilir. Evinde kütüphane kurmak için başlayabilir. Siirt bunun güzel örneklerini yaşadı. Ama Gaziantep’te öyle olmadı, açılışı yetkililer üst bürokrasiyle birlikte gelerek, yayınevlerini pek fazla dolaşmadan, bir tane bile olsun kitap almadan başka programları olduğunu gerekçe göstererek gittiler. Güle güle gitsinler.

3 milyonluk Gaziantep’te Kitap Fuarına olan alaka bu sene çok azdı. Kitap ile dostluk kurmak isteyenlerin sayısının yok denecek kadar azlığına dikkat çektiğimi belirtsem abartmamış olurum. Oysa hemen yanı başımızdaki Kahramanmaraş Kitap Fuarını hatırlayanlar başta belediye başkanı olmak üzere üst bürokratların tümüne yakın her gün kitap fuarındaydı, kitap aldılar, hediye ettiler, yazar ve yayıncılarla aynı sofrada buluştular, maruf Kahramanmaraşlı yazarları onur konuğu olarak ağırladılar. Medya her gün bir haber çıkardı kitap fuarından. Oysa Gaziantep Kahramanmaraş’tan daha zengin, daha kalabalık ve daha eğitimli ve okul sayası ve üniversitesi bir hayli fazla olan bir büyükşehrimizdi. Fakat Kahramanmaraş’ın gerisinde kaldı.

 

KENTİN ÜNLÜ EDİP ve YAZARLARI

Oysa Gaziantep’te bunları yapmak mümkündü. Ama yöneticilerin içinde böyle bir endişe olması gerekti. Mesela çok satan kitaplar yazarı Ahmet Ümit ve siyasi iradenin vazgeçemediği Mehmet Barlas memleketleri Gaziantep’te onur konuğu olabilirlerdi. Kitap Fuarı ünlü bir başka mütefekkir Gaziantepli yazarın ismiyle, resmiyle, eserleriyle çerçevelenebilirdi. Örnek verirsem ünlü dilci Ömer Asım Aksoy’u (1898-1993) ve Şair Ülkü Tamer ve Mehmet Nacar’ı gösterebilirim. Üstelik Asım Güzelbey zamanında Merhum Ömer Asım Aksoy’un üç ciltlik Tarama Sözlüğü eseri yayınlanmıştı. Türkçemize güzel bir eser kazandırılmıştı. Fuar öncesinde Yenibosna Köşkeroğlu Tesislerinde eski Gaziantep yeni İstanbul Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ali Yerlikaya’nın Gazianteplilere verdiği iftarda Fatma Şahin Başkanla konuşmuş, bu fuar dolayısıyla kutlamıştım. O da “Artık kültürü, sanatı, insanı öne çıkartıyoruz” deyince mutlu olmuştum. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de “Abi senin Muhterem Başkan adlı eserini okudum. Eline sağlık.” diyerek beni yüreklendirmişti. Ama Gaziantep kitap Fuarına alaka hiç yeterli değildi.

Adeta okullar sırf dersi kaynatmak üzere talebeleri pikniğe götürür gibi kitap fuarına getirmişlerdi. Öğrenciler ilk dersten sonra böyle bir kararla fuara geldiklerini belirttiler. Kitaplar beğendiler, ancak paraları olmadığı için alamadıklarını anlattılar. Bir gün önce fuara gidecekleri açıklansaymış yanlarına hiç olmazsa üç beş kuruş alabileceklerini söylediler. Ne vardı sanki böyle olsaydı ve her talebe evinde birkaç kitapla da olsa bir mini kütüphane kurabilseydi. Bazı öğrenciler Ahmet Ümit’in, Peyami Safa’nın, Ahmet Haşim’in vs kitaplarını sordular. Yoktu. Bir izleyici “Fuar diyanet kokuyor” diyerek bir durum tespiti yaptı. Keşke edebi, kültürel, akademik, sanat, tiyatro, sinema, resim konularında da kitaplar olsaydı. Diğer yayıncılar da davet edilseydi. Dilerim 6. Gaziantep Kitap Fuarı’nda bu eksiklikleri giderilir. Panayır olmaktan kurtulur.

GÜNÜMÜZDE BAĞIMSIZ YAZARLAR KIT KANAAT GEÇİNİYOR

Gaziantep Havaalanı rahmetli Turgut Özal zamanındaki 1986 ara seçimlerinde Hasan Celal Güzel’in milletvekili adayı olması üzerine temeli atılarak hayata geçirilmişti. O’nun bir hatırası olarak bugün birkaç misli büyüdü ve yurtiçi ve dışı seferlerin sayısı da bir hayli arttı. Havaş ve Büyükşehir Belediyesinin havaalanı otobüsleri her uçak iniş ve kalkışında hazır bekliyor. Havaş Ayrıca büyükşehir sınırları içinde olmayan Kilis’e de seferler düzenliyor. Fiyatı 25 TL. Havaş otobüsüne binmiştim ki telefonum çaldı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesinde görevli arıyordu. Beni karşılamaya gelmiş. Oysa haber etmediler. Böyle bir iletişim eksikliği de vardı. Havaş’tan indim, diğer araca bindim. Otelimize gitmek üzere yola çıktık. Gaziantep’in her yanı inşaat, her yanı dev apartmanlar, hatta bazı yerlerde gökdelenlerle çimento yığınları, geniş duble yollar yapılmış. Ama trafik de bir o kadar yoğun. Sürücümüz aynı zamanda üniversitede öğrenci, diplomat olacak, hayatı öğrenmeye çalışıyor. Otel danışmasında Çıra Yayınları editör, yazar ve şairi Şakir Kurtuluş ile karşılaştık. Tartışıyordu. Konuk olarak çağrılmasına rağmen otel ücreti talep ediliyordu. O da haklı olarak itiraz ediyordu. Bu husus davet edilirken anlatılmalıydı doğrusu. Kredi kartı ile ödedi otel parasını Şakir Kurtuluş. Bilinse ki bağımsız yazarlar kıt kanaat geçiniyor, öyle cemaat ve parti yazarları gibi değil.

Sonradan anlaşılıyor ki Büyükşehir Belediyesi kitap fuarı konusunda tenkisata gitmiş, harcamaları kısmış. Keşke böyle yapmasaydı, çünkü inandırıcılığı zayıftı; bir iftarın maliyetini hepimiz biliyoruz. Böyle popülizmlere hiç gerek yok kültür ve eğitimin dibe vurduğu günümüzde. Gaziantep Kitap Fuarı şehrin merkezi bir yerinde ve ulaşımı 15 Temmuz Demokrasi Meydanı gibi çok rahat bir yerdeydi. Albenisi çoktu. Ancak gerekli reklamın yapılmadığı kanaati uyandı bende. Bilbortlarda fuarın duyurusunu göremedim. Caddelere asılan afiş var mıydı onu da bilmiyorum. Cuma hutbesinde madem fuar diyanet ağırlıklıydı cami cemaatinin de fuara gitmesini sağlamak üzere hoca efendiler hatırlattılar mı duymadım. Üstelik fuara Gaziantep İl Müftülüğünün de katkısı olduğu biliniyordu.

 

1890’DA KİLİS NÜFUSU 83.888 KİŞİ ve 72 OKUL VAR

Gaziantep Kitap Fuarına katılımcı yayınevinin sayısı bir hayli fazlaydı. Bu sevindirici bir gelişme. Serencam Yayınları ile Çilek Zekâ Oyunları da Gaziantepli kuruluşlardı. Yerel firmaların bulunması beni ziyadesiyle mutlu etti ve faaliyetleriyle de diğer kuruluşların ve izleyicilerin dikkatini çektiler. Birlikte bir de iftar yaptık.

Fuarın hemen ilk günlerinde ziyaretime geldi sınıf arkadaşım Mehmet Çınaroğlu. Kendisi anı zamanda Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcılığı yapmış ve buradan emekli olmuş bir arkadaşımız. Gaziantep’te yaklaşık 300 bin kadar Kilisli oturuyor. Fakat siyasi hayatta nüfusları kadar etkileri belli olmuyor. Kilis Kültür ve Dayanışma Derneği var. Mehmet Tolu’nun başkanlığı döneminde bina sahibi de oldu bu sivil toplum kuruluşumuz. Katmer gününde Kilisliler bir araya geliyor. Hem kol, hem fikir işçisi Mehmet Karakaş beni Kilis Derneği’ne götürdü. Dernekte masa başında taşın, tavlanın ve iskambilin beli kırılıyordu. Bir oyuncu için o saatten her şey oyunun önünde değil arkasındaydı. Selamlaştık çoğu sınıf arkadaşlarımla, fuardan bahsettim. Mehmet Karakaş, Uğur Ulutaş, Aysel Masmanacı Öğretmen, Avare Osman (Kurtaran), Oktay Ünlükahraman, Mehmet Bülbül ile sohbet ettik. Osman Kurtaran’ın adı neden “Avare Osman”dı biliyor musunuz? Bir Hint filmi olan ve Raj Kooper ve Nergis’in başrolü oynadığı film 1960’lı yıllarda bütün dünyada sükse yapmıştı. Kilis’te de öyle oldu. Lise öğrencisi Osman Kurtaran Avare şarkısını orijinalinden hiç fark edilmeyecek biçimde söyledi. Adı böyle Avare Osman kaldı. Daha öğrenci iken bile Fransızca bilirdi. Bana da özel Fransızca dersi vermişti. Bu konuyu konuştuk az da olsa. Bütün bu nostaljik öyküleri Tut Elimi Killize adlı kitabımda anlatıyorum.

Mehmet Çınaroğlu’na neler yaptığını sordum. Gaziantep’te ikamet ediyor ama Kilis’te bağ, bahçe işleriyle de meşgul oluyormuş. Fakat bu ara Turquise D’asıe adında 1894 baskılı Vital Cuinet-Tome Deuxıeme tercümesine başlamış. Üç cilt Casaz Du Merkez Sandjak D’alep Caza De Kiliss adlı kitabın Kilis ile alakalı bölümünü tercüme ediyormuş. Hatta biraz da bilgi verdi. 1890’lı yılların başında Kilis’te 72 okul varmış. Müslüman 73.250, Hristiyan 9062 ve Yahudi 747 olmak üzere kentin nüfusu 83.888 imiş. Müthiş bir şey değil mi? Mehmet Çınaroğlu’nun tercümesini heyecanla bekliyorum. Bu hizmeti kamu yapması gerekirken gönüllü aydınlarımız yapıyor maalesef. Ayrıca da heyecan duyuyor. Dilerim bu üniversitelerimize, kültür ve turizm müdürlüklerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza da yansısın. Keşke Kilis, Gaziantep Kitap Fuarında bir stant açsaydı. Hem Kilis ile alakalı yayınları ve hem de Kilisli yazarların kitaplarını sergileseydi.

AZİZ NESİNLİK BİR ÜST BÜROKRASİ HİKÂYESİ

Gaziantep bilbortlarının tümünde ve ayrıca özel reklam panolarında hep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in adı, resmi ve “Her şey Gaziantep için” biçiminde açıklamaları vardı. Bir uçtan bir uca bu ismi herkes rahatlıkla ezberden biliyor. Nedense Ak Partili Belediye Başkanları bu hususu çok önemsiyorlar, tevazu göstermiyorlar. İstanbul Ümraniye’de Belediye Başkanı Hasan Can ismini çöp kutularına kadar, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir kapılara dairelerin çöpünün ne zaman alınacağını resmiyle birlikte yazdırıyordu. Fatma Şahin Büyükşehir Belediyesinin bütün etkinliklerini de her yerde duyuruyordu. Mesela bunlardan bir tanesi de tramvaylarda duyurulan yatır, sanduka, mezar ziyaretleriydi. Davetli sanatçıların konserleriydi. Halka açık kitle halındaki iftar sofralarıydı.

Fuara Türkiye Diyanet Vakfı başta olmak üzere bazı kuruluşlar da katkı veriyordu. Stant açmışlardı. Yayınlarını sergiliyorlardı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Gazikültür AŞ de bunlardan biriydi.  Çok hacimli, lüks baskılı, itibar kitapları yayınlamışlardı. Bazı eserler Türkçe, Almanca, Arapça ve İngilizce neşredilmişti. Şehir krokisi, Yesemek, Rumkale, Zeugma’yı dolaşmak isteyenler için önemli bir kaynaktı. Buraların tanıtım filmleri de vardı. Kitap yayınlarına gelince Osmanlı Döneminde Ayntab’da Salihat-ı Nisvan (Hayır Sahibi Kadınlar), 2 Gazi’nin; 36 Saati Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Gaziantep Ziyaretleri, Gaziantep Gazoz ve Meşrubat Tarihi, Osmanlı Dönemi Gaziantep Kuyumculuğu, Fotoğraflarla Gaziantep’te Ticaret, Esnaf ve Meslek Grupları, Gaziantep Müzeleri, Gaziantep’te Suyun Öyküsü, Gaziantep’te Dini Hayat, 19. Yüzyılda Ayntap Tasavvufi Hayat Zuhurat, Antep Savunması, Dört Mevsim Gaziantep Yemekleri, Şiveydiz Gaziantep Mutfağı çok itina gösterilerek basılmış eserlerdi. Halit Ziya Biçer’in hazırladığı Seyr-i Antep’i bölge ile yaptığım çalışmama dolayısıyla Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürü Bülent Öztürk tavsiye etmişti. Fuarda yoktu. Birkaç gün sonra standa getirebilirlerdi ama ben İstanbul’a dönecektim. Gazikültür AŞ’nin adresini verdiler. Oraya gitmeye karar verdim. O gün aşırı sıcaktı. Elit İşhanı’nı buldum yorucu da olsa. Üçüncü kata çıktım. İçeri girdim. Genel Müdür Prof. Dr. Halil İbrahim Yakar ile görüşmek istediğimi söyledim. “Niçin” diye sordular. Anlattım Gaziantep ile alakalı bir çalışmam olduğunu, genel müdür ile konuyu görüşerek katkı vermesini isteyeceğimi belirttim. “Yok” dediler biraz beklettikten sonra. Hemen girişteki cam bölmeli yerde oturan çalışan kızlardan biri verdi bu cevabı. “O zaman yardımcısı Mehmet Hayri Kamalı’yla görüşebilir miyim?” diye sordum. O da bir hastası olduğundan izinli olduğunu anlattılar. Başka yetkili de yokmuş. Diğer çalışanlar yetkisizmiş. Peki, o zaman genel müdür ile eğer mümkünse telefonla görüşmek istediğimi söyledim. Telefonunu veremeyeceklerini hatırlattılar. İyi ki ilaç falan değil bu insanlar. Yoksa hasta vefat edecek. “Bürokrasimiz böyle işte” diye kendi kendime konuşuyordum, benimle muhatap olan hanım çalışan kızımız “İsterseniz siz telefonunuzu bırakın, biz sizi aratalım” demez mi? Rahatladım. Demek böyle medeni bürokratlar ve şık çalışan bir bürokrasimiz varmış diye düşündüm. Sonra da dönüp bu eseri paramla satın almak istediğimi belirttim. Genel müdürlükte mevcudu yokmuş. Ama ben istersem şubelerinden alabileceğimi söyledi hanım kızımız. “Kızım ben çok ve hızlı büyüyen Gaziantep’in yabancısıyım. Sizin adresinizi de fuara yakın olduğu için birinin yardımıyla buldum. Yaşım 75. Şimdi ben bu sıcakta, sizin şubelerinizi dolaşıp bu kitabı alacağım öyle mi? Oysa Gaziantep ile alakalı bir çalışmayı kim yaparsa yapsın sizin yardımcı olmanız, kolaylık göstermeniz gerekmez mi?” Hiç cevap vermedi, sadece kitaptan birkaç resim almama müsaade etti ve ben de akıllı telefonla çektim. Aradan bir gün, bir kaç gün, bir hafta geçti beni arayan yok, İstanbul’a döndüm hala Gazikültür AŞ’den kimse aramadı! İyi ki Gaziantep ile alakalı bir çalışma yapıyorum ve bir kamu kuruluşundan katkı istedim! Vay benim köse sakalım.

 

GAZİANTEPLİ BAZI DEVLET ADAMLARININ İSMİ SİLİNİYOR MU?

Doğrusu Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti’ni ve Başkanı İbrahim Ay’ı da tavsiye ettiler bu konuda katkısı için. Ama bu sıcakta gözüm kesmedi, mekânı da bilmiyordum; daha müsait bir zamanı bekledim, o da olmadı.

Otogarın arkasındaki bir yere yenisi inşa edildiğinden Gaziantep’te fuarın hemen yanı başındaki Kamil Ocak Stadyumu yıkılmış. Yerine cami ve millet kıraathanesi yapılacakmış! Mehmet Kâmil Ocak (1914-1969) Gaziantep eski Belediye Başkanlarından ve Mevlevi Şeyhi Mustafa Efendi’nin oğluydu. Robert Kolejinden mezun olmuştu. Adalet Partisinden Gaziantep Milletvekili seçilince spor bakanı oldu. Gaziantep’e de Kilis’e de stadyum yaptırdı. Gaziantepspor’un büyümesinde çok ciddi katkıları vardı. Kamil Ocak’ın Kilis’i ziyaretinde kentin maruf Adalet Partili kişileri kendisine “Sayın Bakan bize stadyum lazım değil, keşke bir fabrika yaptırsaydınız” diyorlar. O da “Bu konuda Sanayi vekili yetkili, bizim bakanlık değil. Eğer stat lazım değilse ve istemiyorsanız yatırım listesinden çıkarabilirim” deyince Kilisli Hemşerilerimizin hepsi birden “Yok yok o zaman stat yapılsın, listeden çıkarmayın” diyorlar. Stat da Kilis’e inşa ediliyor Kamil Ocak’ın bir hatırası olarak.

Arabanlı Cengiz Gökçek(1934-2013) Gaziantep’te serbest avukatlık yaparken milletvekili seçildi. Koalisyon hükümetleri döneminde MHP’den Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı oldu (1974-1978). Gaziantep’teki bir hastaneye adı verildi. Ama artık böyle bir hastane yok. Hükümetler değişince kurumların adları da değişiyor. Keşke Gaziantep’e çok faydaları olan Mustafa Rüştü Taşar başta olmak üzere, Kamil Ocak ve Cengiz Gökçek’in de isimleri bazı kurum ve kuruluşlarda yaşatılsaydı. Allah’tan benim değerli dostlarım rahmetli Hasan Celal Güzel (1945-2018) ile Gaziantep Milletvekili Eczacı Abdulkadir Yüksel’in(Birecik 1962-2017 Ankara) isimleri değişik yerlerde verilerek hatıraları yaşatılıyor. En son Abdülkadir Yüksel’in adı bir cami ve hastane olmak üzere 7 ayrı yerde adı örnek oluyor. Hepsine de Allah rahmet etsin. Son seçimlerde yeniden Gaziantep Büyükşehir Gaziantep’ten belediye başkanlığına aday olan Celal Doğan’ın başarısızlığı HDP milletvekili seçilmesine bağlanıyor. Bu da Fatma Şahin’in işini kolaylaştırmış. Fatma Şahin’e de halk ve çalışanları “başkanım” değil de daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yapmasından ötürü “bakanım” diyorlar. Bir önceki başkan Dr. Asım Güzelbey’in ismi etrafında da olumlu-olumsuz çok dedikodular dolaşıyor. Gaziantep’i terk ettiğini ve yurtdışında Baltık Denizi ile Finlandiya Körfezinin birleştiği yerde bulunan Estonya’nın Başkenti Tallinn’de tek başına yaşadığı anlatılıyor. Ayrıca bir başka evinin bulunduğu Kanada’da da zaman zaman giderek kaldığı anlatılıyor. Asım Güzelbey ile İstanbul’da son görüştüğümüzde Tallinn Üniversitesinde her ay 15 gün önce Gaziantep, sonra Türkiye ve nihayet dünya yemekleri konusunda ders verdiğini söylemişti. Ayrıca Asım Güzelbey bütün dünyayı dolaşıp duruyor.

UNESCO’NUN ÖRNEK GÖSTERDİĞİ GAZİ KENT

Gaziantep Kalesi’nin siluetini maalesef biraz aşağısına yapılan müze binası bozmuş. Yazık etmişler. Gaziantep’te Gaziantepli nüfusu da gittikçe azalıyor. Duyumlara bakılırsa Gaziantepli nüfusu kentte % 20 dolayında kalmış. Özellikle Celal Doğan zamanında doğu ve güneydoğudan göç edenlere yeni imkânlarla Gaziantep’e yerleşmelerine katkı verilmiş. Bugün de Gaziantep’e 500 bin kadar Suriyeli mülteci yerleşmiş durumda. Sokak ve caddelerde Suriyelilerin açtığı iş yerleri de bir hayli fazla. Arapça tabelalardan da geçilmiyor. Gaziantep’in toplam nüfusu da 2.5 milyonu geçmiş durumda. Nüfus artış hızı çok hızlı seyrediyor. Göçmen ve mültecilerin çocuk sayısı yerli Gaziantep halkına göre çok daha fazla.

Gaziantep canlı bir büyükşehir… 24 saat sokaklardaki kıpır kıpırlık devam ediyor. Üç üniversitesi mevcut… ATV’nin gözü nemli sunucusu, izleyicilerini ağlatan Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun ekstradan Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne atanması toplumu pek etkilememiş. Hâlâ konuşulan Gaziantep Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun’un akademiye ve akademik hayata, insana yaptığı yatırımlar. Gaziantep İl Kültür ve Turizm müdürlüğü de çok iyi çalışıyor.

UNESCO tarafından yaratıcı şehir, Dünya Gastronomi şehri seçilmiş, Gaziantep mutfağı örnek gösterilmiş. Her gün Gaziantep Mutfak Kültürü için çok sayıda yerli- yabancı turlar düzenleniyor. Bu konuda yeni ve iddialı isimler ortaya çıktı. Bugün için moda gibi olan Çağdaş İmam hiç bir yerde şube de açmıyor. Sırf Çağdaş İmam’ın kebap ve tatlılarını denemek için onlar turist saatlerce bekleyerek bu mutfak kültürünü tanıyabiliyor. Koçak Baklava da öyle… Koçak Gaziantep’in tatlı tarihinde eskilere dayanan Burhan İnal ve Güllüoğlu’nun çok önüne geçtiler. Bugün hâlâ baklava imalatını sürdüren Güllüoğlu ve Burhan İnal’dan başka baklava alınacak yerlerin başında Cunbo, Çelebioğulları, Hamido ve Fıstıkçıoğlu firmaları geliyor. Buralardaki baklava fiyatları 95 ile-120 TL arasında değişiyor. Fiyatları daha düşük olanlar hediyelik olarak değil de günlük atıştırmalar için önde. Yeni cartlak kebapçısının da sayısı bir hayli artmış.

KİLİS’TE BİR DÖNME DOLAP

Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca turizm bölgesi ilan edildi. Kilis ise dışarıda kaldı. Kilis’in iki milletvekili Hilmi Dülger ve Salih Dal da bu konuda sessiz kaldılar. Dilerim ben duymamış olayım. Onlar büyük gayret göstermiş olsunlar. Üstelik her ikisi de bir elleri balda diğeri yağda iktidardaki Ak Parti’den seçilmişlerdi. Bu konuda Kilis Belediye Başkanlığına seçilen Avukat M. Abdi Bulut dertli ve bir atılım programı hazırlamış. Abdi Bulut zor bir yerel seçimden çıktı. Çünkü esasında kendisi aday olmamıştı. Ancak Ankara Kilis’teki kötü gidişi fark etti. Her gün onlarca gelen şikâyet mektup ve telefonlarını dikkate alarak aday olmayan Abdi Bulut’a teklif götürüldü. İkna etmek için Ankara’ya çağrıldı. Uzun görüşmeler oldu ve nihayet Abdi Bulut seçimlere katılarak Kilis Belediye Başkanı seçildi. Ancak bu seçim daha öncekilere hiç benzemiyordu. Çünkü Deli Ozan Fikret Oğuztürk’ün deyişiyle Akepeli bazıları Abdi Bulut seçilmesin diye kampanya yürüttü, rakip bir aday ile beraber çalıştılar, yerel yönetimin imkânları oraya aktardılar. Bahaneleri de ittifakın diğer ayağı olması iddiasıydı. Üstelik Ak Partili gibi görünmeyi de ihmal etmiyorlardı. Ancak Abdi Bulut daha önce yaptığı iki dönem Kilis Belediye Başkanlığından dolayı tanınıyor, bir önceki ile kıyas edildiğinde kartopu gibi ortaya çıkıyordu. Bu akepeliler seçim boyunca Abdi Bulut’un yanına bile gelmediler, programına iştirak da etmedikleri gibi aleyhteki kampanyanın birer katarı oldular. Ancak Ankara’ya ve genel merkeze kendilerini Ak Partili olarak tanıtmayı ve hizmet ettiklerini anlatmayı sürdürdüler. Amaçları ise Abdi Bulut’u seçtirmemekten öte “Eğer Kilis’te biz olmazsak Ak Parti her zaman kaybeder” biçimindeki mesaj idi. Ama öyle olmadı, bu Akepeliler olmadan ve aleyhteki kampanyalarına rağmen seçim kazanıldı. Çünkü bunlardan biri yerinden kalktığında koltukta yaşlık ve pislik varsa hemen belli olacaktı. Abdi Bulut başkan seçilir seçilmez hiç bir helal olmayan, adaletsiz, kamu ve kul hakkı gözetilmeyen, eksik ve yanlışlıklarla dolu tasarruflara onay vermedi, dondurma kararı aldı başkan seçilince. Onlar da soluğu Akepe rozetini öne çıkararak Ankara’da aldılar. Eski günlerini hatırlatarak kendilerini yeniden gündeme taşıdılar. Ankara’dakiler Kilis’te olan gelişmeleri sağlıklı olarak bilmeyebilir. Nitekim öyle de oldu. Abdi Bulut’a tacize başlandı kibarca. O da “Ben aday olmadım. Siz beni Ankara’ya çağırarak ikna ettiniz. Sıkıntılı günlerin paylaşılmasını istediniz. Ben de partimin bu duyarlı döneminde sorumluluk aldım. Görevi ve adaylık teklifini kabul ettim. Eğer böyle telefonlar olacaksa bıraksaydınız eskisi devam etseydi.”

 

Abdi Bulut ihale alıp da tamamlanmayarak hak edişlerini alanların da takipçisi. Çünkü bu kamu malı, emanet mal. Panik bundan. Esasında maddi olmaktan ziyade bunların manevi dünyamıza verdiği zarar daha da büyük. Sanki inancımız haramı, adaletsizliği, yolsuzluğu, rüşveti, tembelliği, hantallığı reddedip; dayanışmayı ve birlikteliği emretmemiş gibi kimse davranamaz. Hele hele sorumluluk almış kamu görevlileri. İmanımıza, inancımıza, ülkemize ve toplumumuza sahip çıkanlar hele şükür ki hala dimdik ayakta ve ülkemizin yüz akı insanları olmayı sürdürüyorlar.

ÇUKKO KAZIMIN EVİNDE KİLİS ZİRVESİNİN İKİNCİSİNE YEŞİL IŞIK

Kilis Belediye Başkanı Avukat Abdi Bulut ile konuşurken moral buldum. Çünkü Abdi Beyi bu yeni dönemde insana, kitaba, kültüre, turizme, tanıtıma, sanat ve medeniyet hareketi ile tarihimize yatırım yapacağını gördüm. Bu değişimi de kendisine söyledim. Dilerim hayata geçirir. Birincisi Ankara’da yapılan Kilis Zirvesi’ne Vali Aslan Kütükçü ve Belediye Başkanı Abdi Bulut (2004) hem katkı vermiş ve hem de iştirak etmişlerdi. İlk fırsatta ve en erken de sonbaharda hazırlıklar tamamlanabilirse İkinci Kilis Zirvesi hayata geçirilecek.

Abdi Bulut ile Odun Pazarı’nın aşağısında ve sahabelerden Talha ve Zübeyr’in yatırlarının az ilerisindeki Çukko Kazım’ın evinde buluştuk. Burası belediyemiz tarafından tarihi dokusu korunarak restore edilmiş, yerel yönetimin çalışma ofisi olarak kullanılıyor. Tipik bir Kilis evi… Ortasında da minyatür bir havuzu var. Mahmut Kaçarlar dostum, Selim Tayşi ve Ayhan Çiftçigüzeli ile birlikte gittik Çukko Kazım’ın evine. Morali yerindeydi başkan Abdi Bulut’un. Ankara’dan gelen bazı taciz ve baskılara karşı dik durduğundan motivasyonunu bozmamıştı. Duruşu alkışlanacak kadar dikkat çekiyordu. Lafa önce kendisi girdi. “Daha önce Kilis kültür ve tarihi ile sunduğumuz plan ve programları bu defa hayata geçirebileceğimizden” başlayarak söze girdi.

- Kilis Zirvesini yapacağız. Artık yatacak yerlerimiz var,  konuklarımızı her şartta ağırlayabileceğiz, konferans ve sergi salonumuz mevcut. Programları gerçekleştirme imkânlarımız ve kadromuz da hazır.

Sevindiğimi belirttim. Kendisi devam etti:

- Bölgemizin son turizm yapılanmasında Şanlıurfa, Gaziantep ve Antakya listeye alındı, Kilis dışlandı. Oysa başta mutfak kültürümüz olmak üzere tarihi dokumuz da birbirine çok benziyor. Fakat Kilis turizmden payını alamadığı gibi henüz tur operatörlerinin programlarına bile dâhil edilmiyor. Bunun üstesinden geleceğiz.

- Nasıl olacak Sayın Başkan?

- Mutfak kültürümüzü öne çıkararak işe başlayacak ve kolları sıvayacağız. Başta Vedat Milor olmak üzere ülkemizin ünlü gurmelerini Kilis’e davet edip yemeklerimizi tanıtacağız. Medyada yemek kültürümüz yer alacak. Mutfağımızı nasıl tanıtacağız, sunumumuzu nasıl yapacağız, takdim ederken nelere dikkat edeceğiz, yemeğin yanında neler ikram edilecek, yemek masası nasıl düzenlenecek bütün bunların hepsini bu uluslararası şöhrete sahip gurme ustalardan öğreneceğiz.

KİLİS’TE ULUSAL GASTRONOMİ FESTİVALİ

- Bu konuda milletlerarası şöhrete sahip bir de damadımız, oğlumuz var sayın başkan. Halen de bölgemizin en büyük beş yıldızlı otelinin genel müdürü üstelik.

- Hemen arayalım eğer telefonu falan hatırınızdaysa konuşalım, Kilis’te misafir edelim, görüşlerini alalım.

İsmail Tirali’yi aradık ama hep meşgul çıktı. Mesaj attık. O daha sonra Başkan Bulut’a dönecekti.

- Kilis’te önce ulusal sonra uluslararası bir gastronomi festivali veya şenliği düzenlemekte iddialıyım. Kilis’i bütün dünyaya tanıtmak istiyorum. Komşu illerimizden hiç bir eksiğimiz yok. Ayrıca değişik kamuoyu araştırmaları yapıyoruz. Mesela bir Gaziantepli niçin Kilis’e gelmek ister veya istemez. İstanbul gibi büyük şehirlerden Kilis’e niçin gelinmeli? Araştırmamız bilimsel bir çalışma. Çıkacak neticelere göre gerekeni yapacağız.

- Bunlar Kilis Zirvesi’nde de görüşebilir? Başkan ben başka bir konuyu daha hatırlatmak istiyorum. Hem de buna paralel olarak.

- Buyurun sizi dinliyorum.

Hava aşırı sıcaktı o gün. Havışta oturuyorduk ama yine de hararet bir hayli fazlaydı. Yüzümüze buz gibi su püskürtüldüğünü fark ettim. Kısmen bir rahatlama oldu. Teknolojinin böyle bir rahatlığı var.

- Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde daire başkanı bir arkadaşım var. Dersaadet Sohbetlerinde kendisine “Kilis ile alakalı ne kadar bilgi ve belge var” diye sordum. Bana “130 bin kadar” deyince küçük dilimi yutacaktım. “Bunlardan istifade edebilir miyiz?” biçimindeki soruma da “Elbette, neden olmasın” dedi. Sonra da ekledi: “Kâğıthane’ye gelip bir çayımı için müsait bir zamanda, size bu bilgileri dijital ortamda verelim. Gerçi sahife başına 25 kuruş alınıyor ama sizden onu da almayalım” dedi.

- Vallahi Mehmet Bey hemen gereğini yapalım. Üniversite ile de konuşalım. Bu para olayı da önemli… Nereden bakarsan bakınız toplamda çok fazla tutar. Bu işi çözelim.

- Kilis Üniversitesi Kilis Tarihi ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi sorumlusu arkadaşımız Abdülhamit Tektuna var. Görevli olarak gitmeye hazır olduğunu bana çok önce söylemişti. Sayın Rektör ile temas ederseniz bu mesele de kolayca çözümlenebilir.

- Elbette, inşallah bu meseleyi kökünden halledelim.

 

KİLİS’TE KOMEDİ FİLMLERİ ŞÖLENİ

Bu açıklamalar beni kentim ve toplumum adına çok sevindiriyor. Kuş olup uçmak istiyorum bir yerel yöneticimizin böylesi bir duruşu karşısında.

- Sayın Başkan bir de Kilis Ansiklopedisi ve Kilis Tarihi konusu var. Biliyorsun Kilis Tarihi’ni Avukat Kadri Bey ve İbrahim Hakkı Konyalı yazmıştı. Artık çok yeni bilgiler ve belgeler elimizde. Bunların yenilenmesi gerek. Kilis Ansiklopedisi içinde yeni nesil burada bir genelkurmay başkanını, bir hava kuvvetleri komutanını, onca akademisyeni, sanatçıyı, yazarı, politikacıyı, bakanı görünce motivasyonu artar “Kilis’ten işte böyle adam çıkar, ben de öyle olacağım” diyerek yüreklenir. Bu da önemli…

Kilis Belediye Başkanı Avukat Abdi Bulut beni dikkatle dinlemeyi sürdürdü:

- Bir başka konuda da Kilis Kütüphanesi, Kilisli Yazarların eserlerinin yayınlanması… Buna örnek verecek olursam Kahramanmaraş, Malatya ve Erzurum halletti. Kahramanmaraş Ansiklopedisi birkaç cildi yayınlandı, Erzurum Kitaplığında neşredilen Erzurumlu yazarların, akademisyenlerin ve sanatçıların kitaplarının sayısı her geçen gün arttı. Malatya Sinema Festivali bile yapıyor!

- Mehmet Bey kitap yayınlarından ziyade dijital yayıncılığı öne almak gerekir kanaatindeyim.

- Her ikisi de olsun sayın başkan… Dijital yayıncılık elbette olmazsa olmazlardan artık… Ancak kitabın okunması daha kolay oluyor. Bu tespit bence yeni neslin okuması için önem arz ediyor ve öne çıkıyor. Malatyalı sinema ve tiyatro sanatçısı çok fazla da bu ilimiz onun için mi Sinema Festivali yapıyor? Hayır. Verdiği ödüllerle magazin basınında çıkıyor, televizyon Malatya’ya yer veriyor da ondan.  Ben önce bir uluslararası tatlı festivali yapalım diye teklif getirecektim ama siz gastronomi deyince tatlı da zaten bunun içinde olacağından vazgeçtim. Ama görselliği ıska geçemeyiz.

- Geçmeyeceğiz. Kısa metrajlı bir komedi filmi yarışması veya festivali var aklımda. Bunun alaka göreceğini sanıyorum. Hiç bir yerde de komedi filmi konulu bir program yok gibi.

- Doğru… Bu da şık bir gelişme… Sevindim… En azından gülmeyi unutan insanımıza bir tebessüm getirir, yüzünde gülücükler açtırır. Onun için hala Kemal Sunal’ın filmi oynuyor ve reatingler sağlıyor televizyonlara. Bunu başaracağız.

 

KİLİS EVLERİNDE TARİH YAŞATILACAK

- O zaman bir husus daha hatırlatayım; THY ve Anadolu Jet Dergisinde Kilis’i anlatan yazılar ve tanıtan resimleri muhtevi röportajlar çıkmalı. İstanbul’dan gelirken bir ilçemiz Kemaliye anlatılıyordu Anadolu Jet dergisinde. Ama Kilis yok yıllardır. Ne de olsa her iki dergi de TRT gibi kamu kuruluşu. Neden TRT bölge dramaları ve belgeselleri çekerken Kilis’i görmezden geliyor? Kilis’in Ankara’da üst bürokratı yok ama iki tane milletvekili var.

- Her ikisi de aklımda. Gerekli yerlerle temasa geçiyorum. THY ile görüşeceğim. Bunları da gerçekleştireceğiz.

- Muhterem Başkan bu anlattıkların ve programın beni yapılmasa, yapmasanız da şimdilik düşünülmesi açısından sevindiriyor. Bir başka hatırlatmama gereken de müze olayı. Kilis Müzesi konusu…

- O biraz çetrefilli konu olmuş. Benim aklımda başka bir husus var.

- Kafanızdaki husus nedir bilmiyorum ama bu restore edilen Kilis Evleri’nin her odasını Kilis Belediyemiz bir müze biçiminde donatsın. Bir oda Kilis mutfağı, bir odası Kilis’in maruf insanları, bir odası Kilis’te tarım ürünleri, bir odasında Kilis’in hukukçuları ne bileyim politikacılar, yöneticileri, gazeteciler, Kilis Musikisi ve enstrümanları, giysiler ve onlara ait sergilenecek müzelik eşyalar.

- Ben de öyle düşünüyorum. Bunları inşallah yapacağız. Hiçbir sorun gözükmüyor. Yalnız bu konuştuklarımı ben not almadım. Kimse de not tutmadı. Bu görüştüklerimizi ben sizden yazılı olarak istiyorum.

- Bunların hepsi hazır… Size sunacağım. Hatta Kilis Zirvesi için hemen duyurmaya ve buradan ayrılır ayrılmaz herkese “hazırlıklı olan arkadaşlar” demeye başlıyorum.

Başkan Abdi Bulut beni bu programıyla çok sevindirdi. Allah da onu sevindirsin. Kilis’i sevindirsin, halkımızı sevindirsin. Ben devam ettim:

- Pekala ve pek güzel sayın başkan… Son bir husus Kilis dışındaki Kilislilerle alakalı bir program da var. Ama bu konuyu da Kilis Zirvesinde görüşebiliriz. Çünkü bazı hemşerilerimizin Kilis’le hiç bir bağı kalmamış, çoluk çocuğu dışarda, hatta yurt dışında… Fakat Kilis’te evi, bağı ve bahçesi var. Kendisi yeteri kadar ilgilenemiyor. Zaten yaşlı. Birine bakın diye vermiş. O da kendi lehine nalıncı keseri gibi yontuyor. Bazılarının çoluk çocuğu olmadığı gibi mirasçıları da yok. Bilmem kaçıncı kuşaktan akraba diye mallara el konuyor. Fakat duyulmuyor, duyurulmuyor. Bu hemşerilerimiz ile de alakadar olur musunuz?

- Elbette olurum. Ancak onların bize müracaat etmesi ve yetki vermesi gerekiyor.

Abdi Bulut Başkanın açıklamaları, kafasındaki projeler Kilis’e daha bir hutla bakmamızı perçinliyor.

KİLİS VALİLERİ

Kilis Valimizi de tebrik etmeyi ve tanışmayı programıma almıştım. Zaten randevu talebimiz de vardı. Aynı ekiple Kilis Valiliğine gittik. Bu tarihi bina pırıl pırıl restore edilmiş olarak artık hizmet veriyor. 1960’lı yıllarda önü parktı, yemyeşildi, bir koru gibiydi. Akasya ağaçlarından salkım salkım dökülen meyvelerini koparır yerdik. Girişte hemen karakol vardı. Burada ben ve 7 arkadaşım 27 Mayıs Askeri Darbesinde 15 gün gözaltına alınmıştık. Hemen sağdaki koridorun köşe odasında sandalye üzerinde yatıp kalktık. Allahtan aramızda Nihat Ferah vardı da şiirleriyle, esprileriyle, kara mizah anlattıklarıyla, en önemlisi zalim yönetimlere küfürleriyle zamanın nasıl geçtiğini bilmiyorduk. Daha sonra tutuklandı. Hükümet konağının bugün için kalorifer dairesi olarak kullanılan zindanında işkenceye tabi tutuldu, falakaya yatırıldı. Kaldığımız odadan zaman zaman yeni ifadelere çağrılıyorduk. Ortaokul bitirmelere de buradan jandarma eşliğinde gidip geliyorduk. Gözümün önünde canlandı bu hatıralarım ve arkadaşlarıma da anlattım. Nostalji yaptık.

Yeni Kilis Valisi Recep Soytürk bizi kapıda karşıladı. O sıra gözümün önüne diğer Kilis Valileri geldi. İlk valimiz Lütfullah Bilgin Hakkari’den gelmişti. İstanbul Yeşilköy Polat Otel’de tanıştık. Uluslararası bir sempozyumdu. Bir ara lobiye çıkmıştım ki montlu genç bir adamın bana doğru geldiğini gördüm. Adımla hitap etmişti selam verirken. Millet ve memleket üzerine, Türk Dünyası’na dair ayaküstü sohbet ettik. Toplantıya iştirak eden fikir adamlarımızdan, yazarlardan akademisyenlerimizden biri sanmıştım. Belli ki bu konulara kafa yormuştu. Sonra “tanışalım” dedim ben. Tam kendimi takdim ediyordum “Ben sizi tanıyorum” demez mi? Utandım. “Ben Kilis Valisi Lütfullah Bilgin” diye kendini tanıtınca küçük dilimi yutacaktım!… O kadar da mütevazıydı. Belli ki ortak dostlarımız vardı. O günden bu güne hala arkadaşlığımız sürüyor.

Rahmetli H. Güner Özmen ile Hasan Celal Güzel’in makamında tanıştım. Eski polis müdürlerindendi. Güzel ailesinin özel dostluğu vardı Özmenlerin. Özellikle rahmetli eşini bütün Kilis hanımları çok sevmiş, baş tacı etmişlerdi. Sanki onlardan biriydi Kilis’te. Tevfik Başakar bekârdı. Annesiyle birlikte gelmişti Kilis’e vali olarak. Tecrübeli biriydi. Herkese mesafeliydi. Kendini evlendirmek istedik ama kısmet olmadı, kendisi de pek içten yanaşmadı. Sanki bekârlıktan mutlu gibiydi. Ankara’da daha fazla görüştük. Toplantılarımızı hiç ihmal etmedi, Kilislilerin davetinde mutlaka bulunurdu. Aslan Kütükçü iki defa vali oldu. Milletvekillerimiz ile pek anlaşamadı, ihaleleri hak edene verdi, ülkücü biliniyordu. Mikro Kredi uygulamasına geçti Kilis’te başarılı oldu. Yakalanan kaçak benzin ve mazotu zabıt tutup yaktırmadı, kamu araçlarına ve özellikle Kilis-Gaziantep duble yolunun çalışmasında bulunan devletin araçlarına ayırdı. Kaçak şekerleri ve diğer gıda maddelerini ise gıda bankasına verdi. Milliyetçiliğini her tasarrufunda belli ederdi. MHP’den de Yozgat adayı oldu, kazanamadı. Nevzat Turhan kıdemli bir yönetici olarak Kars’tan geldi. İyi bir bürokrattı. Kültür İl Müdürlüğünü sorumlu Raif Tokel aracılığıyla daha aktif hale getirdi. Kilis Kültür ve Turizm Envanterini yayınladı. Çok şık, faydalı, itibar baskılı bir ilk yayın oldu. İyi bir kültür arşivi kurdu, Oylum Höyük Arkeolojik Kazı çalışmalarını önemsedi.

VE AYVAZ, ODABAŞI, TAPSIZ, ÇATAKLI, TEKİNASLAN’DAN BUGÜNE

Bahçelievler Kaymakamlığından Kilis’e Vali atanan Turhan Ayvaz, Nevzat Turhan’ın yaptıklarını artırarak sürdürdü. Envanterin geliştirilmiş ikinci baskısını yaptı. Kilis milletvekillerinden biriyle sürekli çatıştı. Bülent Arınç’ın koruduğu vali olarak adı duyuldu. Mardin’e ataması yapıldı.

Yusuf Odabaşı emekliliğine yaklaştığı günlerde Beylikdüzü Kaymakamlığından Kilis’e atandı. İş yapmayan, tembel bürokratlarla mücadele etti. Bazen de ipin ucunu kaçırdı. Soruşturma yemeyen çalışan, kalmayınca tepki gördü. Yaştan emekli oldu.

Süleyman Tapsız şansız bir dönemde Kilis’e vali geldi. Suriye karışmış, iç savaş başlamış, mülteci akınları sorun olmuştu. Entelektüel bir yöneticiydi. Ancak mütevazı değildi. Aşırı mesafeliydi kişi ve kuruluşlara. Çok yorulmuştu Suriye konusunda. Karaman’a mutlu gitmişti ataması yapıldığında.

Genç yönetici İsmail Çataklı doğrucu davut olarak göründü arasına girmediği halkın gözünde. Aşırı resmiydi. Erken de Ankara’ya çağrıldı ve İçişleri Bakan Yardımcısı oldu.

Dr. Mehmet Tekinaslan da Kilis’in Suriye sorununun yoğunlaştığı günlerde görev yaptı. Kilis Milletvekilleri ve Belediye Başkanı ile çok iyi geçinen bir vali olarak dikkat çekti. Dönemi bana “gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” biçiminde geldi.

Şimdi gelelim yeni genç onbirinci Valimiz Recep Soytürk’e… Saat 15.30’a randevu vermişti. Gaziantep’te ikamet eden kardeşim Ayhan olmasa idi yetişmem mümkün değildi. Özgür Minibüslerinden hemen yer ayırttı, kıyafetimi bile değiştiremeden Burç kavşağında bekleyip araca bindik. Artık Kilis Minibüsleri yoldan fazla müşteri almıyor, hele hele köy ürünlerini falan da taşımıyor. Eskiden Kilis otobüs ve minibüsleri yollardaki yolcuların beraberindeki gülek gülek yoğurtları, kaymak tasları, peynir torbaları, mevsimine göre tahıl ürünlerini birlikte taşırlardı. Otobüslere keçi, koyun, kuzu alındığını çok iyi hatırlıyorum. Artık jetlerimiz fazla yolcu almadığı gibi klimalı, süratli ve belli durakların haricinde durmuyor. Bu iyi bir gelişme. Ancak minibüsteki Kilis yolcuları kimlerdir bilmiyorum ama köylü kılıklı, çok çocuklu kadınlar hep var. Bir koltuğa üç küçük çocukla oturuyorlar. Araç sahibinin sesi çıkmıyor. Tabii bebeler yerlerde. Ağlamalar da bonusu. Kilis içinde minibüslerin indir bindileri fazla. Otogara da girmiyorlar.

 

ANA ve İLKOKULU ÖĞRENCİLERİ DERSLERİNİ MÜZEDE YAPMALI

Vali Bey güler yüzle karşıladı bizi. Medyadaki takip ettiğim açıklamalarından dolayı sevmiştim sayın valimizi. Yoksa ilk defa görüşeceğim. Kutladım. Bu bir nezaket ziyaretiydi. En fazla 10 dakikalık bir zaman dilimi. Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut Beye aktardığım ve hatırlattığım konuların birkaçını lisanımünasiple Sayın Valimize de belirttim. Sıcak karşıladı. Sonra da müsaade istedik. Bırakmadı. “Anlatacaklarınızı ve notlarınızı tamamlayın lütfen” deyince, öyle yaptım. Bir bir anlattım. Kilis Müzesi olayına sıcak bakmadı gibi geldi bana. “Ziyaretçisi olabilir mi” diye endişesini izhar etti haklı olarak. Böyle bir cevaba hazırdım zaten.

- Efendim müzeleri kimler ziyaret eder; bu belli bir sayıyı geçmez. Ama biz batının örneklerini alacağız bu konuda. Batılı ana ve ilk mektepler talebelere müzelerde sırasıyla ders yaptırıyorlar. Eğer biz de böyle başlarsak öğrencilerimize müzeleri sevmeyi ve gezdirmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekir.

- Nasıl?

- Talebeler öğretmenleriyle birlikte müzede ders yapacaklar. Onlar farkında olmadan müzede sergilenen eserleri kafalarının bir yerine koyacaklar. Hele bu bir mutfak müzesi ise aklından “bu kazan bizim ede de vardı” diye geçirecektir. Yahut kravatlı bir resim gördüğünde “babamın da böyle bir fotoğrafı var” demesi işten bile değildir. Yahut bir tarım müzesinde. Hatta hatta bir tarih müzesinde bir kılıç görse bundan dedesinin veya dayısının da olduğunu hatırlayacaktır. Bu şartlanmalar ilerde bu çocukların iyi birer müze ziyaretçisi olacağının ipuçlarını verecektir.

Vali Bey dikkatle dinledi. Daha zamanımızın olduğunu belirtti. Bundan cesaret alarak anlatmayı sürdürdüm programımın bazı bölümleri için.

- Kilis Tarihi ve Kilis Ansiklopedisi’ni, ya da Kilis Kütüphanesini önemsiyorum?

- Mehmet Bey Kilis eğitimde bir zamanlar Türkiye birincisi idi. Daha sonra 78. Oldu, şimdi de 81. Falan. Bizim için önemli olan eğitim. Eğitim sorununu çözmeliyiz önce.

- Elbette.

- Okullaşma oranı da öyle… Kilis’te bir zamanlar tekli öğretim yapılırken bugün bazı mekteplerimizde çiftli öğretim yapılıyor, sınıftaki öğrenci sayıları arttı bunların hepsi birer sorun. Önce eğitim sorununu çözmeliyiz. Benim bütün gayretim bu aşama eğitim sorununu çözmek olacak. Yeni okullara ihtiyacımız var artık.

OKUMAYA, SORGULAMAYA ANADOLU MEKTEBİ UYGULAMASI BİR ÇÖZÜM

- Sayın valim biz bu konuda kamuoyu araştırmaları yaptırıyoruz. “Niçin okumuyor insanlarımızın” cevabı genelde internet, televizyon dizileri, akıllı telefonlar ve teknoloji biçiminde veriliyor. Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, zaman darlığı gibi hususlar var ama önde olan bunlar. Peki, “Japonya ve Amerika’da televizyon dizileri, akıllı telefonlar ve internetler yok mu?”  Elbette var. Ama orada sadece bir günlük gazete 13-14 milyon satıyor. Kitap baskısı 2-3 milyon kadar. Demek bu mazeret yeterli değil. Sorunu çözmek için cazip şeyler bulacağız. İşte Anadolu Mektepleri bir çözüm şekli. Kurucusu arkadaşımız Prof. Dr. Sami Güçlü geçenlerde sizi ziyaret etmiş. Konuyu açmış. Siz de katkı vermişsiniz.

- Evet

- Anadolu Mektebi genelde valilik ve milli eğitim müdürlüğüyle birlikte program hazırlıyor. Her yıl üç beş okula belli yazarların mesela Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Tarık Buğra, Necip Fazıl, Mustafa Kutlu, Nurettin Topçu, Cengiz Aytmatov’un bir kitabının okunmasını sağlıyorlar. Sonra o okullar ileri tarihte bir ilde toplanarak okudukları romanı tartışmaya açıyorlar.

Bu sırada kapı açıldı, valilik sekretaryası göründü, konuşmamı dondurdum, Vali Recep Soytürk sekreter kıza “Biraz beklesinler” dedi. Ben devam ettim o zaman

- Öğrencilerimiz hem sorgulama, hem okuma, hem tartışma ve değerlendirme öğreniyorlar ve hem de muhit ediniyorlar. Ne kadar şık bir metot… Düzce’deki Tarık Buğra etkinliğine ben de katıldım. Edirne’den Trabzon’a, Zonguldak’a; Kayseri’den Kahramanmaraş’a kadar okullardan öğrenci ve öğretmenler gelmişlerdi. Anadolu mekteplerinin yaygınlaşması gerekir insana yatırım için. Okullarımıza Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi eleştirel düşünceyi yerleştirmeliyiz. Artık dersi anlamayan talebeye, öğretmeni “kursa git” veya “özel ders al” dememeli. Her sektör kendini yeniden gözden geçirmeli.

- Çok doğru… Ben imam hatip mezunuyum… Çok da imam hatip açıldı… Benim okuduğum dönemdeki kadar artık kalite yok.

- Maalesef bir İstanbul Kartal İmam Hatip Okulu kalitesinde bir mektebimiz artık yok. İlahiyat Fakültelerimiz de öyle. Hatta üniversitelerimizin çoğu da artık lise muadili gibi eğitim veriyor. Üzücü bir fotoğraf…

Vedalaşırken Sayın Valiye Tut Elimi Killize anı-romanım ile editörlüğünü üslenerek hazırladığım 600 sahifelik Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ı dostlarının görüşlerinden muhtevi Hocam adlı iki kitabı hediye ettim. Ayrıldığımızda Valilik özel kalem müdürü İhsan Aray’ın odasında Vali Beyin yeni ziyaretçiler bekliyorlardı. Onlardan helallik istedik.

Kilis Valiliğinden ayrılırken eski Valilerimizden Aslan Kütükçü ve Nevzat Turhan’ın özel kalem müdürlüğünü yürüten başta değerli Mehmet Demir Bey’i ve eski dostlarımızı da ayak üstü ziyaret ederek görüştüm.

 

ABDÜLHAMİT TEKTUNA KİLİS İÇİN BİR ŞANS

Havalar artık iyice ısındı. Bahar gitti yaz geldi. Kilis ayrıca bu sene çok iyi yağmur aldı. Öyle ki seller bile oluştu. Bazı ekili alanlara zarar bile verdi. Ama su her şeye rağmen hayattır. Kilis’te üç günde bir su verildiği ve camilerden zaman zaman su taşıdığımız günler hatırlandığında su gerçekten hayattır.

Kilis’e gelip de Abdülhamit Tektuna’ya (1963) uğramamak olmazdı. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yakın Çağ Tarihi talebesi olmuş ama geçim sıkıntısı ve maişet sorunu okulu bitirmesine mani olmuştu. Daha sonraki yıllarda çıkan af ile bunu Kilis Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olarak geç de olsa telafi etmiş (2014). Yüksek lisansını da “Hurufat Defterlerine Göre Kilis’te Sosyal ve İktisadi Hayat” konulu tezle yapmış. Böylece Kilis Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden diplomasını almış. Kilis Tarihi ve kültürü konusunda çok sayıda araştırma yapan Abdülhamit Tektuna bu çalışmalarını çeşitli gazete ve dergilerde yayınladı.  Yayınlanmış kitap sayısı da sekizi buldu. Kent Gazetemiz Yazarlarından Hasan Bitken’e yaptığı bir açıklamaya göre 35 yıldır Kilis Tarihi ve Kilis ile alakalı Osmanlıca vesikalar üzerinde çalışıyor. Sadece Osmanlı medeniyetine ait değil Mısır, Hitit, Urartu, Pers ve Roma Tarihlerine de aşırı derecede meraklı ve araştırmalar yapıyor.

Sınıf arkadaşım Mehmet Çınaroğlu’nun da Lisede talebesiymiş meğer. Buna da sevindim. Bizim mahalle komşumuz olurdu, ama artık taşınmış. Evinin girişindeki dükkânda parça kumaş satıyordu. Oysa bu genç insanla konuştuğunuz zaman yaşının üstünde bilgi ve donanıma sahip olduğunu fark ederdiniz. Eski alfabemizin bir ustası kendisi, hatta cambazı; mezar taşlarını ve yazılı tabletleri okuduğundan. Bu özelliğinden dolayı 2004’te Ankara Milli Kütüphanede gerçekleştirdiğimiz Kilis Zirvesine davet etmiştik. Sağ olsun. Geldi. Tebliğini sundu, plaketini aldı ve aynı gün geri döndü. Geçim sıkıntısı çektiği her halinden belliydi. Böyle birikimli bir aydın batıda olsa eller üzerinde tutarlardı, baş üstünde gezdirirlerdi. Daha o yıllarda Kilisli Şair Abdullah Sermest Divanının el yazması nüshalarını günümüz Türkçesine aktarmıştı. Bu konuda Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yüksek lisans tezi yapan Abdullah Şahin’e de yardımcı olmuş, kentimiz ve Şıh Efendi’nin tekkesi hakkında bilgilendirmiş, söz konusu divan ile alakaları olarak ortak bir çalışma yapmıştı. Bu çalışma daha sonra Uygur Tazebay tarafından (1999) yayınlandı.

 

Abdülhamit Tektuna çalışmalarıyla Kilis’in yüz akı bir aydını, yazarı ve araştırmacısıdır. Dilerim motivasyonunu bozmazlar ve hem Kilis’e, hem tarihimize ve hem de ülkemize ve bölgeye faydalı olan çalışmalarını sürdürür.

Yıllar önceki bir sohbetimizde Kilisli Mustafa Ruhi Efendi tarafından 1767 yılında yazılan Ruhu’ş-Şuruh-Ruhi’nin şerhini de günümüz Türkçesiyle yazıya dökmüştü. Kilisli Şair eserin ilk bölümünde kendinden ve şiirlerinden de bahsediyor. Abdulhamit Tektuna Ruhi Efendinin peşini bırakmıyor, bir divanı olup olmadığını araştırıyor. İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde baş tarafı eksik bir divan buluyor ama bu Ruhi Bağdadi’ye ait olduğu anlaşılıyor. Böylesine çalışkan ve araştırmayı seven bir Abdülhamit Tektuna. En sonunda bu eserin Milli Kütüphanede olduğunu ortaya çıkarmış.

KİLİS’TE ÜÇ ÖNEMLİ İSİM

Kendisini Kilis Üniversitesi Kilis Tarihi ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde çalışırken bulduk. Burası restore edilerek hizmete verilen ve üniversiteye tahsis edilmiş tarihi dokusunu koruyan bir Kilis evi. Rahmetli Nihat Ferah da bu çalışmanın bir parçasıydı. Hakka yürüdü. Şimdi Abdülhamit Tektuna, Ali İşlek ve Burhanettin Beylerle bu hizmet yürütülüyor. Çalışma odasında bir doktora talebesi Talip Şahin de bulunuyordu. Geniş bir arşiv oluşturmuşlar. Kilisli Avukat Kadri Bey’in Kilis Tarihi ve Ragıp Yazman’ın Osmanlıca yayınladığı Kilis Gazetesi de arşivlerinde. Çalışmalar da aynı hızla devam ediyor. Sordum şu an hangi esere yoğunlaştınız?

- Kilisli Aşkın Mustafa Efendi’nin üç ciltlik Medine Tarihi adlı kitabını günümüz Türkçesine çeviriyoruz.

- Medine Tarihi’nde Kilis var mı, yoksa yazarının mı Kilisli olduğu için ilgileniyorsunuz?

- Her ikisi de. Bir Kilisli müellifin Medine Tarihi yazması da önemli, ayrıca bu çalışmada Kilis’e ile alakalı bölümlerin olması da öyle. Kilis tarihini aydınlatacak bilgi ve belgeler mevcut.

Bu Kilis Evi’nde ayrıca Kilisli şairler belirli günlerde bir araya gelerek son yazdıkları şiirlerini dillendiriyorlarmış. Böylece ediplerimizin dayanışması örneğini sergiliyorlarmış. Bunlar çok şık gelişmeler. Aynı Türk Musikisi konusunda Uğur Elhan Bey ve arkadaşlarının güzel çalışması gibi bu da bir başka değerli bir sanatçı ittihatı, yazar ve şair birlikteliği. Merkezi dolaştık. Tam teşekkülü bir yer olmuş. Kuyusu ve minyatür havuzuna kadar korunuyor. Abdülhamit Tektuna bir sağlık sorunu yaşamış. Biraz zayıflamış ama çalışmasını durdurmamış. Dilerim sağlığına kavuşur, Kilis’e, tarihimize ve ülkemize hizmeti devam eder.

ULU CAMİİ’NİN İNSANLARI

Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut Sabah Pazarından Ulu Cami’ye ve oradan biraz ilerisine doğru sokaklarımızın dış yüzünün tarihi dokusunu koruyarak yenileyecek ve turizme açacak. Bu bölgeye indim. Bizim mahalleye geçtik buradan. Sıçancık Sokağımızı yeniden fotoğrafladım. Çünkü yeni çıkacak anı romanımda İstanbul’dan gelen Gazeteci Nevin bu sokakta yaşıyor. Bu isim de bana hala Amerika’da yaşayan, Kilisli bir başka gazeteci Nevin Gürkaynak’tan ilham olmuştu.  Romanımda adı geçen Gazeteci Nevin’in Babası da Ulu Camii’nin müdavimi. İmam Hacı Ömer Beşe’nin sohbetlerini ve Müezzin Lübük Mehmet’in (Temizesen) mevlitlerini hiç kaçırmıyor.

Sonrasında Ulu Camii’ye geçtik Ayhan ile. Restorasyondan sonra pırıl pırıl olmuş 680 yıldır ezanın okunduğu, namazların kılındığı, Kur’an-ı Kerim’in öğretildiği, hafızların yetiştirildiği, ilim, tarih, mantık, felsefe ve kültür derslerinin yapıldığı, entelektüellerimizin yetiştiği bu camimizde. Memluklular döneminin hatırası Ulu Camii. Mimari üslubu ve dikdörtgen biçimiyle Selçuklu özellikleri de taşır. Hacı Halil yaptırmış (1339). Üç defa onarım yapılmış. 1709 ve 1924’ten sonra geçtiğimiz yıllarda(2014) da restorasyonu gerçekleşti. Ulu Camii’nin avluya açılan dokuz kapısı var. Şadırvan da avluya taşınmış. Camiye giriş ise biri dar dehlizden olmak üzere diğeri meydandan iki ayrı kapısı da hala aktif. Sırf kesme taş. Kilis’in hem en eski ve hem en büyük camii. Suyu ise çok meşhurdu. Hiç kesilmezdi. Çocukluğum burada geçmişti. Büyük kapısının karşısındaki Hasan ve İffet Hocaların evinde Kur’an-ı Kerim öğrenirdik. Sırıf olduğumuzda oyunlarımıza cami avlusunda devam ederdik. İmam Hacı Ömer Efendi bizi gördüğünde sahiplenir ve odasında çay ısmarlar, bizimle sohbet ederdi. Babası Hacı Mustafa Beşe Efendi Meşrutiyet Döneminde Osmanlı Meclisi Mebusanında milletvekili imiş. İstanbul’dan Kilis’e sakal-ı şerifi getirmiş. Kadir gecesi özellikle kırk kat bohçaya sarılı bu özel muhafazalı sakal-ı şerif çıkartılır ve cemaat sıraya girerek ilahiler eşliğinde öpüp başına koyardı. Lübük Mehmet ise kutlu günlerde mahallenin çocuklarını âmin alayına çağırır, minareye çıkarır ve ilahilerin nakarat bölümüne iştirak ederdik. Bazen Kadı Camii Müezzini Sabit Ezim de bu mevlit törenlerine iştirak eder, Lübük Mehmet Amcayı yalnız bırakmazdı.

Ulu Cami’nin hücre dediğimiz odalarından birinde imam Hacı Ömer Beşe kalırdı. Hemen yanındakinde ise sağlık sorunlarından dolayı fazla yürüyemeyen, geçim sıkıntısı dolayısıyla aldığı baskülünde insanların tartılarını ölçerek para kazanmaya çalışan “Tartıyo Hasan” yaşardı. Tartıyo Hasan dememizin sebebi insanları terazisine “tartıyo tartıyo” diye çağırmasındandı. Sanırım Balkan göçmeniydi. Konu komşu da yardım ederdi. Yemeklerini odasında kendisi pişirir ve gelenlere de ikram ederdi.

Küçük dehlizden camiye girildiğinde ise soldaki odada Hafız Yahya kalırdı. Sesi muhteşemdi. İki gözü de görmüyordu. Herkesi sesinden tanırdı. Öğretmen Nuri Ulusoy ve Öğretmen Adil Türköz Ailesinin özel koruması altındaydı. Sahiplenmişlerdi Hafız Yahya’yı. Yıllar sonra Hafız Yahya’yı İstanbul Kapalıçarşı’da seyyar satıcılık yaparken gördüm. Sesimden tanıdı. Fatih Camii’nin bir hücresinde kalıyormuş. Ayaküstü sohbet ettik. Ulu Camii odalarında kalmayan, Kilis’te evi olan Hafız Hikmet ve Hafız Fikret de mahallemizin önde gelen hafızlarındandı. Ulu Camii’nin bir odası da şair ve aruz ustası, çok iyi bir dergi takipçisi Hafız Kamil Kıdeyş’e aitti. Burada hafızlar yetişirdi. Hem de ülke ve bölge genelinde iddialı hafızlar. Ulu Cami’de özellikle Ramazan ayında ittikafa da girilirdi. Belki ittikafa giren sayısı pek fazla olmazdı ama girenlerin tümü zamanını gece gündüz ibadetle geçirirdi.

 

BİR ALEV ve BİR IŞIK DAHA… SONRA İKİNCİ BAHAR

Evimizin hemen bitişiği olan Ulu Cami’ye girdiğimizde bu anılar gözümün önüne geldi. Tam da namaz vakti idi. Cemaate iştirak ettik. Çıkarken İmam Abdullah Yaralıoğlu ile tanıştık. Bizi bırakmadı. Birlikte olduk. Odasına geçtik. Ramazan olması dolayısıyla bir şey ikram edemediğini, ancak iftara davet ettiğini belirtti. Zamanımız kısıtlı idi. Sohbet edebildik sadece. Anılarımı anlattım Ulu Cami’de geçen. Genç imam Abdullah Yaralıoğlu “öyleymiş” dedi. Sonra tarih, kültür ve din konusunda, İstiklal Marşı yazarı Mehmet Akif Ersoy ve dostları hususunda konuştuk. Gençlerimizi ve aydınlarımızı konu ettik. Yarınımızı görmeye çalıştık. Teşehhüt miktarı oturacaktık ama Abdullah Hoca’nın sıcaklığı bu odada bir saat kadar tuttu. İyi de oldu esasında.

Birkaç değerli dostumu ancak telefonla arayabildik zaman fukaralığından. Vay sen misin o zaman Kilis’ten ayrılmanın mümkünü yok. Akşam Üniversite semtindeki İkinci Bahar’da Metin ve Serdar Usta’nın yerine iftara davet aldık. İki değerli aydınımız önce Avukat Alper Ünver, ardından Kilis Barosu Başkanı Muammer Fazlıağaoğlu baronun vereceği iftarda onca dostumuzla birlikte olduk. Meğer Üniversite semti çok daha da büyümüş. Aristokrat bir muhit olmuş. Cıvıl cıvıl; sürekli hayat dolu sokaklar. Doğrusu Metin ve Serdar Ustalar da iftarda bütün maharetlerini göstermişlerdi.

İSTANBUL’DAKİ KİLİSLİLER

Ak Parti İl Başkanı Avukat Murat Karataş ve Muammer Fazlıağaoğlu aileleriyle birlikte oruç açtık. İkinci Bahar’da yer yoktu. Dışarı taşmıştı masalar. Her akşam böyle imiş… Av. Murat Karataş 23 Haziran’da yapılacak Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için İstanbul’da görevlendirilmiş. Kilisli hemşerilerimizi tek tek ziyaret ederek Binali Yıldırım için oy isteyecek. Zor bir iş… Çünkü İstanbul’daki Kilisliler bir defa örgütlü değiller. Tek bir başkanlığını Yaşar Aktürk’ün yaptığı İstanbul Kilis Vakfı var. Vakfın üyelerinin tümü de işadamı. Sayıları da belli… Ankara daha örgütlü bu konuda… Daha etkin. İzmir’de öyle, Adana ve Mersin de. En azından sosyal medyada etkililer. Oysa İstanbul böyle bir dayanışmaya daha fazla ihtiyaç halinde. Resmi raporlara göre 40 bin 346, bir başka ileri sürülen rakamlara göre de çok daha fazla Kilisli İstanbul’da yaşıyor. Sadece yılda bir kere özel davetle en fazla 150-200 kadar kişi İstanbul Kilis Vakfı’nın Zürich Otelindeki genel kuruluna katılır ve orada görüşebilirler. Bu rakamın önemli miktarı da Kilis’ten gelen konuklardır. Vali, Belediye Başkanı, milletvekilleri, varsa üst bürokratlar ve gazeteciler. Oysa sadece kesin rakamlara göre 26 bin Kilisli Bahçelievler’de yaşıyor. Bu rakamla Kilislilerden en az bir kişi hangi partiden olursa olsun birlik ve beraberlik olursa Belediye veya İl Encümenine seçilebilir. Ama örgütlü olmak gerek. Dolayısıyla da yok. Hatta Kilis’in İstanbul’da bir lobisi bile henüz oluşmadı. Oysa Karadeniz lobisi var ki İstanbul inşaat sektörüne sahip. 11 İstanbul İlçe Belediye Başkanı Trabzonlu. Hiç doğulu ve Güneydoğulu yok. Ekrem İmamoğlu için Karadeniz Lobisi hemen devreye girdi ileriyi görebilmek ve ihaleleri de kovalamak için. Çünkü Binali Yıldırım iktidar partisinden ama Erzincanlı. Böyle bir ikilem yaşıyor siyasi mücadele İstanbul’a. Hemşerilik çok önemli.

KİLİS ÜNİVERSİTESİ İNCİR ALTINDA PÜFÜR PÜFÜR ESEN RÜZGÂR

Arkadaşlar sohbete devam kararı aldılar, itiraz edemedim. Oysa Gaziantep’e dönmek gerek, okuyucular beni bekliyor. Fakat olmadı. Üniversite’nin İnciraltı Tesislerinde Mahmut Kaçarlar, Alper Ünver, Fikret Oğuztürk, Seydo Yıldırım ve Ayhan Çiftçigüzeli derin bir muhabbete giriştik. Saat 12.00 olmuştu. Sahura kalkılacaktı. Dolayısıyla üniversite misafirhanesinden yer ayrıldı. Bazen ben konuştum dostlar dinledi, bazen onlar anlattı ve ben istifade ettim. Suriye’deki iç savaş ne zaman bitecek, mülteciler ne vakit ülkelerine dönecek? Kilis’e yerleşen Suriyeli esnafa uygulanan ayrıcalık neden yerlilere yapılmıyor? Artan nüfusa karşılık Kilis’e kamu bütçesinden yapılan yardım yeterli mi? Suriyeli mülteciler ne getirdi, ne götürüyor? Nüfus artış oranında Suriyeliler mi Önde? Neden bir Kilisli üst bürokrat yok acaba? Boş kadrolar neden doldurulmuyor başta Kilis İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü’nde olduğu gibi? Kilis Müzesi ne oldu, ne olacak? Ahmet Bey Konağının bir özel kuruluşa tahsis edilmesi hukuki ve ahlaki olmuş mudur? Restore edileli epeyi olan Tarihi Sabunhane ilgisizlikten zor günler mi geçiriyor? Sabunhanenin müze olacağı doğru mu? Siyasete neden artık mesafeli duruluyor? Politikacıların kuşatıcı değil de itici dili Türkiye’nin ufkunu kilitliyor mu?

En güzeli Deli Ozan Fikret Oğuztürk’ten dizeler dinlemek galiba onca sorun karşısında. Yüreğimizin yağını ancak o sorunlara parmak basarak eritiyor.

Vedalaştık ama aklımız birbirimizde. Keşke daha fazla kalabilsem Kilis’te… Ayrıca çok da özlemişim arkadaşlarımı, kentimi, insanımı…

ÜÇ BİN KİTABIMA BELEDİYE KÜTÜPHANESİ TALİP

Üniversite misafirhanesinde sahur için kumanya da verildi. Bu iyi işte… Seydo Yıldırım daha önce Kilis’e geldiğimde rahatsızlanmıştım; motoru ile beni arkasına alıp kapanmak üzere olan sağlık ocağına götürmüş, kilitlenmiş olan bilgisayarları açtırarak doktor hemşerimizin muayenesini sağlamıştı. İlaçları da Korkmaz Eczanesinden tedarik etmiştik. Seydo Yıldırım Eczacı Mennan Korkmaz’a bir kitap borcum olduğunu hatırlattı. Yarın ilk işim bu olacak.

Kilis’te de inşaatlar birbiri ardından geliyor. Kaldığım odanın penceresinden bir baktım ki her tarafta yeni yeni binalar yükseliyor. Hele üniversite yakınında bir artı birleri görünce içim cız etti. Cumhurbaşkanı bu konuya ambargo getirmesine rağmen demek hala devam ediyor. Yazık çok yazık… Rahmetli Necmettin Erbakan hep “önce ahlak ve maneviyat” derdi, posterleri öyle yaptırırdı. Meğer ne kadar haklı imiş, adeta bugünleri görerek…

 

O gün sabahleyin ilk işimiz Üniversitesi Kütüphane Dairesi Başkanı Cahit Faruk İslamoğlu’nu ziyaret etmek oldu. Kitabı, yayını, yayıncıyı ve kütüphaneyi had safhada önemsiyorum. Cahit Bey bu arada sosyal medyayı değerlendirerek Kilis’teki tarihi dokusu olan mekânları gündeme taşıyor, yanlış bilgilendirmelere dikkat çekiyor ve gereğinin yapılmasını istiyor. Sonra bize yeni yapılan kütüphane binasını gösterdi ve anlattı. Görkemli bir yapı yeni kütüphane… Dilerim içinden de görkemli gençlerimiz, marka isimlerimiz; üreten, paylaşan ve iddialı talebelerimiz ve sorgulayan aydınlarımız çıksın. Kütüphane 10 bin kadar kitap hediye ettim. Daha gerisi de gelecek. Çünkü burası benim memleketim. Gerçi Kilis Belediye Başkanı Abdi Bulut de bu yeni göndereceğim 3 bin kadar kitaba talip oldu tarihi Kilis evlerinde kuracağı kütüphane için. Hele bir zamanı gelsin inşallah.

PROF. DR AKİS’İ ZİYARET

Prof. Dr. Metin Akis dostumuzu Fen-Edebiyat Fakültesinde ziyaret ettik. Yeni dekan olmuş.  Metin Bey çalışkan, gayretli bir akademisyen… Bir ara siyasete de soyundu Kilis’in insan kaynağı zengin tezini ispat için. Ankara’daki (2004) Kilis Zirvesinde çok önemli bir tebliğ de sunmuştu. İyi bir tarihçi… İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’ndaki Sultan Reşat Uluslararası sempozyumunda bir konuşma yapmış,  kendisini keyifle ve istifade ederek izlemiştim. Rektör Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun’a nezaket ziyareti yapamadım çünkü Samsun’da bir sempozyuma katılmak üzere 19 Mayıs Üniversitesi’ne gitmiş. Son yayınlanan iki kitabımı üniversitemizin özel kalemine bıraktım.

BİR KİTAP KURDU KORKMAZ ve MEHMET EVRAN

Tut Elimi Killize sözümü tuttum ve imzalayarak Eczacı Mennan Korkmaz’a verdim. Hudarcılar Çarşısı’ndaki eczanesinde oturuyordu. Bir sürpriz ziyaret gerçekleştirdim. Sevindi. Kendisi bir kitap kurdu aynı zamanda. Öyle akıllı telefon, sosyal medya, gazete, televizyon dizisi gibi merakları yok. Sadece kitap okuyor ve hep kitap terennüm ediyor. Neredeyse her gece bir kitap okuyarak bitirdiğini söyledi. Tut Elimi Killize’ye de sevindi. Hatta beklediğini belirtti.

Mennan Korkmaz pozitif ve aktif bir aydın. Her sabah namazından sonraki eczanedeki arkadaş toplantılarının devam ettiğini, her hafta pazartesi akşamı da Muhterem Sait Baytaz’ın Şıh Efendi mekânındaki yerinde bir grup Kilis’in ileri gelenleriyle beraber olduklarını, ağızlarını tatlandırdıklarını söyledi. Ben her iki toplantıya da katıldığım için lezzetini ve dayanışmayı biliyorum. Devam etmesine de sevindim bu toplantıların.

Çok eski dostlarımız Aytaç Uğurlu ve çocuklarının giyim mağazasına selam vermek için uğradık bir teşehhüt miktarı. Ama bırakmadı. Biraz oturduk. Kilis’te Tut Elimi Killize’yi okuyanlar Aytaç Ağabeyin isminin geçtiğini söylemişler. Doğrudur çünkü bizim sokağı ve mahalleyi anlattım bu kitabın belli yerlerinde. Mağazada oturan bir sınıf arkadaşım da meraklandı ve bu kitaptan edinmek istediğini söyledi. Maalesef Kilis’te kitapçı yok, okuyucu da gerektiği kadar değil. Kitaplar ancak internetten veya yayınevinden istenebiliyor. Fakat kitaba sahip olmak istediklerinde ısrarlı oldular. İnşallah, bir çözüm getirilir.

İşadamı Mehmet Evran’ı ihmal etmek olmaz. İki elin kanda da olsa, bir merhaba demeden geçmek olmazdı. Gittiğimde yerindeydi. Özellikle duyarlı günlerden geçtiğimizin en fazla işadamları ve işsizler farkında. Kilis için Suriyeli mülteciler ve artan nüfus ciddi bir sorun olarak görünüyor. Mehmet Evran Suriye’de işadamlarıyla çok eskiden beri ticaret yaptığından bu konudaki görüşleri önemli. Buna göre hızlı bir değişkenlik var. Bu da beraberinde değişik sorunlar getiriyor. Eğer çözülmezse sıkıntı doğurabilir. Katılıyorum bu görüşe. Dilerim Kilis Zirvesinde bütün bunlar değerlendirilir, çözüm önerileri getirilir. Tut Elimi Killize için yayınevi Mehmet Evran’a 10 tane kitap gönderdi. Hem de % 50 iskontolu; 15 TL. O da sağ olsun alaka gösterdi. Dileyenler oradan alabilecek.

Benim elimde de hiç kalmadı, zaten birinci baskısı da bitti gibi. İkinci baskı hazırlığı yapılıyor. Bu dizinin ikinci kitabı olan Öp Beni Asitane ise 1963-1980 İstanbul ve Kilis’ini anlatıyor. Çünkü artık Kilis lisesini bitirenler üniversiteye İstanbul’a gitmişlerdi.

MÜFTÜDEN İKİ ÖNEMLİ RİCA

Hacı Cümbüş Camii’nde ikindi namazı sonrası müftülüğe geçtim. Yeni müftü atanmıştı. Tebrik için nezaket ziyaretine gittim. Özel kalemi hemen buyur etti. Müftü Abdurrahman Şahin (Çaykara-1969) Ankara İlahiyattan mezun ve Kilis’e Hendek’ten gelmiş. Kendimi tanıttım. Biraz sohbet ettik. Bir de ricada bulundum.

- Sayın müftü iki hususta istirhamım olacak. Birincisi imamlarımızın beyaz cübbeleri hemen kirlenebiliyor. Bu cübbelerin sık yıkanması gerek. Ayrıca beyaz imam cübbelerinin yakasına ve yanlarına karanfil ve benzeri motifli işlemeli şeritler konması çok şık oluyor. Yakışıyor.

- Doğru… İkincisi…

- İkincisi de bırakın küçük çocuklarımız yaza girerken, kısa şortla da olsa camilerimize girsin, halıların üzerinde oyunlar oynasın, mescitlerimizi cıvıl cıvıl yapsınlar. İbadet eden büyüklerini görsünler. Kimse bundan dolayı onlara kızmasın, azarlamasın. Tebessüm etsin.

Kilis Müftüsü Abdurrahman Şahin tekliflerine sıcak baktı. Adresimi istedi. Kartvizit verdim ve sonra da vedalaştım.

Son ziyaretim ise KENT Gazetemize oldu. Girişte baskı için kolları sıvayan gazetemizin kol işçileriyle selamlaştık. Sonra ikinci kata çıktım Mustafa Sağ ile sohbet ettim. Kent’in hamisi, patronu, yazarı ve her şeyi Ahmet Barutçu ile muhabbete başladık. İki gazeteci ne konuşursa onları konu ettik. Kent ve ülke sorun yumağından dilerim kurtulur. Çünkü koşarak gelen bir genç nüfus var. Dur durak bilmiyor. Onlara ufuk göstermek, yer hazırlamak gerek. Ne dersiniz?

Gaziantep’e gitme vakti geldi.

ELEŞTİREL DÜŞÜNCEYE YER AYIRMAK

Ulu Mahsere’ye kadar Gaziantep Büyükşehir Belediyesi sınırlarını genişletmiş. Her taraf inşaat… Her taraf parsellenmiş. Fıstık ve zeytin ağaçları artık sayıya gelebiliyor. O ağaç denizi sanki kaybolmuş. Müstakil villalar lükste yarışıyor. Sağımızdan ve solumuzdan ünlü firmaların tanıtım, pazarlama ve nakliye araçları geçiyor.

Gaziantep Havaalanına beni belediye sürücüsünün mazereti olunca TDV temsilcisine rica etmiş o bıraktı. Yolda konuştuk. Kitap okumayı seviyor. Mesleki kitapları hep öne çıkarmış. Ben de ona önemli âlim Prof. Dr. Muhammet Hamidullah, Pakistanlı Fazilürrahman ve Aliya İzzetbegoviç’i tavsiye ettim. Tümünü de tanıyormuş ama okumamış. Eleştirel düşünceyi öne çıkarmaya çalıştım. Doğu bu konuda çok geri kaldı. Batı ise mesafe aldı. Aliya bunun çok güzel örneklerini veriyor. İslam âlimleri ve Müslümanlar birinci ligden düşmemeli.

Havaalanı gittikçe kalabalıklaştı. Herkesin elinde baklava sepet veya torbaları… Özellikle Koçak marka baklavalar. İki genç işadamı konuşuyordu, ister işitemez kulak kabarttım uçak saatini beklerken;

- Hükümet silah ruhsatı olanlara ek olarak 1000 mermi daha tahsis etti. Hemen gidip aldım.

- Neden hiç vakit kaybetmeden öyle? Benim de ruhsatım var ama almadım? Galiba silah sanayii para kazanmaya başladı.

- Olsun. Devlet para da kazansın. Ama benimki öyle değil. Yolda yürürken sanki insanlar üzerime üzerime geliyorlar. Rahatsız oluyorum, psikolojim bozuluyor. Biri beni tehdit eder diye çekiniyorum.

Oh be rötarsız kalkıyor uçağımız.

Elveda Gaziantep, elveda Kilis…

 

—————————————–

Resim altları;

1) Gaziantep Kilis Kültür ve Dayanışma Derneği’nde Mehmet Karakaş ve Osman Kurtaran ile sohbet

2) Kilisli aydınlar Gaziantep’teki Kilis Kültür Derneği’nde; Şevket Ayçin, Uğur Ulutaş ve Osman Kurtaran.

3) Gaziantep’te emekliliğin keyfini ve birlikteliğini yaşayan Kilisliler; Öğretmen-Şair-Yazar Aysel Masmanacı, Mehmet Karakaş, Şevket Ayçin, Oktay Ünlükahraman, Uğur Ulutaş, Mehmet Bülbül ve Avede Osman (Kurtaran).

4) Gaziantep İl Kültür Müdür Yardımcılığından emekli Mehmet Çınaroğlu’nun tercümeye başladığı Ceza De Killiss kitabın kapağı

5) Fransız yazarın Turquıe D’asıe adlı kitabında Kilis özel bir yer alıyor.

6) Gaziantep Kitap Fuarında Ayhan Çiftçigüzeli, Yazar Cumali Sever ve babası, Mehmet Çınar ve bazı kitap okurları

7) Kilis Odun Pazarında Çukko Kazım’ın evi restore edilerek Belediyenin çalışma ofisi olarak kullanılıyor

8) Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Kilis Belediye Başkanı M. Abdi Bulut ile.

9) Yazarımız Çiftçigüzeli Mahmut Kaçarlar, Selim Tayşi ve Ayhan Çiftçigüzeli’yle birlikte orijinal tarihi dokusunu koruyan Kilis Evi’nde Bakan Abdi Bulut’un yeni dönem çalışma programlarını not aldı. Kilis Evi’ndeki minyatür havuz ve taş yapı dikkat çekiyor.

10) Yazarımız, Mehmet Çınaroğlu ile birlikte

11) Yazarımız M. Cemal Çiftçigüzeli yeni atanan Kilis Valisi Recep Soytürk’ü makamında görüşerek nezaket ziyaretinde bulundu.

12) Üniversite Mahallesi’nde lüks restoranlar artıyor.

13) Kilis Mezeleri

14) Gazeteci İbrahim Güneş, Avukatlar Muammer Fazlıağaoğlu ve Murat Karakaş yazarımız ile birlikte.

15) Kilis Barosunun verdiği iftar sofrası

16) Kilis Üniversitesi İnciraltı Tesislerinde yazarımız Alper Ünver, Mahmut Kaçarlar, Deli Ozan Fikret Oğuztürk ve Seydo Yıldırım ile birlikte.

17) Üniversite Kütüphane Dairesi Başkanı Cahit Faruk İslamoğlu’na yazarımızın nezaket ziyareti

18) Yeni Dekan atanan Prof. Dr. Metin Akis’i ziyaret ve sohbet

19) Tarihçi Abdulhamit Tektuna ile yazarımız Kilis Tarih Merkezi önünde.

20) Kilis Tarih ve Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi Ofisi’nde yazarımız; A. Tektuna ve Ali İşlek ile birlikte.

21) Kilis’in meşhur tarihi sokağı Sıçancık’ın son fotoğraflarından biri.

22) Tarihi Sıçancık Sokağı’nda taş yapılar dikkat çekiyor.

23) Sıçancık Sokağı… Soldaki ev, Kilis Belediye Başkanlarından Rahmetli Haşmet Topaloğlu’nun ikametgâhıydı.

24) Kilis Ulu Camii İmamı’nın odasında yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli

25) Ulu Camii’nin küçük kapısında mabedin iç avlusunun görünüşü

26) Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli’nin Kilis’teki aile mezarlığı

27) Kilisli Şair Nihat Ferah’ın kabri başındaki kitabe

28) Kilisli Şair Nihat Ferah’ın asri mezarlıktaki mezarı

29) Kilis Asri Mezarlıkta tarihi dokusunu koruyan ve Halepli taş ustalarca yapılan bir Tarihi Mezar taş.

309 Yazarımız ve Ayhan Çiftçigüzeli hastaneden taburcu edilen Kilisli Dr. Alaattin Demircan’ı Gaziantep’teki evinde geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

319 Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Gaziantep kitap Fuarında son kitabı Tut Elimi Killize’yi imzaladı

32) Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli

33) Yazarımız Mehmet Cemal Çiftçigüzeli Gaziantep kitap Fuarında yayıncılarla beraber

 

Benzer Haberler

YÜZ İlk yüz nakli yapılmış. İkiyüzlülüğe çare değil!… *** HACİZ   Çiftçilere...

Yorum 
0

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İsmail Güneş; Film Yönetmenleri Derneği 2. Başkanı ve...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, hayatta ne kadar sabırlı olursak, o kadar sağlıklı, doğru...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

YÜZ İlk yüz nakli yapılmış. İkiyüzlülüğe çare değil!… *** HACİZ...

Yönetmen İsmail Güneş ve Orhan Genc...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   İsmail Güneş; Film Yönetmenleri Derneği...

Nasıl Sabırlı Oluruz?

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, hayatta ne kadar sabırlı olursak, o...

Gönüllü Evleri “Öğretmenler G...

Metin MERCİMEK “GEREK ÜLKEMİZİN MİLİ MESELELERİNDE, GEREK KUTLAMA...

7 Aralık Kilis’in Kurtuluşu

Mehmet MISIRLIOĞLU İnşaat Mühendisi   Osmanlı Devleti, Birinci Dünya...

Cinayetler Önlenemiyor

Uğur KEPEKÇİ   Çok basit sebeplerden bile insanlar cinayet işliyor,...

GELİN “YORUM” GELİN GİDEK KİLİS’E!...

Gözlerimde yaşlar pirpirim kimi Gelin yorum gelin, gidek Kilis’e Göynüm...

AŞK ve SEVGİ

Aşk deyince, akan sular durmalı Yürekten, sevgi sel olup taşmalı Mutluluk,...

Türkiye’nin en yaşlı fıstık ağaçlar...

Kilis’te 250-1000 yıllık olduğu değerlendirilen aynı bölgedeki 15 fıstık...

Vali Soytürk eğitim toplantısına ka...

Kilis Valisi Recep Soytürk başkanlığında okul müdürleri ile bir toplantı...

Vali Soytürk muhtarlarla bir araya ...

Kilis Valisi Recep Soytürk, mahalle muhtarlarıyla bir araya gelerek sorunlarını...

‘Benim Okulum Benim Kütüphanem’ pro...

Kilis’in Musabeyli ilçesinde ‘Benim Okulum Benim Kütüphanem’ projesi...

Aramızdan Ayrılanlar

Fatma ALANCI (86) Keteyun YOLCU (90) Emine ÇETİN (55) Sahriye KILINÇ (54) Sait...

Kilis’te Doğu Türkistan ve Mı...

Memur-Sen Kilis Temsilciliği Doğu Türkistan ve Mısır’daki zulümlere...

YEDAM’dan Rektör Karacoşkun&#...

Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) yetkilileri, Rektör Prof. Dr. Mustafa...

“Madde Kullanım Bozukluğunda Acil Y...

Kilis 112 Ambulans Servisi çalışanlarına yönelik “Madde Kullanım Bozukluğunda...

Bitki Koruma Ürünleri Bayileri Eğit...

Kilis İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından bitki koruma...

HÜDAPAR’dan Karacoşkun’a ziyaret...

  Hür Dava Partisi (HÜDAPAR) Kilis İl Yönetimi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi...