Gerçek Bir Olayın Yaşantısı (Bursa Kite Köyünde Çiğköfte)

15 Nis 2019 Pts 9:41
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

M. Faruk DALGIÇ

 

Burası Bursa, 3 Ocak 1963. Bursa Eğitim Enstitüsü’nde Edebiyat Bölümünde öğrenciyiz. Bursa’yı Kent’te yazdığım yazılarla sizlere tanıtmaya çalışıyorum. Burada yaşanılan olaylar yazılmadan geçilmiyor. Bizim gurbet dediğimiz Kilis’ten uzak yerlerdeyiz. Ancak okulumuzda benden başka Kilisli arkadaşlar da var. Gurbette miyim, neredeyim şu anda farkına varamıyorum. Çünkü bu arkadaşlarla her gün beraberiz. Bu arkadaşlardan birisi, yıllarca Kent’te yazıları çıkan öğretmen Kemal Yalçınkaya. Bu arkadaşımız eğitimini bizim okuduğumuz okulda tamamlamak üzere bizden önce gelmiş, bir yıl beklemeli olduğu için Bursa’nın yeşil köylerinden Kite Köyü’nde yedek öğretmenlik yapıyordu. Bu köy Bursa’dan Balıkesir’e gidilen yol üzerinde, yakın 18 kilometrelik uzaklıkta ama Bursa’nın içinde sayarsınız kendinizi.

Bu hafta sonu, Kemal’in isteği üzerine, yine Kilisli Temel Şenol arkadaşımla Kite Köyü’ne gitmeye hazırlandık. Buraya her saat başı dolmuş çalışıyor. İkindi üzeri Köye vardık. Kamal bizi görünce okuldan çıkıp, yanımıza koştu, yabancı bir yerde buluşmanın sevinciyle bize buyur edip boynumuza sarıldı. Yanına gittiğimiz için mutluluğunu gizleyemedi. Okula yürüdük ağır ağır. Yağmur çiseliyordu, köyün ipincecik yolu çamur içindeydi. Bizi gören köylüler basıyorlardı hoşgeldini. Köye sanki köylülerden bambaşka insanlar gelmiş gibi, yol üzerindeki ev sahipleri pencerelere koşuyorlardı. Bazılarının sesleri de şöyle geliyordu kulağımıza: “Yere basmaya korkuyorlar.”

Çok doğru, yerler çamur olduğu için basacak taş arıyorduk adeta. Kemal, bu okulda lojmanda kalıyor. Okulun altı küçük bir köy kahvesi olarak kullanılıyor. Önce kahvede bir çay içelim önerisiyle kahveye giriyoruz. İyi ki girmişiz, Anadolu insanı konukları yabancı görmüyor, bağrına basıyor, her masadan bize gelen”hoş geldin” sesleri bizi mutlu ediyor. Kemal’in söylediğine göre köy kahvelerinin en iyisiymiş burası. Duvarlara raptedilmiş peyklerden birine oturduk. Bu peykler kahvenin duvarlarına yapışık olarak ve sedir biçiminde yapılmış, yine önlerinde ince uzun sıralar uzanıyor. Kahvenin ortasında bir büyük soba içi odunlarla dolu, cayır cayır yanıyor, üşümüyoruz. Ancak köyün orman bekçisi de bizimle aynı anda kahveye giriyor, sobaya yakın yerde, ortalıktaki bir gazoz kasasını altına çekerek, yanındaki finosuyla ısınmaya başlıyor. Fino üşümenin korkusuyla, sahibinin ayakları arasına girmeye çalışıyor, uysallığını belli ederek, hangi yönden ses gelse, başını o yöne çeviriyordu. Burada köyün aydınları diyeceğim, günün konularını hep birlikte samimice konuşarak müzakere ediyorlardı. Bazı köylüler de, abalarının içine büzüşmüşler, söylenenleri can kulağıyla dinliyorlardı. Kahveci Ali, bizim taraflarda askerlik yapmış, Antep tarafından olduğumuzu duyunca çaylarımızı getirip, yanımıza oturdu. Ali, bir şeyler anlatacaktı besbelli, fakat köyün gençleri radyonun sesini biraz fazla açmış, maç dinliyorlardı. Bu kez Ali’de başladı: “İşte şu Fenerbahçe’ydi, Galatasaray’dı demeye.”

Bardağımızdan çayların buğusu yükselirken acı-tatlı yaşamın kişilere kazandırdığı bazı olayları düşündüm. “Bir kız sevmiş köyde birisi” deyip söze başladılar köylüler. O zaman arkadaşımız Süleyman Çerçioğlu’nun Varlık’ta çıkan bir yazısı aklıma geldi ve Elif’i anımsadım.

Burada çaylarımızı bitirince Kemal’in odasına çıktık. Akşam ağır ağır çöküyor, karanlık basıyordu. Oysa biz yeni gelmiştik köye. Kemal lambayı yaktı, yemek telaşına düştü hemen. Benim gönlümden bir Kilis yemeği geçti ama burada nasıl yapılabilirdi. Yoğurtlu ya da ekşili köfte derken Kemal, “Ben size güzel bir çiğ köfte yapayım” deyince nasıl sevindiğimizi, nasıl mutlu olduğumuzu o anda bilemezsiniz. Devletimiz bizlere yatılı olduğumuz için üç öğün yemek veriyordu. Hatta evimizde göremediğimiz yemekler çıktığı günler oluyordu. Örneğin bazı Cuma günleri öğle yemeğinde balık çıkardı. Bizler Kilis’te balık mı var, belki senede bir gün gölde tutulmuş babamın alıp getirdiği balığı ancak görürdük. Burada Cuma günlerini iple çektiğim olurdu. Şimdi diyorum ki, Allah devletimizden, milletimizden razı olsun. Bizleri okuttular adam ettiler, bizlerde görev yaptığımız yıllarda buna layık olmaya çalıştık. O zamanlar çiğ köfte alışkanlığı buralarda henüz yaygın olmadığından evimizdeki annelerimizin ramazan sofralarındaki yaptığı çiğ köfteyi özlüyorduk.

Kemal işe koyuldu, “bulgur var, simit var, ne gerekse var” diye ilave etti. Okulun arka bahçesinden kendi eliyle ektiği, salatalıktan, soğan ve maydanozdan bir demet getirdi. Her şey hazırdı böylece. Daha yoğrulurken sabırsızlanıyorduk yemek için. Bu ara muhtar da geldi. Sofraya birlikte oturduk. Muhtar Kemal’i çok seviyordu, aydın kişiliğiyle köy gerçeklerinden anlayan biriydi. Kemal ne derse yapmış, hatta Atatürk’ün bir büstünü isteyince, hemen Bursa’ya inerek alıp gelivermiş. Okul bahçesindeki Atatürk büstü şimdi bize bakıyor. Çiğ köfte yoğrulurken, beraber okuduğumuz, beraber geldiğimiz Mehmet Şenol arkadaşımız cümbüşünü çıkardı başladık Kilis türküleri söylemeye. Yoğurt koydum dolaba, lambada şişesiz yanmaz mı, kundurama kum doldu, karanfil deste gider, derken hemen hemen sırayla türkülerimizle coştuk. Kilis’te Kemal’in “yemeklerin kasidesi”ni söylemesi meşhurdur. Hemen hemen o yıllarda herkes bilirdi. Burada ısrarla “biz de isteriz” deyince muhtar da üsteledi. Kemal bizleri kırar mı? Başladı söylemeye:

 

“Evvela başlayalım çorbadan,

Vacip oldu iptida limon sıkmadan

Çorba gibi yoktur teammü nefis,

Hem yemesi kolaydır, hem hazmi nefis.”

 

Kemal’in ağzından mısralar döküldükçe hem muhtar hoşlanıyor, hem de bütün sevincimizle çiğ köfte yemeğe devam ediyorduk. O akşamı nasıl geçirdiğimizi bilemedik. Sabahleyin köyün çobanı Canciğer Mehmet’in “Davarlar giyo ha!” sesiyle uyandık. Köyden ayrılmadan burayı gezmeden gitmeyelim, dedik. Fakat kar hala akşamdan beri lapa lapa yağıyordu. Önümüzdeki ince yol bembeyaz olmuş, sanki bir papatya tarlasını andırıyordu. Kemal’in okulunun arkasında bir çınar ağacı gördüm. “ Ne değin de kalınmış bunun bedeni” dedim. Kemal bu ağacın öyküsünü anlattı da anlattı. Bir zamanlar Battal Gazi’yi bu ağaca bağlamışlar, bin senelik bir geçmişi olduğu söyleniyormuş. Kemal daha neler anlatacaktı da, artık köyden ayrılma vaktimizin geldiğinden, burada gördüklerimle, yaşadıklarımla mutlu olarak oradakilerle kucaklaşıp, Bursa’ya okulumuza döndük.

Not: Şimdi o yıllarda birlikte okuduğumuz tüm arkadaşlar emekliliğini yaşıyor. Kemal Yalçınkaya ve Mehmet Şenol arkadaşımızın Gaziantep’e yerleştiğini duymuştum. Tüm değerli arkadaşlarıma İzmir’den selamlarımı iletiyor, sağlık dolu nice yıllar diliyorum. Kadir ve Adil Esenoğlu arkadaşımla aynı okulda beraberdik. Hatta Kilis’te Atatürk Ortaokulu’nda Adil Esenoğlu ile beraber çalıştığımız o günleri şimdi anarken bu iki kardeş arkadaşıma Allah’tan rahmet diliyorum.

 

Benzer Haberler

Mehmet Şenay TAŞKENT   Gerek ulusal ve gerekse yerel basında her zaman dile getirdiğim ve önemsediğim...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY, HATADIR.” Hemen hemen hepimizde...

Yorum 
0

60-70 Yıl Öncesi Çocukların Okulda ve Sokakta Oynadıkları Oyunlar   TOPAL KÖPEK OYUNU                                                                                  ...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

KENT’te Yazarlar Dayanışması

Mehmet Şenay TAŞKENT   Gerek ulusal ve gerekse yerel basında her zaman dile...

Her Şeyde Neden Acele Ediyoruz? “Ac...

Metin MERCİMEK “ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY, HATADIR.”...

TOPAL KÖPEK OYUNU

60-70 Yıl Öncesi Çocukların Okulda ve Sokakta Oynadıkları Oyunlar   TOPAL...

Kavgayı Bırakalım, Paylaşmayı Bilel...

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Ekmeğini...

Kilis Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ...

Hasan BİTKEN   Kilis Kültür ve Turizm Müdürlüğü, iki seneye yakın...

Kadirli Savrun

Mahmut İ. KANMAZ   Su, bir şehrin, bir kentin yaşam pınarıdır, kültür...

DÖN GEL

Yâr sana yazayım arzuhâlimi Aklımı başımdan almadan dön gel Hayatın çilesi...

SEVİNÇ DOĞAR (Şarkı)

Pencereme güneş doğmuş, Uyandım mahmur gözlerle Dost bilene, kapım açık,...

“Kilis’in sorunlarını biliyoruz”...

Vali Soytürk, gazetemize konuştu:   “Kilis’in sorunlarını biliyoruz”...

Kilis’te ilk defa çörek otu üretild...

Kilis’te Tıbbi Aromatik Bitki yetiştiriciliğini arttırma çalışmaları...

“Çocuk ve Eğitim: Atölye Çalışmalar...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde “Çocuk ve Eğitim: Atölye Çalışmaları”...

Öğrencilerden hayat kurtaran yenili...

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik...

Üniversitede sosyal duyarlılık proj...

Kilis 7 Aralık Üniversitesinde sosyal duyarlılık projeleri gerçekleştirildi....

Cumhuriyet Başsavcılığından eğitime destek

Cumhuriyet Başsavcılığından eğitime...

Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından “Hükümlülerin...

Başkan Yardımcısı Tohumcu’dan...

Kilis Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Tohumcu, belediye birimlerinde gece...

“Minik Yüreklerden, Büyük Hünerler”...

“Minik Yüreklerden, Büyük Hünerler” İlkadım Çocuk Gelişim Akademisi...

Kilis’te yaz Kur’an kur...

Kilis’te, Müftülük tarafından açılan yaz Kur’an kurslarına yoğun...

Kaybolan koyunları jandarma buldu [...

Kilis’in Elbeyli ilçesinde ahırdan kaçan 10 küçükbaş koyun jandarma...