Gökkubbenin Gözyaşları

15 Tem 2020 Çar 10:48
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

“Yağmur yağıyor, seller akıyor
Arap kızı camdan bakıyor…”

Çocukluğumuzun unutulmaz repliğidir bu tekerleme…Mutlak biliriz hepimiz.. ☺
Yağan yağmurla birlikte, şimşek ve gök gürültüleri de eşlik eder bazen, deli yağan yağmurlara. Göklerin gözyaşlarına…
Korkutur yüreklerimizi göklerin öfkesi…
Sokaklardan küçük dereler gibi sular akar boylu boyunca. Gölcükler oluşur yer yer… Şemsiyeli insanlar yürür kaldırımlarda.
Melankolizmi ve duygusal yönlerinin baskınlığı en önemli özellikleri olan benim gibi yengeçler için, yağmurların seyri doyumsuz bir zevktir, bir fincan sıcak çayın eşliğinde ve pencere önünde.
Düşlere dalınır, camdan kayan her yağmur damlasında, bir şeyler anımsanır geçmişe dair. Ya da geleceğe yönelik…

Zaman durur sanki yağmur hafifler ama hayaller bitmez bir türlü… Çaylar tazelenir ve kalındığı yerden sürer anılar ve düşlerin kervanı…
Pembe ya da yeşil panjurlu evler vardır sözgelimi.
Önünde bahçesi mutlaka olan…
Çiçekler açar morlu sarılı. Bülbüller öter kırmızı bir gülün dalında. Aşkını ilan eder sanki nazlı güle. Gül nazlanır önce, ama bülbül inatçıdır, istediği cevabı almadan terk etmez gülün dikenli dalını.
İşte aynen böyledir düşlenen hayallerin şekli şemali. Mutlak vuslat vardır sonunda. Hoş, mutlu sonla bitmedikten sonra, kurulan hayaller ne işe yarar ki!…

Siyah-beyaz eski Türk filmlerinin değişmez finali gibidir bu hayaller. Kilis Özyurt Sinemasında defalarca izlenen aşk filmlerinin benzer hayalleri şekillenir genç zihinlerde. Hülya Koçyiğit’le Ediz Hun’un “Hıçkırık”ı olur bazen. Ya da veremli Kartal Tibet’le, aynı Hülya’nın bir başka ağlatan hikâyesine dönüşür düşler. Genelde kavuşulur. Ama bazen de ölüm, ya da örf ve adetler, ayırır seven yürekleri…

Gelmez elden hiçbir şey. Kaderine ağlar insan ve katlanılır alın yazısına…
Salonun loş ışığında, gözyaşları akıtılır içten içe. Yaşanır bütün olaylar, yenilen karpuz çekirdeği eşliğinde… Tuzdan kavrulan dudaklar, içi buz tutmuş, kapağını “Şlapp!…” diye açınca, dumanı tüten gazozlar içilir şifa niyetine… Portalin olur adı bazen sarı renkli, bazen de yerli üretim, sade “Kilis Gazozu” olur… İçilir kana kana. Yanan yürekler serinler birazcık.

gökkuşağı

En kötüsü de nedir bilir misiniz? “Son” yazan finaldeki jenerik kelamı. Oysa hiç bitmesin istenir dalınan hayaller. İçine içine girilen yaşamlar, öyküler, sevgiler, belki de ayrılıklar… Ya da ölüme çeyrek kalmış hikâyeler…
Ama biter, bitmeli de… Yaşam bir döngü değil midir ki? Dışarı çıkılır, sanılır ki salon gibi karanlık ve loştur dışarısı. Heyhat, parlak bir aydınlık kucaklar sevdakâr bedeninizi… Tutulur evlerin yolu. Karşıda Emirgan çay bahçesinin her zamanki gölge ve asude hali çarpar gözünüze.

Yürünür caddede araçlardan çok insan kalabalığı içinde. Kadı camisinden sağa kıvrılıp, Murtaza’ya doğru ilerlenir. Nemika Caddesindeki eve gelinip, “hadi kuyudan su çek” komutu alınır neneden. Zira seki yıkanacaktır, minderler serilip akasya ağacının gölgesinde akşam sefaları edilecektir. Akşama gelecek misafir için, üzüm ya da kavun almaya gönderilir iş bitince… Kastelden soğuk su taşınır kadüs kadüs hamamdaki küplere, testilere…

Bal damlayan üzüm salkımları konur kese kâğıdına bakkal düyenlerinden. Hem de, üzerlerinde arıların hiç eksik olmadığı… Kavunun en olmuşu seçilir tezgâhtan…
Hoş, tatsız çıkanını da hiç görmedim ya!… İçi altın sarısı, bal tadında olurdu bu kavunlar o zamanlar… Yenmesine doyulamayan… Çok da ucuzlardı hani…

Yerli olurlardı hep, bağlarda üzüm tiyeklerinin arasında yatarlardı sıra sıra…
Ne hormonla yetişirdi, ne de tatsız tuzsuz olurdu bu mis gibi kavunlar.

Hayirler, (incir) baklavadan tatlıydılar.
Karpuzlar kütür kütür, kan kırmızı, acirler lezzetinden yenmez olurlardı… Karpuzların çekirdekleri atılmaz, bir süzeğin içinde yıkanır, kurumaya bırakılırdı güneşte… Hatta iri iri ve etli etli kavun çekirdekleri bile. Onlarda kavrulur çerez niyetine yenirdi. Tabi ne de olsa, karpuz çekirdeği kıvamında olmadıkları için, zor olurdu yenmesi azıcık. Ama takılmazdık böyle şeylere. Cepler doldurulur ve sinemaya öyle gidilirdi. Ancak aşırı tuzdan dudaklar şeb gibi kavrulur ve şişerdi. Ne gam… Üstüne iki tas buz gibi kastel suyu neyimize yetmezdi ki!… Yanan yürekler serinler ve gözler açılırdı ferfecir gibi.
İşte böyle yaşanırdı eski Kilis’in eski günleri.. Kaybettiklerimize rahmet olsun inşallah… Cennet bahçeleri olsun bütün geçmişlerimizin… 

Evet, yağmur, çamur, gökkuşağı derken nerelere geldik yine…

Oysa yağmurun yengeç gönlümde bana duyumsattıklarını ve hissiyatımı dile getirmeye çalışacaktım sözüm ona.
Kendi ruh dünyamdan yola çıkıp, bütün yengeçlerin ve duygusal her kardeşimizin gönüllerine ve yürek seslerine tercüman olmanın gayretinde olacaktım güya…
Ama olsun, bu da bir fragman tadında olsun diyelim, film arasında seyredilen…

Şimdi izninizle dönelim yine asıl mevzumuza… Yani yağmur ve bazen hava şartlarına göre oluşan ebemkuşağına…

Her yağmur sonunda, güneşle bulutun yer kapmaca savaşının sevincidir belki de çocuk yüreğimizde duyduğumuz bu heyecanın tam karşılığı…
Adına gökkuşağı demişiz. Ya da ebemkuşağı.. Bir renk cümbüşüdür o…
Beyaz rengin ayrımlaşmasıyla ortaya çıkan yedi rengin, ahenkle semayı ikiye ayırmasıdır aynı zamanda gökkuşağı…
Bazen dilekler bile tutulur onu görünce. Baharın ve güneşli havaların pek te uzakta olmadıklarının da habercisidir onlar…
İnsanı garip bir mutluluk ve sevince boğar, her görüldüğünde… Bir süre şerit gibi kalır göklerde bütün renkler yan yana.

Türkülere bile konu olur yeri geldiğinde… Sözgelimi Hisarlı Ahmet kaynaklı bir Kütahya türküsüne anlam ve ruh katar, yağmur ve çağrıştırdığı duygu seli.

 

Yağmur yağar her dereler sel alır
Gurbete gidenin yârin el alır
El almazsa yanar yanar kül olur
Aman da Allah al başımdan sevdayı
Genç yaşımda zından ettin dünyayı…

 

Böyle dile gelir duygular…
Yağmur, sevda dolu gönüllere ilham sunar hoyratça. Dedik ve anlattık biraz önce. Melankolizmin doruklarında gezilir hiç durmaksızın. Yağmurla coşar seven yürekler ve yine bir duygu seli olurda, şarkı sözlerine bile malzeme olurlar. Hem de bir zamanların dillerden düşmeyen ve çok sevilen bir şarkısı gibi üstelik. Söz ve müzik, Vedat Yıldırımbora’ya ait…

 

Yağmurun sesine bak
Aşka davet ediyor
Cama vuran her damla
Beni harap ediyor.
Bu yağmur seni benden
Alıp götüren yağmur
Aşkımızı sel gibi
Silip süpüren yağmur.
Her damlada kahrettim
Hayatımı mahvettim
O kadar üzgünüm ki
Seni nasıl kaybettim.
Ne zaman kapım çalsa
Sen geldin sanıyorum
Korkarım ki aşkımı
Boş yere arıyorum.
Yine yağmur yağaca
Beni benden alacak
En acı ızdırabın
Deryasına salacak…

 

Aynen böyle olur her yağmurla birlikte yaşanan sevdalar ve sonrasında kurulan tatlı hayaller…

İçinde bulunduğumuz pandemi olayı başlamazdan önce fotoğrafladığım, Kadirli deki Savrun Çayı7nın, bir yağmur sonrası halleri de mevzuya iyi bir örnektir aslında.
Suyunun bulanıklığı ve azgınlığı yanında, sonrasında bulut- güneş ikileminden kaynaklanan gökkuşağının doyumsuz görüntüsü, gönlüme amatör ilhamların gelmesine zemin hazırladı sanki. Yani şiir yazasım geldi dermişim.

Hemen belirteyim ki, ben öyle çok şiir yazan biri değilimdir. Şairlik payesi, bana o denli uzak ki, ancak bu kadar olur… Bunu da olsa olsa, amatör bir çalışma olarak kabul buyurmanızı istirham ederim. Belki de bir ilk ve de son olabilir bu cüretim. Ben bildiğim konuya önem vermeye çalışırım… Yani yazmaya çizmeye… Lütfen haddimi mazur görün diyerek, bugünkü yazımı da bu duygusal halimle noktalamak isterim…
Savrun’un nazlı nazlı değil de kabarıp akmasıdır belki de bu cesaretimin nedeni.

 

Gökkubbenin gözyaşıdır
Toprağa düşen damlalar
Ne duygular vardır içlerinde
Rahmet bildiğimiz yağmurlar…
Bir bulanık su olur bazen coşarlar
Yağmurlarla sığmaz olur bendlerine
Ardından bir umut tayfına döner
Gök ya da ebemkuşağı çizgiler… (M.İ.K.)

 

Bir başka konu veya konularda yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden yaşama sevinci ve isteği, bedeninizden sağlık ve afiyet, yüreğinizden sevgi ve merhamet hiç eksik olmasın.

Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım…
Allaha emanet olun.

Benzer Haberler

FIRLA Elektrik fiyatları otomatik olarak artacakmış. Otomatik zamlara alışalım!… *** PAHA...

Yorum 
0

Sabahattin YARAR   Yaşantım boyunca belki de ilk kez bir yazı başlığım hakaret içeriyor....

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “KERİMOĞLU EFE, MENTEŞE BEYLİĞİ’NİN ÖNDE GELEN AİLELERİNDEN...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

FIRLA Elektrik fiyatları otomatik olarak artacakmış. Otomatik zamlara alışalım!…...

Hayvanlar Hep Ahırda Tepişmezler!

Sabahattin YARAR   Yaşantım boyunca belki de ilk kez bir yazı başlığım...

Kerimoğlu Efe’nin Öyküsü

Metin MERCİMEK “KERİMOĞLU EFE, MENTEŞE BEYLİĞİ’NİN ÖNDE GELEN...

Akıllı İnsan…

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, Allah’ın insana bahşettiği müthiş...

Bumerang Serisi-13

Hasret & Vuslat ya da Özlem-Kavuşma   Mahmut İhsan KANMAZ   “Ertesi...

İslam’a Ters Akımların Ortaya Çıkış...

Uğur KEPEKÇİ   Hz. Osman’ın şehadetinden sonra İmam Ali (a.s.)’a...

SANDIN

Gelince gitmiyor yaşam çilesi, Hülyalara dalıp, nelere yandın? Kirpiğinden...

BEKLEYECEĞİM

Başımda eserken sevdanın yeli Süzülür gözlerden bir hüzün seli Aşkınla...

‘Yılın Ahisi’ seçilen işyeri sahipl...

Kilis Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (KESOB) ile Ticaret İl Müdürlüğü...

“Yanıtını merak ettiğim 10 so...

Gazetemiz yazarlarından Mehmet Şenay Taşkent yaptığı açıklama ile Kilis’le...

328 kişi için kura çekilişi yapıldı...

Kilis Milli Eğitim Müdürlüğüne alınacak 250 temizlik işçisi ve 78 özel...

Kilis’e 37 doktor atandı

Kilis Devlet Hastanesine 1 nöroloji doktoru, 2 dâhiliye doktoru diğerleri ise...

Askeri araç devrildi: 16 yaralı

Kilis’te sınırdan kaçak olarak geçerken, yakalanan Suriyelilerin taşındığı...

Covid-19 denetimleri devam ediyor

Kilis Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Covid-19 ile mücadele kapsamında...

84 Suriyeli göçmen yakalandı [ASAYİ...

Kilis’te, Suriye’den Türkiye’ye yasadışı yollarla gelen...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

TEHLİKE 28 kurşun yiyen 55 yaşındaki adam ölmemiş. Allah uzun ömürler...

İstanbul’da Uluslararası Anıt Bir V...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Öyle kişiler vardır ki, herkesin hayatında...

Sanat Güneşimiz Zeki Müren ve Sanat...

Metin MERCİMEK   “GÖZLERİNİN İÇİNE BAŞKA HAYAL GİRMESİN BANA...