Gülmek Serbest

13 Eki 2019 Paz 14:20
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mahmut İ. KANMAZ

 

“Rahatlık bir yerlerimize battı herhalde… Dırdıra, vırvıra hoş geldin diyorum…” (Bir gelin arabası yazısı, zavallı damada ait)

Selam, sevgi ve saygılarımı arz ederek, bir yazıma daha başladım sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım…
Bugün, ciddi konulara biraz ara vermeye var mısınız? Gelin o zaman bir halk ozanımızın da buyurduğu gibi, “Gah çıkalım gökyüzüne, seyredelim âlemi” ya da “Gah inelim yeryüzüne, seyretsin âlem bizi” diyelim ve vira bismillah başlayalım söze…

Ama birdenbire konuya balıklama dalmadan önce, gelin alıştırma babında, biraz gerçek, biraz ironik bir sözle mevzuya giriş yapalım. T. S. Eliot buyurmuş, “Eğer bir hayvanı severseniz, o hayvanda hayatı boyunca sizi sever… Yok eğer bir insanı severseniz, inanın ne yapacağını ben de bilmiyorum….”
Çok doğru olduğunu düşünüyorum…

“Aklıma geliyorsun tamam. Rüyama da geliyorsun, ona da eyvallah. Peki o zaman, yanıma neden gelmiyorsun?” diye hayıflanan bir sevdalı gencimizin halleri ilk gülünç kelamımız olsun…

Yaşamın ağır yükleri, sevdalık halleri ve günlük hayatın getirdiği stresli durum, insanımızı yaşama bazen, gülünesi bir çerçeveden bakmaya zorlar… Sorunları aşmanın, sıkıntıyı azaltmanın bir yolu gibi görür gülmeceyi, ince ve kıvrak zekâsının bir aracı gibi, kullanır onu… Ortaya da, az önceki örneklerde olduğu üzere, trajikomik bir durum çıkar.
Tıpkı bir dertli kardeşimizin hali gibi yani anlayacağınız: “Bu dünyada öyle insanlar vardır ki, eskiciye versen, iki mandal bile vermezler.”

Aslında gülüyoruz falan ama hepsinde de bir yaşanmışlık ve deneyim sahibi olma durumları mevcuttur. Onu da insanlarımız, biraz da mizahi bir gözlükle görmeye çalışmıştır. Yani, olayın farkındadır ama ya umursamaz görünür ya da, mış gibi yapar ki, deşarj olabilsin…
Alın size bir örnek; “Her şey zamanla geçer diyenin ağzına, ıslak odunla vurasım ve ne yapıyorsun diye sorarsa da, üzülme, zamanla bu da geçer diyesim var” demiş bir kardeşimiz…

Birileri de şöyle buyurmuş: “Üç günlük dünya deyip duruyorlar hep.
İyi de, biz her hafta altı gün, neden işe gidiyoruz ki o zaman?” Doğru mu doğru…
Bir çalışanımız daha farklı bir durumla yüzleşir, işyeri sahibiyle konuşurken, “Patronuma, yeni arabanız çok güzel hayırlı olsun diyecek oldum. Bana ne dedi biliyor musunuz, “Teşekkür ederim… Eğer kendine yeni hedefler koyup, daha çok çalışarak, işini düzgün yaparsan, öbür sene çok daha iyisini alabilirim.”
Tipik, işveren yaklaşımı…

Böylesi kelamların büyük bir çoğunluğu, sevda veya karı-koca hallerine ilişkindir sevgili arkadaşlarım.
Ya evlilik yolundaki engeller veya sonrasında başa gelenler, mizahi bir dille anlatılır çoğu kez.
İşte böyle bir kardeşimiz, kadınları anlayamamış olmaktan muzdariptir. Dertlidir ama bir yandan da insanlara akıl vermekten de asla geri kalmaz.
“Kadınları anlamak istiyorsanız, en az bir saat açık havada öylece durun…
Ne alaka diyorsanız, zaten hiçbir zaman da anlayamayacaksınız ki…
Ama en azından beyninize belki birazcık oksijen gider bu sayede…”

Bir başkası da, kafayı aşk evliliği mi, yoksa mantık evliliği mi olsuna takar
durup dururken ve şöyle deyiverir hemencecik…
“Aşk evliliği iyidir. Hem mantık evliliği yapınca da n’olacak ki?… Oturup karınla gün boyu satranç mı oynayacaksın?

Doğru düşünüyor olabilir. Bu onun fikri… Ama bir yandan da düşüncesini daha ileri taşımak ister sanki: “Eğer dedikleri gibi aşk uzun ömürlü olsaydı, midemizde bir tek gün yaşayan kelebekler değil de, ikiyüz yıl yaşayan kargalar uçuşurdu…” Bence bu da doğru…
Son zamanlarda sosyal medya diye bir olgu girdi yaşamımızın tam da ortalık yerine… Her şey sanal, her şey sis bulutları arkasında… Hepsi için olmasa da, çoğumuz birbirini bilmeyi ve tanımayı bırakın da yüzlerimizi dahi görmemişiz. Üçüncü bir şahıstan bahsediyor gibiyim ama gelin görün ki, hemen hemen herkesin hal-i pür melali, üç aşağı beş yukarı böyle…

Uzaktan uzağa tanımak çok zor insanları… Daha doğrusu, gerçekten de öyle birileri var mıdır, yok mudur, inanın o bile belli değil. O derece yani…
Bakın bir kardeşimiz, tam da bu mevzu için neler demiş, bir göz atalım dilerseniz… “Facebook’ta yazdıklarımla benim ruh halimi anlamaya çalışmayın…
Belki buraya, “Ölüyorum, bitiyorum yazıp, sonra evde lahmacun eşliğinde halay çekmişliğim bile vardır benim, nerden bileceksiniz?”

Facebook, Instagram neyse de insanı çok üzen ve kıran bir hal vardır ki, o da laf taşımaktır. Bir karakter zaafiyetidir bu huyların tam tercümesi anlayacağınız…
Biri o kadar kızmış ve öfkelenmiş ki bu durumlara, artık dayanamayıp şöyle deyivermiş birden: “Bir o yana, bir bu yana laf taşıyanları, aynı şekilde bir o yandan, bir bu yana duvarlara çarpasım var.” Kötü bir alışkanlıktır laf getirip götürme hastalığı… Belki ona sebep demiştir birileri de şu kelamı: “Laf yetiştirmekten, kendini yetiştirmeyi unutmuş insanlara tahammül edemiyorum…” Çok haklı tabi ki…
Yine aynı öfkeli insan yeri gelir şöyle diyesi olur günün birinde: “Bazen öylesine çok sinirleniyorum ki birilerine, neredeyse kişinin elinden tutup, anasına babasına götürmek istiyorum ve demek istiyorum ki onlara, ‘Amcacığım ve güzel Teyzeciğim, bu gerçekten olmamış. Lütfen bunu yeniden yapın’…”

Hani, ölmeden önce söylenen son kelamlar diye bir metafor vardır, bilir ve duyarsınız değerli dostlarım.
İşte bunlara birkaç örnek verelim şimdi:

- Lan oğlum, Rus ruleti öyle mi oynanır sanki?… Şunu bana bir ver de sana göstereyim nasıl oynanacağını. İyi bak…
- Sevgilim, abin bizi böyle görse, ne yapardı acaba?…
- Korkma, bu tünelden uzun yıllardır hiç tren geçmez…
- Gel geeel, hafif sağ yap, gel geel… Küt!
- Abi çok seri araba bu ya!… Gaz pedalı çok hafif, insanın bastıkça basası geliyor…
(Kısa bir süre sonra)
İki samimi arkadaş, günümüzün tabiriyle, iki kanka bir pazar günü telefonla konuşmakta…
- Oğlum çarşamba günü bize gelsene.
- Tamam kanka gelirim…
- Ama ekmek yok…
- Oğlum çarşambaya kadar eve ekmek almayı düşünmüyor musunuz? Daha üç gün var çarşambaya…
- Öyle değil be oğlum… Ben yiyecek ekmekten değil, beni ekmekten, yani atlatmaktan bahsediyorum…
- Ha şimdi anladım. Öyle desene…

Çaresizlik kötü şeydir. Bazen insan şaşırıp kalabilir. Doluya koyar taşar, boşa koyar dolmaz bir haldir anlayacağınız.
Bu duruma uygun kelamda şöyledir tahminimce: “Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Zira sen bir ağaç değilsin ki…”
Bir kadını en çabuk ağlatan şey nedir diye sorsam, nasıl bir yanıtı vardır bunun sizce? Sanırım şöyle diyenleriniz olacaktır: “Bir kadını durup dururken ağlatan yegâne tek şey soğandır, sonra kaldırıp kendini kızgın yağa cup diye atan da yine aynı soğandır.” Güzel değil mi?
“Son gülen hep sen oluyorsun” demiş bir kardeşimiz ve sonunda eklemiş: “Çünkü her şeyi çok geç anlıyorsun…”
Bir başkası da şöyle buyurmuş: “Kafamın içi Çin pazarı gibi sanki… Her şey bir milyon…”

Bu kadar ironik ve de komik kelamın ardından, yazımızı gerçek, ciddi ve bir o kadar da ayakları yere basan, dramatik ve şiirsel bir sözle bitirelim istiyorum…
“Bil ki bir mezar taşıdır, insandan yarına kalan…
Unutma!… Onu da başkası yaptırır, gerisi yalan…” Çok anlamlı ve de doğru bir çıkarım…

Evet, yaşamın gülünesi hallerini konu edindiğimiz bugünkü yazım burada sona eriyor. Bir başka konu veya konularda yeniden birlikte oluncaya kadar, her şey tam da istediğiniz gibi olsun. Yüzünüz hep gülsün… Yaşamınız bir fıkra tadında neşeli ve umutlu olsun.
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım ve değerli dostlarım.

 

Benzer Haberler

OYSA Bozuk tavuktan 30 kişi zehirlenmiş. Bozuk ekonomiden ölenlerin hesabını tutmaya kalksak...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, bugün 10 Kasım. Türklüğümüzün kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “Hatasız dost arayan dostsuz kalır.” (Büyük Düşünür Hazreti Mevlana)...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

OYSA Bozuk tavuktan 30 kişi zehirlenmiş. Bozuk ekonomiden ölenlerin hesabını...

Atatürk’ü Arıyoruz, Anıyoruz!

M. Yahya EFE   Sevgili okurlarım, bugün 10 Kasım. Türklüğümüzün kurtarıcısı,...

‘İyi Gün Dostu’ ve R...

Metin MERCİMEK “Hatasız dost arayan dostsuz kalır.” (Büyük Düşünür...

TRT Ustalara Saygı Gecesi… Ödül-Vef...

Mahmut İhsan KANMAZ Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak bir yazıma daha başlamak...

TAKVİMLERDEN SİLİN ON KASIMLARI

Takvimlerden silin on kasımları Bu günü yaşamak istemiyorum Açmasın krizantemler...

Kilis’te 60 bin fidan dikildi

Zeytin Dalı Harekâtı’nın üs bölgelerinden olan Gülbaba köyünün...

Atatürk Kilis’te törenlerle anıldı...

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının...

Atatürk için mevlidi şerif okutuldu...

Kilis Gelişim ve Kalkınma Topluluğu tarafından Mustafa Kemal Atatürk ve Şehitleri...

Kaybolan çocuğu bulan jandarma aile...

Kilis’in Musabeyli ilçesinde ailesi zeytin hasadı yaparken, aniden ortadan...

Ankara Kilis Kültür Derneği’nin gen...

Ankara Kilis Kültür Derneği’nin olağan genel kurulu dernek genel merkezinde...

İşadamı Hafız Sinanoğlu’ndan Mehmet...

Kilisli hayırsever işadamı Hafız Abdurrahman Sinanoğlu, Barış Pınarı...

Kilis’te fakir öğrencilere kı...

Kilis Kızılay Kan Merkezi ve 112 Çağrı Merkezi işbirliğiyle fakir öğrencilere...

Kilis’teki Filistinliler efsanevi l...

Filistin eski Devlet Başkanı ve Filistin Kurtuluşu Örgütü (FKÖ) ile El...

Çadır kentlere meyve dağıtıldı...

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, Suriye’nin kuzeyindeki...

GEÇMİŞ ZAMAN ZENE’ATLARI

Kilis Şirinlemeleri…   GEÇMİŞ ZAMAN ZENE’ATLARI   Cülhe...

Kilis Belediyespor ilk puanını aldı...

Türkiye Bölgesel Amatör Lig 2. Grup’ta mücadele eden Kilis Belediyespor,...

Fatih Kur’an Kursu’na bina bağışı...

Kilisli hayırsever işadamlarından M. Yüksel Dülger, Fatih Kur’an Kursu’na...

Polateli’nde Atatürk’ü Anma t...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 81. yıldönümü nedeniyle,...