Güvercin Köprüsü

21 Ara 2020 Pts 9:07
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Hayattan Kesitler-XI

 

Güvercin Köprüsü

 

Memik KÖMEKÇİ

 

1979’da istifa ettiğim için,1982 yılında yeniden göreve başlamış, yirmi beş yaşlarında İslâhiye/Akınyolu Köyü’nde çiçeği burnunda yeni bir öğretmendim. Aradan birkaç ay geçmiş, ben köylülere, köylüler de bana alışmaya başlamışlardı. Her akşam muhtar Şeyho Amca beni çağırır, gitmediğim zaman bana kızardı.

- Her gün beni yorma, yemek saatinden önce çık gel. Yalnız başına evde ne yapacaksın, derdi.

Bir akşam, Kurtuluş Savaşı yıllarında Fransızların buraları nasıl işgal ettiklerini ve nasıl korkup kaçtıklarını anlatmıştı. Şeyho Amca, doksan yaşlarında ama hâlâ hafızası yerinde ve dinç bir adamdı. Anlatırken, kendini kaptırır olayları yeniden yaşarcasına anlatırdı. İşte yine öyle bir gündü.

Muhtar;

- Kitap okumaya başlamadan önce sizlere bir olayı anlatacağım. Beni iyi dinleyin.

Osmanlı zayıflamış, düşman bu güzel yurdu işgal etmişti. Ben henüz çocuktum. Eli silah tutan herkes düşmana karşı savaşmak üzere cepheye gitmiş, köyde yaşlılar, kadınlar, hasta ve çocuklar kalmıştı. İşte böyle bir günde bir haber geldi ki, düşman birlikleri İslâhiye tarafından Karasu yakınlarında Güvercin Köprüsü’ne doğru yaklaşmışlardı. Durum o ki köprüyü geçerlerse bizim köye girebilirlerdi.

Haberi duyan köydeki yaşlılar, biz çocukları toplayarak, düşmanın köprüyü geçmesine engel olmak için, “Derhal harekete geçmeliyiz!” dediler.

Biz on-on beş çocuktuk ve başımızda elinde dolma tüfek bulunan yaşlı bir köylü vardı. Köprü bize yakındı. Her birimiz elimize bir gaz tenekesi (O yıllarda köyde elektrik olmadığı için gaz lambasında kullanılmak üzere, herkesin evinde gaz ve teneke bulunuyordu.) ve birer sopa aldık. Düşmandan önce Güvercin Köprüsü’nün önündeki kayalıklara gelerek aralıklarla saklandık. Liderimiz köylü, ben tüfeği sıkınca sizler de tenekelere var gücünüzle vurun dedi. Hep birlikte düşmanın gelmesini bekledik. Kısa bir süre sonra düşman gözüktü. Dörderli sıra halinde, silahlar omuzda asılı,

güneş vurdukça namlu ve ucundaki süngüler parlıyor, keçi sürüsü gibi bize doğru yaklaşıyorlardı.

Güvercin Köprüsü, taştan yapılmış dar bir köprüydü. Düşman birliğinin en önündeki manga köprüye girmiş, aramızda yirmi-otuz metre bir mesafe kalmıştı. Onlar köprüyü geçmeye başlarken bizim yaşlı köylü, dolma tüfeğini ateşledi, bizler de belli bir alana yayıldığımız halde tenekelere vurmaya başladık. Düşman öyle korktu ki birbirlerini tepelercesine ardına bakmadan kaçtılar. Bizler bir süre mevzide kalarak onların kaçışını neşeyle izledik. Daha sonra mevzilerden çıkarak yaşlı büyüğümüz köylünün talimatıyla köye döndük. Çocuk yaşta bir düşman birliğini geri püskürtmenin verdiği gurur ve güveni sonuna kadar yaşadım. Bu yaşadığım olayı ileride sizler de çocuklarınıza anlatın. Atalarımız bu toprakları kolay kazanmamışlar desinler ve sahip çıksınlar. Bu olay beni çok etkilemiş ve Güvercin Köprüsü’nü şimdiden merak etmeye başlamıştım.

Bir gün dersten sonra muhtarın yakın akrabası olan Yakup Durukan yanıma geldi. Okulun önünde dolaşıp biraz sohbet ettikten sonra;

- Hocam akşama yemeğe bize buyurun, kısmette ne varsa birlikte yeriz.

- Teşekkür ederim Yakup Bey, size yük olmayayım. Ben eve gider bir şeyler hazırlar yerim.

- Olmaz! Biz varken sana evde yemek yapmak düşer mi? Ben şimdi gidiyorum, sana çocuğu göndereceğim, beraber gelirsiniz.

- Peki, önce bir eve gidip üzerimi değişeyim, çocuk geldiğinde kapıyı çalsın.

- Tamam, görüşmek dileğiyle, hoşça kal!

- Oldu Yakup Bey görüşürüz.

Akşam olmuş, Yakup Beylerde yemeğimizi yedikten sora, Yakup,

- Hocam nasıl olsa yarın hafta sonu. Seninle birlikte Ağalar Obası Köyü’ne gidelim. Güvercin Köprüsü’nden gidersek çok yakın, orada bizim akrabalarımız var. Muhtarın da akrabaları, aynı zamanda yeğeni İbo’ya misafir oluruz. Hani muhtarlara geldiğinde tanışmıştınız, işte o. Zaten köyleri de çok yakın geze geze gideriz. (Güvercin Köprüsü adını duyunca heyecanlanmıştım.)

- Aynı gün geri dönebilecek miyiz? Dönebileceksek olabilir.

- Dönebiliriz ama İbo’ya karşı ayıp olur! Onun için bir gece kalırsak daha iyi olur.

- Hayır, bu kış günü adamlara yük olmayalım. Zaten hava da belli olmuyor. Bakarsın yağış olur.

- Olur mu hocam, gideceğimiz ev de bizim sayılır. Bizi görünce çok sevinirler. Ben seni yarın gelir alırım. Senin bizlere alışman lazım…

- Peki, ama müsaade isteyip geri dönelim. Müsaade istersek ayıp olmaz.

- Peki, madem çok ısrar ediyorsun, biz de kalmayız, aynı gün geri döneriz. Dedikten sonra ben izin isteyip eve geldim.

En çok merak ettiğim, Güvercin Köprüsüydü. Ağalar Obası’na gitmeyi de sırf onun için kabul etmiştim. Heyecanımdan sabahı zor etmiştim.

Sabah saat dokuz gibi birlikte yola çıktık. Yol, Yakup’un dediği kadar yakın görünmüyordu. Epey yorucu ve çamurlu bir yoldu. Zaman zaman kayalıkları takip edip sert zeminde yürümeye çalışıyorduk. Çamurlu yolları geride bırakarak Karasu’ya yetiştik. Az ileride suyun üzerinde yay gibi kıvrılıp uzanan Güvercin Köprüsü bütün ihtişamıyla duruyordu.

- İşte muhtarın anlattığı köprü burası hocam…

- Evet, fark ettim Yakup Bey. Biz oradan mı geçeceğiz?

- Hayır hocam oradan geçmeyelim. Taşlar yosunlanmış ve kayganlaşmış. Şu yukarıdaki beton kanaldan geçelim. En azında kenar korkulukları var. Tutunarak daha rahat geçeriz.

- Doğru söylüyorsun ama şu köprüyü biraz seyretmek istiyorum.

- Nesini seyrediyorsun? Basit bir taş köprü!

- Lütfen, bu köprü tarihi bir köprü, ben onu muhtarın anlattığı bir belgesel olarak görüyorum.

- Doya doya incelediysen yolumuza devam edelim hocam. Hava karardı, yağmur geliyor.

- O zaman hızlanalım.(Seyrine doyamadan ayrılmak zorunda kaldım.)

Hızlı adımlarla yürümeye devam ettik. Tahtaköprü Barajı kıyısına yakın bir yerde Ağalar Obası görünmüştü.

- İşte köy hocam, geldik sayılır. Merak etme köyün çeşmesinde ayaklarımızı yıkarız.

- İnşallah çeşme de müsait olur Yakup, yoksa köyün kızlarına rezil oluruz.

- İlahi hocam kızlar da bizim kızlarımız, köy de bizim köyümüz. Ben sana çekinme diyorum.

Neyse ki çeşmeye geldiğimizde, hava yağmurlu olduğu için kimseler yoktu. Ayaklarımızı, üstümüzün çamurlarını iyice yıkadık. Ev yakındaydı, gelip kapıyı çaldık. Bize kapıyı yaşlı bir anne açmıştı. Bu anne ince, uzun boylu biriydi. İbrahim Can’ın annesi olmalıydı.

-Aman yavrularım benim, ıslanmış, üşümüşsünüz. İbo bak kimler geldi. Çabuk sobaya odun at. Misafirler üşümüşler.

- Vay benim can arkadaşlarım, ne iyi ettiniz de geldiniz. Hele hocam sizin de birlikte gelmeniz beni çok mutlu etti. (İbrahim Can beni muhtarın evinden tanıyordu.) Eeh nasılsınız? Şeyho dayım (muhtar) nasıl? İyi mi?

- Teşekkür ederiz, iyiyiz. Şeyho dayın da iyi.

- Ben size hemen bir sıcak çay yapayım. Siz de o zamana kadar sobaya yakın olun da üstünüz kurusun.

İbrahim Can, o yıllarda annesiyle yalnız kalıyordu. Babası rahmetli olmuş, kendisi de henüz bekâr iri kıyım, geniş omuzlu babayiğit bir gençti. Annesi ve herkes ona İbo diye hitap ediyordu.

İbo çayımızı pişirip getirmiş, çaylarımızı yudumlarken sohbet de koyulaşmıştı. Annesi Fatma Teyze İbo’yu bir ara dışarıya çağırdı. Akşam yemeği için bir tavuk kesmişlerdi. Şimdi düşünüyorum da o yaşlı gördüğüm Fatma Teyze kısa sürede yemeği ve pilavı pişirip, üzerine tavuk etini döşemişti bile. Yemek hazır olunca hep birlikte sofraya oturup, sohbet ede ede iştahla yemeğimizi yedik. Akşam sohbetimiz devam etti ve biraz geç yattık. Sabah uyandığımızda saat sekiz sıralarıydı. Fatma Teyze inekleri olduğu için erken kalkmış, hayvanların bakımını yaparak kahvaltıya taze süt hazırlamıştı. Tabi kahvaltı sadece bundan ibaret değildi. Süt, yoğurt, çökelek ve peynir gibi ürünler soframızı süslüyordu. Yine hep birlikte kahvaltımızı yaptık, üzerine de birer keyif çayı içtikten sonra, yolcu yolunda gerekir deyip müsaade istedik.

İbo bizi köyün çıkışına kadar yolcu ettikten sonra vedalaşıp ayrıldık. Bugün hava biraz daha iyiydi. Parçalı bulutlu bir hava vardı. Güneş bir açıyor, bir bulutların gölgesi düşüyordu. Geldiğimiz yoldan yürüyerek Güvercin Köprüsü’nün olduğu yere gelmiştik.

- Yakup Bey, bu defa köprüden geçmek istiyorum.

- Sen bilirsin ama dikkatli geçmen lazım.

-Tamam sen merak etme, ben geçerim. (suya düşme pahasına da olsa köprüden geçmeyi göze almıştım.)

Köprüye yaklaşıp önce tırmanır gibi birkaç adım çıktıktan sonra eğimi düzleşmiş, tepeye çıkmam kolay olmuştu. Hava da güzel olduğu için yosunlanmış taşlar da sanki biraz kurumuş gibiydi. İşte şimdi köprünün üzerindeydim. Bir süre durup suyun akışını izledim. Sanki düşmanı beklermiş gibi bir duyguya kapılarak, kendi hayalimde, gelen Fransızları köprüden aşağı yuvarlıyormuş gibi bir hisse kapıldım. Taa Fransa’dan buraya ne işleri vardı sanki! Yuvarlardım tabi! Bir süre daha keyfini çıkardıktan sonra yürüyüp karşı tarafa geçtim. Yakup gülüyordu.

- Öğretmenim düşman geçemez denilen köprüyü, geçeceğim dedin ve geçtin. Tebrik ediyorum.

- Yakup Bey, bu köprü benim hayatımın en önemli köprülerinden biri oldu. Sayende gördüğüm için teşekkür ediyorum.

- Sizinle yolculuk etmek de benim için bir onurdu öğretmenim. Ben teşekkür ediyorum.

Güvercin Köprüsü

 

Biraz da çocukların teneke çaldığı kayalıkları seyrettikten sonra, Karasu ve Güvercin Köprüsü’nden ayrıldık.

Bu güzel sohbetler uzayıp giderken, ikindiye doğru bizim köye, yani Selverköy’e, şimdiki yeni adıyla Şahmeran Köyü’ne gelmiştik. Oldukça yorulmuş, kendimizi eve zor atmıştık. Bir sucuklu yumurta yapıp yedikten sonra, sobayı yakıp uzandım. Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Elimi yüzümü yıkadım, üzerimi giyip, kahvaltıyı muhtarla birlikte yapmak üzere evden çıktım. Benim de muhtara anlatacak, gördüğüm çok şeyim vardı!

 

Benzer Haberler

Metin MERCİMEK HAMAM İÇİN EVDE OLUR BÜYÜK TELAŞ LEĞEN, KİL, SABUN, LİF KONUR YAVAŞ YAVAŞ...

Yorum 
0

M. Yahya EFE   Sevgili Okurlarım, hayatta her zaman yanınızda olmasını istediğiniz insanlar...

Yorum 
0

Mehmet Nuri YARDIM – Yazar ve Gazeteci Mehmet Cemal Çiftçigüzeli 1984 yılında kurulan Mehmet...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

Kilis’te Hamam Kültürü

Metin MERCİMEK HAMAM İÇİN EVDE OLUR BÜYÜK TELAŞ LEĞEN, KİL, SABUN, LİF...

Mehmet Ali Demir-1

M. Yahya EFE   Sevgili Okurlarım, hayatta her zaman yanınızda olmasını...

RÖPORTAJ: Safahat Şairi Mehmet Akif...

Mehmet Nuri YARDIM – Yazar ve Gazeteci Mehmet Cemal Çiftçigüzeli 1984 yılında...

Emisyon ve Senyoraj Gerçeği

Alaiddin ÖZKAR   Türkiye’nin hangi iline, hatta en ücra köşesinde...

Bugün Dünya Kadınlar Günü

Harika ÖREN   Bu özel günde ve devamında kutlamanın yanı sıra önemli...

Hz. Fâtımâ’nın Büyük Şefaati...

Uğur KEPEKÇİ   Bizden önceki büyüklerimiz, kalbimize öyle bir Ehli...

DİZELERİNİZ…

SEVDASIN GÖNÜLLERDE   Bir nefes gibisin sevdalarımda Kayıp olur sensizlik...

“Ey kahraman Türk kadını, sen omuzl...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir mesaj yayınlayan Kilis Valisi Recep...

CHP Kadınlar Günü nedeniyle çiçek d...

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kilis İl Başkanı M. Akif Perker ve Kilis İl...

Jandarma KADES uygulaması hakkında ...

Kilis’te İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 8 Mart Dünya Kadınlar Günü...

“Cennet, annelerin ayakları altında...

Kilis İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Emin Akkurt, 8 Mart Dünya Kadınlar...

Kooperatif üyesi kadınlardan pastal...

Kilis İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Nuri Kökçüoğlu ve İl Müdürlüğü...

Olea Otel’den şehit ve gazi aileler...

Kilis’te Olea Otel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Şehit ve Gazi...

Zeytin, Antepfıstığı ve bağlarda ha...

Kilis Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Antepfıstığı ve bağlarda hastalıklara...

Sınır kapısında cep telefonu yakala...

Kilis’in Öncüpınar Sınır Kapısı’nda araçlarda yapılan aramalarda...

Kalp krizi geçiren Gelir Gider Müdü...

Kilis’te kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Belediye Gelir Gider Müdürü...

Otel ve konaklama tesisleri denetle...

Kilis’te kontrollü normal hayat sürecinde, otel ve konaklama tesislerinde...

Milli Eğitim Bakanlığı 19.940 Sözle...

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmî eğitim kurumlarında görev yapmak...