Hakka Varmak veya Ölümü Öldürebilir misiniz?

04 Eki 2017 Çar 9:46
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

Kilis Kemaliye ve Kartalbey İlkokullarından, Orta Mektebinden ve Lisesinden sınıf arkadaşlarımızın birçoğu Hakk’a yürüdü. Mekânları cennet olsun. Nurlar içinde yatsınlar. Ali Fuat Canbolat ve küçük kardeşi Faruk Canbolat, Mustafa Mallı, Hikmet Özuymaz, Mühendis Zafer Talip Yerlihelvacıoğlu, Sait ve Semih Elmacı kardeşler, Eczacı İzzet Uğurlu, Bankacı Ünal İpekçi, Mahmut Kurtaran ve Nail Altınbaş’ın ahirete yolculuklarını yıllar sonra duydum.

Edebiyatçı Avni Keçik hocamızla, komşumuz Şakir Baydar’ın cenazesinde doğrusu bulunmak isterdim. Olmadı. Nurlar içinde yatsınlar.

Öğretmenler Yusuf Okatan ve Orhan Şerbetçi, Eczacı Fazlı Fazlıağaoğlu, İnşaat Mühendisi Mehmet Candemir, Dr. Abdullah Sadakaoğlu (Orkun), Şair Nihat Ferah ile muallim emeklisi Adil Esenoğlu’nun vefatından çok geç haberim oldu. Aruz şiirinin son dönem temsilcilerinden Hafız Kamil’in çocukları romantik arkadaşım İsmail İlmi Kıdeyş’i Ankara’da, küçük kardeşi Nezih Kıdeyş’i İstanbul’da defnettik. Ancak hocamızın son ve en küçük oğlu Nebih Kıdeyş’in de vefatını sonradan öğrendim. Oysa babalarıyla ilgili bir edebi çalışma yapıyor ve onların arşivinden istifade etmek istiyordum, olmadı. Mekânları cennet olsun hepsinin de. Her Kilis ziyaretimde benim ilk gittiğim yer Karataş’ın eteklerindeki asri mezarlığımızdır. Her mezar taşında bir insan hayatı saklıydı. Çoğunu tanıyordum. Hepsinin ruhuna Fatihalar verir, dualar eder, yakarırım.

HAYAT SU GİBİ AKIYOR; SAĞIROĞLU ve KIÇIKOĞLU

İstanbul Kapalıçarşı’ya ne zaman uğrasam vaktim olmasa da mutlaka ziyaret edeceğim birkaç arkadaşım vardı. Fatih Sağıroğlu ilk evimi alırken bana; eşime düğünümüzde takılan altınları bozdurmamda yardımcı olmuştu. Nurlar içinde yatsın. Birkaç yıl önceydi yine. Kuyumcu Fatih Sağıroğlu’na gittim. Dükkândan içeri neşeyle girmiştim. ”Fatih artık şu sigarayı bırak, kokular dışarıya kadar geliyor” diyecektim ki vefat haberini dükkândaki çalışma arkadaşları söyleyince yıkıldım. Meğer 7-8 ay kadar da olmuş vefat edeli. Sadece dua edebildim, ruhuna fatiha okudum. Çok geç evlat sahibi olmuştu bu hayırsever arkadaşımız. Lisede okuyan oğlunun üniversiteye girmesini çok arzu ediyor, görmek istiyordu. Ancak göremedi, Yaradan’ına vardı.

Gönül dostum Zekeriya Kıcıkoğlu da sınıf arkadaşımızdı. Bir gözü hafif görevini yapmazdı. Ama kendisi yürek gözü olan can arkadaşımızdı. Bir gün sınıfta öğretmenimiz “Çocuklar mahkemelerin verdiği ağır para cezası ne demektir?” diye sormuştu. Çoğu arkadaşımız bunun manevi yanı olduğu görüşünde birleştiler. Zekeriya Kıcıkoğlu elini kaldırdı. Hemen konuşmaya başladı “Öğretmenim bunu anlamayacak ne var ki? Bütün kağıt para değil, hepsi en küçük bozuk para olarak ödenecek bir cezadır?!” deyince hepimiz gülmeye başladık, öğretmenimiz de çok kızmıştı. Zekeriya böylesi soru ve cevaplarla öğretmenlerimizi çileden çıkarırdı. Bu sadece bir tanesiydi. Gerçekten bugün de bu sual sorulsa kim bilir nasıl cevaplar alınacaktır? İstanbul’ taşınmış. Gerek yazılarımdan ve gerekse medyadaki haberlerimden iz süren Zekeriya Kıcıkoğlu İstanbul’da beni telefonla buldu. Fakat çok aramış. Telefondaki ses “Siz Kilisli arkadaşım Mehmet Çiftçigüzeli misiniz?” diye sordu. Doğru referansları alınca “Evet” dedim. Sesinin titrediğini hissettim. Belki de gözleri nemlenmişti. Ben de Atatürk havalimanından Saraybosna’ya uçacağım. Anons ederler de sohbetimiz kesilir diye endişe içinde girdim. Allahtan olmadı.  Bosna Hersek’e gidip geldikten bir hafta sonra Bahçelievler’deki evinde buluştuk. Mütevazı bir daireydi. Eşi vefat etmiş. Kendisi ağır bir şeker hastası ve sürekli kontrol altında imiş… Çocuklarına yakın bir ev tutmuş, sürücü kursu sahibi oğlu bakıyor, her gün eve gelerek ihtiyaçlarını karşılıyormuş. Zaten yürümekte de zorluk çekiyordu.  Belki 40, belki 50 sene sonra bu buluşmamızda öyle bir sarıldık ki birbirimize ikimiz de gözyaşlarımızı tutamadık.

Bizim dönemin arkadaşlığı, hemşeriliği böyle bir şey işte. Evinde izzet ikramda bulundu. Kendisi yeteri kadar sağlıklı olmadığı için hep ben ziyaretine gittim. Son olarak hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Yine birkaç defa hastanede telefonla görüştük. Bir gün sonra da oğlu arayarak babasının vefat ettiğini bildirdi. Ağladım. Zaman zaman kendime “Ne kadar da gözü yaşlı bir insanım, hiç de metin biri değilim” diyesim geliyor. Cenazesine katıldım Zekeriya Kıcıkoğlu arkadaşımın. Peygamberimize komşu olsun dilerim.

AVERE MU UÇTU

Bizim nesil arkadaşlarımızla bir zamanlar düğünlerimizde bir araya geliyorduk. Sonra çocuklarımızın nişan ve evliliklerindeki törenlerde bulduk birbirimizi. Şimdi de cenazelerimizde.

Benim neslimin en renkli ve en ele avuca sığmayanımız Abdurrahman Çorapören de İstanbul’da hakka yürüdü. Kilis’te onu daha çocuk iken bile tanımayan yoktu. Babası Halepli Hoca olarak bilinirdi. Kadı Camii’nin biraz yukarısında, Mahkeme Caddesine varmadan solda bir çorapçı dükkânı vardı. Şimdi burası pasaj olarak değerlendiriliyor.

Dükkânda üretilen çorapların pazarlanması Abdurrahman Çorapören’e aitti. Eline aldığı destelerce çorabı her gün tümünü satma kabiliyetine sahipti.  Espritüeldi. Şen şakraktı. Şarkılar söylerdi. Sataşırdı. Çorapları da öyle satıp bitirirdi. O günlerin modası olan Raj Kooper ve Nergis’in oynadığı Hint Filminde “Avere mu” şarkısı modaydı. Okulun en iyi Fransızca bilen öğrencilerinden Osman Kurtaran da “Avere mu” şarkısını mızıka ile çalardı. Adı da kendisi kabul etmese de “Avere mu Osman”a çıkmıştı.  Abdurrahman çorapları desteler ve başlardı “Avere mu” şarkısını söylemeye. Girmediği yer olmazdı. Kahvelere, dükkânlara, lokantalara, hanlara, kışlalara gider bu şarkı ve esprileriyle çorapları satarak parasını babasına getirip verirdi.

Böyle satış yapanlardan biri de seyyar arabasıyla Sofdağ Gazozu satan Şaşı Ali adında maruf biriydi. O da bu gazozunu “Bundan bir tane içen adam olur, iki tane içen muhtar, üç tane içen nahiye müdürü, dört tane içen okula müdür, beş tane içen mal müdürü, altı tane içen polis, yedi tane içen jandarma, sekiz tane içen zengin, dokuz tane içen kaymakam olur” derdi. Herkes başına toplanır, merakla bu esprileri takip ederlerdi. Sonra “Ya 10 tane içen ne olur?” diye sorduklarında “Hiçbir b.k olmaz” diye herkesi güldürürdü. Abdurrahman Çorapören ve Şaşı Ali Kilis için özel idiler. Çok sevilirlerdi.

EN ÇELET ÇOCUK

Abdurrahman Çorapören okulda öğretmenlerle öyle samimi olur idi ki bizler hayret ederdik. Sınıfta her türlü muzipliği yapardı üstelik.

Babası Kilis’te vaizdi. Medrese eğitimliydi. Diploma istedi diyanet. Bunun üzerine Kilis Lisesi’nde oğlu ile birlikte imtihanlara girdi. Abdurrahman Çorapören babasına bile bu konuda da ne muziplikler yaptı ne muziplikler. Dinçer Evran bir anlatsa da dinleseniz.

 

Üniversitede Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Talebe iken sempatikliği, sataşmaları ve esprileriyle sattığı lahmacunlar adeta bir ayrıcalık olmuştu İstanbul’da. Sırf Abdurrahman’ın latifelerini, söylemlerini duymak için gelenler olurdu. Hele Dolmabahçe Stadında oynanan maçlarda ve Taksim Meydanda müşteriler kuyruğa girerdi. Bu işi Nezih Kıdeyş de yapmak istedi ama Abdurrahman Çorapören kadar başarılı olamadı. Artık her ikisi de rahmetli oldu.

Reklamcıların dikkatini çekti. Bir gün baktık ki bütün İstanbul sokaklarındaki bilbortlarda Abdurrahman Çorapören’in yeni piyasaya çıkan bir triportör içinde lahmacun satarken resmi var. Şöyle bir mesaj veriliyordu reklamda İstanbul’un en ünlü lahmacuncusu bile artık mekanize oldu. Bir de baktık bütün Türkiye’de triportör yok satıyor. Pazarda Abdurrahman Çorapören’in bu reklam posterlerinin ve gazete ilanlarının çok faydası oldu. Hem lahmacun sınıf atladı, İstanbul sokakları lahmacunla tanıştı, hem triportör yaygınlaştı.

BELEDİYE YIKTI, ABDURRAHMAN HEP YAPTI

Abdurrahman Çorapören üniversite öğrencisi olarak da fakülte hocalarıyla samimi olmuştu. Arkadaşlarını hiç ihmal etmedi. Yine latifeleri, şakaları ve neşesiyle hemşerilerinin can dostuydu. Bizim Şehremini’deki, bazı arkadaşlarımızın Beşiktaş’taki talebe evlerine uğramadan etmezdi. Mesela Ökkeş Canbolat, Mustafa Ateşmen, Taşkın Ünler, Dinçer Evran, İsmail İlmi Kıdeyş, Muhtar Kocakerim, Abdurahman Bingöl, Mehmet Candemir’de onlarca anıları saklıdır. Benim iletişimim daha sonra Ankara’da görev alınca kesildi. Kendisi de Çorapören olan soyadını Uyaran olarak değiştirdi, polis oldu. Dereceler aldı, yükseldi. En son Etiler Polis Okulu Müdürü olarak aklımda kaldı. İçişleri Bakanlığında başta Mehmet Ağar olmak üzere onlarca dostu vardı. İstanbul’da çoğu müteşebbis artık Abdurrahman Uyaran’ı tanıyordu. Yemeği ve yedirmeyi çok severdi. Mükrim bir insandı. Dostlarıyla sabahlara kadar birlikte olmaktan mutlu olurdu.

Sarıyer’in tepelerinde kamuya ait bir araziyi çevirerek kendine ev yaptı. Belediye gelip yıktı. Yeniden yaptı. Yine yaktılar. Yılmadı yeniden inşa etti. Devleti, hükümeti, bürokrasiyi, yerel yönetimleri, mevzuatı, statükoyu çok iyi biliyor, sorunları çözmesini yağdan kıl çeker gibi rahat yapıyordu. Üstelik evinin yanında çok sayıda Kilisli hemşerimizi de taktikleriyle ev sahibi yaptı. İstanbul’daki Kilis Gecelerini hiç ihmal etmez, mükrimliğini orada da gösterirdi. Geceyi düzenleyen sivil toplum kuruluşu derneğe veya vakfa yardım olsun, katkı verilsin diye düzenlenen piyango çekilişine çok sayıda bilet alarak iştirak ederdi. Bir defasında Bahçelievler’de birlikte olduk. Baktım bütün masadakilerin de piyangoya iştirakleri için herkese bilet almıştı, bittabi bize de verdi. Çoğu konuda cömert bir insandı. Boğaziçini gören villasında emekliliğini geçirdi. Bir kaç defa gittim buraya. Dostları için özel bir buzhane yaptırmıştı villasında. Burada etler, yağlar ve diğer yiyecekler hazır beklerdi. Kebapları kendi eliyle pişirir, ikram ederdi. En son Sabit Elmacı ve Seracettin Zıddıoğlu ile gitmiştik. İkrama, lezzete boğulmuştuk. Yemesi ve sigarası sağlığını ne kadar etkiliyordu bilmiyorum ama kendisi hiç ama hiç umursamıyordu. Hastane odasında bile dumanı üflüyor, ikazları dinlemiyordu. Cerrahpaşa’daki ziyaretimizde yine neşesini gösteriyor, hastalığından habbe-i miskal bahsetmiyordu. Hep böyle yaşadı ömrü boyunca.

HAYAT ve ÖLÜM HEMEN BİRLEŞTİRİYOR

Hayatın tebessüm eden yüzüne baktı. Acılarını pek umursamadı. Eşi Sevgi Hanım Abdurrahman’a büyük bir muhabbet ve saygıyla bakıyordu. Sabır timsaliydi.

Politika ile daha sıcak temasım olduğu günlerdeydi. Ankara’dan beni aradı, tebrik etti, maddi-manevi bir ihtiyacım olup olmadığı sordu. Teşekkür ettim. “Olmaz” dedi “Ben sana şimdi iki araç gönderiyorum, seçimde lazım olacak!” deyince itiraz ettim, “Sakın gönderme, daha listeye girip girmediğimiz bile belli değil” deyince yumuşadı. Arkadaş canlısıydı. Dostları için para pul gözünde yoktu.

Son hafta yine hastalanınca Şişli Etfal Hastanesine kaldırılmıştı. Ancak orada enfeksiyon kaptığını söylediler. O gün de vefat etmiş. Vefat haberini ilk olarak facebook’tan Necati Çakır iletti. Ta Bodrum’dan duymuş haberi. İstanbul’da Kilislilerin lokomotifi, iletişim kurucusu, Allah eksikliğini vermesin Selim Daniş hemen vefat haberini iletti. Eşi Sevgi Hanımı aradım, acı haberi doğruladı. Ben ve Sabit Elmacı da facebook’a koyduk gelişmeyi.

Kendisinin de katkı verdiği hemen evinin bitişiğindeki Altay Çeşme Maden Üstü semtindeki Fatih Sultan Mehmet Camiinden öğle namazında buluştuk arkadaşlarla. Cenaze namazının ardından Türk Bayrağına sarılı tabutu polis bandosu eşliğinde Kilyos Mezarlığında defnedildi. Ceneza namazını kıldıran genç hoca dua sonrası Oktay Keçik’in küçük kardeşi, Mehmet ve Mahir Keçik’in yeğenleri Tuncer Keçik’in de vefat ettiğini duyurarak bir gün sonra Ataköy 5. Kısım Camii’nde cenaze namazı kılınacağını hatırlattı. Allah rahmet etsin.

Cenazede çok sayıda hemşehrimiz ve dostları vardı; İhsan Tekinbaş, Dr. Dinçer Evran, Dr. Hilmi Körbeyli, M. Aydin İban, Selim Daniş, Kuşadası’ndan hiç uyumadan gelen Sabit Elmacı ve kızıyla oğlu, İhsan ve Emin Günhan, Mustafa Cümbüş ve iki oğlu, Ziya Gesoğlu, Metin Mercimek, Abdurrahman Nenemoğlu, Ali İnal, Abdurrahman İnal, Ömer Yonucuoğlu, Mehmet Gökcıncık, İsmail Atabay, Mehmet Atay, Mehmet Zorluoğlu ve Kilis Lisesinden hepimizin öğretmeni Nezir Şener gözüme çarpanlardı. Kilis’ten gelen akrabaları vardı ayrıca. Sınıf Mümessilimiz Mehmet terlik ta İskenderun’dan arayarak taziyelerini bildirdi.

CENAZELERE BAĞIŞ ve ÇİÇEK

Türk Eğitim Vakfı’na başta İstanbul Kilis Vakfı Başkanı Yaşar Aktürk olmak üzere bazı müteşebbislerimiz bağışta bulunarak acıları paylaştılar.

Türk Eğitim Vakfı’nın bağış toplama yetkilisi genç arkadaşa sordum; “Abdurrahman Uyaran’ın cenazesinin Fatih Sultan Camii’nden kaldırılacağını  nereden haber aldınız?” diye. Delikanlı “Kilisli müteşebbislerin Türk Eğitim Vakfına telefon ederek böyle bir vefat için vakfa bağışta bulunacaklarını söyleyince, istihbaratı böylece hayırsever bu iş adamlarından almış olduk” dedi. Gerçekten söz konusu cami İstanbul’un en uzak semtlerinden birinde ve aynı zamanda öyle pek bilinen bir mescit değil. Zaten sadece kendileri vardı vakıf olarak, bağış yapılabilen. Bazen cenaze namazının kılınacağı mekânlarda onlarca bağışçı kuruluş adeta birbiriyle rekabet eder gibi hayırsever bekliyorlar. Böylesi kuruluşlar genelde vefat haber ve ilanlarını medyadan takip ederek oraya yönlendiriliyorlar. Bağış toplayan kuruluşların da sayısı her geçen gün çoğalıyor. Bazılarının isim benzerliği bile oluyor. Özellikle eğitim amaçlı vakıfların. Cenazelerde bir de gönderilen çok fazla çiçek sepeti ve çelenk olunca camide bırakılıyor. Çiçekçiler de gönderdiği taziye mesajlı çelenkleri ya yeniden satmak üzere sahiplenen olmayınca geri götürüyorlar ya da onları toplayan birinden çok düşük fiyata satın alıyorlar.

TAZİYE EVİNDE ZAMAN

O sabah İstanbul trafiğini ve hayatını perişan eden sağanak yağmurlardan biri yağmıştı. Öğleye doğru bir rahatlama oldu ama Fatih Sultan Mehmet Camii’nin avlusu su birikintileri ve bir bölümü çamur içindeydi. Keşke yetkililer tedbirlerini alarak temizletselerdi. Çünkü caminin için pırıl pırıldı, tertemiz mis gibiydi. Görsel malzemesi ve estetiği dikkat çekecek kadar camii içi şıktı.

Abdurrahman Uyaran’ın ilk eşinden ikisi kız ikisi erkek dört çocuğu, ikinci eşinden de bir kız çocuğu bulunuyor. Allah Uyaran ailesine sabır ve sağlık versin. Abdurrahman Çorapören arkadaşımızın da mekânı cennet olsun. Nurlar içinde haşrolsun.

Abdurrahman Uyaran’ın rahmetlinin evini heyetler halinde aynı gün taziyeye gelinmeye başladı. Allah’ta ev çok geniş, bahçeli ve havuzlu… Hocalar Kur’an okudular, dualar ettiler. Mektep arkadaşımız emekli öğretmen Aydın İban da bir aşir okudu. Taziyeye gelenlere lahmacun, Kilis dürümü, ayran ve irmik helvası ikram edildi. Anılar hatırlatıldı. Zaman ne kadar hızlı geçiyor bir düşününce. Hasret giderenlerimiz oldu bu vesileyle, adres ve telefon numaralarını birbirlerine yazdıranlar vardı. İstanbul’dan bir uçtan bir başka yere misafir olmak isterseniz ancak bir yere gidebiliyorsunuz. Böylesi vesileler bu açıdan çok kişiyi gördüğümüzden bereketli netice veriyor. Belki aylar değil birkaç yıldır bile bir kere görüşmeyen, ismen tanıyıp şahsen tanımayan hemşerilerimiz vardı. Önce teklifim üzerine birbirimizi daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Sonra da Kilis muhabbeti yapıldı.

MUHABBET ve MESELELERİYLE KİLİS

İstanbul’daki Kilisliler, Kilis’teki gelişmeleri çok yakından takip ediyorlar. Üniversitenin büyümesi, yurtlarının yapılması, talebe sayısının artması sevindirici gelişmeler. Kilis’te üniversite binalarını yaptıran ve eğitime verdiği ciddi katkılarla okul sayısını sürekli artıran İstanbul Kilis Vakfı’na teşekkürler edildi. Valilik ve belediyenin tarihi dokuya sahip Kilis evlerini satın alarak restore ettirmesi ve bunları devreye sokarak hizmete verilmesi gelişmesi de takdirle anlatıldı. Kilis’e kent nüfusundan çok daha fazla Suriyelinin gelerek ikamet alması, iş yeri kurması gibi konularda da mevcut sıkıntılar gözden kaçırılmadı, tartışıldı. İkinci hastane söz verilmesine rağmen neden bu kadar geciktiriliyor?. Kilis’in tarım ürünlerinin değil yeni pazarlar bulması, neredeyse küncü ve pamuk hiç ekilmiyor, üzüm bağları masrafını kurtarmadığı için sökülüyor, zeytinlikler azalıyor. Bahçeler ve ekili tarlalar susuzluktan kuruyor. Kilis artık maalesef eski Kilis değildi.

Bazı hemşerilerimiz tartışmaya başlanılan konularda taraf oldular. Birisi “Bu sorulara cayır cayır belediye başkanımız cevap verdi. Üstelik Kilis 79 Televizyonunda. Halk sordu, başkan cevap verdi. Belediye Başkanımız keşke bir dönem daha mecliste milletvekili olsa ne iyi olur. Çok işler yapar.”

Yanımda oturan öğrenmek istedi “Kilis’te hala içme suyu yok. Bahçeler susuzluktan kuruyor. Kilis’in su meselesi nasıl halledilmiş acaba? Üç günde bir su vererek mi? 50 yıldır su sıkıntımız değişmedi.” Karşısındaki arkadaş “Ben belediye başkanının avukatı mıyım? Ne bileyim nasıl halletmiş? Benim siyasetle falan da alakam yok! Ben televizyonda konuşulanları söylüyorum” diyerek kızgınlığını gösterdi. Araya girenler oldu.

- Esasında hepimiz memleketimiz için duyarlıyız. Ancak aramızda bir iletişim eksikliği var. Önceliklerimiz nedir o konuda sorun yaşıyoruz. Elbette memleketimizde İstanbul Kilis Vakfının başını çektiği çok güzel hizmetler gerçekleşiyor. Ne mutlu onlara… Fakat insanla alakalı yatırımlarımız yeterli değil. Binalara, yurtlara, kütüphanelere eyvallah… Hiperaktif öğrencilerimizi arayıp bulmalı, ortaya çıkarmalıyız. 10 Nedim Ökmen’imiz olsun 20 tane Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş’ımız, Kilisli Muallim Rıfat Bilge’miz, Necip Asım’ımız, Mehmet Turgut’umuz, Doğan Güreş’imiz, Saffet Necioğlu’muz, Şevket Bulut’umuz olsun güzel olmaz mı?

KİLİS YÖNETENLER ve TEMSİL EDENLER

- Nasıl yani?

- Mesele şehrimizi yöneten ve temsil edenlerle ilgili… Nedim Ökmen Ziraat Bakanıydı. Ormanı olmayan Kilis’e başmüdürlüğünü getirdi. Kilis-İslahiye yolunu programa alınıp kaynak ayrılmayınca burayı orman yolu olarak kendi bakanlık bütçesinden karşıladı. Daha da sayarsam Ankara’da okuyan Kilisli talebelerin çoğu işe girdi. Bürokraside çok sayıda hemşerimiz görev aldı. Şimdi bir tana üst bürokratımız yok. Böyle hipertaktif veya süperaktif gençlerimizi bulup devreye sokmalıyız. İyi olmaz mı? Bizi temsil edenler de başını öne eğip yaptıklarının muhasebesini düşünsünler.

- İş siyasete dökülüyor boş verin? Bize ne yorum, ne yaparlarsa yapsınlar?

- Yok öğle değil. Birkaç örnek vereyim; İnanç turizmi için yatırım yapılıyor. Devlet de teşvik veriyor. Turistler geldi. Özellikle hanımların girebileceği şehir merkezinde tuvaletlerimiz yok henüz. Bunu yazacak ve anlatacak tur operatörlerimiz ve rehberlerimiz yok.

- Deme yahu?

Araya ben girdim;

- Şöyle ki… Skoç viskisi neden meşhur? Suyundan dolayı pazarı geniş… Çünkü bu su sadece İskoçya’da çıkıyor. Allah bu suyu oraya lütfetmiş, onlar da öyle kullanıyor. Rabbim bize de Mercidabık’ı hediye etmiş. Onca sahabeyi lütfetmiş. Dünyada bir tane Mercidabık var. Savaşın olduğu Yavuzlu, yani Tilhabeş köyüne (ki belediye başkanı da buradan) bir Mercidabık Panorama 1516 yapılsa, aynı Kırım Sivastopol’da ve Belçika Vaterloo Savaşının yapıldığı köyde olduğu gibi tur otobüsleri kuyruğa girer. Kilis İtalya’da Portofino köyünün bugün bir şarkıyla cazibe merkezi olarak 300 bin nüfuslu bir vilayet gücünde patlama yapabilir. Gaziantep yemek-içmek konusunda dünya çapında oldu. Hafta sonu bile turlarda yer olmuyor. Kilis bunu aşmalı sözün kısası, özeti bu.

Bir hemşerimiz öneri getirdi;

- İstanbul Kilis Vakfı’nın genel kurulunda neden bunları konuşmuyoruz? Başkanımıza bunlar neden anlatılmıyor? Bir tek Seracettin Zıddıoğlu arkadaşımız kalkıp görüşünü açıklıyor, diğerleri sus pus. Bir de bunu aşalım.

Aşalım.

İnşallah.

Abdurrahman Uyaran (Çorapören) bakın nelere vesile oldu ve rahmet istedi, dua istedi.

 

———————————————

Resimler:

1) Kilis Lisesi Müzik Öğretmeni Nezir Şener de cenazedeydi. Resimde soldan sağa Selim Daniş, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, M. Aydın İban, Nezir Şener, Sabit Elmacı, Dr. Dinçer Evran, Mehmet Otay, Dr. Hilmi Körbeyli öğretmeniyle bir araya geldiler.

2) Etiler Polis Okulu Müdürü Abdurrahman Uyaran’ın cenazesi devlet töreniyle kaldırıldı.

3) Abdurrahman Uyaran’ın cenazesi yapımında kendisinin de katkı verdiği Fatih Sultan Mehmet Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Kilyos Mezarlığında defnedildi.

4) Abdurrahman Uyaran’ın cenaze törenine katılanlar

5) Sarıyer Fatih Sultan Mehmet Camii ve resmi cenaze töreni

6) Cenaze töreni

Benzer Haberler

BANYO Ömrün 7 yılı banyoda geçiyormuş. Batıda yıkanmakla, bizde suyun gelmesini beklemekle...

Yorum 
0

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri: Hocamızın Haseki Hastanesi...

Yorum 
0

Nejat TAŞKIN Uzun zamandan beri sizi yazmak ve gündeme taşımak istiyordum.Çünkü zaman zaman...

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

BANYO Ömrün 7 yılı banyoda geçiyormuş. Batıda yıkanmakla, bizde suyun...

Hocamızın Haseki Hastanesi Başhekim...

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca Hocamızın Kilis Sevgisi ve Muhteşem Eserleri:...

Sayın Bayan Dudu Erol

Nejat TAŞKIN Uzun zamandan beri sizi yazmak ve gündeme taşımak istiyordum.Çünkü...

Doğumunun 100. Yılında Türk Âlimi v...

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ   Türk Dünyasının gururlanacağı, yeni...

HAYAT

tramvay beklerken, iki kişilik iskender beklerken, akşamı ya da sabahı beklerken,...

MİNNET ETMEM

İstemem eksik olsun eksik olsun istemem Ufak menfaat için takla atmayı bilmem...

Suriye ile ticareti geliştirme topl...

Kilis Ticaret ve Sanayi Odası (KİTSO) ve Azez Ticaret ve Sanayi Odası’na...

Barutçu Dünya Gazeteciler Günü’nü k...

Kilis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Barutçu, 21 Ekim Dünya Gazeteciler...

Yeşil alan pislik içinde

Kilis’te Şehit Sakıp Mahallesinde, Karakuşlar binasının arkasında bulunan...

Sınır kapısı kapatıldı!

Kilis’te bulunan Suriye sınırındaki Öncüpınar Sınır Kapısı geçici...

Elbeyli’nin içme suyu güçlendiriliy...

Kilis’in Elbeyli İlçe Belediyesi, ilçenin içme suyunu güçlendiriyor. Açtığı...

‘Duvar yazıları’na tepki!

Kilis’te binaların duvarlarına sprey ve boyalarla yazılan yazılar, vatandaşın...

“Meme kanserinde erken teşhis hayat...

Kilis İl Sağlık ve Halk Sağlığı Müdürü Dr. Turgay Happani, ekim ayının...

“Kültür Varlıklarını Koruma ve Kaça...

Kilis İl Jandarma Komutanlığı personeline; İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne...

Uyuşturucu toz esrar yakalandı [ASA...

Kilis’te iki ayrı olayda uyuşturucu toz esrar maddesi ve iki adet ruhsatsız...

Aramızdan Ayrılanlar

İzzettin KARTAL (74) M. Şahin KUDEYTOĞLU (53) Saliha ANTAKYALI (85) Mehmet...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KART Çalıntı kredi kartları, internette satılıyormuş. Olmaya oldu, ihaleye...

Kilis Vakfı’nda 2017 Ders Yılına Ki...

Nejat TAŞKENT Kilis Vakfı Erkek Öğrenci Yurdu 20. yılını doldururken yüzlerce...