Dolar 8,0580
Euro 9,6752
Altın 460,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
31°C
Parçalı Bulutlu
Pts 32°C
Sal 32°C
Çar 32°C
Per 27°C

Hatim Düğünü

Hatim Düğünü
REKLAM ALANI
A+
A-
26.02.2021
6
ABONE OL

Adviye ERTEKİN YÜKSEL

 

Adıyaman/Besni’den yaz olunca Kilis’e gelmiştik. Ben henüz ilkokula gitmiyordum. Annem ve babam, hem Mustafa’yı hem de beni kuran öğrenelim diye hocaya verdiler. Biz ninemlerde kalıyorduk yazları. O nedenle onların evine yakın bir hocaya verdiler bizi. Abidin Ağa Yokuşu’nda idi hocanın evi. Nazmo (Nazmiye) hocaya götürdü annem beni ve rahmetli Mustafa’yı. İki gün sonra Mustafa “Ben gitmeyeceğim” dedi. Annem, “Niye oğlum?” deyince;

– Yaaa hocanın evinin orda bir mider var ya ona izin almadan gittim baktım diye, dedi.

Gerçekten de orada bir boşlukta bir yuvarlak yerde bulgur dövülüyordu. Bir at gözünde at gözlüğü, kocaman o yuvarlak taşı döndürüyordu. Hocaya söylemeden çıkmış o miderde ne oluyor diye seyrediyormuş. Tabi bunu hocanın kızları görünce hoca:

– Kez get şu ağanı çağır da gel bakım!

Ben de kapıya çıkarak Mustafa’ya, “Seni hoca istiyor” dedim.

İçeri gelip yerine oturunca hocanın uzun sopası iki omzuna ve kafasına inmeye başladı. Mustafa ayağa kalktı ve bana dönerek;

– Hadi Eve gidelim, dedi.

Ben ne yapacağımı şaşırmış bir halde duruyordum ki, hoca, “Sen otur o gidiyorsa gitsin” deyince Mustafa hışımla kalktı, ayakkabısını eline aldı ve kapıyı çarparak gitti. Ben ne yapacağımı bilmeden öylece duruyordum ki…

– Kez otur yerine okumana bak!

Hoca iri yapılı kilolu bir kadındı. İki kızı da (half ) dediğimiz, bize Arap harflerini öğretiyorlardı.

Ben oturdum harfleri öğrendiğim için heceleme dediklerini öğreniyordum. Neyse (sırıf) diye seslenince hoca, (suparamızı ) bezden dikilmiş çantalarımıza yerleştirdik ve evin yolunu tuttuk. Ben çok merak etmiştim. Mustafa acaba nereye gitti diye. Koşarak o yokuşu çıktım. Eve geldim baktım Mustafa evde, anneme olayı anlatmış “ben hocaya gitmem” diyor.

– Ben okula gidiyorum. Okuyorum, yazıyorum hocanın okuttuğu şeyi de anlamıyorum. Hem ben o ata çok acıdım. Gözü bağlı olduğu için. Aynı yerde dönüyor sanıyor ki yolda gidiyor, dedi.

Annem:

– Bak oğlum senin ve benim kararım, babana sormadan olmaz. Baban gelsin o ne derse. Ben sana olur desem olmaz. Şimdi oturun. Akşam babanla konuşuruz, dedi

Akşam yemekten sonra, babam karpuz keserken annem:

– Ahmet bu gün Mustafa bir karar almış. Hocaya gitmek istemiyormuş.

Babam:

– Tamam konuşuruz. Hele karpuzlarını yesinler.

Hep birlikte şen şakrak biz karpuz yedik Livan denilen yerde oturuyoruz.

Babam:

– Eee anlat bakalım babam (babasının adı olduğu için) niye gitmek istemiyorsun hocaya, dedi.

Mustafa:

– Baba ben bir ara dışarı çıktım. Dışarıda bulgur dövüyorlardı, ona baktım. Ata çok acıdım. Hocanın kızı beni hocaya söyleyince hoca bana: “niye çıktın?” bile demeden omzuma ve kafama uzun sopası ile vurdu. Gitmem hocaya istemiyorum. Babam;

– Tamam gitme sen zamanla kendince bunu öğreneyim dersen okur öğrenirsin. Yeter ki iste, dedi.

Annem:

– Ahmet hoca bu olabilir gitsin öğrensin bacısı ile deyince

– İstenmeden yenen aş ya karın ağrıtır ya da baş, dedi.

Bu olaydan sonra ben komşu çocuklarla gitmeye başladım hocaya. Bazı gün annelerimiz öğle vakti yorulmayalım diye bizlere yemek verirdi. Biz de bir arada oturur yerdik. Ben dört ayda kuranı bitirmiştim ( yani hatmetmiştim).

Annem, bana evde tekrar ettirerek okumamda yardımcı olan teyzem. Sevinç içinde idiler. Annem “kızıma hatim düğünü yapacağım” diyordu.

Babam:

– Gerekmez fakat hem sen istiyorsun, hem de kızın kafasına işlemişsiniz, dedi. Hazırlık için annem teyzem mağazaya gittiler. Gelinlik için beyaz saten, sıcaklık için tül. Bir de gelin teli aldılar. Sıra bunları dikmesi için Mistiklerin kızı Fahriye ablaya gitme kaldı.

Ertesi günü kumaşları ipliği aldık. Zaten komşu olan Mistiklere gittik (Mistik amcanın esas adı Mustafa Muhtar. Gerçekte de mahallenin muhtarı)

Gelinlik için ölçü alıyordu Fahriye abla. Teyzemin çok samimi arkadaşı idi. Kendi aralarında karpuz kollu, belden büzgülü yapalım dedi karara vardılar. Ben ayağa kalkarak:

– Ben belden büzgülü değil kloş etekli eteğin ucunda fırfır istiyorum, diye tuturdum. Fahriye abla:

– Kele Nuriye ne diyor bu kız, dedi.

Ben:

– Evet ben öyle istiyorum. Gecegörmezlerin kızı Şakire ablanın gelinlik elbisesi gibi, dedim.

Bu şamataya Fahriye ablanın annesi Şeko teyze geldi.

– N’oldunuz kele kızlar neye gülorsunuz?

Teyzemle Fahriye abla gülüşerek anlattılar.

Şeko teyze:

Beg anam bu kız çokbilmiş kele.

Onu nerde görmüş.

Ben:

– Şakir’e ablanın düğününe gittik ya… Tacı vardı, teli vardı duvağı vardı. Gelinliğin eteği kloş ucu da fırfırlı idi…

Babası yataktan kalkamadığı için yanına gitti. Babası onu iki tarafı da ayna olan bir ayna ile seyretti. Ben daha anlatacağım fakat O arada Şeko teyze kez Hüs hüs beg bu ne kele. Kez Nuriye şuna bir üzerlik yakak acık, dedi.

Ne ise. O ara da annem geldi.

– Kele nerde kaldınız? Daha bitemediniz mi, deyince Şeko Teyze:

– Anam ne bu kız böyle çokbilmiş çok maşallah, dedi.

Annem de “evet öyle çokbilmiş ama babası şımartıyor!”

– Ahmet el kapısına gidecek bunu bu kadar şımartma! desem de o, “Kızıma ben güveniyorum” diyor.

Hiçbir çocuğa bir şey demiyor. Niye onların aklı yok mu diyor.

Bazen oğlandan daha da çok buna hak tanıyor. Söyleyince de:

– Yaaa hanım kendine güveni olsun. Böyle yetişirse kendini korumayı bilir diyor.

Fahriye abla:

– Şükrü’ye abla kızıyın istediği model için kumaş yetmez.

Annem:

– Ee nedicik?

– Bu kumaş ancak eteğe yeter kloş istiyor ya.

Annem:

– Kloş nerden çıktı kele?

Teyzem:

– Kaç saattir bundan uğraşıyor Fahriye. İlle kloş diyor. Gece görmezlerin kızınki gibi olucuymuş.

Annem:

– Gidim eve de babasına deyim hele diye çıktı. Birazdan geri gelince…

– Bu elbiseyi o giyecek gidin alın diyor babası.

Ben:

– Yaşasın babam diye bağırmaya başladım. O arada Mistik amca dehlizde göründü.

– Hayırdır ne oldu bu kıza?

Şeko teyze:

– Mustafa, maşallah hatim etmiş. Fahriye genne gelinlik dikecek. Hatim düğünü edecekler, dedi.

– Oooo maşallah maşallah, bu kız çok fehimli zaten ben bilorum, dedi.

Beni yanına çağırdı 10 kuruş vererek, “Al bakayım, kendine Reşitten ne istersen al. Murat’tan da ambarbuz (dondurma) al!” dedi beni anlımdan öptü.

Ohhhh ben havalardayım. Koşa koşa eve geldim. Mustafa ile gittik külah da limonlu dondurma aldık. Yiye yiye eve gelirken; annemle teyzem kumaş almaya gidiyorlardı. “Ben de geleceğim” dedim. Mağazaya uğradık. Ve durumu anlattık.

O kumaştan biraz evvel birileri aldı çok az bir şey kaldı. Ben olsam kesmezdi bacı dedi adam (Ahmet amca annemin sütkardeşi) fakat ben yokken oğlan kesmiş. Bu da bir şans burada 1 metre ancak var. Alın bunu bu güzel kız a hatim hediyem oldu, dedi.

Ben:

– Teşekkür ederim dayı deyince, beni koltuk altlarımdan tutarak havaya kaldırdı.

Annem çok uğraşmasına rağmen parayı aldıramadı.

Her şey Cuma gününe kadar hazır olacaktı.

Zira hocaya Perşembe günü öğle vaktine kadar gidilerek, “hamislik” denen hocanın haftalık parası ödenir. Cuma günü de tatil olurdu.

Cuma salasından önce de hatim töreni için hocanın evinde olacağımız için.

Hocaya gidecek hediye sinileri törende ilahi okunarak hocanın evine gidileceği için Esat Hoca ile anlaşıldı. Hocanın şeyirtlerine (kursa gelen öğrenci) dağıtılacak üzüm kudama (üzüm leblebi) hepsi hazırlandı. Bir siniye hoca için elbiselik havlu, terlik…

Diğer bir siniye babamın pişirdiği sabunlar… Diğer bir siniye de çocuklara dağıtılacak üzüm leblebi hazırlandı. Tüm davetliler hazırdı. Ben gelinlik elbisemi giymiştim. En önde iki yanımda iki kız arkada Esat Hoca. İlahi okuduğu zaman es’lerde “amin” diye bağıracak çocuklar. Onun arkasında sini taşıyanlar. Ve en son grupta misafirler. Bu durumda hocanın evine kadar gidildi. Hocaya hediyeleri verildi. Bizimle gelen çocukların cepleri çerez ve üzüm kudama ile dolduruldu.

Esat hoca ama ve hafız idi. Beni okutan hoca Esat hocaya hitaben:

– Esat hoca istediğin yeri aç okusun kızım, dedi.

Esat hoca eli ile bir yer açtı kitaptan ben okumaya başladım. Bu işlem 3-4 kez tekrarlandı. Esat hoca, “Allah razı olsun hoca!” dedi. Bana da sese göre dönerek:

– Aferin sana, dedi.

O sene okula başladım Babamı Mardin’e tayin ettiler. Beni de eve yakın diye Cumhuriyet İlkokuluna kaydettiler. Ben 1. Sınıfın yarı yılına gelmeden okumaya başladım. Okul müdürü babamın okula gelmesini istedi. Babam okula gelince, Müdür:

– Kızınız okuyor bunu ikinci sınıfa almayı düşünüyoruz. Zira diğer çocukların okumadığı bir sınıfta durursa sıkılır, dedi.

Ben böylece 2. sınıf oldum. Yıl sonunda da 3. sınıfa geçtim. Mustafa’nın kitaplarını ertesi yıl ben okuyordum. İki yaş aramızda olmasına rağmen sınıf atlamamdan dolayı kitap almaktan kurtulmuştuk.

Mustafa, çok zekiydi, bilhassa matematikte. Ben de o konularda ondan çok şeyler öğrenir ve çok güzel anlaşırdık.

Tüm ölmüşlerimizi saygı ile anar, hepsine rahmetler dilerim. Hoşça kalın, sağlıkla, sevgi ile kalın.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.