Dolar 32,8947
Euro 35,8303
Altın 2.536,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Açık
Kilis
39°C
Açık
Sal 37°C
Çar 35°C
Per 34°C
Cum 35°C

Hayaller ve Hayatlar-2

Hayaller ve Hayatlar-2
A+
A-
17.03.2024
72
ABONE OL

Göher GÜLER

İsmail Aysel’den yaşça oldukça büyüktü. İsmail Abi diyordu ona. İsmail de ona kardeşim diyordu. Aysel sordu:

– Şimdi ne olacak İsmail abi? Ne yapacağız, ben seninle evlenemem?

– Sen merak etme, hele bir nihakı yapalım, bu eziyetten kurtarayım seni, gerisini düşünürüz dedi…

Aysel’in yaşı on sekizden küçük olduğu için, nikah kıyılamıyordu. Yaşını büyüttü babası. Bir kaç hafta içinde Aysel’le İsmail’in nikâhı kıyıldı. Başka şehirden ev aldı İsmail. Aysel’e elini sürmedi. “Sadece kâğıt üzerinde nikahlı görüneceğiz. Biz gene bacı-kardeş yaşayacağız. Seni okutacağım, bir meslek sahibi yapacağım. Mesleğini eline alınca boşanırız” dedi. Aysel boynuna sarıldı, “çok teşekkür ederim İsmail Abi” dedi. Aysel işkenceden kurtulmuştu ama aklı iki kardeşindeydi. Gözüne uyku girmiyordu. İsmail abisine söyleyemiyordu. Kıvranıp duruyordu. Hayallere dalıp gidiyordu. Neredeyse gece yarısı olmuştu. Ev telefonu çaldı. Telefonu İsmail açtı. Arayan Nezaket’ti. Hüngür hüngür ağlıyordu Nezaket. Ağlamaktan konuşamıyordu.

– Ne oldu, niye ağlıyorsun, Nezaket?

– İsmail Abi, ablamla konuşabilir miyim?

Konuşursun tabi, ne olduğunu söyle bana.

– Ben yabancı mıyım, eniştenim senin. Derdini paylaşabilirsin benimle.

– Abi nasıl söylesem ki. Ben düştüm de parmağım kırıldı. Babama söyleyemedim. Beni doktora götürür müsünüz?

– Tabi götürürüz. Yarın sabah ordayız…

Sabaha karşı geldiler, Nezaket’i almaya. Nezaket; perdeyi aralamış, camdan dışarı bakıyordu. Saçı başı dağılmış, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Kapalı camdan öptü Aysel, Nezaket’i. İkisi de ağlama krizine girmişti. Kapıyı açtı Nezaket. Ablasının boynuna sarıldı;

– Abla n’olur beni burdan kurtar. Benim dayanak gücüm kalmadı, dedi hıçkırarak. Kapı sesine Leyla kalktı;

Ne oluyor, bu saate ne işiniz var burda? “Nezaket düşmüş parmağı kırılmış, doktora götüreceğiz, Leyla abla dedi İsmail.”

O arada Samet uyandı. Ağlamaya başladı; “Abla ne olur beni de götür diye yalvarıyordu.” Samet’i, tamirciye çırak olarak vermişti babası. Daha on iki yaşındaydı. Çıraklık ağır geliyordu. İyice zayıflamıştı. Ablası söz verdi; “gelip seni de alacağım Samet’im. Hadi sen uyu, biz ablanı doktora götüreceğiz şimdi. Bak çok ağrısı var…”

Nezaket yol boyunca kıvranıyordu. Parmağı ve eli davul gibi şişmişti. Aysel; “ne oldu parmağına” diye, sormaya korkuyordu. Çünkü biliyordu Leyla’nın bir şey yaptığını. İsmail sordu:

– Ne oldu parmağına Nezaket?

– Düştüm İsmail enişte.

– Doğruyu söyle Mezaket.

– Şey, şey oldu enişte, Leyla abla oklavayla vurdu. Yufkayı büyük açamadım diye.

– Bu kadın iyice zıvanadan çıktı. Vicdansız, nasıl kıydı sana. Akşam babanla konuşacağım, bu böyle olmaz. Samet’i de alıp, bize götüreceğim sizi…

(Devam edecek)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.