Dolar 8,1772
Euro 9,8359
Altın 468,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
28°C
Parçalı Bulutlu
Per 28°C
Cum 30°C
Cts 33°C
Paz 33°C

Hayat Ağacımız

Hayat Ağacımız
REKLAM ALANI
A+
A-
20.03.2021
9
ABONE OL

Hayattan Kesitler-XX

 

Hayat Ağacımız

 

Memik KÖMEKÇİ

 

Yanılmıyorsam ilkokul üçüncü sınıftaydık. O yıllarda birleştirilmiş sınıflarda ders yapıldığı için, bir ve ikinci sınıflar içeride kalmış, biz üçüncü sınıfları öğretmenimiz dersin ortasında anîden dışarıya çıkarmıştı. İçeride kalan küçük öğrencilerin başına da büyük bir öğrenci bırakmıştı. Diğer sınıflar derste olduğu için hırsız yürüyüşü ile (ayakların ucuna basarak yürümek) sessizce çıkmamızı söyleyerek, okulun önünde ikişerli sıra olmamızı istemişti. Bizler de öğretmenimizin dediğini dinleyerek okulun önünde düzgünce bir sıra olmuştuk. Bütün öğrenciler oldukça şaşkın ve sesiz bir şekilde merakla öğretmenimizin gözünün içine bakıyorduk. Bizlerin meraklı bakışlarını fark etmiş olacak ki;

– Ne yapacağınızı açıklayacağım çocuklar. Sadece biraz sabırlı olun. Dedi.

Daha sonra okulun hizmetlisi Hamdi Önderoğlu ve birkaç büyük öğrenci ellerinde kazmayla kürekle geldiler. Daha önceden işaretlenmiş olan yerlere birer kazma ve kürek bıraktılar. Öğretmenimiz her işaret başına iki çocuk olmak üzere bizleri yerleştirdi. Ben Kemal Başkahramanla eşleştirilmiştim. Boylarımız aynı olduğu için sıra olurken de ikimiz hep yan yana duruyorduk. Aynı zamanda ikimiz çok iyi arkadaştık. Ne yapacağımızı bilemeden, eş olduğumuz için bir birimize sarılıp, sevinçten zıplamıştık. Öğretmen göz ucuyla bakınca, hemen hatamızı anlayıp kendimizi toparlamıştık.

– Evet çocuklar şimdi sizlere verdiğim kazma ve küreklerle birer çukur kazacaksınız. Çukurların derinliği en az kırk santim olacak. Daha sonra da o çukurlara, sizlere dağıtacağım fidanları hep birlikte dikeceğiz. Bu fidanların bakımını da okuldan mezun oluncaya kadar sizler yapacaksınız.

Öğretmenimizin ağzından böylesine güzel bir haber almak, bizleri oldukça sevindirmişti. Bundan böyle Dünya’da bizim de bir dikili ağacımız olacaktı! Öğretmenimizin dediği gibi hep birlikte çukurları kazarak, fidanlarımızı dikmiştik. Bizim ağacımızın yeri çok güzeldi. Toprağı yumuşak ve siyahtı. Humuslu olduğu renginden belliydi. Hemen yanı başımızda arkadaşlarımızın kazdığı çukurların da toprağı humusluydu ama onlarınki ayrık otlarından geçilmiyordu. O ayrıkları ayıklayıp temizlemek oldukça zordu. Ancak köklerini ve damarlarını tek tek ayıklamak gerekiyordu. Bazı arkadaşlarımın ayrık otlarını temizlerken ne kadar zorlandıklarını halen hatırlayabiliyorum.

İlerleyen yıllarda arkadaşım Kemal Başkahraman’la bu ağacın bütün bakımlarını yapıyorduk. Bazen evden çapa getirip çapalıyor, dibine hayvan gübresi döküyor, sık sık suluyorduk. Teneffüslerde hiç kimsenin ağacımıza dokunmasına müsaade etmiyorduk. Herkesin bir ağacı olduğu için kimse kimsenin ağacına zarar vermiyordu ama gene de ufak kaçamaklar oluyordu. Öğretmenimiz de böyle yanlış davranışlara zaten müsaade etmez, yapanları da sık sık uyarırdı.

Derken yıllar çabuk gelip geçmiş, biz de ilkokulu bitirmiştik. Ağacımız epeyce uzamış ve boy sürmüştü. Ortaokul yıllarımızda zaman zaman okulun bahçesine gelip ağacımızla ilgileniyorduk. Okulun öğretmen ve diğer çalışanları hep aynı olduğu için, bizleri yakından tanıyor, gelip gitmemize pek bir şey demiyorlardı. Hatta bazıları bizleri görünce yakından ilgilenerek, hal hatır sorup seviyorlardı.

İlçemizde lise olmadığı için, okumaya Gaziantep’e ve başka illere gidiyorduk. Böylece büyük çoğunluğumuz liseye başlarken, gurbete de ilk adımlarımızı atmış oluyorduk.

Ben de o yıl kayıt için gerekli evrakları arkadaşlarımdan öğrenip, babamdan habersiz hazır etmiştim. Önce Mehmet Rüştü Uzel Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına girecektik. Ne de olsa oranın kalacak bir pansiyonu vardı. Arkadaşlarım, Hidayet Aytekin ve Erdal Yılmaz Antep’e gidecekleri gün bana da haber vereceklerdi. Her ne kadar onlar aileleriyle gitseler de ben yalnız gidecektim.

İşte o gün gelip çatmış, arkadaşlarım bana haber vermişlerdi. Sabah evden çıkmadan önce evraklarımı son bir kez daha kontrol ettim. Annemle vedalaşarak evden ayrıldım. Babam köşker olduğu için çoktan dükkâna gitmişti. Zaten evde olsaydı beni göndermeyecekti. Sekiz çocuğu ben nasıl okutayım? Zaten üçü evde, ikisi dışarıda okuyor. Ben kalem ve defterlerini almaya bile yetişemiyorum, diyordu. Ben de onun için tek başıma Gaziantep’e gelerek Mehmet Rüştü Uzel Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına girmiştim. Sınavdan önce her öğrenciden aldıkları elli lira parayı ben de vermiştim.

Akşam Erdal’ın babası sıkı sıkı tembih ederek, sınıfta aynı sırada yan yana olacağımızı ve sınavda birbirimize yardım etmemizi söylüyordu. Ben gerekli yerlerle görüştüm, zaten üçünüz de kazanacaksınız diyordu.

Sınav başlamış, Erdal’la ben aynı sıraya düşmüştük. Hidayet ise başka salona düşmüştü. Sınavda on soru sorulmuş, ben tamamını yapmıştım. Yanımda oturan Erdal Yılmaz’ın ise dokuz sorusunu ben yapıp vermiştim. Bu gün bile, roman neye denir? Hikâye neye denir? Sesin sudaki hızıyla ilgili bir problem halen hafızamdadır. Sınavdan çıkınca arkadaşım Erdal’ın, şimdiden kiraladığı Yukarıbayır’daki evinde kalmış, ikinci gün açıklanan sınav sonuçlarını birlikte gidip incelemiştik. Erdal motor bölümünü direkt kazanmış, Hidayet’in yerine bir köy muhtarının oğlunu alarak, onu ağaç bölümüne yerleştirmişler, ben ise yedekte bile kazanamamıştım. İşte o gün adam kayırmanın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissetmiş ve yaşamıştım. Kesin kazandım gözüyle bakarken, yedekte bile kazanamamıştım. Hemen idareye çıkarak,

—Hakkımı yediniz! Hiç olmazsa verdiğim elli lirayı geri verin. Dedim ama verirler mi? Üstelik bana bağırıp üstüme yürümüşlerdi.

Oradan üzgün bir şekilde tek başıma ayrılıp Atatürk Büstünün olduğu yere, Cumhuriyet Meydanına gelmiştim. Bir süre Atatürk’ü ve şahlanan atını seyrettikten sonra, Emirgan Çay Bahçesi’ne doğru kafam karma karışık, düşünceli düşünceli yürürken, sağ taraftaki beyaz taş yapılı binanın önünde bez üzerine yazılmış bir levha gördüm. Levhada aynen şöyle yazıyordu,

“Biz çift diploma veriyoruz. Hem lise, hem de Ticaret Meslek Lisesi diploması. Kaydınızı bize yaptırın” Bu yazı çok ilgimi çekmişti. Bir lisede iki diploma birden alacaktım.

Hemen gidip kapıdaki görevliye sordum. Kapıdaki görevli, müdür yardımcısı İlhami Toprak Beyle görüşmem gerektiğini söyledi. İçeriye girip İlhami Beyle görüştüm.

– Kayıt yaptırabilmen için önce bir velin olması gerekir.

– Ben tek başıma geldim öğretmenim. Velim yok, ailem Yavuzeli’nde.

Etkilenmiş olacak ki önce kollarını ensesinde bağlayarak derin bir of çektikten sonra,

– Bak yavrum, bir okula kayıt yaptırabilmen için önce yanında bir büyüğün, yani bir velin olmalı. Evrakların eksiksiz ve tam olmalı, kayıt için verecek kadar yeterli paran olmalı. Kendi başına böyle rastgele kayıt yaptıramazsın.

– Öğretmenim ben, dün sabah Mehmet Rüştü Uzel Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına girdim. Evraklarımı da ona göre hazırlamıştım.

– Pekiyi, sınav sonuçlarına baktın mı?

– Baktım öğretmenim. On soruyu da tam yaptığım halde yedekte bile kazanamadım. Hakkımı yediler. Üstelik elli liramı da geri vermediler. Şimdi cebimde yirmi liram var. Eğer kabul ederseniz, Yavuzeli’nden okula gelirken otuz liranızı da getiririm.

Evraklarımı alıp bir süre inceledikten ve derin bir nefes aldıktan sonra,

– İkamet ilmühaberin eksik ve velin yok. Yetkili bir imza lâzım.

– Öğretmenim bana biraz zaman tanırsanız ikameti gidip getiririm ama babamın haberi yok, veli getiremem. Ne gerekiyorsa babamın yerine ben imzalarım.

— İkameti nereden getireceksin.

– Yavuzeli’nden getireceğim. Evimiz orada.

– Bugün kayıtlar kapanıyor, mesai bitmeden yetiştirmen lâzım. Yetiştire bilir misin?

– Yetiştiririm öğretmenim. Bizim oraya sadece otobüs değil, taksiler de gidiyor. Hemen gider, dönerim.

– Gecikmeden hemen git de çabuk gel o zaman.

hayat ağacı

Okuldan ayrılarak doğru Kale altına geldim. Bizim o tarafın bütün köy arabaları oraya geliyordu. Babam esnaf olduğu için köy muhtarlarının birçoğunu tanıyabiliyordum. Hemen bir köy muhtarı bulup durumu izah ettim. (Yanılmıyorsam Kastel Köyü’nün muhtarıydı.) Yakında bulunan bir çay ocağına gittik. Çaylarımızı yudumlarken, cebinden çıkardığı boş bir ikametgâh ilmühaberini doldurarak, kendi mührü ile de mühürleyip bana verdi. Böylece ikamet de tamamdı. Hemen aceleyle alıp tekrar okula geldim. Müdür yardımcısı şaşırmıştı.

– Ne çabuk gidip geldin sen böyle, kuş olsan yetişemezdin! dedi.

– Kale altında Muhtarla karşılaştık öğretmenim. O da bu gün Antep’e gelmiş. Mühür de yanındaydı. İkametimi yazıp onayladı.

– Pekiyi öyle olsun. Ver bakalım.

Evraklarımı tekrar inceleyip gözden geçirdikten sonra, kaydımı yapmıştı.

– Evet delikanlı, kaydını yaptım. Şimdi bana derslerine çalışacağına, okulda iyi bir öğrenci olacağına, sinemaya ve benzeri yerlere fazla takılmayacağına söz vereceksin. Çünkü senin velin de ben oldum. Bütün sorumluluklarını ben üstleniyorum. Bak velisi yerine kendimi yazdım ve imzaladım.

Müdür yardımcısı doğru söylüyordu. Velisi yazan kısma kendi adını yazıp imzalamıştı.

– Söz öğretmenim. Sizi ve babamı mahcup etmeyeceğim. Okuyup bir yerlere gelmek istiyorum. Kayıt parasını almayı unuttunuz öğretmenim. İşte şimdilik yirmi liranızı veriyorum. Kalan otuz liranızı da dönüşümde getiririm.

– Hayır evlâdım, zaten senden bir defa para almışlar, bir de biz almayalım. Hem senin velin ben olduğum için senin kayıt paranı ödedim. Sen sadece bana verdiğin sözü unutma. Ben sana güveniyorum.

– Teşekkür ediyorum ama ben yine de dönüşten sizin paranızı getireceğim. Şimdilik hoşça kalın öğretmenim.

– Güle güle yavrum. Ailene selâm söyle.

Böylesine nadide bir öğretmenden ayrılarak, Yavuzeli’ne geldim. İlk işim dükkâna gidip babamdan özür dileyerek elini öpmek oldu.

– Madem bu kadar okumaya isteklisin, ben de sana gidip oradan bir ev tutacağım oğlum.

İşte o zaman sevinçten gözlerim yaşarmış, babamın boynuna sarılıp ağlamıştım.

Dönüşte babamla birlikte gelip Müdür yardımcısına parayı ısrarla vermek istemiş, ancak bir türlü kabul ettirememiştik.

Daha sonra okullar açıldığında, arkadaşım Hidayet Aytekin’in de bu okula geldiğini görünce çok sevinmiştim. Ben Karşıyaka’da bir ev kiralamıştım, Hidayet de benim yakınımda bir akrabasında kalıyordu. Böylece okula birlikte gidip gelmeye başlamıştık.

Birinci sınıfı Antep’te Hidayet’le birlikte okuduktan sonra, ikinci sınıfta abimin öğretmen olarak Mardin’e tayininin çıkması sebebiyle, ben de onunla birlikte naklimi Mardin’e aldırmıştım. Bir yıl sonra da abimin tayini Sivas’a çıkmış, ben oraya gitmeyerek Mardin’de yalnız kalmıştım. Yalnızlık biraz zor olsa da ben çileye alışmıştım.

Uzun süre Mardin’de kalmış, hem liseyi, hem de Eğitim Enstitüsünü bitirerek öğretmen olmuştum.

Üç dört yıllık aradan sonra okulu bitirip eve dönmüştüm. İki üç gün sonra okulun bahçesine diktiğimiz ağacı ziyarete gittiğimde, ağacımız daha da büyümüş, artık yaz günleri gelip gölgesine uzanıp, kitap okuyabilirdik.

Arkadaşım Kemal ve ben, her yaz bu ağacın altında ders çalışırdık. O ağaç bizim hayat ağacımız olmuştu! Ne zaman memlekete uğrasam, altında ders çalıştığım ağacımızı ve arkadaşlarımı ziyaret etmeyi hiç ihmal etmem.

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.