Dolar 32,2958
Euro 35,1336
Altın 2.406,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 39°C
Açık
Kilis
39°C
Açık
Cum 38°C
Cts 35°C
Paz 35°C
Pts 36°C

Hedefe Yüz Adım…

Hedefe Yüz Adım…
A+
A-
05.12.2018
384
ABONE OL

Mahmut KANMAZ

 

“25 yaşında, işsiz ve açtım. Bundan önce de İstanbul’da, Paris’te ve Roma’da da aynı duruma düştüğüm olmuştu.
Ama insanın, havası bile şans ve başarı kokan, New York’ta açıkta olması, özellikle izzeti nefis kırıcıdır…
Ne yapacağım hakkında, haklı olarak hiçbir fikrim yoktu. Gazeteciydim, bir yandan da “yazar” olmayı aklıma koymuştum ama İngilizcem, bu dilde yazı yazacak kadar kuvvetli değildi…
Günlerimi, sırf pansiyoncu kadını rahatsız etmemek için, sokakları arşınlamakla geçiriyordum…”

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, sözlerimize, yukarıdaki girizgâhla başlamış olduk, sevgili arkadaşlarım…
Konumuz, günlük yaşamda hepimizin karşılaştığı, bir hedef stratejisi…
Nedir o, derseniz!… Ulaşmayı düşündüğümüz veya olmasını çok istediğimiz bir hedefimizin olduğunu varsayalım… O, çok uzakta bir yerlerde, güya, bize göre. Hani öyle olsun diyelim…İlk anda gözümüzün korkması, belki olağan olabilir… İstek var, niyet var, ama irade ve gayret, zayıf olsun farzedelim… Ne yapılır genelde, “pes edilir”, mücadeleden korkulur. Zorlu ve dikenli yollar, gözümüze perde indirir. Haliyle, baştan yenilgi kabul edilir ve hedef, mutlu son, heba edilir.
Ne uğruna bütün bunlar, kendine güven eksikliğinden, savaşma güdüsünün olmamasından… İşte bu insanlar, yaşama hep, 1-0 yenik devam ederler. Oysa belkide, onların hayatını değiştirecek ve mutlu edecek, pembe bir dünya onları bekliyordur. Unutulmamalı ki, “Başarı, onu çok isteyenlerin, inananların ve yolunda mücadele edenlerindir, her daim.”
İşte, Amerika’daki bu Gazeteci kardeşimizin durumu da, “Hedefe yüz adım” ruhuna uygun gibi olacaktır sanki… Hadi, gelin sözü daha fazla uzatmadan, New York’a uzanalım ve sokakları arşınlayalım, bu arkadaşımızla birlikte, “Bir gün, 42.Sokakta, sarışın bir devle burun buruna geldim: Bu, büyük Rus şarkıcısı, FeodorŞalyapin’di…
Çocukluğumda, onu dinlemek için, Moskova’daki İmparatorluk Tiyatrosunda, defalarca kuyruğa girdiğimi hatırlıyorum.
Sonradan Paris’te gazeteciyken, onunla bir röportaj da yapmıştım.Beni hatırlayacağını sanmıyordum ama o beni tanıdı…
“Çok meşgul müsün?” diye sordu.Belli belirsiz bir cevap mırıldandım. O sanırım durumumu anlamış olmalı ki, “…Benimle Broadway ile 103. Sokağın köşesindeki, otelime kadar gel. Yürüyerek gidelim” dedi…Vakit öğleydi ve ben, beş saattir yollarda yürümekteydim…
“Aman nasıl olur, Bay Şalyapin, oraya beş, altı kilometre mesafedeyiz,..” diye itiraz ettim. Şarkıcı sözümü kesti, “Kim demiş! Otel, olsa olsa yüz adım ötededir.” Hayretler içerisinde, “Yüz adım mı?” diye geveledim…”Evet. Ha sahi, otelden bahsetmiyorum. 6.Caddedeki atış pavyonunu kastettim…”
Hiçbir şey anlayamamıştım. Buna rağmen arkasını takip ettim. Çok geçmeden kendimizi atış pavyonunda, nişan alan iki denizciyi seyreder bulduk. Sonra, gezintimize devam ettik. Şalyapin, “Topu topu bir kilometre kaldı” dedi.
Artık birşey söylememeyi tercih ediyordum. Biraz sonra, Carnegie Hall’a geldik.Şalyapin, filarmonik konser için bilet almaya gelen insanların, yüzlerini seyretmeyi sevdiğini söyledi.Birkaç dakika daha geçti ve yolumuza devam ettik.
Şalyapin çok neşeliydi; “Central Park’ın hayvanat bahçesiyle aramızda, sadece sekiz yüz metre var” dedi. “Oradaki gorillerden birini, tanıdığım bir tenora, o kadar çok benzetiyorum ki…”
Gorile de merhaba demeye gittik. Bin iki yüz metre ilerde, Broadway’ın bir bakkaliyesine uğradık…Camekânda bir fıçı içinde, hıyar turşusu vardı.Şalyapin bu camekânın önünden, kolay kolay ayrılamadı. Yemek istedi ama doktoru ona turşuyu yasaklamıştı. Ama ben yedim.
Oradan da ayrıldık. Şimdiye kadar nasıl olup ta, düşüp bayılmadığıma şaşmakla beraber, kendimi çoktandır olduğumdan, daha iyi hissediyordum.
90.Sokaktaki meyveleri, sonra da 96.Sokağın köşesinde, yeni boyanan metro istasyonunu da seyrettikten sonra, nihayet otele varabildik…
Şalyapin birden durup gülmeye başladı; “Çok uzun sürmedi, değil mi?” dedi. Yemekten sonra, dostum, bana o altı kilometreyi neden yürüttüğünü şöyle izah etti:
“Bu gezintimizi hiç unutmayacaksın” dedi…”Bu, benim sana verdiğim bir hayat dersi olsun. Hayatta da, hedefinle arandaki mesafe, seni korkutmasın. Sen sadece, yüz adım ilerinde olan şeyleri düşün. Uzak bir geleceğin korkusu, sakın hayatını zehir etmesin. Daima yarının küçük zevklerini, gözünün önüne getir…
Yani, ufuktaki büyük resmi gör, ama o resme ulaşmadaki aşamaları da birer birer, ekarte et. Bunu yaparken de, asla umudunu ve inancını kaybetme. Gayret senden, yardım Allah’tan…”

O zamandan bu yana, uzun seneler geçti.Şalyapin öldü.Fakat pratik felsefesinin, imdadıma yetiştiği çok zamanlar oldu… Mesela, İngilizce öğrenirken, “Ben, bu dilde yazı yazabilene kadar, çok seneler geçecek” demedim…
Bilakis,”Bugün Times’ın başyazısında, bilmediğim yirmi sekiz kelime vardı. Yarın bilmediğim kelimelerin sayısı, sadece yirmi olacak” dedim.
Ortaklarımızın bir hatası yüzünden, alacaklılarımıza, bundan sonraki dört sene zarfında, kazanacağım paranın yarısını ödemek zorunda kalınca da, aynı hayat görüşünden faydalandım. 208 hafta boyunca, sefil bir hayat süreceğimi düşünseydim, ihtimal ki cesaretimi kaybeder ve belki, beş kuruş bile kazanamazdım… Ama ben sadece, “Pazartesi, çarşamba ve cuma kendi hesabıma çalışacağım” diye düşündüm. Bu düşünce, her şeyi değiştiriyordu.Neticede, alacaklılar paralarını aldılar, ben de her şeye rağmen, insan gibi yaşamayı başardım…

Şalyapin’in, bu “yüz adım” hikâyesi, yaşamın altın kurallarından biridir.Herkes bundan faydalanabilir. Hedefinize henüz uzak olabilirsiniz ama”6.Cadde” hepi topu, yüz adım ilerinizdedir.
Böylece, adım adım ilerleyerek, asıl hedefinize ulaşacağınız gibi, yol boyunca, yani aşamalar arasında da, hoşça zaman geçirebilirsiniz.
Ufuktaki hedefine ulaşmak isteyen, mutlu sonu amaçlayan herkes, bunu gözönünde bulundurursa, inanın işler çok kolaylaşır diye düşünüyorum. Zorlu yollar, engebeli parkurlar gözleri korkutup, vazgeçirirse kişiyi, kaybedilen sadece hedef değil, mutluluğu vaat edecek olan, pırıl pırıl güneşli, umutlu ve güzel günler olacaktır…
Yeniden birlikte oluncaya kadar, gönlünüzden cesaret, yüzünüzden tebessüm ve yüreğinizden sevgi, hiç eksik olmasın…
Sağlıcakla kalın değerli dostlarım ve sevgili arkadaşlarım…

——————————————————————
Kaynak:Bütün Dünya/Cilt 4/Sayı 21/Ocak1962/Nebioğlu Yayınevi/ Frederick Van Ryn, Praline/Almanya.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.