Dolar 8,5953
Euro 10,1376
Altın 487,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 29°C
Parçalı Bulutlu
Kilis
29°C
Parçalı Bulutlu
Cts 32°C
Paz 33°C
Pts 34°C
Sal 34°C

Hıdır Emmi’nin Nohut Tarlası

Hıdır Emmi’nin Nohut Tarlası
REKLAM ALANI
A+
A-
25.07.2021
57
ABONE OL

Adviye ERTEKİN YÜKSEL

Okullar tatil olmuştu. Ben o yıl ilkokula başlamıştım. Tatilin ikinci hafta sonunda Mardin Kızıltepe’de bir davete çağrılmıştık. Çok heyecanlıydık. Zira bundan bir hafta önceydi Hıdır Amca bize taze nohut getirmişti kocaman kocaman desteler halinde. Annem dışarıda iyice silkeleyerek ve dal aralarına bakarak içeri almıştı nohutları. Büyük bir sofra bezinin üstüne oturarak yemiştik nohutları. İşte o nohutların olduğu tarlalara gidecektik. Çok çok toplayıp yiyecektik. Nihayet o hafta sonu geldi. Bizi annem giydirdi ve orada nasıl davranacağımızı tembihledi. Öyle yanımdan çok uzaklaşma yok. Benim gözümün önünde olacaksınız, dedi. Tabi daha başka tembihler de vardı. (Misal: Ortalıkta olan şeyleri karıştırma, izinsiz bir şeyleri elleme, alma vb. gibi…)

Nihayet o gün geldi. Babam elimiz boş gitmeyelim diyerek; şeker, çay ve çerez almıştı. Annem de annesine ve eşine başörtüsü (tülbent) havlu hazırlamıştı.

Bizler tamam anne diyerek, tembihi onaylamıştık. Bir araba geldi ertesi günü, içinde Hıdır Amca ve bir başka yaşlı amca da vardı. Babam selamlaşarak hoşbeş etti yaşlı amca ile. Bizler de arabaya yerleştik ve ovaya doğru yol almaya başladık. Ovaya yaklaştıkça sıcaklık artıyordu. Kocaman düzlükler gittikçe büyüyen tarlalar yeşil ve sarı bitkilerle doluydu. Bazı tarlalarda ise kavun ve karpuz yığınları vardı. Bir tarlanın yanında durduk. Hıdır amca indi ve oradaki adamlardan karpuz, kavun aldı. Turşuluk kelek satan bir amcadan da kelek aldı. Fakat bu bizim bildiğimiz kelek değil dedi annem. Hıdır amca adını söyledi fakat bunun sırf turşu için ekildiğini söyledi. İsmini de Arapça söyledi.

Biz nihayet tarlaların ve evlerinin olduğu yere geldik. Evlerinin kapısı kocaman iki tarafa açılan tahta üzeri mıhlarla işli bir kapı idi. İki adam kapıları açarak bizleri buyur ettiler. Derken yüzlerinde döğmeler olan iki kadın, biri yaşlı. Diğeri de annem yaşlarda bizleri karşıladı. Yarı Türkçe yarı Arapça ‘hoşgeldiniz’ dediler. Hava çok çok sıcaktı. Ovanın kavurucu sıcağını bahçedeki havuz bile serinletemiyordu. Bizi sedirlere oturtarak Hoş beş ettiler de çok dediklerini anlamadığımız halde konuşma devam etti.

Nihayet sofraya buyur edildik. Oradaki insanlar hem Hıdır amcaya Hıdır bey diyorlar. Hem de yaşlı amcaya HıdırAğa diyorlardı.

Babam Hıdır amcaya dönerek:

– Hıdır bey amcanın da mı adı Hıdırdedi?

Hıdır amca:

– Evet kendisi dedem olur Ahmet Bey, benim adım onun adıdır. Dedem bu köyün ağasıdır, dedi.

Babam ve annem koyu bir sohbete daldılar. Biz de evin oğlu ve kızı ile tanıştık. Onlarla oynuyorduk. Evin Kızının adı Züleyha, oğlanın adı da Zülküf idi. Derken öğle yemeği için koşuşturmalar başladı. Çardağın altında sofra kuruldu. Büyük büyük masaları yan yana dizmişlerdi. Bizler annemin talimatı ile ellerimizi yıkadık ve gösterdiği yerlere oturduk. Yemekler geldi. Kaburga dolması, pilav ve yanında yoğurt çorbası. Ekmek, salata vardı. Buyurun denildi.

Babam:

– Hıdır, deden nerede gelmiyor mu yemeğe, dedi.

Hıdır amca Dedem nöbete durmuştur. Şimdi babam gelir sofraya, dedi.

Hıdır amca gelen babasını babam ve anneme tanıttı. Hasan amca bizlerle hoşbeş etti ve sofraya oturduk.

Bir hizmetçi kadın kaburganın kemiklerini ellerine sardığı bir bezle tutarak ayırdı. İçinden bademli pilavlar çıkınca tabaklara taksim etti. Salata, yufka ekmek yoğurtla yemek bitti. Hıdır amcanın babası izin isteyerek ben nöbeti devralayım. Babam gelsin dedi ve gitti.

Babam:

– Vallahi sormam artık farz oldu. Ne nöbeti bu Hıdır? İnan çok merak ettim.

Hıdır amcanın dedesi:

– Hele yeyin yemeğiniz, dinlenin az öte. Ben anlatırım size, dedi.

Dede de yemeğini yedikten sonra:

– Beyefendi oğlum şimdi gelelim nöbet işine. Bizim buralarda bilirsin akrep çoktur. İşte böyle bir yaz güni idi. Biz yine ekmişik kavın,karpız, nohut, buğday. Bundan yıllar önceydi. Bir arkadaşımız o da gümrük muhafaza memuri. Misafir etmişik kendilerini. Yemek yemiş, mırra içmiştik ki bir avaz ile fırladık yerimizden. Uuu koşarak o tarafa gittik ki ne görek?

Misafırın oğlu bir de benim oğlan, nohut koparmışlar pay ederken aralarında o bakkenin arasından bir akrep sokmuş benim oğlanı.

Aman aman derken biz; Muhafaza memuru arkadaş, akrebin soktuğu yeri emerek zehiriazlaştırdı. Köydeki sağlık ocağında panzehir bitmiş koştuk ilçeye. Allah yüzümüze baktı da çocuğum ölümden döndü. Aha o çocuk Hıdır’ın babasıdır haaa!

Ben o gün bu gün bu nöbeti tutarım. Çocuklara nohut isteyince dikkatlicene kopartır veririm ki benim oğlumun başına gelen onların başına gelmesin diye. İlk sıralar köylü ve bazı komşular nohudu çocuklardan saklıyorum sandı. Sonra durumu anlatınca aynı tedbiri onlar da uygun gördüler. İşte böyle. Çocuklara zarar gelmeden yiyebilsinler diye bu nöbeti tutmamız gerekliydi, dedi.

İnan ilgi ile dinledik hepimiz de. Hani adam bu hikâyeyi anlatmasa belki de adama neler diyecek ve ayıplayacaktık.

Neymiş efendim, demek ki aslını bilmediğimiz bir konuda peşin hüküm vermeyip araştıracakmışız!

Hep iyi ve güzel şeylerle karşılaşmanız dileklerimle.

Hoşça kalın.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.