Dolar 9,2082
Euro 10,7898
Altın 527,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 29°C
Az Bulutlu
Kilis
29°C
Az Bulutlu
Cum 26°C
Cts 27°C
Paz 26°C
Pts 26°C

Hz. Ali Ravanda’da

Hz. Ali Ravanda’da
A+
A-
09.10.2014
84
ABONE OL

Sayın okurlarım;

Zaman zaman elime olayları Kilis’te geçen ilginç hikâyeler geçmektedir. Bunların kaybolmasını istemediğim    için sizlerle paylaşmak istedim. Hikâyelerde Kilis’i anlatan anılar, mekânlar, tarihi bilgiler geçmektedir.

Şimdi sizlere Fehmi ANLAROĞLU’ndan “HZ. ALİ RAVANDA’DA” adlı hikâyeyi sunuyorum:

Dört Halife’den Hazreti Ali devrinde, Hazreti Hasan’la Hazreti Hüseyin kayboldular. Babaları Hazreti Ali, dünyanın her yerine adamlar yollayarak, onları aratmağa başladı. Bütün Eshab-ı Kiram merak ve endişe içindeydi. Nasıl olur da koca İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’in torunları ve yiğitler yiğidi Hazreti Ali’nin oğulları kaybolurdu?

Acaba Arap kâfirlerin kahpeliğine mi uğramışlardı, yoksa sair düşmanlar tarafından mı kaçırılmışlardı? Kim cesaret edebilir, kim yapabilirdi bu işi? Peygamberimizden utanmazlarsa Allah’tan da mı korkmazlardı bu işi yapanlar? Hazreti Ali’ye güçleri yetmiyordu da, öçlerini onun oğullarından, Hazreti Hasan’la, Hazreti Hüseyin’den mi alıyorlardı?

Aramaya çıkanların hiçbiri müspet bir haber getiremiyor, yollayamıyorlardı. Eshab’tan Ömrümiye adında bir zat vardı ki; Hazreti Hasan’la Hazreti Hüseyin’i aramaya o da çıkmıştı. Ömrümiye, bir saatlik zamanda, on saatlik yol kat etmek gibi bir özelliğe sahipti. Diğer arayıcıların her biri ülke dolaşıncaya kadar, Ömrümiye on ülke dolaşmış ve Hazreti Ali’nin iki   oğlunu aramıştı.

RAVANDA’DAN HABER

Bir gün, kan ter içinde kalmış bir süvari, kan ter içinde kalmış olan atından atlayarak: Hazreti Ali’yi görmek istediğini söyledi. Gece gündüz demeden günlerce yol almış, bir türlü at değiştirerek; koca rap çölünü aşmış ve Hazreti Ali’ye ermişti. Ravanda’dan geliyordu.

Kendisini, Halifeye götürdüler. Oğulları hakkında, hiçbir ülkeden hayırlı haber alamayan yiğitler yiğidi sordu:

– Hayırdır inşallah ne haber getirdin?

Süvari bitkin halde cevap verdi.

– Hayırlı haberler getirdim, ey yiğitler yiğidi Beni Ömrümiye yolladı. Oğulların Hasan ve Hüseyin, Ravanda Kalesindeler. Onları küffar kaçırıp, oraya hapsetmiş, Yetişmemizi beklerler.

Haberden fazlasıyla memnun olan Hazreti Ali, bir İslam ordusunun başına geçerek tez zamanda bugün Gaziantep’in Kilis ilçesine bağlı olan Ravanda köyü civarına geldi. Ordusunu Morcalı ve Ravandas köyleri arasında kurduğu ordugâha bırakarak; kendisi Morcalı dağına çıktı.

HAZRETİ ALİ BEŞİĞİ

Morcalı dağı, Ravanda Kalesi’ne hâkim bir dağ… Hazreti Ali, buradan kaleyi tarassut edecek,  cenk planlarını hazırlayacaktı. Fakat baktı ve gördü ki, normal yollardan Ravanda Kalesi’ne girmenin, kaleyi fethetmenin ve Hasan’la Hüseyin’i küffarın elinden kurtarmanın imkânı yok. Başka bir feraset düşünmek lazım…

Hazreti Ali, feraset düşünürken, kendisini bir rehavet sardı ve yorgunluğunun da etkisiyle, yanı başında duran bir taşın üzerine oturdu. Biraz sonra da uzanarak; uykuya vardı.

Morcalı Dağı’nın tepesinde bir yabancının dolaştığını gören gözcüler, derhal Ravanda Kalesi kumandanına haber verdiler kumandan, güvendiği adamlardan elli tanesini göndererek, “Kimi yakalarsanız gözünün yaşına bakmadan getirin” emrini verdi.

Tepeden tırnağa zırhlar giymiş olan silahlı askerler Morcalı Dağı’nın tepesine çıkarak; uyumakta olan Hazreti Ali’nin çevresini sardılar. Amaçları onu diri yakalayıp, kim olduğunu anlamak ve kumandanlarına götürerek teslim etmekti.

O anda, Hazreti Ali’nin yatmakta olduğu taş, Tanrı hikmetiyle beşik gibi sallanmaya başladı ve Hazreti Ali derhal uyandı. Gördü ki, çevresini bir takım düşman askerleri kuşatmıştır. Göz açıp kapayacak kadar kısa bir zamanda Zülfikâr’a sarıldı ve küffar askerlerinin arasına daldı. Bir sigara içimi bir zamanda, elli küffar askerinin hepsini kılıçtan geçirdi. Sonra da kendisine yataklık eden taşa dönerek şöyle dedi:

– Sen bana beşiklik yapıp, hayatımı kurtardın. Ömrübillah beşik olarak kal ve benim adımla ansınlar seni…

İşte bugün hâlâ Morcalı dağının tepesinde duran ve Kaldıraç Kanununa dayanmadığı halde, bir parmak etkisi ile beşik misali sallanan taşın adı, bunun için Hazreti Ali beşiğidir…

RAVANDA’NIN FETHİ

Hazreti Ali, Morcalı Dağı’nda tarassut’unu yapıp, keşfini tamamladıktan sonra aşağıya, ordugâha indi ve kumandanlarına şu emri verdi:

– Ravanda kalesine yakın mesafede bir dağ var. O dağın eteğine bir mancınık kurdurun. Kendimizi ve kumandanlarımızı kaleye mancılıkla atacak, bu suretle ancak kaleyi fethedip, oğullarımı kurtaracağız…

Hazreti Ali’nin dediği dağ bugünkü Gonca dağı idi. Derhal yerine getirildi ve Gonca dağının Ravanda kalesinden biraz yüksekte olan eteğine bir mancınık kuruldu. Hazreti Ali, önce kendini attırdı. Mancılıkla ve peşinden güvendiği kumandanlar geldiler kaleye…

Başta yiğitler yiğidi. Hazreti Ali olmak üzere, Ravanda kalesine her düşen, hiç vakit geçirmeden kılıcına sarıldı ve küffar askerlerinin arasına aslanlar gibi daldı. Babalarının ve İslam kumandanlarının yetiştiğini gören Hazreti Hasan’la Hazreti Hüseyin onlara yardım etti.

Ravandalılar neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Kendilerini mancılıkla kaleye attıracak birilerinin çıkacağı, onların aklının kenarından bile geçmemişti. Birer ikişer değil, ellişer yüzer kaçıyor, kaleyi terk ediyorlardı. Ordugâhta bulunan İslam ordusu da kaleyi dıştan kuşatmış, kuş bile uçmuyordu. Hazreti Ali, oğullarından Hasan’ı kalenin giriş, Hüseyin’i de çıkış kapısına koymuş “Giren veya çıkan kim olursa öldürün” demişti. Hasan’la Hüseyin kimseyi sağ bırakmıyorlardı. Kaçanlar olursa, dışarıdaki İslam askerlerinin eline düşüyor yine öldürüyorlardı.

Hazreti Ali ile kumandanları, kalenin içinde işlerini bitirirler, küffarı kılıçtan geçirirlerken, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’le birlikte diğer İslam askerleri de kendilerine düşeni yapıyorlar, son birkaç kafir kalıntısının da canını cehenneme yolluyorlardı. Bu sırada Hazreti Hüseyin’in bulunduğu kalenin çıkış kapısına bir dişi köpek geldi. Kaleden çıkmak istiyordu.

Hazreti Hüseyin onu da öldürmek istedi ama sonradan vazgeçti. Çünkü karşısındaki hem bir hayvan, hem de “kuzlacı” idi.

Hazreti Hüseyin’e yakışmazdı onu öldürmek… Ravandalılar böylece halledilmiş, fethedilmez sanılan Koca Ravanda Kalesi İslam’ın eline geçmişti. Böylece Hazreti Hasan’la Hazreti Hüseyin de, kâfir Ravandalıların elinden kurtarılmıştı.

***

Rivayet ederler ki: Aralarında iç savaşlar başlayıp da İslamlar o civarları terk edince, Hazreti Hüseyin’i öldürmeye kıymadığı “kuzlacı” köpekten türeyen köpekler gelip Ravanda Kalesi’ne yeniden sahip oldular. Ta ki, Gaziantep ve civarının Türkler tarafından ele geçirilişine kadar. Küffar soyundan gelen o köpekleri itlaf edip, Ravanda Kalesi’ni ikinci defa fethetmek de Türklere nasip oldu…                       ____________________________

Dilden Dile Nesilden Nesile Anadolu Efsaneleri, Cilt: 1, Fehmi Anlaroğlu, Onur Yayınları 1, Ankara, 1 Mart 1968.           

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.