Dolar 17,0739
Euro 17,8515
Altın 989,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Açık
Kilis
30°C
Açık
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 34°C
Per 34°C

İrtica’nın Tarihçesi

İrtica’nın Tarihçesi
A+
A-
16.05.2022
41
ABONE OL

M. Yahya EFE

Sevgili okurlarım, Arapça bir kelime olan irtica, geri gitme, geriye dönme anlamında kullanılır.

Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde ise, “İrtica” kelimesi tek sözcükle tanımlamıyor: “Gericilik”.

Bilindiği gibi, son yıllarda gündemimizi oluşturan en önde gelen tartışma konularından birisi bu irtica meselesidir. Aslında bu mesele Türk toplumunun gündemine yeni girmiş bir konu değildir.

İrtica tartışmalarının, Tanzimat’tan itibaren başlayıp, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yoğunlaşarak, günümüze kadar devam ettiği görülmektedir.

İki asra yakın uzun bir zaman geçmesine rağmen, maalesef  irtica  kavramı ile ilgili bir ortak kültür oluşturulamamıştır. Bu kavram bir türlü yerli yerine oturtulamamıştır.

Günümüzde yapılan irtica tartışmaları, gerek muhteva ve gerekse üslup bakımından Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tartışmaları andırmaktadır.

Bu da irtica konusundaki farklı bakış açılarının değişmediğini göstermektedir.

Nasıl mı? Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, Cumhurbaşkanı  ve Başbakan, irtica konusuna farklı açılardan bakıyorlardı.

Cumhurbaşkanı  Ahmet Necdet Sezer’in; “İrticai çalışmaların siyasete, eğitime, devlete sızmaya çalıştığını”, laikliğin ve ülkenin bölünmez bütünlüğünün her ne pahasına olursa olsun korunacağını  belirtmesi üzerine; 

O tarihte Başbakan olan Recep Tayip Erdoğan, “İkide bir irtica gündem getiriliyor. Nedir irtica? Eğer irtica ‘dini siyasete alet etmek’ ise, bunu da Türkiye’de kimlerin yaptığı bellidir. Siz dindar insanları  siyasetten uzak tutmak için konuşuyorsanız, bu millet sizi affetmez.

Çünkü bu ülkede dindar insanların da siyaset yapmaya hakkı  vardır. Kimse kalkıp ‘irtica tehlikesi var’ demesin. Bunları biliyoruz, mürekkep yaladık” demişti.

Sayın Erdoğan’ın demcinden şu anlaşılıyordu:

“İrtica, dini siyasete alet etmektir.”

Sayın Erdoğan, irtica’yı böyle tanımlıyordu.

Oysa irtica, tek kelimeyle gericiliktir.

Dini siyasete alet etmek ise: Laiklik karşıtı olan kişilerin yaptıkları  eylemdir.

Laiklik ise: “Devlet ile din işlerinin birbirinden ayrılığı; devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasıdır.”

Sayın Başbakan, “Kimse kalkıp ‘irtica tehlikesi var’ demsin, demişti.

Oysa Türkiye için “irtica” tehlikesi vardır! Fakat bu tehlike Türkiye’ye zarar verecek boyutta değildir. Kaldı ki bu tehlike İslam’dan değil; İslam’ı yanlış anlayan ve yanlış yorumlayan bir avuç Müslüman’dan kaynaklanmaktadır.

İrtica’nın tarihçesine bakarsak; İrtica tartışmalarının, Tanzimat’tan itibaren başlayıp, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yoğunlaşarak günümüze kadar devam ettiği görülmektedir.

İşte Osmanlı dönemindeki irtica olayları:  Genç Osman Olayı,  Kadızâdeliler İsyanı,  Patrona Halil İsyanı,  Kabakçı Mustafa İsyanı, Alemdar Mustafa Paşa Olayı ve 31 Mart Olayı.

Bu irtica eylemleri Osmanlı dönemiyle sınırlı kalmamış, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte girişilen devrimlere karşı tepki olmak üzere, benzer hareketler de olagelmiştir.

Şeyh Sait İsyanı ve Menemen olayı gibi

İrtica; “Dini siyasete alet etmek” değil, gericiliktir.

İrtica tehlikesi dün olduğu gibi, bugün de Türkiye’de vardır, fakat zarar verecek boyutta değildir. Olamaz da! 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.