Dolar 8,6591
Euro 10,1605
Altın 491,27
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 28°C
Gök Gürültülü
Kilis
28°C
Gök Gürültülü
Cum 27°C
Cts 29°C
Paz 31°C
Pts 32°C

İslam Dininde Oyun-Eğlence (Tavla ve Satranç)

İslam Dininde Oyun-Eğlence (Tavla ve Satranç)
REKLAM ALANI
A+
A-
28.03.2016
62
ABONE OL

Mehmet YALVAÇ

 

Kent Gazetesinde Haziran 2015 ayı içerisinde iki yazımız yayınlanmıştı. Bunlardan birincisi “İslam ve Müzik”, ikincisi ise “İslam Dininde Haram ve Helaller (Oyun-Eğlence) Tavla Oynamak” idi. Bu yazılarımızı niçin yazdığımızı açıklamamıştık.

Ankara’da Cuma namazından önce bir camide hocanın verdiği vaazdaki olumsuz açıklamaları üzerine bir araştırma yaparak bu iki yazıyı yazmıştık. Daha sonraki tarihlerde oradan geçerken bir öğle namazı sonrası yaptığımız görüşmede verdiğiniz vaizdeki bilgilerin sahih hadis olmadığını Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı kaynakların adını vererek açıkladık. Hoca bize mesleğimizi sordu, söyledik. “Çok güzel araştırma yapmışsınız, teşekkür ederim. Her zaman bu camiye gelin” demişti.
Bugünkü yazımızı da Suudi Arabistan Krallığı Mekke Başmüftüsünün televizyon haberlerinde “SATRANÇ OYMAMANIN HARAM OLDUĞUNU” belirtmesi üzerine, İran İslam Cumhuriyeti dini yetkilisi ise satranç oynamanın günah olmadığını açıklayarak İran milli satranç takımlarının uluslararası müsabakalara katıldığını belirtmiştir.

Ülkemizde de Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı çeşitli federasyonların yanında okçuluk, binicilik, satranç vb. gibi sportif federasyonlar vardır..

Dünyadaki tüm ülkelerde her türlü terör olaylarında genelde gençler kullanılmış ve kullanılmaktadır. Çünkü yaşları gereği kullanılmaya daha müsaittirler. Bu nedenle devletimiz geçmişten günümüze öğretim kurumlarımızın her aşamasında çocuk ve gençlerimizi kötü ve zararlı alışkanlıklardan korumak için resim, müzik, el işi, beden eğitimi, tarım vb. gibi dersler programlara konmuştur. Bunlara ilave olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı sportif oyun ve faaliyetlere büyük önem vermektedir. Pedagojik olarak da çocuk ve gençler enerjilerini olumlu yönde harcamalıdırlar.

Çalışmanın yorgunluğunu ve hayatın tek düzeliğini unutturacak çözümler aramak sosyal hayatın ihtiyaçlarındandır; oyun ve eğlence de bunun yollarından biridir. Kolektif olduğu için, gerçekleşmesi çok sayıda oyuncu ve seyirci gerektiren oyunu, bayramdan ve hatta sosyal hayat için oldukça önemli olan ayin ve törenden ayırmak da zordur. Eskiden olduğu gibi günümüzde bayram ve törenlere katılma kişinin resmi kıymet ve inançlara yakınlığının da bir göstergesi sayılabilir.

İslam açısından oyun ve eğlence meselesine bakıldığında en başta söylenecek şey, oyun ve eğlencenin insan1ık onur ve haysiyetini hiçe sayacak içerikten uzak olmasının gerekliliğidir.

İnsanın eğlenme ve dinlenme ihtiyacının, temel inanç ve ibadet ilkelerine aykırı olmayacak bir biçimde karşılanıp düzenlenmesi esastır. İnsan Allah’a kulluk için yaratılmıştır ama insan bu arada yiyip içmekte, evlenmekte ve bir takım meslekler edinmektedir. Aslında bunlar, ibadet kapsamı içerisinde değildir. Fakat bunlar olmazsa, ibadet nasıl ve nereye kadar yapılacaktır? Bu bakımdan dinlenme ve eğlenmenin de aslında ibadet olmayan ancak ibadet edebilmek için gerekli olan, ibadete engel olmadığı gibi destekleyici bir fonksiyon üstlenen işler arasında yer alması son derece doğal olup, aksini yani İslam’ın eğlenme ve dinlenmeyi hoş karşılamadığını ileri sürmek ise hem insani hem de dini iyi tanımamaktan ileri gelmektedir.

Dinlenen insan, çalışmaları için zihnen ve bedenen enerji yığmış olduğu için, dinlenmenin ardından gelen çalışma daha verimli olacaktır. Sorun haline getirilen husus, eğlenmenin bir dinlenme yolu olarak tercihinin İslam açısından hükmüdür. Her konuda olduğu gibi eğlenme konusunda da temel ölçü, insanın dinlenme ve eğlenme ihtiyacının, temel inanç ve ahlak ilkelerine ters düşmeyecek bir biçimde karşılanmasıdır. Bu bakımdan dinlenme ve eğlenmenin de aslında çalışma/ibadet olmayan fakat çalışabilmek/ibadet edebilmek için gerekli olan, buna engel olmadığı gibi destekleyici bir fonksiyon üstlenen işler arasında yer alması son derece doğal karşılanmalıdır. Daha çok çalışmaya yardım olsun diye, meşru bir oyun ve eğlenceyle nefsini rahatlatan kimse kınanamaz. Ameller niyetlere göredir.

Eğlenerek dinlenme ve bu kapsamda ele alınacak olan oyun mubah olduğuna göre, önemli olan bu eğlenmenin ölçülerinin doğru tespit edilmesi ve bu ölçüler içinde kalınmasıdır.

Eğlenmede temel ölçü, İslam’ın inanç ve ibadet ilkelerine aykırı olmamaktır. Bunun yanında, İslam’ın yasağının çiğnenmesine, bir buyruğunun terk edilmesine yol açan bütün oyun ve eğlencelerin yasak olacağı açıktır. Kumarın her türlüsü yasaklandığı için, içerisinde kumar bulunan her türlü oyun haramdır. Bu temel ölçü yanında genel duruma, oynanan oyunun zaman ve zeminine, tarafların özel konum ve durumlarına ve oyun eğlencenin mahiyetine göre ek ölçü ve tavsiyeler söz konusu olabilir.

Hz. Peygamber’in “Kişinin eşiyle, ok-yayıyla ve atıyla oynaması dışındaki oyunlar boş ve faydasızdır” (Zeylai, Nasbü’r-Raye, IV, 273-274) ve “Sizi, Allah’ı anmaktan alıkoyan her şey meyisdir (kumardır)” (Zeylai, Nesbü’r-Raye, IV, 275) şeklindeki, eğlenmenin ibadetleri ve asli görevleri terk ve ihmale yol açacak şekilde birinci plana alınmaması öngörülmekte ve tercih edilecek oyun ve eğlence türünün gerektiğinde toplum yararına kullanılabilecek, mesela bedeni veya zihni güçlendirecek mahiyette olmasa tavsiye edilmektedir.

İçerisinde kumar ve benzeri yasak hususlar bulunmayan oyunlar yukarıda temas edilen ilke ve ölçüler dâhilinde genelde mubah (yapılmasında sakınca görülmeyen) kabul edilir. Hadiste izin verilen oyun çeşitleri hariç diğer oyunları hoş karşılamayan bilginler de vardır. Mesela Şafii, “Oyun dindarların ve ağır başlı kimselerin sanatı değildir” gerekçesiyle yukarıdaki hadiste işaret edilenler hariç, insanların oynadıkları diğer bütün oyunların mekruh olduğunu söylemiş, fakat bu oyunlardan herhangi biriyle, onu helal sayarak oynayan kişinin şahitliğinin kabul edileceğini, oyun nedeniyle namazlardan gafil (dalgın) olan ve bu gafleti namazları kaçıracak derecede artan kişilerin şahitliklerinin ise, oyun oynama değil, namaz vakitlerini hafife alma gerekçesiyle reddedileceğini belirtmiştir.

Eskiden beri, çeşitli spor yarışmalarının izlenmesi, eğlenme ve dinlenme yolları arasında değerlendirilmektedir. Genel ölçülere uymak şartıyla bunların gerek amatörce gerekse profesyonelce yapılmasında ve seyredilmesinde bir sakınca olmasa gerekir. Hatta günümüzde spor yarışmalarının, ülkelerin tanıtımında bir reklam aracı haline geldiği ve özellikle milli müsabakaların ülkede birlik ve bütünlüğü sağlamadaki katkıları düşünülürse, bunların özendirilmesi gerektiği söylenebilir.
Devletimiz, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı kurarak ülkemiz genelinde bu tür faaliyetler için büyük yatırımlar yaptığı gibi, buralardaki etkinlikler de yetkililer tarafından belli kurallar içinde organize edilmektedir.

Aynı şekilde üniversitelerde de Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlıkları benzer sportif ve kültürel faaliyetleri organize etmektedirler. Devletimiz üniversite bütçelerinde bu tür etkinlikler için mali destek vermiştir.
Biz, öğrencilerimizin bu tür sportif ve kültürel etkinliklere katılmaları için genç arkadaşlarımızı görevlendirirdik. İki yıl öğrencilerin kurduğu “Ahlaki Değerler Öğrenci Kulübü” Başkanlığı görevini gönüllü olarak yaptık. Öğrencilerimizin düzenlediği “Şiir Dinletisi” toplantısına katıldık. Hoca Ahmet Yesevi salonu tıklım tıklım doluydu. Kenarlarda ayakta izleyenler de vardı. Dinletide hiçbir ayırım olmaksızın öğrenciler görev almışlardı. Program sonunda yaptığım konuşmada, “Beni öğrencilik yıllarıma götürdünüz. Hepinizi bu programda görmek beni çok mutlu etti. Programı organize eden başta kulüp, başkanı bocanız olmak üzere görev alan ve dinleyen tüm öğrenci arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sizlere sağlıklı yaşam ve derslerinizde başarılar diliyoruz” dedim.

Günümüz toplumlarında meydana gelen olaylarda her zaman gençler ön plandadırlar. Demokratik hak ve özgürlükler için yapılan gösteriler hariç ülkeleri bölmeye ve yıkmaya yönelik olaylarda da yine geçler kullanılmaktadır. 1968 öğrenci olayları Fransa’da başladı. Az sonra Almanya’da gençlik olayları meydana geldi. Türkiye’de ilk defa Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde olaylar başladı, Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesinden sonra İstanbul Üniversitesi, Teknik Üniversitesinde devam etti. Batı toplumlarında bu olaylar 15-20 gün içinde sona ererken ülkemizde siyasi olaylara dönüşerek 12 Mart 1971’ de askeri müdahale ile son buldu. Hâlâ da zaman zaman benzer olaylar devam etmektedir. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Ülkemizi demokratik ve özgürlükçü bir ortama getirmek için neler yapmalıyız? Gençlerimizi bu tür olaylardan korumak için nasıl bir eğitim vermeliyiz?

TAVLA OYUNU

Günümüz toplumunda daha çok hoşça vakit geçirmek için oynanan tavlanın dini hükmü konusunda değişik görüşler belirtilmiştir. Âlimler genelde, bazı hadislerde geçen “nerd”, “nerdeşir” ve “klab” kelimelerini tavla olarak anlayıp açıklamışlardır.

Nerd ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledilen belli başlı hadisler şunlardır: “Nerdeşir ile oynayan, elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir.” (Müslim, “Şi’r”, 10; Ebu Davud, “Edep”,56); “Nerd ile oynayan kişi, Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiştir (Ebu Davud, “Edep”, 56; İbn Mace, “Edep”, 43; el-muvatta, “Rü’ya”, 6); “Zar (kiab) ile oynayan kişi Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiştir.” (Şevkani, Neylü’-evlar, VIII, 94). “Nerd ile oynayıp, sonra namaz kılmaya kalkan kişi, irin ve domuz kanı ile abdest almış ve namaz kılmış gibidir” (Şevkani, Nellü’l-evtar, VIII, 94). Özellikle son iki hadisin sened bakımından zayıflığı üzerinde durulmuştur.

Bilginlerin çoğu yukarıda başlıcaları anılan hadislerden ve sahabi uygulamalarından hareketle nerdin (tavla oyunu) haram olduğunu ifade etmişlerdir. Ancak, Ebu İshak el-Mervezi gibi kimi âlimler ise, nerdin haram değil mekruh olduğunu söylemişlerdir. Zar ile oynamak ise çoğunluk sahabe tarafından mekruh görülmüştür. İbn Mugaffel ve İbn’ül Müseyyeb ise kumara vesile yapılmamak kaydıyla zar ile oynamaya izin vermişlerdir.

Hanefi âlimler, genelde nerd ile satrancı aynı hükümde tutmuşlar ve kumar veya hiç değilse faydasız oyun olduklarını öne sürerek, nerd ve satranç oynamanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Hanefi fakihlerinden Kasani, bu konuda sert bir tutum sergileyenler arasında yer alır. Ona göre eğer nerd ve satranç kumar ise, “Ey iman edenler; şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir”(el-Maide. 5/90) ayetinden ve “Sizi Allah’ı atmaktan alıkoyan her şey meysirdir” (Zeylai, Nasbü’r-raye, IV, 275) hadisinden hareketle haram olmalıdır. Şayet, nerd ve satranç kumar değil de oyun ise bu takdirde, “Her oyun haramdır. Ancak, kişinin eşiyle, ok ve yayıyla oynaması hariç” (Zeylai, Nasbü’r-raye, IV, 273-274) hadisinden hareketle yine haram olmalıdır (Kasani, Beda’i, V, 127).

Nerd ve satrancın hükmü ile ilgili olarak bazı Hanefi kaynaklarda haram, genelde ise mekruh şeklinde bir nitelendirme yer almaktadır. Bu kaynaklardaki mekruh ifadesinin haram anlamında kullanıldığı düşünülebilirse de, Hanefilerde nerd ve satrancı kumar veya oyun olma gerekçesiyle haram saymaları pek yerinde görülmez. Zira Hz. Peygamber’in oyunla ilgili yasağı bu kadar genelleştirildiğinde, günümüzde mubah olduğunda kuşku duyulmayan birçok oyunun da aynı gerekçeyle haram sayılması gerekecektir. Diğer taraftan nerd ve satrancın, kumar olma ihtimalinden hareketle haram sayılması pek isabetli değildir. Çünkü kumarın ölçüleri ve sınırları bellidir. “Kumara vesile kılınma ihtimali vardır” diye haram sayılacak olursa, bu ihtimalden hareketle daha birçok oyunun haram kılınması gerekecektir. Bu itibarla, çoğunluk Hanefi kaynaklarda ifade edildiği şekilde, tavla ve satrancın kumara vesile kılınmamak şartıyla haram olmadığı, ancak zamanı boşa geçirme gibi noktalardan hareketle mekruh olduğu söylenebilir.

İmam Malik, “Haktan sonra geriye sadece delalet (sapkınlık) kalır” (Yunus 10/32) ayetinden hareketle, satranç ve nerd ile oynamanın bir delalet olduğunu söylemiştir. Ancak birçok maliki bilgin, ayetin baş tarafında “İşte sizin Rabbiniz olan Allah haktır” denildiğini, dolayısıyla “Burada davranışlar ve işler değil, iman ve küfür söz konusu edilmektedir” diyerek Malik’in bu gerekçelendirmesine karşı çıkmışlardır.  Maliki fakih İbnül’ü Arabi de bu meseleyi şu şekilde ortaya koymuştur: “Allah, bazı şeyleri mubah, bazılarını haram kılmıştır. Haram delalet, mubah ise haktır. Satranç mubah ise delalet olması söz konusu değildir. Allah’ın mubah bıraktığı bir şeyi mubah sayan kimseye delalete düşmüş denilmez. Eğer satranç mubah değilse bu konuda bir delile ihtiyaç duyulur ve haram olduğunu gösteren bir delil bulunduğu takdirde ayetin içerdiği dalalet kapsamına sokulabilir.” Daha sonra İbnü’l-Arabi, Hz. Peygamber’in “Nerdeşir ile oynayan kişi eline domuzun etine ve kanına daldırmış gibidir” hadisinin, satrancı da yasakladığını belirtmiş ve gerekçe olarak her ikisinin de Allah’i zikretmekten alıkoyduğunu göstermiştir. (Ahkamü’l-Kur’an, 111, 1052-1053).

Şafii oyun oynamaya düşkün kişilerin şahitliklerinden bahsederken hakkında daha gazla ve şiddetli tenkit içeren haberler bulunduğu gerekçesiyle tavlanın mekruh olduğunu ve diğer oyun türlerinden biraz daha fazla çirkin görüldüğünü ifade etmektedir. Şafii devamla satranç oynamaya sıcak bakmadıklarını, fakat bunun nerdden daha hafif olduğu ifade ettikten sonra, “Oyun dindar ve ağır başlı kimselerin sanatı değildir” diyerek insanların oynadakları bütün oyunlarını mekruh olduğunu söylemiştir. (el-üm, VI, 224-225).

Şafii, bu oyunlardan herhangi biriyle, onu helal görerek oynayan kişinin şahitliğinin reddolunmayacağını, fakat oyun nedeniyle namazlardan gafil olunması, bu gafletin namazları kaçıracak derecede artması durumunda, tıpkı unutma veya baygınlık gibi bir durum olmadığı halde boş oturup namaza devam etmeyen kişinin şahitliğinin reddedildiği gibi, namaz vakitlerini hafife aldığı gerekçesiyle bu kişinin şahitliğinin de reddedileceğini ileri sürmüştür.

Bu bilgiler ışığında tavla konusunda şöyle bir değerlendirme yapılmıştır: Nerdin ne tür bir oyun olduğu, nerdeşir adlandırmasının anlam ve kaynağı konusunda farklı açıklamalar vardır. Bir açıklamaya göre nerdeşir, kendisiyle oynanan taşları bulunan kısa tahtadır. Kimi alimler nerdin, insanı çalışıp kazanmayı bırakacak şekilde yıldızlardan medet umma noktasına getirdiği ve oyunun konuluş esprisinin davranışları yönlendirme olduğu gerekçesiyle haram kılındığını ileri sürmüşlerdir. Fakat nerd için getirilen açıklamaların hiçbirisi günümüzde tavla olarak adlandırılan oyunu içerecek mahiyette ve açıklıkta değildir. Ancak, Şevkani’nin nerd ve nerdeşirin anlamı ile ilgili olarak naklettiği açıklamalar göz önünde tutulduğunda, nerd ve nerdeşirin günümüzde tavla bilinen oyundan biraz daha değişik bir oyun olduğu sonucu da çıkarabilmektedir. Bu itibarla hadislerde geçen nerd ve nerdeşin kelimelerinin günümüzdeki tavla oyununu kesin olarak anlattığını söylemek pek doğru olmayabilir.

Sonuç itibariyle, kumara bulaştırılmadığı, gerek Allah’a, gerek aile ve topluma karşı görevler aksatılmadığı, o sırada dana önemli ve gerekli bir şey ihmal edilmediği sürece tavla oynamasını da dinen bir sakınca olmadığını söylemek mümkündür.

SATRANÇ OYUNU

Satranç oyununun daha çok sahabe döneminde ortaya çıktığı söylenmektedir. Bu konuda da sahabeden değişik görüşler nakledilmektedir. Mesela Hz. Ali, “Satranç, Acemler’in meysiridir” demiştir. (Şevkani, Neylü’l-evtar VIII, 95).

Yukarıda belirtildiği gibi, Hanefi kaynaklarda satranç ile tavla genellikle birlikte değerlendirilmiş ve aynı hükme tabi tutulmuştur. Hoş karşılamadığını hissettirmek suretiyle oynanmasına engel olmak düşüncesiyle, Ebu Yusuf ve Muhammed, satranç oynayanlara selam verilmesini doğru bulmamış, Ebu Hanife ise selam vermek suretiyle onları bir müddet için de olsa oyundan alıkoymak düşüncesiyle, onlara selam vermede bir sakınca olmadığını ileri sürmüştür.

Buna karşılık Şafii, kavramayı keskinleştirmesi, muhakemeyi güçlendirmesi, savaş taktiklerine ve hilelerine alıştırması itibariyle eğitici olduğunu ve bu yönüyle atıcılık ve biniciliğe benzediğini ileri sürerek satranç oynamaya ruhsat (izin) vermiştir. Şafii fakih Nevevi, satrancın haram değil mekruh olduğunu ifade etmiştir. İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel, satrancın haram olduğunu söylemişlerdir. Malik ayrıca, satrancın nerdden (tavla oyunu) daha kötü ve daha oyalayıcı olduğunu ileri sürmüştür.

İslam, birçok oyun ve eğlence çeşidini helal, bunun yanında kumar bulaşığı olan her türlü oyunu da haram kılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Onlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan, şarap ve kumar yolu il aranıza düşmanlık ve km sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (el Maide 5/90-91) buyurulmaktadır. Öncelikle, Müslümanın elbette eğlenmeye ve hoşça vakit geçirmeye ihtiyacı vardır. İnsan melek değildir. Ancak, eğlenirken meşruiyet çizgisini aşmamak ve kumara bulaşmamak esastır.

Diğer taraftan Müslümanın kazancı şansa ve tesadüfe bağlı olmayıp, çabasının ve alın terinin ürünü olmalıdır. Daha da önemlisi, başkalarının mallarını meşru olmayan yollarla almak ve yemek haramdır.

Sonuç olarak kumarın taraflar arasında kin, nefret ve düşmanlığa yol açması kaçınılmazdır. Bunlar yanında, kumarın neden olacağı toplumsal yaralar, doğuracağı facialar gün gibi açıktadır. Bütün bunları gören, bilen ve üzerinde fikir yapabilen kişilere, Kur’an’ın ifadesiyle şöyle sormak gerekir: “Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”

Bizde kumar ve kötü alışkanlıkların hepsine karşıyız. Allah yapanları ıslah etsin.

KAYNAKÇA

– Akgül Hüseyin Prof. Dr. Apaydın Yunus. Prof. Dr. Bardakoğlu Ali. Prof. Dr., Dönmez. İbrahim Kâfi. Prof. Dr Erkal. Mehmet. Prof. Dr., Harman Ömer Faruk. Prof. Dr., Kılavuz Ahmet Seli. Prof. Dr., Uludağ Süleyman Prof. Dr., Yücel İrfan. İlmihal, İman ve İbadetler. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara-2014.

– Apaydın H.Yunus. Prof. Dr., Aydın M. Akif. Prof. Dr., Bardakoğlu Ali. Prof. Dr., Çağrıcı Mustafa Prof. Dr. İlmihal II. İslam ve Toplum, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara-2014.

– Doğan Lütfi. Toplumun Temelini Sarsan Belli Başlı Problemler (Huzur Ve Saadetin Esasları) Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Ankara-2012.

– Kur’ an—l Kerim Meali. Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara-2016.

– Muhtar Reşit. Kilis Halk Kültüründe Türküler, Hikâyeleri ve Oyunlar. İzmir-2014.

– Sarıçam İbrahim. Prof. Dr. Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara-2011.

– Şentürk Lütfi- Yazıcı Seyfettin. İslam İlmihali, Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara-2010.

– Yalvaç Mehmet, Hukuka Giriş (Sosyolojik Açıdan Hukukun Temel Kavramları, Özmert Ofset, Malatya-1999.

– Yıldız Hakkı Dursun (İlmi Müş. ve Redaktör). Doğuştan Günümüze Büyük
İslam Tarihi Cilt, 1, Çağ Yayınları, İstanbul-1986.

– Tulum Mertol Doç. Dr. Temel Türkçe Sözlük Kamus-i Türki. Tercüman Gazetesi Tesisleri, İstanbul-1985.

– Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu Yayınları, Cilt 1-2, Ankara-1988.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.