Dolar 32,2110
Euro 35,0861
Altın 2.534,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Az Bulutlu
Kilis
31°C
Az Bulutlu
Sal 32°C
Çar 30°C
Per 25°C
Cum 25°C

İstanbul-Moskova-Ankara Hattı

İstanbul-Moskova-Ankara Hattı
A+
A-
24.02.2016
350
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Muhterem Orhan Demirtaş’ın başkan olduğu Türk Parlamenterler Birliği İstanbul Şubesi’nin her ay yemekli olarak Göztepe Filizi Köşkteki mekânında bir sohBet toplantısı oluyor. İstanbul eski MHP Milletvekili Bozkurt Yaşar Öztürk organize ediyor bu tür etkinlikleri. Gündemden düşmeyen Türkiye-Rusya İlişkileri bu defa toplantının konusuydu.

Konuşmacı ise Türkiye Rusya Parlamentolararası Dostluk Grubunda iki dönem başkanlık yapan, ayrıca hem SSCB zamanında, hem Sovyetler dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu’na defalarca konuk olan, programlara katılan, ziyaret eden, resmi temaslarda bulunan İstanbul eski milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’tı.

TÜRKİYE RUSYA İLİŞKİLERİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

Toplantıya gitmeden önce incelediğimde Türkiye-Rusya ilişkileri konusunda çok sayıda eser yayınlanmış olduğunu gördüm. Türk Tarih Kurumu’nun neşrettiği, kendisini bir trafik kazası sonrası kaybettiğimiz, DTCF Dekanlarından, Kazan Tatarı Prof. Dr. Nimet Akdes Kurat’ın (1903-1971) “Türk Rus İlişkileri (1798-1919)” önemli çalışmalardan biri. Talebelik yıllarından hatırladığım Kubbealtı Neşriyatından rahmetli Semiha Ayverdi’nin (1905-1993) ”Türk Rus Münasebetleri ve Muharebeleri (1970)” isimli eseri de ışık tutan incelemelerden.

Büyükelçilerimizden Kamuran Gürün (1924-2004) “Dışilişkiler ve Türk Politikası” adıyla yaptığı çalışmayı Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi yayınlamış. İz Yayıncılığın Şiir Muhammet Dualı’nın konu ettiği “Rusya’da Din Devlet İlişkileri” de bu konuda önemli bir inceleme.

USAK 5 uzmanına inceletmiş ve yayınlamış “Türkiye-Rusya İlişkilerinde Rekabetten; Çok Yönlü İşbirliğine” adlı çalışmayı. Bu eserde Hasan Selim Özertem, Habibe Özdal, M. Turgut Demirtepe ve Kerim Has’ın imzaları bulunuyor.

Türkiye Rusya Kültür ve Dostluk Derneği de Prof. Dr. Haydar Çakmak ve Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un çalışmasını “Türkiye Rusya Federasyon İlişkileri” adıyla kitaplaştırmış.

TASAM çok önemli inceleme ve programlar yapıyor ve yayınlıyor. Bunlardan biri de Fatih Özbay, Oleg A. Kolobov, Aleksandr A. Kornilov’un “Çağdaş Türkiye-Rusya İlişkileri” adlı yayın. İki akademisyen Doç. Dr. Coşkun Topal “Milli Mücadele’de Türkiye-Rusya İlişkileri (Seçkin yayınları/2012)” ve Doç. Dr. Hasan Selçuk’un “Türkiye-Rusya Ekonomik İlişkileri” adlı çalışması da hatırlanabilecek eserler.

Toplantıda Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Saray da bulunuyor. Bu konuda çalışmalar yapan bir akademisyen. “Atatürk’ün Rusya Politikası” adlı kocaman dev eser Bilgi Yayınları’nda sırada basılmayı bekliyor(muş).

NEREDEN BAŞLIYOR ve NASIL BİTİCEK?

Türkiye Rusya ilişkilerinde edebiyat, folklor, sinema, medya, politik açıklamalar, gözlemler, hatta ders kitaplarındaki Türk ve Rus konusu bile dikkat çeken ve algıları etkileyen konular.

Bizim nesil yani 68 kuşağı gençler önce Baltacı Mehmet Paşa-Katerina öyküleri ile sonra “Komünistler Moskova’ya” yahut “Faşizme ölüm, Katil Oligarşi” sloganlarıyla Türkiye-Rusya ilişkilerini değerlendirdiklerinden daha fazla bilgi ve belgeye ihtiyaçları vardır.

Türkiye Rusya ilişkileri nereden bakılırsa bakılsın 15. Yüzyılın sonlarında(1497) başlıyor. Osmanlı Cihan Devleti ile Çarlık Rusya’sı 1699 Karlofça Antlaşması’na kadar üç defa çarpışıyor. Kutsal ittifak hatırlandığında Osmanlının savaşı bunlara karşı… Rusya ise aynı yıllarda Azak ve Kırım’ı işgal ederek topraklarına katıyor.

Rusya, İstanbul’a ilk elçiyi 1700 yılında gönderiyor. İstanbul’da bir temsilcilik açılıyor böylece.

Rusya batıda Edirne’yi(1829), doğuda Erzurum’u kuşatıyor. Edirne’de bir Anlaşma imzalanıyor. Rus Çarlığının etkisi olduğu bilinen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Anadolu’yu işgali üzerine Kütahya’da Barış Anlaşması (1833) yapılıyor. Hünkâr İskelesi Antlaşması yine Ruslar ile. Kırım Savaşı, Erzurum’a kadar yeniden Rus Ordularının gelmesi (1876), nihayet Gazi Osman Paşa’nın Plevne direnişi tamamen Türkiye-Rusya ilişkileri açısından en duyarlı gelişmelerdir.

SICAK TEMASLAR SOĞUK NETİCELER

Cumhuriyet Dönemine gelince Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey Moskova’ya gidiyor (1920), Dostluk Anlaşması imzalanıyor. Ali Fuat Cebesoy Moskova Büyükelçisi. Anlaşmayla Kars Ardahan Türkiye’de kalıyor, Batum SSCB’ye veriliyor (1921). Enver Paşa (1881-1922) Türkistan’da Ruslarla savaşırken şehit oluyor (1922). Aynı yılda Rus Sefiri Semyon Aralof Mustafa Kemal’i ziyaret ederek objektiflere birlikte poz veriyorlar.

Yakın tarihimizde İsmet İnönü, Cevdet Sunay, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül en üst seviyede SSCB veya Rusya’ya resmi ziyaret yaparken Moskova’dan da Sovyet yönetimi zamanında Podgorni, Kosigin, Ogarkov, Tihinov, daha sonra da Rusya Federasyonu’ndan Silayev, Çernomirdin, Kasyanov ve Putin Ankara’ya geliyor.

Türkiye ile Rusya arasındaki birden bire bahar kışa döndü. Kış dondurucu soğuklarını, karını, fırtınasını gösterecek mi, yoksa böyle mi devam edecek? Buraya nasıl geldik, daha da mı kötüleşecek ilişkiler, yoksa donacak, rafa mı kaldırılacak? Bundan sonra neler olacak? Bütün bu soruların cevabını Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’tan dinleyelim. Dinleyiciler arasında iki eski bakan İsmail Müftüoğlu (Adalet) ve Halil Şıvgın(Sağlık) da konuk. Ayrıca çok sayıda yine eski milletvekilleri; Tarihi Başka Okumak ve Din ve Bilim Üstüne Beyaz Yorumlar’ın yazarı Turhan Utku, Mikrokredi’nin Türkiye temsilcisi Prof. Dr. Aziz Akgül, Prof. Dr. Yahya Doğan, Prof. Dr. Ergin Kısakürek, Demir İnal, Kırım üzerine belgesel filmlerin yapımcısı prodüktör Zafer Karatay, Avukatlar Zeki Hacıibrahimoğlu ve Mehmet Çakırca ile bir dost grubu bulunuyor.

“BAHARI GÖRMEDEN YAZ GELDİ GEÇTİ”

Bakın neler anlattı hocaların hocası Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş:

“Türkiye ile Rusya’nın ilişkileri rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın (1927-1993) yol göstericiliği ile yurt dışına açılımla başladı. Rusya (1990) bu açılımın başında gelir. Ticaret ile bu ilişkiler ivme kazandı. Önce Şarık Tara’nın sahibi olduğu ENKA şirketi inşaat sektöründe hamleler yaptı. Dev inşaatlar başladı. Bazı yerlerde adeta yeni şehirler kuruldu. Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin (1931-2007) bu konuda önemli siyasi ve ekonomik gelişmeleri sağladı. Öyle ki Yeltsin’in demokrasi için tankın üzerine çıkarak yaptığı çağrının olduğu yer Türk inşaat müteahhitlerinin eseridir. Öyle ki Yeltsin arkadaşlarına dönerek, “Bu binaları siz beş senede bitiremezdiniz, Türk firmaları iki senede tamamlayarak teslim etti” demiştir.

1990’lı yıllarda başlayan bahar havası 2015 yılına kadar artarak devam etmiş, ilişki ağı büyümüş ve derinlere kadar inmiştir. Böyle bir dostluk köprüsü nihayetinde Türkiye’ye 4 milyon Rus turistin gelmesine neden olmuştur. Ancak hani bir şarkı vardı “yaz geldi geçti” diye!”

Araya Avukat Mehmet Çakırca girerek hatırlatıyor:

“Gezdiğim dikenli aşk yollarında,

Elimden bir kırık saz geldi geçti,

Kara talihimden yine bu yıl da

Baharı görmeden, yaz geldi geçti”

Prof. Yalçıntaş teşekkür ederek devam ediyor konuşmasına:

“Evet aynen öyle, baharı görmeden yaz geldi geçti Türkiye Rusya ilişkilerinde. Sebebine bakalım.  24 Kasım 2015 günü Türkiye sınırlarını ihlal eden Sukhoi SU 24 M tipi iki askeri savaş uçağından biri Türk F 16 uçaklarınca düşürülüyor. Defalarca Rusça ve İngilizce ihtar edilmesine rağmen bir uçak Suriye içlerine geri dönerken, diğeri ikazlara aldırmıyor ve angajman kuralları gereğince düşürülüyor. Olayı NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Ramussen de doğruluyor. Jens Stolberg “ NATO; müttefik ülkelerini bir tehlike karşısında savunmaya hazırdır. Buna Türkiye’de dâhil.” diyor. Düşürülen uçağın iki pilotu paraşütle atlıyor. Biri kurtulurken, diğeri Rus pilot Rumyantsev Sergei Aleksandroviç Yayladağ karşısındaki Suriyeli muhaliflerin elindeki bölgede paraşütle inerken öldürülüyor. Pilot Aleksandroviç’in cenazesi Türk hükümeti tarafından bölgeden alınarak Ruslara teslim ediliyor. Diğer kurtulan Rus pilot ise Suriyeli askerlerce bulunarak Lazkiye’deki Rus üssüne götürülüyor. İşte bu olay Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir kriz başlattı. Karşılıklı sert açıklamalar oldu.”

 

BÖLGEMİZDEKİ BUZ ve ATEŞ

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş burada bir de hatırlatma yapıyor.

“22 Haziran 2012 günü Türk F-4 keşif ve eğitim uçağımız Akdeniz’de düşürüldü, Yüzbaşı Gökhan Ertan ve Teğmen Hasan Hüseyin Aksoy şehit olmuştu. Her iki askerimizin cesedi de 1260 metre derinlikte bulunarak Türkiye’ye getirilmişti.  Bu uçağımızı Suriyelilerin düşürmesi nasıl olmuştur? Yanlarındaki bir Rus teknisyen bütün hesaplarını yaparak, Suriyeli askere “Sadece şu düğmeye bas, yeter” demiştir. Çünkü Suriyeliler böyle üstün bir teknolojileri üretmesi ve bilmesi biraz değil bayağı zor. F 16’ları Rahmetli Turgut Özal zamanında Türkiye üretmişi. Hatta dışarıya da sattı. Türkiye’nin böyle bir ayrıcalığı var bölgemizde.”

Konuklardan sesler çıkıyor: “Evet F-16’ları Türkiye Mısır’a sattı”. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş doğruluyor bu hatırlatmayı sonra devam ediyor:

– Liderler biri birlerine karşı ağır konuşmaya başladılar. Vladimir Putin, “Türkiye bunu yaptığına pişman olacak” dedi. Peşinden “Ticaretin bitirilmesi ile de yetinilmeyecek” diye dikkat çekti. Ancak askeri bir tedbire de başvurmayacağını söyledi. Putin’in açıklamalarını Rus resmi haber ajansı Sputnik’ten tercüme ettirerek takip ediyorum. Bakın ne diyor: “Türkiye Cumhurbaşkanı IŞİD’den kaçak petrol alarak zengin oldu. İŞİT terörüne kimler yardım ediyor bunu dünya biliyor. Ölümlerden Türkiye elitleri sorumludur. Allah Türkiye yönetiminin vicdan ve ferasetini aldı, adaletten yoksun bıraktı. Cezalandırılacaklar. Türkiye pişman olacak.” Türkiye tarafı ise özellikle Cumhurbaşkanımızın telefonla konuşmak isteme talebine rağmen Putin telefonlara çıkmıyor. Kriz de karşılıkla açıklamalarla gittikçe büyüyor. Peki krizler atlatılabilinir mi?”

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş İran’ı örnek gösteriyor.

“İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani önemli bir entelektüel… Diplomat ve akademisyen… Neden mi? Açıklamalarıyla batıyı etkiledi. Makul ve uygulanabilir şeyler anlattı. Ruhani Amerika’da iken Obama arayarak New York’ta telefonla bir görüşme yapıyorlar. Oysa yıllardır iki ülke arasındaki gerginlik hat safhada.  Görüşmeden sonra zorlu kış bahara döndü. Bankalarda dondurulmuş İran’ın 100 milyon dolarlık parası serbest bırakıldı. Peki, ne karşılığında? İran ürettiği atom silahından vazgeçecekti. Halen vazgeçti. Bu şartı kabul etti. İran’dan Rusya nükleer malzemeleri teslim aldı. Amerika da bunu kabul etti.

MÜTTEFİKLERİMİZ MÜTTEFİK GİBİ Mİ?

– Niçin Obama İran’a “müttefikimiz Türkiye’ye bu nükleer malzemeleri ver” diye niçin demedi.

Demez. Batı bunu hiç bir zaman demez. Oysa dost ve müttefikiz!… Düşünülmesi gereken bir tavır.”

Bundan sonrasına gelince;

“Putin peş peşe açıklamalar yaptı. “Sırtımızdan bıçaklandık” dedi. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Bey de “Putin çok sert konuşuyor, telefonlarımıza çıkmıyor” diye hatırlattı. Gerçi NATO her şeyi takip ediyor ama biz yine de bilgilendirdik. “Bu bir savaş mı?” diye Rusya açıklama yaptı. NATO Büyükelçileri toplandı. Onlara bir brifing verildi. Müttefik ülkelerin büyükelçilerinin bazıları bakın ne dedi? “Başka yol yok muydu?” Böyle bir ithamı kimse müttefiklerimizden beklemiyor. Yol var elbette. Zaman zaman Ege’de Yunan savaş uçaklarıyla yapıldığı gibi it dalaşına girilebilinirdi. Gerçi Karadeniz ve Kafkasya’da Rus Savaş uçaklarıyla it dalaşına girdiğimiz söyleniyor, ama olay öyle büyümüyor. Amerika son yaptığı bir açıklamada “Türkiye dünya barışını tehlikeye sokuyor” diyor müttefikimiz!”

Konukların hepsi pür dikkat dinliyor açıklamaları.

“İŞİD terörü ile mücadele etmek için batılılar Rusya’yı da davet etti. Bu davet yapılırken batılı müttefiklerimiz Kahramanmaraş’a yerleştirdikleri patroit füzelerini teker teker çektiler. Almanya, Hollanda, Portekiz, ABD Türkiye gibi bir müttefik ülkeden Patriotları geri çekti!. Bunu nasıl anlamalıyız peki? “Müttefikler kriz anında yoklar” biçiminde tercüme edilebilir!… Patroitları ABD, Japonya, İsrail, Hollanda, İspanya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Tayvan ve Yunanistan kullanıyor. Hedefe karşı ölümcül bir duvar ören Patriot füzeleri atıldıktan sonra yerden de kontrol edilebiliyor. Çok önemli bir silah…

ÇOK ESKİLERE DAYANAN İLİŞKİLER

Putin’in açıklamasına göre Rusya Türkiye’den üç şey istiyor: 1. Özür, 2. Tazminat, 3.Suçluların cezalandırılması. Bu konularda Ülkücü Alpaslan Çelik diye birinin ismi öne çıkıyor. Bu isim doğru mu, takma mı bilemiyorum. Her ne ise Mavi Marmara olayında bu tür olaylar yaşandı. Özür dilendi ama hala tazminat alınamadı. Bu işten Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç görevliydi. İsrail özür diledi. Tazminat ödenmedi ama sorun çözülmüş gibi ilişkiler normale doğru yol almaya başladı!…

Terör olayları Kafkasya’da da yapıldı. 2004 yılında teröristler Kuzey Osetya’daki Beslan şehrinde bir okulu bastı. Onlarca gencecik çocuk önce rehin alındı, sonra öğrenci öldürüldü. Terörden Rusya da müşteki… Çeçenistan’daki savaşta yaralanan bazı Çeçen vatandaşları Türkiye’ye sığındı tedavi edilmek üzere. Rusya buna itiraz etti “Nasıl bunları kabul edebiliyorsunuz?” diye. Oysa bunların kimisini ayağı, kimisinin kolu gitmişti. Eşini, çoluk çocuğunu, ailesini kaybetmiş, kadın, çocuk, yaşlı onlarca insan vardı. Bunlar Türkiye’ye sığındı. Ulaştırma Bakanı Prof. Dr. Enis Öksüz ilgilendi bunlarla. Devlet Demiryollarının Fenerbahçe’de bir sosyal tesisi varmış. Orayı boşalttı. Bu insanları oraya yerleştirdi.”

Bozkurt Yaşar Öztürk sesliliği bozdu;

– Evet hocam ben de ilgilendim o günlerde bu yaralı, hasta, yaşlı Çeçenlerle. DDY sosyal Tesisine de gittim. Biliyorum. Zavallılar hayata dayanmaya çalışıyorlardı.

“Hay Allah razı olsun senden.  Her ne ise! Ruslara bunlar anlatıldı. Buna rağmen bu sığınmacılara suikast yapıldı İstanbul’da. Sonra sorun dondu ve bitti. Putin ile ilişkiler her geçen gün artarak devam etti. Türkiye Vladimir Putin’i çok sevdi. Putin Türkiye’ye geldiğinde TOBB ve bazı kuruluşları da ziyaret etti. Bolca alkışlandı. Kendisine “Buradan aday ol emin ol kazınırsın!” denildi. Böylesine seviliyordu Putin. Bizim Ruslarla olan ilişkilerini gerçekten çok eskilere dayanıyor ve önemli gelişmeler sağlamışız.”

MISIR HİDİVİ ERZİNCANLI (KAVALALI) MEHMET ALİ PAŞA

Konukların tümü bu konuda hem fikir… Gerçekten çok önemli adımlar atılmış, yatırımlar yapılmış, gidip gelmeler artmış, hatta evlilikler gerçekleşmiş. Rusya’ya yerleşmiş 86 bin Türkiye’den giden müteşebbis var. Yerleşmekle kalmamış, evlenmiş Ruslarla, aileler kurmuş. Ancak gelinen noktada çok ciddi sıkıntılar var. Eski İstanbul Milletvekili Orhan Demirtaş bir örnek anlattı.

– Oğlumun yakın bir arkadaşı Rusya’ya giderek bir ticaret hane açtı. Yıllardır orada. İşleri çok iyi… Evlenmiş, çoluk çocuğa kavuşmuş. Moskova’nın 80-100 kilometre kuzeyindeki bir kasabada restoran cafe sahibi bu gencimiz halkla da iyi temaslar kurmuş, çay kahve içmeye bile sırf sohbet için onlarca geleni varmış. Herkes mutlaka haftada bir de olsa uğrar hal hatır sorarmış. Ruslarla çok iyi dostluklar kurmuş. Ama bu olaylardan sonra her şey tersine dönmüş. İnsanlar selam bile vermiyor, hatta aleyhe geçmişler.

– Rus medyası her gün yalan iftira şeyler anlatıp etkiliyorlar. Olacağı da bu!

Orhan Demirtaş aktardıklarını şöyle bitirdi:

– Çocukcağız şimdi Türkiye’ye dönmek için işyerini kapatacak.

Ben bir hatırlatma yapıyorum hemen:

– Bir müteşebbisimizin Moskova’da yatırımı var. Şehrin sıcak suyunu bunlar sağlıyor. Mühendisi ile geçenlerde Mudanya’da tanıştım o anlattı. Bu tesiste 4 Türk mühendis çalışıyor, 100 de Rus işçisi. Şimdi bu 100 Rus emekçi panik. “Bizim durumumuz ne olacak deyip” duruyorlarmış. Türk mühendisler “Biz kendi derdimizi unuttuk bu Rus işçileri daha fazla düşünüyoruz” diyorlar.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş yemeğini bitirmişti ama tatlısını ve çayını henüz almamıştı. Her ikisi de önünde duruyordu. Devam etti:

– Evet, her iki taraftan da mağdur olacak çok sayıda insan var maalesef. Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa ordusuyla birlikte Anadolu’ya geldi, Kütahya’ya kadar dayandı. Hedef İstanbul. Babıâli sıkıntıda!

Kavalalı Osmanlıdan sadrazamlık talep ediyor. Kavalalı dedim ama Mehmet Ali Paşa Erzincanlı esasında. Karısı Kavalalı. Büyük tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı araştırmış, ortaya çıkarmış ve yayınlamış. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Erzincanlı!

Bütün konuklar yeni bir bilgiye ulaşmışlardı. Mehmet Ali Paşanın Kavalalı olmadığı genelde biliniyordu ama Erzincanlı olduğu, bir Anadolu insanı olduğu kesinlikle bilinmiyordu.

 

İLİŞKİLER YUMAĞI DENİZE ATILIYOR

– Bıçak kemiğe dayanınca bu meseleye bir çözüm gerekiyor. İmdada Osmanlının sıkıştığını gören Rus Çarı yetişiyor! Rusya 10 gemisi, 10 binden fazla askeri ile İstanbul Boğazına girerek Beykoz’a çıkartma yapıyor. Bu gelişmeyi bilen İbrahim Paşa’nın orduları da Kütahya’da durduruluyor, İstanbul’a yürümüyor. Kütahya Anlaşması yapılıyor burada. İstanbul’da da Hünkar İskelesi Anlaşması(1833). Buna göre eğer Osmanlılar bir saldırıya uğrarsa Rusya gemi ve asker gönderecek. Rusya’ya bir saldırı gerçekleşirse Osmanlı boğazları kapatacak. Rusya bu anlaşma ile Karadeniz’i kendisi için güvenli hale getirdi. Osmanlı’nın da Boğazlar konusunda egemenlik haklarını kullanabildiği bu son anlaşma oldu.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hatıralarıyla da renklendirdiği konuşmasında yine böyle bir vurgu yaptı. Şöyle ki:

– Kısa adı AGİT olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın ikinci başkanıydım. Zaman zaman büyükelçiler beni davet ederdi, çay-kahve içerdik, bazen de ben onları çağırırdım. AGİT Belarus’u yani Beyaz Rusya’yı diktatörce yönetiminden dolayı atmak istiyor. Kırgızistan’ın da imkânı olmadıkları için bu toplantılara gelemiyor. Bunlar seçimlerde oy açısından önemli. Benden yardım istediler. Verdim. Belarus AGİT’te kaldı. Onlar bu dayanışmamızı hiç unutmadılar. Rusya Albert Çernişev’den sonra Ankara’ya bir akademisyen büyükelçi atandı. Bir sohbetimiz sırasında dedi ki;

– Sayın Yalçıntaş Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri bir sempozyum ile taçlandırsak. Çok şık olur. Ayrıca Hünkâr İskelesi Antlaşmasının önemini biliyorsunuz. Bunun için de Beykoz’da bir anıt vardı. Ancak daha sonraları bu sökülerek denize atıldı. Şimdi bunu yeniden gelişen dostluğumuzun bir nişanesi olarak buraya tekrar koysak nasıl olur?

Ben düşündüm. Bu diplomata nasıl cevap verebilirdim. Dedim ki: ”Ekselansları elbette güzel olur. Ancak Türkiye’de hala antikomünist bir grup var. Buraya böyle bir anıt dikilirse aleyhte kampanya başlatırlar, mitingler düzenler, yürüyüşler yapar, kamuoyunu Rusya aleyhine çevirmeye çalışırlar. Bu olay elbette Moskova’dan da takip edilecektir. Bunun nedenlerini size sorup izahat alacaklar. Siz de üzüleceksiniz.” Rusya Büyükelçisi bana hak verdi ve bu ricasından vazgeçti.

YENİ TÜRKİYE

Rusya, Türkiye’nin İstiklal Savaşı sırasında ülkemize nasıl bir tavır takınmıştı. Mustafa Kemal Paşa Lenin’e yazdığı mektupta şöyle diyor:

“Sayın Başkan,

Rus Bolşevikleriyle bütün çalışmalarımızı ve askeri harekâtımızı birleştirme zorunluluğunu kabul etmekteyiz. Bolşeviklerin emperyalist hükümetlere karşı savaşmak ve bütün mazlum ulusları emperyalistlerin hegemonyasından kurtarmayı amaç edinmiş olduklarına inanıyoruz.

Ayrıca, ülkemizi işgal eden emperyalist kuvvetleri saf dışı bırakmak, emperyalizme karşı girişilen genel savaşı sürdürebilmek için, Sovyetler Birliği’nin, bize ilk önce; (5 milyon altın lira) vermesini, yapılacak görüşmelerde tutar sayısı kararlaştırılacak (silah ve cephane) ve bunlardan başka (askeri teknik malzeme ve tıbbı malzeme) birliklerimizin ihtiyacını karşılayacak (gıda maddesi) sağlamasını istemekteyiz.

Saygı ve selamlarımızla samimi duygularımızı lütfen kabul buyurunuz efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Mustafa Kemal”

Bu mektup, yeni Türkiye’nin bir “devlet olarak kuruluşunu belirleyen “Türkiye Büyük millet Meclisi’nin, Sovyet Rusya ile gerekli diplomatik ilişkiler kurulmasını öngören ilk tarihsel kararından hemen sonra yazılmıştı.(Prof. Dr. Mehmet Saray-Atatürk’ün Sovyet Politikası. Shf. 242)

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş fotokopisini de çıkarttığı bu tarihi mektubu konuklara dağıttı. Bir de bunun devamı mahiyetinde olan hatırayı nakletti:

“PARALARI ALINCA GEVŞEMEYİN, YUMUŞAMAYIN”

“Celal Bayar’ın hatıralarında var. Kayseri’den İstanbul’a döndüğünde Rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar ile evinde ziyaret etmiştik. Bize anlattı; “Rusya’dan gelen altınlar milletvekillerine dağıtılıyor. O günlerde hazinede sadece Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin halktan topladığı bağış ve paralar mevcut. Başka yok. Mustafa Kemal Paşa Rus paralarını alan vekillere dönerek diyor ki:

– Sakın bu paraları aldığınızdan dolayı gevşemeyin, yumuşamayın. Sovyetler Birliği biliyorsunuz hem rejim ihraç etmeye çalışıyor, hem de sıcak denizlere inmeye uğraşıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Moskova’dan rejim ithal etmeye ihtiyacı yok. Bunu öyle bilin.”

Tespit ve uyarı müthiş… İleriyi görebilen bir irade ve feraset… Prof. Dr. Yahya Doğan bir soru ile sohbete katılıyor.

– Buhara Müslümanları da topladıkları bağışları Moskova’ya göndererek bunların İstiklal savaşı veren Ankara’ya iletilmesini istiyorlar.

– Doğrudur. Olabilir… Ankara’nın muhatabı direkt Moskova o yıllarda. Devletten devlete resmi yazışmalar var.

Hindistan-Pakistan Müslümanlarının da ülkemizin bağımsızlık mücadelesinde altın liralar gönderdiği, hatta bununla daha sonra bir banka kurularak ekonomik güçlenmeye katkı verildiği anlatılır, yazılır.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş 21 ve 22. Dönem milletvekili olarak hizmette ettiği parlamentoda Türkiye-Rusya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nun faaliyetlerinden de bahsetti.

– TBMM’nde yaklaşık 300 üye ile en fazla temsil edilen gruptuk. Ben Türkiye-Rusya Parlamentolar Dostluk Grubu’nda eski sağlık bakanımız Bülent Akarcalı ile halef-selefim. Benden sonra ise Kayserili Ankara Milletvekilimiz Salih Kapusuz Başkan oldu.

 

KRİZLER LİDERLERİN OYUNU ARTIRIYOR

Adalet Eski Bakanı İsmail Mütfüoğlu soruyor: “Peki bugün ne olacak?”, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş da cevap veriyor hiç yorulmadan, nefes bile almadan ve hâlâ önündeki tatlısını bile yiyemeden ve çayını içemeden.

– Hem Türkiye, hem Rusya böyle bir kriz ile zarardalar.

Prof. Dr. Yahya Doğan dayanamıyor, dikkat çekiyor;

– Sayın hocam, kriz liderlerin karizmasını yükseltiyor medya haberlerine göre.

Yalçıntaş yine hazır:

– Ben Rus Haber Ajansı Sputnik’i takip ediyorum. Putin’i tabanda destekleme oranı % 80-90 olmuş. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu kadar olmasa da yüksekmiş. Putin devlet tecrübesi olan biri. KGB’de görev aldı. St. Petersburg Belediye Başkanı yardımcılığı yaptı. Üniversitede okurken hocası uluslararası üne sahip bir hukukçuydu. Kendisi de hukuk eğitimi aldı. Ancak Putin’e sert eleştiriler yapan Rusya’nın muhalefet lideri ve eski başbakan yardımcısı Boris Nemstsov öldürüldü. Bir başka muhalefet lideri Mikhail Kasyanov tehditler aldığını açıkladı. Bütün bunları bir hatırlayalım. Rusya’nın nüfusu sürekli azalıyor. Bugün için 150 milyon. Buna bizim nüfus 80 milyonu da üzerine koyar isek 230 milyon olur. Yani 230 milyon kişi bu krizden zarar görür. İşsizlik ve pahalılık artıyor.

Ben bir hatırlatma yapıyorum:

– Türk müteşebbislerin Rusya’daki işyerlerinde sadece Rus işçiler çalışıyor. Bunların sayısı da çok fazla… Türk işadamlarının yatırımlarına sorun çıkarılırsa bundan elbette Türkiye de zarar görür ama Rus emekçiler daha fazla.

– Elbette. Almanlardan sonra Türkiye’ye en fazla Rusya’dan turist geliyor. Çünkü Rusların bütçelerine göre en lüks olmasına karşılık, en makul fiyat sadece bizim ülkemizde. Bu kriz devam ederse medya haberlerine göre Akdeniz’deki bazı turistik oteller satışa çıkarılmış, işçiler konusunda da tenkisata gidilmiş. Bu da bizim zararımız.

– Evlilikler var, ev edinmeler mevcut.

– 300 bin evli aile olduğu söylendi. Bunların çocukları iki kültürle büyüyor. 40 bin ev almış Ruslar Türkiye’den. Daha önce de hatırlattım 86 bin Türk Rusya’da yaşıyor ve yerleşmiş. Genelde gıda ve tekstil ağırlıklı 7 bin Türk ticarethanesi var Rusya’da hale çalışan. Bütün bunlar zarar görecek bu kriz ile.

MİNİHANOV “TATARLAR TÜRKİYE’NİN KARDEŞ HALKI”

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş bir yabancı gazetenin birinci sahifesindeki manşeti gösterdi. Bu manşette “Türk ve Rus Liderler Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Kavgasının ceremesini Tataristan çekiyor.”

Hocaların Hocası konuşmasını sürdürdü Prof. Dr. Mehmet Saray’ın araya girmek için müsaade istemesine rağmen “Konuşman bitiyor, hemen sonrasında anlatırsın” diyerek:

– Tataristan Cumhuriyeti Rusya’da özerk bir bölge. Business Online İnternet Sitesinin haberine göre Cumhurbaşkanı Rüstem Minihanov şöyle diyor: “Bu, sadece sancılı değil, Tataristan için çok sancılı bir konu. Devlet başkanının söylediği gibi, Türk halkı, Rusya’nın dostu. Tatarların ise kardeş halkı… Aynı dili konuşuyoruz, aynı dine mensubuz. Başkanın söyledikleri tabii bizim için çok ciddi destek, çünkü çok büyük Türk projelerimiz var. (Türk yatırımcılar) başkanımıza, cumhuriyetimize güvendiler.

1,5 milyar dolarlık yatırım, çalışanlarının yüzde 95-98’i Tataristan ve Rusya vatandaşı olan modern fabrikalar bulunuyor. Bu şirketler Rusya’da yerleşik. Bu aşırılıkların olmaması gerekiyor.

Var olan Türk yatırımlarının ve projelerinin korunmasının önemini vurgulayan Minnihanov, bu konuda yasalar çerçevesinde işlerin yürüyeceğini, yatırımcılarla görüş ayrılığı olmadığını özellikle vurguladı. Türkiye’nin sevilen tatil destinasyonu olduğunu vurgulayan Tatar lider, “Siyasi anlaşmazlıklar geçer. İlişkileri ve var olan projeleri korumak lazım” dedi.

Prof. Dr. Yalçıntaş: “Siyasi anlaşmazlıklar geçer, krizler bitebilir. Daha da önemlisi ülkeler yerli-yabancı yatırımlarını korumak durumundadır.”

 

ŞOV ile CAMİ ve GÖKDELEN AÇILIŞI

Bu medya haberi Rusya’da hala akil adamların olduğunun işaretiydi. Çünkü bu krizin galibi yoktu. Mağlubu da her iki taraftı. Avukat Zeki Hacıibrahimoğlu Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ermeni asıllı olduğunu söyleyince, Demir İnal yabancı ajanslarda Rus medyasının sürekli Türkiye aleyhinde yayın yatığını, bu açıklamaların da genelde Ermeni, Rum, Siyonist ve Kürtçü lobilerin temsilcileri olduğunu hatırlattı.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş başından geçen bir hatırayı konuyla örtüştürerek dikkat çekti ve Çeçenistan Devlet Başkanı Ramazan Kadirov’un demecini okudu:

– Tataristan lideri Rüstem Minihanov Türklerin soydaş ve dindaş olduğunu açıklarken, Çeçen Lider Ramazan Kadirov Türkiye’nin aleyhinde açıklamalar yapıyor, Ankara’yı ihanetle suçluyor, Türkiye ile işbirliğinden bahsetmenin namertlik olduğunu belirterek “Başkan Putin’in emirleri ne kadar karmaşık olursa olsun aynen yerine getireceğiz” diye kamuoyunu oluşturmaya gayret ediyordu. Ne acı bir gerçek. Her ikisi de Müslüman üstelik.

Ben Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Türkiye aleyhinde uluslararası kamuoyu oluşturduklarını belirttim. Ancak medya ve konukların anlattıkları haberlerden Ramazan Kadirov’un 35. doğum günü kutlamalarında gerek 45 katlı gökdelen Grozni City’nin ve gerekse Grozni Ahmet Kadirov Camii’nin açılışındaki ihtişamı hatırladım. Cami İstanbul Sultanahmet’in benzeri biçiminde Osmanlı mimarisine benzer 4 minareyle inşa edilmiş ve Ankara’daki Bora İnşaat tarafından yapılmış. Gökdelen ise yine bir başka Türk inşaat şirketi Hikmet Çemalan’ın sahibi olduğu Pente inşaatça gerçekleştirilmiş. Açılışa özel bir uçakla Türkiye’den bir büyükşehir belediye başkanı, 10 milletvekili, onlarca gazeteci ve çok sayıda müteşebbis iştirak etmişti! Bunların dışında da açılışlara her birine yüzbinlerce dolar verilerek Holywood sanatçıları çağrılmıştı. Kevin Lostner, Hilary Swank, Taylantlı keman sanatçısı Venessa Mae (bir konser için 500 bin $ aldığı yazıldı) iştirak etti. Kadirov bir başka sanatçı Jeanclaude Van Damme ile yanyana oturdu. Ünlü Hollandalı futbol antrenörü Ruud Gullit hem davetli ve hem de Çeçenistan Futbolunun başına getirilmişti.

KORKUNÇ İVAN’IN ADINI KADİROV BAŞKENTE VERİYOR

O gün Çeçenler ancak özel izin belgesi ile sokağa çıkabilmiş, bütün başkent Grozni’de güvenlik güçleri ciddi biçimde artırılmıştı. Havai fişekleri geç saatlere kadar atılmış, şehir gündüz gibi aydınlatılmış, camiinin “Allahu Ekberlerle” açılışının ardından orkestralar, sanatçılar gece boyu hiç susmamıştı. Skandal üzerine skandallar yaşanmıştı.

Öte yandan ulusal ve uluslararası medya haberlerine göre de Türkiye’de yaşayan bazı Çeçenlerin öldürülmesi emrini de Ramazan Kadirov’un verdiği belirtiliyordu. Grozni ismi Rus Çarı Korkunç İvan’a ait. Şehri ismi önce üzerinde bulunduğu nehrin isminden mülhem Süneckale idi. Sonraları Çeçenlerin milli kahramanı Cahar Dudayev’e bir saygı ifadesi olarak Cevherkale oldu. Ancak Kadirov yönetimi işbaşına gelince bu ismi Korkunç İvan-Grozni olarak değiştirdi. Çeçenistan’da çok zengin petrol ve doğal gaz kaynakları bulundu.

Yalçıntaş hoca yaşadığı bir olayı aynen yaşıyormuş gibi tekrar etti:

– Duma’da bir dönem milletvekilliği yapan aziz dostum Tatar Türkü Abdülvahit Niyazov bana telefon ederek Grozni Belediye Başkanı Müslim Gociyev ile beraber ziyaretime geleceklerini belirterek randevu istediler. Evime geldiler. Belediye Başkanı dedi ki “Grozni’de büyük bir caminin. Kur’an kursunun açılışına sizi davet etmek üzere geldik” Özel uçak ile gidilecek, bir hafta konuk edileceksiniz ve sonra geri dönülecek.” Çeçenistan’daki gelişmelerin arka planını biliyorum. Çeçen radikalleri ülkemizde koruduğumuz, hatta tedavi ettirdiğimiz iddiasıyla Türkiye aleyhinde bulunuyorlar. Bunları biliyorum. Türkiye’den bir grup itibarı olan maruf insanları başkentlerine götürerek kendi lehlerinde propaganda yaptıracaklar. Bu tuzağa düşmedim. Hatta Niyazov’a da böyle adamları getirdiği için serzenişte bulundum. Nitekim gidenler daha sonra döndüklerinde Ramazan Kadirov yönetimine iltifatlar yağdırdılar. Bu bize yakışmazdı. Şükürler olsun yapmadık.

– Türkiye’den giden ve İslamcı diye bilinen milletvekili ve gazeteciler de vardı. Methede ede bitiremediler.

MEVCUT HAL PÜR MELAL

– Maalesef öyle oldu. Ancak İsmail Ağa Cemaati de bu tuzağı gördü ve Grozni’ye gitmedi. Her şeye rağmen milli ve dini hizmetlerimizi hep önde tutmalıyız. Bunları hatırlattıktan sonra günümüze dönelim.

İsmail Müftüoğlu “Evet hocam, günümüzde neleri bekliyoruz, gelişmeler nasıl olacak?” dedi. Hocaların hocası devam etti gözleriyle “sorunuzun cevabına geliyoruz” der gibiydi:

– Putin Hazar Denizi’nden füze fırlattı. Ermenistan’a Rus jet uçakları verdi. Herkes hatırlayacak İstanbul Boğazından geçen Rus Askeri gemilerinden bir asker omzuna bazukasını alarak İstanbul’a döndü ve tehdit etti. Suriye’ye askeri yığınak yaptı. Hem harp gemilerini, hem de savaş uçaklarını ve de S 400 füzelerini Lazkiye’de konuşlandırdı. Bayırbucak Türkmenlerini hala ve her gün uçaklarıyla bombalıyor. Suriye’den yeni bir mülteci akını başladı. Ölü ve yaralıların sayısı artarken, köyünü kasabasını terk eden insanların da ardı arkası kesilmiyor. Putin bu politikasıyla Rus halkı arasında grafiğini yükseltti.

– % 90 oldu diye açıklayanlar var hocam.

– Doğrudur… Dolayısıyla Putin’in politikaları Brejnev’den daha tehlikeli hale gelmiştir. Hem bölge, hem dünya barışı için sıkıntı olmuştur. Müttefiklerimiz de dost ve müttefik gibi davranmıyorlar. Onun için Rusya ile iyi ilişkiler kurulmalı.

KIRIM’IN İLHAKI ve İŞGALİ UNUTTURULUYOR

Orhan Demirtaş bir un çuvalı öyküsü ile araya girdi.

– Zamanında gemilere hamallar tarafından un çuvalları yüklenirmiş. Unu pat diye atan hamala, hamalbaşı kırbaçla müdahale edermiş. O da “Niçin vuruyorsun?” dediğinde “Çuval öyle pat diye atılırsa patlar, unlar etrafa saçılır” diyesiymiş. Onun için iç ve dış politika çuvalları patlatmadan yüklemek gerek. Bunun için de kocaman yüreği olan tecrübeli liderlere ihtiyaç vardır.

Avukat Zeki Haciibrahimoğlu, “Liderler adres göstereni değil, adres soranları severler” dedi bir doğru tespit olarak. Halil Şıvgın mutlaka bir yeni değişimin ve oluşumun faydası üzerinde durdu. Peki, “nasıl” sorusu zaman sıkıntısı nedeniyle biraz havada kaldı.

– Rusya Kırım’ı işgal ve ilhak etti. Ukrayna’ya saldırdı. Bu politikasıyla söz konusu sorunlar unutuldu gitti. Batı bir yandan Rusya ile flört etmeye uğraşırken, öte yandan da Ukrayna sorunu dolayısıyla ambargo uyguladı. Rusya tek ihraç maddesi olan (ki o da Türk bölgesinden) doğalgaz ve petrol fiyatları 29 $’a kadar düştü. Oysa petrol 60 $’da seyrederse bile sıkıntılı bir dönem yaşanır uluslararası borsalarda. Ekonomik sıkıntılar yaşıyor Rusya bu nedenle. Ama yine de burnundan kıl aldırmıyor.

MOSKOVA’DA TC BÜYÜKELÇİĞİ SOKAĞININ ADI DEĞİŞİYOR

Rusya’dan henüz dönen bir arkadaşımız noktayı koydu sohbete: “Türkiye üzerinde ciddi bir oyun var. Cizre’deki PKK teröristlerinin arasından Ermeni, Sırp, Alman, İngiliz çıktı. Bazıları da keskin nişancı… Rusya Moskova’da Yezidi Kürtçülere faaliyet izni verdi, büro açmasına müsaade etti. Ve Rusya Moskova’daki Türk Büyükelçiliği’nin bulunduğu 7. Rostovskiy Pereulok 12 caddesinin ismini, Suriye’de sınır ihlali yaparak düşürülen Rus uçağının Pilotu Rumyantsev Sergei Aleksandroviç olarak değiştiriyor.”

DEMOGRAFİK YAPI ÜZERİNE

Bölgemizde zavallı Suriye halkının yaşadığı yüreğimizi yakıyor. Dehşet haberleri dur durak bilmiyor, acılar dinmiyor. Ankara bu konuda her türlü fedakârlığı yaptı, yapıyor. 500 bin Suriyeli çoğu kadın, çocuk ve yaşlı hayatını kaybetmiş, 5 milyon insan Türkiye, Ürdün ve Lübnan’da mülteci durumuna düşmüş, evleri yıkılmış, malı mülkü yağma edilmiş. Köyler bile yaşanmayacak kadar kötü durumda. Rusya terör örgütleri İŞİD ve PYD-YPG’yi değil, uçaklarıyla muhalifleri ve sivil halkı bombalıyor. ABD ve ittifak eden diğer ülkeler ise sınırımızda bir Kürt devleti yapılanması için PYD-YPG terör örgütlerine askeri mühimmat, silah ve malzemeler göndermeyi sürdürüyor!. İŞİD bölgede Arap, Kürt, Türk ve Yezidi grupları hedef alırken, PKK’nın askeri kanadı PYD-YPG terör örgütü ise İŞİD ve sivil Türkmenleri, kendisine katkı vermeyen Kürt halkını vuruyor.

Türkiye bu savaş tuzağına düşmemeli, tahriklerine kapılmamalıdır.

Öyle görülüyor ki Suriye krizi konusunda aramızda ciddi görüş ayrılıkları bulunan dost ve müttefik ülke, süper güç ABD ile Rusya bu konuda anlaşmışlar. Fransa’da bunlara arka çıkıyor. Almanya şimdilik ortada görünmesine karşılık yine de batılı müttefikleri gibi aynı çizgide rol alır. Bugün için bölgeyi kendi aralarında nasıl şekillendireceğini programlandırıyorlar.

O halde Türkiye Suriye krizinden elini ayağını çekmeli, terör örgütleri ve işgalci İŞİD ve PYD-YPG ile mücadeleyi ABD ve Rusya’ya bırakmalıdır. O zaman takke düşer kel görünür. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani Türkiye sınırında bir Kürt devleti kurulmasına karşı… Çünkü kendileri ikinci plana düşecek. PYD ve PYG ile arası iyi görünmüyor. Konuya ilişkin açıklamaları da gösteriyor ki ciddi bir rekabet son sürat devam ediyor. Bu göstermelik değil, çünkü Barzani yönetiminin elindeki imkânları ellerinden uçacak. Ayrıca Sevr Anlaşmasına imza koyan İngiltere de biliyor ki Musul misakı milli sınırları içinde bir Türk toprağıdır. Irak da hâlâ Musul’u IŞİD’ten almayı becerebilmiş değil.  Bu hususun yeniden gündeme gelmesini hiç bir batılı ülke istemez ve istemiyor. Ayrıca Irak bölünme tehlikesi içindedir. Bağdat yönetimi Rusya’yı imdata çağırabilecekleri açıklaması da dün gibi hatıralardadır.

Dolayısıyla Kilis şehrimizde Öncüpınar Sınır Kapımıza biriken başta Halep, Bayır Bucak Türkmenleri bütün mülteciler, mağdur Suriye halkını Azez yakınındaki çamurlu çadır kentten kurtarıp boşalan şehirlerimiz Diyarbakır Sur, Şırnak Cizre ve Silopi, İdil, Mardin Nusaybin olmak üzere bölgeye yerleştirilerek demografik yapı yeniden gözden geçirilmelidir.

Batıdan beslenen terörle mücadeleyi Türkiye zaten içerde yapıyor, dışarıda ise biraz da ABD ve Rusya yapsın da görelim.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.