Dolar 8,4613
Euro 10,0729
Altın 498,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 38°C
Sıcak
Kilis
38°C
Sıcak
Per 39°C
Cum 39°C
Cts 40°C
Paz 40°C

İzmir’den Sındırgı’ya…

İzmir’den Sındırgı’ya…
REKLAM ALANI
A+
A-
09.12.2014
102
ABONE OL

M. Faruk DALGIÇ

İşyerimiz İzmir Şirinyer ve Buca’da olduğundan, Buca İşadamları Derneğince, zamam zaman düzenlenen gezilere beni de haberdar ederler. Balıkesir’e bağlı Sındırgı’daki Obam Termal Otel’de iki günlük bir geziye katılmak üzere hazırlandık. Aile olarak gidileceği için, eşimle neleri götürelim, diye küçük bir valiz de olsa, yanımıza alarak yola koyulduk.

Buca’da sevdiğimiz bir aile var. İnşaat işleriyle uğraşan Hüseyin Ateş Bey, arabasıyla gelip, evimizden bizi aldı. İzmir çıkışı Manisa yolundayız. Cuma Günü olduğu için, yolda kılarız namazımızı diyerek, ilerliyoruz. Manisa yolunda öyle bir viraj var ki, eskiden çok kaza olurdu. Şimdi gidiş-geliş yol yapıldığından pek rastlanmıyor kazalara. Buraya ‘Sabuncubeli yokuşu’ derler. Burayı aşınca Manisa’ya ulaşıyoruz. Ben 1971 yılında burada Batıkışla’da yedek subaylığımı yaptım. O zaman şehir belki birkaç kilometre ilerdeydi. Şimdi şehrin ortasında kalmış, o zaman çevre tamamen tarlalarla doluydu.

Şimdi binalar yan yana dizilmiş, askerlik yaptığım geniş alanları seçemiyorum, evler, caddeler, sokaklarla dolmuş her taraf, mahalleler arasında koca alay kaybolmuş. Karşı taraftaki sanayi bölgesinde bir cami gözümüze çarpıyor, asmalı, zeytin ağaçlarıyla dolu olan bahçesine giriyor, birkaç yıl önce yapıldığı yeniliğinden anlaşılan Laleli Camisi’nde namazımızı kılarak, yolumuza devam ediyoruz. İstanbul yönüne doğru ilerleyince Akhisar’a ulaşmadan, ancak yolun iki tarafındaki bağları, düzgün Kilis’teki gibi ekilmiş binlerce zeytin ağaçlarını görünce, M.Ö. Lidya Krallığı zamanından günümüze uzanan bağların, zeytinlerin öyküsünü anlatıyorum arkadaşıma. Bu bağlar bir zamanlar Krezüs’ün bağlarıydı, diyorum. Pers Kralı Kurus gelip, buraları talan edince, sarayı da, kendisi de yok olmuş. Ancak şehrin, surların kalıntıları görülüyor. Bu dünya görüyorsunuz Kurus’a da kalmadı.

Bazı bağ sahipleri üzümleri soğuktan, afetten korumak üzere, naylonlarla korumaya çalışmışlar, kış bağı hazırlığı yapmışlar. Biraz yavaşlayınca bir bağ tiyeğindeki sallanan üzümleri görüyorum. İnanın bazı salkımlar birkaç kilo gelecek ağırlıkta. Şu ülkemizin kıymetini lütfen bilelim. Ama bu yıl ürünün para etmediğini okumuştum gazetelerin ekonomi sayfalarında. Geçen yıl taze üzümün kilosu toptan 1.80 kuruşa satılırken, bu yıl 40 kuruşa zor satıldığı yazılıyor. Üzülüyorum, çiftçi, üretici nasıl kâr edecek?

Bunları düşünürken karnımızın acıktığını fark ediyor, Sındırgı’ya döneceğimiz köşede Gürlüoğlu Köftecisi tabelasını görünce, arabamızı park edip, dalıyoruz içeri. Dört kişilik bir masa bulunuyor bize. Ezogelin, mercimek, işkembe çorbaları var menüde, biz ezogelin söylüyoruz, üzerine de sıcak köfteler geliyor. Bol salatayı kendin alıyorsun, garsonun ısrarı karşısında biraz da yoğurt olunca, şükürler olsun diyerek, açlığımızı gideriyor, tekrar arabamıza binerek, iki tarafı da Sındırgı’ya varıncaya kadar ormanlarla çevrili, virajlı yolda iki adımda bir çeşme görüyoruz. Buz gibi dağlardan gelen suların sesi, kulaklarımızda uğulduyor. Otuz kilometre hızla gidilebiliniyor ancak. Memnunuz, çünkü doğa bizi büyülüyor, çeşmelerin çoğu, eskilerde yapılmış, halkın bu suları değerlendirelim bilinciyle yöre, çeşmelerle taçlandırılmış. Kızılçam ve diğer orman ağaçlarını bir arada görmek, erken gidelim kaygısı uyandırmıyor bizde.

Akdeniz iklimine sahip olan bu yerlerde, yer yer Yörüklerin koyun ve keçi sürülerine rastlıyoruz. Yolda oğlak kadar bir ceylan fırlıyor önümüzden, karşı ormana zor atıyor kendini. Zaten yol üzerindeki bir tabelada ceylan resmi görmüştük. Demek ki, bu dağlarda her türlü yabani hayvana rastlamak mümkün…

 

Bir müddet sonra Sındırgı tabelasını çıkıyor karşımıza, elli kilometreyi nasıl gelmişiz, farkında değiliz. 47 bin 500 nüfuslu şehrin girişi bir köy görünümünde. Oteli sorduğumuzda, 17 kilometre daha gideceğimiz söylendi. Yine inişli çıkışlı, virajlı yola koyulduk. Arkadaşlar burayı seçmişler. Hisaralan kaplıcaları mevkiindeyiz. Obam Otel Alaçam Dağları, Sida Dağları ve Ulus Dağları’nın ortasında, yayla diyeceğim, mümbit bir ovanın bulunduğu termal sularıyla ünlü bu yerde yapılmış. Hisaralan bölgesindeki yer altı termal sularından habersizce yıllar geçmiş, ancak Cumhuriyet kurulunca ülkemizin bu zenginlikleri bir bir gün yüzüne çıkarılmış. Termal sular kendiliğinden su yüzeyine çıkınca kıymeti anlaşılmış.

Sağlığın doğasında çok geniş, çiçekli, ağaçlı ovanın ortasındaki otelimize ulaşıyor, odalarımıza yerleşiyoruz. Benim ilk sorguladığım, bu otelin sahibi oluyor. Güzel giyimli, hürmetkâr, otelde kaldığımız sürece tanıdığım personel Yusuf Akşahin, bana ne sordumsa güzel yanıtlar verdi. Sındırgı’lı petrol işiyle uğraşan ticaret adamı, Sevgili Mehmet Demirbaş, bu oteli yaptırmış. Milli diyeceğim buraya, çünkü yabancılarca işletilemekte olan yüzlerce otel var ülkemizde. Gönül rahatlığıyla otelde dolaşıyor, ikramları gönül rahatlığıyla yiyoruz. Daha yeni sayılır, üç yıl olmuş hizmete gireli. Kutluyorum sahibini. Tanımak isterdim ama göremedik, yalnız otelde kaldığımız sürece, eksiksiz ikramlarıyla, bizleri rahat ettirmek için ellerinden gelen hizmeti görünce, mutlu oluyorum. Beş yıldızlı bu oteldeki güzellik, mimari yapı, albenisiyle ülkemize yakışır olmuş. Tamamen yer altından çıkarılan, 1266 mg/lt mineralizasyonu olan miks, florürlü termo mineralli kaynak suyu, hiçbir karışıma uğramadan odanızdaki küvette bile kullanılıyor. Şimdi ne gibi hastalıklara şifa olmaktadır, ona bakalım:

a)    Romatizmal hastalıklar.

b)    Osteoartik eklem hastalıkları.

c)     Travmalar.

d)    Yumuşak doku hastalıkları.

e)    Ortopedik operasyonlar.

f)      Genel stres bozuklukları.

g)    Nörovejetatif Distoni gibi hastalıklar.

h)    Spor yaralanmalarında destekleyici, tedavi unsuru gibi, yararları olan ve daha sayamayacağım rahatsızlıklara şifa niyetiyle buradaki termal su kullanılmaktadır.

Odamızın penceresinden dışarıyı seyre dalıyorum. Tepeler arasındaki küçücük köyler sanki;

“Orda bir köy var uzakta,

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesek de, gelmesek de,

O köy bizim köyümüzdür”

dizeleri usumda beliriveriyor. Otelin otoparkında bakıyorum yüze yakın araba bulunuyor. Uzakta da olsa, yakın da da olsa ülkemizin güzelliklerine koşacağız. Bu geziye işadamları kendi arabalarıyla geldiler. Biz bir ara otelin dışında otele ait olan üç kilometrelik yürüyüş yolunda yürümek istedik, biraz yürüdükten sonra, soğuğun yüzümüze öylesine sert vurduğunu hissediyor, turumuzu tamamlamadan geri dönüyoruz.

Burada sizlere bahsedeceğim bir kil mucizesi var. “Zengin montmorillonit mineralli betonit kili” adıyla sıvı olarak güzel paketlerde anbalajlanmış olarak pazarlanıyor. Metal radyasyon ve toksinlerden arınarak, daha iyi bir yaşam kalitesi elde etmek isteyenler, jil haline getirilmiş kili, yüz temizlendikten sonra, ince bir tabaka halinde maske olarak kullanıyor. Gözaltı için yapılan uygulanmalardan iyi bir sonuç alındığı, yüzdeki akne, sivilce, egzama, deri lekeleri gibi cilt hastalıklarının iyileşmesinde destek olduğu söyleniyor. Burada adını betonitin koymuşlar. Oysa Kilis’te yıllar önce, kili bilmeyen olmazdı. Bayanlar sabun yerine hamamda kil kullanırlardı. Ben çok iyi biliyorum, şimdiki Öğretmen Lisesi’nin karşısındaki tepenin eteğinde killik diye bir yer vardı, buradan herkes istediği kadar kil alabilirdi. Bazı kadınlar da, sanıyorum vitamin eksikliği olduğundan çantalarında kil bulundurur, bunu ihtiyaç duyduğunda yerlerdi.

Bu otelde iki gün kaldık. Dolu dolu eğlendik. Konuşmalar yapıldı, dinledik. Sauna ve havuz sefasında arkadaşlarla özlemişiz, bir araya gelip, Türk sanat müziğinin nağmeleriyle koro halinde şarkılar söyledik.

Bugün pazar, dönüş günümüz, tatilimiz bitiyor, öğleye doğru hazırlanıp, otelden ayrılıyoruz. Yarın iş günü, ben işleri çocuklara bıraktığım için, biraz ağırdan alıyorum. Bu gezide bulunan arkadaşların bana gösterdikleri yakınlıktan dolayı, geziyi düzenleyenlere de teşekkürlerimi sunuyor, başka bir gezide yine size yazacağımı bilmenizi istiyorum.

P1000924

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.