Dolar 17,0739
Euro 17,8515
Altın 989,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 30°C
Açık
Kilis
30°C
Açık
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 34°C
Per 34°C

Kader-Ömür-Ölüm-2

Kader-Ömür-Ölüm-2
A+
A-
28.02.2019
141
ABONE OL

Mahmut İhsan KANMAZ

“Her solukta dünya da yenilenir; fakat biz onu duruyormuş gibi görürüz de, bu yenilenmeden haberimiz bile olmaz…”

Selam, sevgi ve saygılarımı sunarak, bir yazıma daha başlamış olmanın hazzını yaşıyorum sevgili arkadaşlarım.
Yazıma, Mevlana Hazretlerinin güzel bir kelamıyla giriş yaptım.
Konumuz, bir öncekinin devamı olarak, kader, ömür ve özellikle ölüm gerçeği olacak, her ne kadar istenmese de…
İlk iki başlık üzerinde sanırım yeterince durmuştuk. Bugün ölümle ilgili sözlere ve düşüncelere yer vermek istiyorum izninizle. Yani istenmeyen şey üzerinde…
Yaşamın son bulması, bu âlemden bir diğer âleme geçiş demek olan ölüm, kimsenin sözünü dahi etmek istemediği ve denir ya hep, yüzü ve adı soğuk olan bir kaçınılmaz son halidir insanoğlunun…
O kadar kaçınırız da, yine de gelip bulur o bizi. Zira her şeyin bir sonunun olduğu gibi, yaşamın da bir nihayeti olduğunu bazen unuturuz dünyanın işleri ve koşuşturmaları arasında, çok uzaklaşırız bu gerçekten… Aslında hep mi hatırda tutmalıyız onu, ya da sürekli ölümle iç içe mi yaşamalıyız… Tabi ki hayır…
“Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, ancak yarın ölecekmiş gibi de, ahiret için yaşamalı insan…” Yani dengeli bir durum…
Peki ne zaman anmalıyız ölümü!…
Ne zaman aklımızda tutmalıyız onu!…
Ömer Bin Abdülaziz (RA) demiştir ki: “İçin daraldığı zaman ölümü hatırla, ola ki genişlersin…” Alın size formül…

Hazreti Mevlana ünlü eseri Mesnevi-i Şerif’te, çok sık olarak bu dünyanın boş bir düş olduğundan, asıl yurdun ahiret ehli olduğundan bahsetmiştir.
“A gönlü uyumsuz kişi, ölümsüz olmayan saltanatı rüya bil” derken, tam da bu konuya parmak basmıştır.
“Bizi ömrümüzden söküp atan gamlar ve dertler, ömrümüzün orağıdır.”
“Bu böyle oldu”, “Hayır, şu şöyle oldu” demelerimiz, bizim kuruntularımızdan başka bir şey değildir.” Gerçekten de öyledir ama. Bu dünyanın halleridir onlar.
“Bil ki her zahmet, acı ve dertler, ölümün birer parçasıdır; eğer elinde çare varsa, ölümün bu parçasını at gitsin kendinden… Ancak, mademki ölümün parçasından kaçamıyorsun, bil ki hepsini başından aşağı dökecekler. Ölümün parçası sana tatlı geliyorsa, bil ki Allah tamamını da tatlılaştırır sana…”
İşte dünyanın hallerinin anlamsızlığı ve çabaların boş olduğunun açık bir resmi…
“Dertler ve sıkıntılar ölümden gelen elçilerdir. Ölümün elçisinden yüz çevirme, ey olmayacak işlerle oyalanan kişi!…”
Hz. Mevlana, insanın sağlıklı ve dinçken, daha doğrusu, gençken ne olup yaşlanınca ne olacağını, kendi lisanınca dile getiriyor…
“Gençken her şeyi daha yeter bulurdun; şimdiyse altın isteğine düştün. Oysa ki önceleri, sen altındın… Üzümlerle dopdolu bir çocuktun, nasıl oldu da tanelerin döküldü?… Nasıl olup ta, tam meyvelerinin olacağı bir çağda bozulup gittin, kuruyup çürüdün?.” İbret alınası bir kıssa…
Devam ediyoruz Hz. Mevlana’ya ve Mesnevisine: “Dünyada ömrün Hızır gibi cana can katsın, düşkünlerin elini tut, ölümsüz ol, o zaman da yaşadıkça yaşa!…”
Yaşamanın gayesinin gün geçirmek, tabir caizse, kilometreyi doldurmak olmamalı… İyilik adına, güzellik adına bir şeyler yapmalı vakit eldeyken… Öldükten sonra bir iz bırakmaktır aslolan…
Zaten Mevlana Hazretleri de aynı şeylere temas ediyor… Böyle davranırsan ancak ölümsüzlüğe ulaşıp, her daim canlı kalırsın diye buyuruyor Mesnevisinde…
“Bu dünya geçicidir; aradığını, geçmeyen dünyada ara. Görünüşün, şeklin sıfırdır senin; dilediğini, manadan dile…” Yoruma gerek bırakmaksızın, bir anlam zenginliği sunuyor bize Yüce Mevlana… Yine güzel bir nasihatinde de şöyle buyuruyor, öbür âleme dair…
“Denizin köpüğü aslı olan toprağa kavuşmadıkça çalkanır durur… O köpük topraktandır, su da gariptir. Gariplikte çalkanıp çırpınmaktan başka çare yoktur.”

Seneca demiştir ki: “Ölüm, bazen bir ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur.” Bunu doğrulayan çok örnekler vardır etrafımızda…
Ölüm üzerine çok fazla sayıda ironi yapılmıştır değerli arkadaşlarım…
Zira insanoğlu korktuğu ve çekindiği şey için, genelde hep bu yola başvurur.
Ölüm için de aynı, onu ti’ye alarak, bir yerde, senden korkmuyorum mesajı vermek ister. Bakın, bir zamanlar An Caremus adlı biri, ölünce mezar taşına şu ifadeleri yazdırmıştır: “Artık açlıktan korkmuyorum, romatizma ağrılarım da yok, ne güzel kira parası da ödemiyorum… Hatta devamlı kalacak, bedava bir yer bile buldum.”
Yine ironik bir atasözümüz var sırada. “Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur.” Çok bilindik bir deyimdir bu…
Victor Hugo demiştir ki, “Ölüm bu: Ne hükümdar tanır, ne soytarı; herkesi aynı iştahla yutar.” Çok doğru değil midir?

Montaigne, bilindik bir gerçeği şöyle ifade etmiştir: “Geçen bütün günler ölüme doğru gider; ta ki son güne kadar.”
Aynı Montaigne bu kez şöyle der: “Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.” Çok haklı bence…
“Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne de ölüyken: Sağken etmez, çünkü hayattasınız, ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz” diye buyurmuş, bilge insan Lucretius…
Ünlü sinema oyuncusu Woody Allen de ölüm üzerine bir kelam etmiştir. Demiştir ki: “Hiç kimse kendi ölümüne ağıt yakamaz.” Yani demek ister ki Allen, her insan yalnızdır bu âlemde, her koyun kendi bacağından asılır veya sağ gözün sol göze faydası yoktur. Ya da bir Kilis deyimiyle, “Tırnağın varsa başını kaşı….”
Hasan-ı Basri şöyle buyurmuş ömre dair: “Gün misafirimizdir; ona hürmet ediniz ki, siz gidince ardınızdan iyiliğinizi söylesin.” Aslolan da bu değil midir?
Bir iz bırakmak geride, baki kalan kubbede hoş bir sada bırakmaktır yani…
Yaşam ve ömür hakkında en anlamlı sözlerden birini, Hafız-ı Şirazi etmiştir: “Bir dere kenarına otur da, ömrünün nasıl geçtiğini bir seyret.” Çok güzel bir betimleme bence.
Büyük yazar Van Goethe de kayıtsız değildir, ölüm metaforuna değerli dostlarım. Şöyle der yazar: “Ölüm, hiçbir zaman iyi karşılanan bir misafir değildir.” Nokta…

Evet, biraz sevimsiz de olsa, yüzü soğukta olsa, karşılaşmayı hiç istemediğimiz bir olgu olan ölüm, ve onun öncesi ömür, yaşam, bütün bunları şekillendiren kader mevzusu hakkında söyleyebileceklerimizin sonuna gelirken, sözlerimizi, ilki, birinci halife Hazreti Ebubekir’e ait anlamlı bir deyim ve ikincisi de sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammet’in çok anlamlı bir Hadis-i Şerifleriyle bitirelim istiyorum.
“Kendine kabir yapma, kendini kabre hazırla” ve “Sana nasihat edici olarak, ölüm yeter.”

Tekrar birlikte oluncaya kadar her şey gönlünüzce olsun, yüreğinizden sevgi ve şefkat eksik olmasın, sağlığınız yerinde ve ömrünüz çok olsun diliyorum.
Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım…

———————————————————-
Kaynak: Kendi arşiv ve kaynaklarım.
2007 Yılında 2700 Güzel Söz / Damla Ofset
Ahmet Ağırbaşlı / 4. Baskı
Mevlana’dan Altın Öğütler -2 / Ziya Elitez.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.