Katırcıkaragil’e İkinci Torun

03 Ara 2019 Sal 8:34
ArtıYazı BüyüklüğüEksi

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

- Anne ben nasıl doğdum?
- Nasıl doğacaksın oğlum, biz seni evin kömürlüğünde bulduk. Kapkara bir şeydin. Baktık ki ağlıyorsun, susturduk, zayıf sıska biriydin, püf desek uçacak kadar küçüktün. Yedirdik içirdik, büyüttük!
Babaannem atıldı oradan:
- Melahat öyle deme essah zannedecek çocuk, kömürlük de nereden çıktı?
- O zaman sen anlat nine?!
Ancak ne ninem ne de annem nasıl doğduğumu hiç anlatmadı. Ben de cevap alamayınca sormayı bıraktım. Çok zayıf olduğumda bütün aile hemfikirdi. Ne yersem yiyeyim, kilo almıyormuşum. Mahalle komşularından bir kadın benim karnımda solucan olduğunu, yediklerimi o solucanların yuttuğunu söylemiş. Karnımda bu solucanlar büyüyor ve çoğalıyorlarmış. Buna kimse inanmadı, ben de inanmamıştım. Ayrıca bir de sürekli ishaldim. Su kaybım çoktu. Benim bunlardan bir şikâyetim yoktu ve doyasıya arkadaşlarımla oynuyor, keyfini yaşıyordum.

Ata dedem Katırcı Mahmut esmermiş. İsmi bana da verilen Dedem Mehmet sapsarı idi. Amcam Mahmut ve Babam Şevket de esmerdi. Benim öyle çok da esmer olmamama rağmen böyle bir espri yapılması hem hoşuma gitmiş, hem de düşünmeye sevk etmişti.

Doğduğum ev Camii Kebir Sokağındaydı. Bu isim hemen yanımızdaki Ulu Camiinden kaynaklanıyordu. Onar metre ara ile Şıh Camii ile Ulu Camii arasındaydı yontma taştan inşa edilen evimiz. Kapıda iki halka vardı. Bunlardan birisi daire şeklindeydi. Bunu eve gelen hanımlar kullanırdı. Evdekiler de gelen misafirin hanım olduğunu anlardı. Bir de daha yukarda el biçiminde bir tokmak vardı ki, bunun sesi sert çıkardı ve erkek misafirler içindi. Esasında bütün evler böyleydi Kilis’te. Bir halka da kapının bitişiğindeki duvarda olurdu ki, bu da hayvanları bağlamak içindi. Çünkü Cuma günleri Leylit bahçemizden mevsimine göre eşek, at veya katır sırtında hurç, şilif ve çuvalla sebze-meyve gelirdi. Ayrıca satılla süt ve iki tane kaymaklı ekmek. Mahseremizde beslenen koyun, keçi ve kuzular için de gerek arpa ve kepek çuvalları ve gerekse baharda buğday tarlalarından kesilen kesiller de bu hayvanlarla ahıra getirilirdi. Söz konusu hayvanlar bu halkaya bağlanarak yükü boşaltılırdı.

Eve girince hemen dış kapının arkasında geniş bir tuvalet vardı. Havış dediğimiz avluya bir dehlizle girilirdi. Avluda hemen solda genişçe bir mutfak… Burası aynı zamanda banyo yeriydi. İçerde bunun için büyük bir küllük vardı su depo edilen. Mutfaktaki ocakta genelde odun yanardı ve külleriyle bulaşıklar yıkanırdı. Kap kacağın hepsi de kalaylıydı. Şehre üç günde bir su ve elektrik verildiğinden banyo ona göre hesaplanırdı.
Bitişiğindeki büyük oda babaerkil ailemizin toplanması içindi. Yemekler kışın burada yenir, yazın havışta. Ancak bütün günü bu odada geçerdi ailenin. Girişinde ayakkabıların çıkarıldığı bir eşik bulunurdu. Bitişik duvarın içinde de tazar. Su testileri burada dururdu. Kışın tek ısınan yerdi bu oda. Tandırımız vardı üzeri yorganla örtülü. Odadaki dolaplar işlemeli, yorganların, çarşafların muhafaza edildiği yerdi. Birkaç rafın üzerinde ise lambalar ve kitaplar dururdu. Evin bir nevi ibadet yeriydi bu oda aynı zamanda. Babaannem, Kur’an-ı Kerim’ini burada okur, duasını burada yapardı. Bizlere de zaman zaman Ahmediye, Muhammediye ve Karadavut dinletirdi. Evimizin vazgeçilmez kitaplarıydı bunlar. Dualar öğretirdi sonra. Namaz kılarken onun üzerine çıktığımı hatırlıyorum. Böylesi durumlarda Babaannem Hatice Hanım “Allahuekber”i daha yüksek sesle söylerdi evdeki diğer aile bireylerinin duyarak, beni sırtından indirmesi için.

Evimizdeki odaların tümü çok pencereliydi. Avlunun ortasında bir su kuyusu vardı. Yazın ve Kurban Bayramı’nda buzdolabı olarak etler burada muhafaza edilirdi. Avlunun köşesinde ise taştan yapılmış curunlarda üzüm, domates, meyve sulan çıkartılarak salça ve tatlılar yapılırdı. Havışta bir de kocaman tel dolabımız asılıydı.

Avluda mutlaka bir ekinlik olur ve değişik meyve ağaçları dikilir ve çiçekler yetiştirilirdi. Bir başka vazgeçilmez ise üzüm asmalarıydı. Birkaç merdivenle çıkılan bizim odamız bayağı büyüktü. Benim doğduğum oda burası esasında. Bu odada da dolaplar işlemeli, havışa bakan çok sayıda pencere vardı. Bunun simetrisindeki oda ise dedemler içindi. Tabii ki torunlardan fırsat bulabilirlerse… Bu iki odanın altında ise birkaç merdivenle inilen mağaramız yer alırdı. Ailenin bütün yazlık-kışlık yiyecek ve içecekleri burada muhafaza edilirdi. Buğday ve diğer tahılların saklandığı büyük tahta ambarlarımız mevcuttu. Çok serin olurdu. Yazın büyük ninem Ballı Hanım burada kalmayı tercih ederdi.

İkinci kata taş merdivenlerle çıkılırdı ki, bu iki büyük odada amcamlar kalırdı. Amcam tabancası için bir de mini dolap yaptırmıştı kapının arkasına. Pencerelerden bir tanesi ise sokağa açılırdı bu odalardan birinde. Yengem Meliha çok güzel ud çalardı. Kilis’te ve komşularımızda o zamanlar pek çok evde böylesi enstrümanlar çalınırdı.
Odalarımızın damarı direkler üzerinde samanla karışmış çamur ile sıvalıydı. Dolayısıyla her yıl damlar akmaması için silindir şeklindeki loğ denilen ağır taşlarla sertleştirilirdi. Biriken suların tahliyesi işlemi için de işlemeli taşlardan yapılmış, çörtenlerle yapılırdı.

Havışta ise yıllık zahire ihtiyaçları için mevsimine göre büyük kazanlarda (halle) tarlalarımızdan gelen buğdaylar (hedik) kaynatılırdı. Daha sonra çuvallarla evimizin yakınındaki değirmene gönderilerek un yapılırdı. Ekmekler bazen evde, bazen fırında pişerdi. Bağımızdan kesilerek elde edilen üzüm suyunun kaynatıldığı hapsa ile de eylül ayı içinde fıstık, badem ve ceviz taneleri bir ipe dizilir, hapsalara birkaç kez batırılır, kurutulur ve sonra da bir askıya bağlanıp, sucuk elde edilirdi.

Erkek küçük çocuklar da ‘Halep zıbını” adında boyuna siyah çizgili kirli beyaz “zubun” denilen bir giysi giyerdi. Ancak bunlar çok pahalıydı ve Halep’ten gelirdi. Çoraplarımıza yama vururdu annem. Çok hoşuma giderdi yamalı çorap, çünkü ayağımıza “çuk” diye otururdu. İç çamaşırlarımızı da ailemiz dikerdi. Ayrıca dedemin, babamın, hatta diğer aile büyüklerimizin elbiseleri çocuklara ters-düz edilerek terzide diktirilirdi. Onları da giyebilirdik. Balina marka lastikler ve çizmeler olurdu ayaklarımızda. Kunduralar sadece bayramlarda veya özel günlerde giyilirdi.

Elektrik üç günde bir geldiğinden odalarımızda mutlaka bir
fanus veya gaz lambası olurdu. Ahırda, mahserede ise gaz ve
fitille çalışan idare lambası kullanılırdı.

Evimizin merdiven altlarındaki boşluk, kömürlük ve odunluk olarak kullanılırdı. Daha sonra amcamın güvercinleri için ayrıldı burası. Amcam onları besler, dama çıkarak uçurur ve büyük bir keyif alırdı. Evin çocukları da güvercinlerin adlarını ve özelliklerini öğrenmişti. Bazı pahalı özel güvercinlerin göğsüne küpe ve ayağına halhal takardı amcam. Şaraphanenin arkasındaki harman yerinde yangın çıktığında uçan güvercinlerin hepsi evin damına geri dönmüştü. Yangını ilk hissedenler güvercinlerimiz olmuştu. Sonra yükselen dumanlar her tarafta fark edilmeye başlandı.

 

Babam ve dedem ikindi vakti eve henüz gelmişlerdi ki, yangını duyar duymaz hep birlikte dışarı fırladık. Evimize fazla uzak değildi yangın yeri. Yolda dedem babama “Oğlum Şöyket sen hızlı git, üç harmanımız da orada. Allah vere de yangın söndürülmüş olsun, yoksa felaket olacakl Bir yıllık emeğimiz gidecek!”

Ben ağlamaya başladım. Babam beni teselli ediyordu. Yangın yerine vardığımızda belediyenin tek bir arasöz aracı hâlâ yangına su sıkıyor, alevleri bastırmaya çalışıyordu. İnsanlar şaraphaneden kovalarla su taşıyorlardı. Karşıdaki kışladan askerler de gelmişti. Kazma kürek yangın etrafa yayılmasın diye hendek kazıp, çıkan toprağı yanan buğday başaklarının üzerine atıyorlardı. Polisler ise kimseyi yangın yerine yaklaştırmıyordu. Bir anda bütün Kilis sanki oraya gelmişti. Çocuklar hıçkırarak ağlıyor, yaşlılar ise göz yaşlarını silmekle yetiniyorlardı. Allah’tan sadece harmanlar yanmış, can kaybı olmaması sevindirici bir gelişme olarak kalmıştı. Daha ilk günden herkes harman yeri bekçisini suçluyordu. Kimsenin sabotaj yapacak hali yoktu. Bir sigara izmaritinin bu yangını çıkardığını söylüyordu çoğu kişi. Ben hâlâ ağlıyordum. Babama “Buğdaylarımız yandı, artık hiç ekmeğimiz olmayacak mı?” diye soruyordum. Babam üzüntüsünü belli etmiyordu. “Yok oğlum, devlet bütün bunları düşünür, hiç kimseyi aç, sefil bırakmaz!” demekle benim moralimi yükseltiyordu. “Baksana kaymakam, belediye başkanı gelmiş, zabıtalar, polis, asker, halk herkes çalışıyor yangını söndürmek için. Rızkı veren Allah, bir yerden yine verecek.”
O gün bir acı hatıra olarak kaldı hafızamda. Harman yerindeki bütün harmanlar yanmıştı. Kilis ilk defa büyük bir yangın ile tanışmıştı. Sadece filmlerde gördüğüm yangını bizzat yaşamıştım, yaşamıştık. İnsanlar belediyenin ikinci bir arasöz aracı daha alması gerektiğini konuşuyorlardı. (Tut Elimi Killize Kitabından)

 

Benzer Haberler

KİTAP Enerjiyi boş yere yakıyormuşuz. Sadece enerjiyi değil, kültürü de!… *** YÖNETİM...

Yorum 
0

Metin MERCİMEK “BEYNİNİ UYUŞTURURSAN SANA NASIL YARDIM EDEBİLİR Kİ?” Yaptığımız...

Yorum 
0

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, insan doğuştan medenidir, cemiyet içinde yaşamak için yaratılmıştır....

Yorum 
0


Yorumlar

İsim: E-posta: Yorumunuz:
*


SON EKLENEN HABERLER

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

KİTAP Enerjiyi boş yere yakıyormuşuz. Sadece enerjiyi değil, kültürü de!…...

Sigara ve Alkol Bağımlılığı

Metin MERCİMEK “BEYNİNİ UYUŞTURURSAN SANA NASIL YARDIM EDEBİLİR Kİ?”...

Yalnızlığı Sevdiğim Anlar

M. Yahya EFE Sevgili okurlarım, insan doğuştan medenidir, cemiyet içinde yaşamak...

Öğretmen Okulları Kimlerin Hayatını...

Mehmet KILIÇOĞLU Öğretmen okulları,özellikle Köy Enstitülerinin devamı...

ÖZÜMSÜN SEN KİLİS’İM

Türk Ordusu cephede düşmanla savaşıyor Yokluk içinde halkım ümitlerle...

YATIRLAR

Kilis’te yatırlar Ziyaretler çok sayıda Rabbim himmetlerini bizden, esirgemesin....

Kurtuluşumuzun 98. yıldönümü

Kilis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümü, kentte görkemli...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 7 Aralık ...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gönderdiği tebrik telgrafı ile Kilis’in...

112’nin kuruluş yıldönümünde doğaya...

Kilis’te, 112 Acil Çağrı Merkezi’nin 25’inci kuruluş yıldönümünde...

Kilis Özel İdaresi 2019 yılı faaliy...

Kilis İl Genel Meclisi toplantısında 2019 yılında Özel İdaresinin çalışmaları...

Yeşillik fiyatları rekor kırdı

Kilis’te pazarlarda ve marketlerde zam şampiyonu olan sarımsağıvatandaşlar,...

Kurtuluş şehitleri için mevlit

7 Aralık Kilis’in kurtuluşu münasebetiyle Hacı Cümbüş Camii’nde...

Öğrencilerden “Meyveleri Tüket Hast...

“Beslenme Dostu Okul Projesi” kapsamında Kilis Afife Keçik İlkokulu 2/A...

Şehit ve Gazi Aileleri Derneğinden ...

Kilis Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı...

Hicret Vakfı ve İyi-Der’den ö...

Hicret Eğitim, Kültür ve Hizmet Vakfı’nın “Bir çocuk da sen...

Hac kayıtları bitiyor

Kilis İl Müftülüğündenyapılan açıklamada, 2020 yılında Hac farizasını...

İntihara teşebbüs etti

Kilis’te intihara teşebbüs eden bir şahıs hastaneye kaldırıldı. Atatürk...

79. BOYUT / Ahmet BARUTÇU

UMUT Gençlik gelecekten umutsuzmuş. Umut, Kaf Dağı’nın ardında!…...