Dolar 32,8221
Euro 35,1421
Altın 2.449,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 35°C
Açık
Kilis
35°C
Açık
Cts 34°C
Paz 36°C
Pts 38°C
Sal 38°C

Kilis İbrahim Efendi Cami Minaresi (Öksüz Minare)

Kilis İbrahim Efendi Cami Minaresi (Öksüz Minare)
A+
A-
11.08.2021
427
ABONE OL

Akın TERCANLI *

Birbirinden farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Kilis, tarihi ve kültürel dokusuyla da önemli bir kavşak konumundadır. Çok önemli bir destinasyon merkezi olan şehrin, içinde barındırdığı sanatsal eserler, insanın manevi kimliğini yansıtan ve yücelten duyguların birer yansımasıdır. Şehrin; “sahâbeler ve evliyalar şehri” diye anılması da bu duyguların bir tezahürüdür.

Tarihi kaynaklarda “Killiz” olarak da adı geçen Kilis’in, tarihi ve yerleşimi çok eskilere dayanmaktadır. Şehrin çevresinde yapılan kazılardan elde edilen bilgiler Asur ve Roma dönemine kadar giden tarihi bir geçmişinin olduğunu ortaya koyar. 

 İslam dünyası için önemli bir sınır olan şehrin Hz. Ömer döneminde (634-644) fethedildiği bilinmektedir. Bizans’ın hücumlarına karşı bir tampon bölge olduğu anlaşılan Kilis, 9. yüzyıldan itibaren de Türk yerleşimine açılmıştır. Bir başka ifadeyle kentin Türk-İslâm kültüründe süreklilik arz eden önemli bir dönüşümün başlangıcı yaşanmıştır.

Farklı inançtaki toplumlara ev sahipliği yaptığı anlaşılan şehrin, mimari ve kültürel dokusunda da bu izleri görmek mümkündür. Türk-İslâm Sanatı açısından Memlûklü ve Osmanlı Devleti’nin mimari kültürel dokusunu yansıtan eserlerin varlığışehir kültürünü öne çıkaran değerlerdir.

Bu çalışmaya konu olan eser, avlu girişinin üzerindeki kitabeye göre, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından 1831 yılında yeniden yaptırılan ve halk arasında tek kaldığı için “öksüz minare” olarak da adlandırılan İbrahim Efendi Cami Minaresi’dir. Yazımızda, minarenin yüzeyinde yer alan süsleme ve motifler, dönemin sanat özellikleri bağlamında değerlendirilmiş ve eserin Osmanlı sanatındaki özgünlüğü belirlenmeye çalışılmıştır.

Mehmet Paşa Sokağı’nda bulunan ve günümüze ulaşamayan yapı topluluğu hakkındaki ilk bilgilere Hurufat defterli ile Arşiv vesikalarındaki kayıtlardan ulaşılır. Eldeki mevcut veriler ve vakıf kayıtları, cami ve medrese ile birlikte bir yapı topluğunun var olduğunu göstermektedir. Hurufat defterlerindeki kayıtları günümüz Türkçesine çevirdiğimizde “…Kilis’te Hacı İbrahim Efendi Medresesi bitişiğindeki Cami, Kilis’te “el-hac İbrahim Efendi’nin bina eylediği cami ve medrese…”gibi ifadelerin yer aldığı görülür (Dündar, 1999: 269). 1719, 1724, 1730 ve1732 tarihli vakıf kayıtlarından elde edilen bu bilgiler, bu alanda cami ve medrese ile birlikte inşa edilen ilk yapının 1719 yılından önce yapılmış olduğunu göstermektedir.

İbrahim Efendi’nin 18. yüzyılın başında yaptırdığı yapı topluluğu zamanla harap olunca Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından 1831 yılında cami ile birlikte yirmi odalı bir medrese yeniden ihyâ edilmiştir. Sonradan yapılan bu yapı topluluğu da zamanla yıkılmış günümüze sadece minare kalmıştır.

Yapıya ait bilgilere avlu girişin üzerindeki kitabeden ulaşılmaktadır. Sivri kemerli girişin üzerinde yer alan kitabenin günümüz Türkçesi şöyledir: “Keremi yüce olan Halep Valisi, iyi niyetle bu eseri yeniden ihyâ eyleyince, Nafi de noktalı harflerle bu tarihi yazmıştır. Bu güzel medreseyi cömert Mehmed Paşa yaptı 1831”(Dündar, 1999: 272).

“Öksüz” minare olarak anılan İbrahim Paşa Cami Minaresi,  1831 yılında yeniden yaptırılan yapı topluluğunun güney cephesinde yer almaktadır. Minare, yöreye özgü sarı renkli taştan yapılmıştır. On ikikollu gövde silindirik bir petek ile son bulur. Petek üzerindeki süslemeler oldukça etkilidir. Zikzak motifi olarak adlandırılan süslemenin varlığı petek bölgesini hareketli kılmıştır. Petek kısmında gördüğümüz bu süsleme özelliği külah bölgesinde de devam eder. Şerefe bölgesinde süslemelerin yoğunlaştığı görülür. Şerefe altındaki bilezik dışarıya doğru taşıntı yapmıştır. Silmenin üstünde yer alan onikigen kollu cephe yüzeyden taşıntı yapan mukarnas benzeri motiflerle çevrilmiştir. İki sıra halinde düzenlenen süsleme kuşağının üzerinde her biri birbirinden farklı olarak tezyin edilmiş altlı-üstlü rozetler bulunur.Toplam sayısı yirmi dördü bulan bu rozetlerin üzerinde yer alan çini parçalar dikkat çekicidir. Çinili alanın üzerinde köşe kısımlarında sarkıtları bulunan mukarnas dolguları görülür. Sarkıtların dış yüzeyindeki yatay uygulama ile şerefe altına bir hareketlilik sağlanmıştır. İç kısımları birbirlerinden farklı geometrik kompozisyonlarla düzenlenen şerefe korkuluğunda yaratılan ahenk etkileyici bir görünüme sahiptir.

Minare kaidesinin güney kısmında yer alan ve halk arasında “Mühr-i Süleyman” olarak da bilinen altı kollu yıldız, İslâm tezyini sanatlarında; metal, ahşap, mimari ve dokuma gibi birbirinden farklı pek çok alanda motif olarak kullanılmıştır (Pala, 2006: 526). Halk arasındaki inanca göre bu desenin bulunduğu yere şeytan giremez, kötülükler ve uğursuzluklar son bulur, bereket ve bolluk gelir. Anadolu Selçuklu, Artukoğulları ve İlhanlı eserlerinin özellikle giriş kısımlarında ya da kilit taşı denilen yerlerde bu motifin sıklıkla kullanıldığı bilinmektedir. Osmanlı sultanlarının tılsımlı gömlek giydikleri bu gömleklerin de üzerlerinde altı kollu yıldız motifi bulunduğu bilinmektedir. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın (1475-1546)Sancağı’nda yer alan altı kollu yıldız, inanışa göre rüzgâra hükmetmek adına Barbaros Hayreddin Paşa tarafından işletilmiştir. Güç sembolü olarak da kullanılan Mühr-i Süleyman motifi görüldüğü gibi Türk sanatı içinde geniş bir ikonografik anlama sahiptir. Yapının hemen girişindeki bu motifin koruyuculuk, bereket ve gücü sembolize ettiği anlaşılmaktadır. Bazı Kilis evlerinin girişlerinde ve kimi kapı kanatlarında bu ve buna benzer altı kollu Mühr-i Süleyman motifinin yer almış olmasını, koruyuculuk ve bereket unsurlarının halk inançlarındaki tezahürü ile açıklamak mümkündür. İçinde yaşayan insanları kötülükten koruduğuna inanılan Mühr-i Süleyman motifi, burada da yapıyı koruma amaçlı sembolik bir motif olarak yerini almıştır.

Burada üzerinde duracağımız bir diğer nokta da incelediğimiz yapının kaidesinde görülen altı kollu yıldız motifi ile (Mühr-i Süleyman) Yahudi inancında görülen ve sembolik bir değeri olan altı kollu yıldızın (Magen David) aynı anlama gelmediğidir. Altı kollu yıldız bazı devletler için siyasi bir simge olarak da kullanılırken Avrupa sanatı ikonografisi açısından da farklı anlamalara gelen bir motiftir. İsrail’in devlet bayrağında yer alan bu motif Avrupa sanatı ikonografisinde “Davut Yıldızı” ya da (Magen David) adıyla da anılmaktadır. “Magen” kelimesi İbranicede “koruyucu, savunucu ve kalkan” anlamına gelir (Atasagun, 2001: 125; Türeli, 2006: 79).Yahudi inancında simgesel ve siyasi bir değeri olan Megan David’in, Türk-İslâm Sanatı’nda kullanılan Mühr-i Süleyman motifi ile ikonografik anlam açısından bir ilgisi yoktur. Türk-İslâm Sanatın’da kullanılan yıldız motifi siyasi bir sembol değildir.Mühr-i Süleyman motifi Türk ikonografisinde bulundukları yere bolluk, bereket ve güç getireceğine inanılan bir süsleme motifidir. Bu nedenle minarenin kaidesinde yer alan yıldız motifi ile Batı ikonografisinde kullanılan Magen David’in aynı anlama gelmediği ve birbirinden farklı ikonografik içeriğe sahip olduğu unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, ilk inşası 1719 yılına dayanan cami ile medresenin birlikte inşa edildiği bütünleşik bir yapı kompleksi gösteren İbrahim Efendi Cami, günümüze tam olarak ulaşamamıştır. Geleneğin sürdürücüsü olan mimari kurgusu yapının inşa edildiği dönemde önemli bir yer işgal ettiğini gösterir. Sivri kemerli girişi ve girişin üzerinde yer alan kitabesi Osmanlı mimarisinde çok sık karşılaştığımız giriş cephesini tekrar eden uygulamalara bir örnektedir.

Günümüze sağlam olarak gelen ve tek kaldığı için “öksüz” ismini alan minarenin genel düzenlemesi Osmanlı minarelerinden farksızdır. İnce uzun ve düzgün simetriye sahip gövdesi, şerefe korkuluğu ve bütün bunlara eşlik eden petek kısmındaki uyum klasik dönem minarelerinde görmeye alışkın olduğumuz düzenlemelerdendir. Genel düzenlemesiyle klasik minarelerden farkı olmayan minarenin şerefe altında yer alan rozetler, petek kısmındaki münavebeli taş uygulaması ve kaide kısmındaki altı kollu yıldız motifi bölgesel özellikler olarak değerlendirilebilir. Bir başka deyişle İbrahim Efendi Cami Minaresi, Klasik Osmanlı ve bölgesel süsleme özelliklerini bünyesinde barındıran ve günümüze tam olarak gelen Kilis’teki ender sanat eserlerinden biridir.

Kaynakça:

Atasagun, G. (2009). “Yahudilikte Dini Sembol ve Kavramlar”. Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, 11, s. 125-156.

Dündar, A. (1999). Kilis’teki Osmanlı Devri Mimari Eserleri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Pala, İ. (2006). “Mühr-i Süleyman”,Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 31, s. 524-526.

Türeli, İ. (2006). Türk Sanatında Altı Köşeli Yıldız (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul: Marmara Üniversitesi.

ÖZGEÇMİŞ Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda “Avrupa Tasvir Sanatlarında Hz. Davut İkonografisi (16-17. Yüzyıl)” isimli doktora tezi devam eden Akın Tercanlı, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır.

(ZEYTİNDALI DERGİSİ)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.